Feeds:
Yazılar
Yorumlar

– 14 günlük seyahatin sonunda eve dönmek harikaydı! Gerçi dönüşümüz seçimlere yetişme telaşıyla biraz heyecanlıydı ama hem biz hem Acarkent ekibi zamanında sandık başında olduk. Artık iç rahatlığı ile eve dönüşün keyfini çıkarabilirdik!

– Dönüşümüzün ertesi günü için Tiryakiler’le sözleşmiştik. Büyükler yine çok keyifli bir gün geçirdiler ama bizim Arda’yla frekansımız tutmadı. Böyle bir şey ilk kez olduğu için herkes çok şaşırdı ama bir şekilde zaman geçirdik.

– Bir buluşma da Lara’yla Göztepe Parkı’nda yaptık. Hava tam park havasıydı; ne soğuk ne de sıcak. Bodrum’da görüşebilmek umuduyla sarılıp ayrıldık.

– Evde zaman geçirirken bizimkilerle en çok oynadığımız oyun Tiryakiler’in hediyesi olan ‘Tik… Tak BOMM’du. Bunu Sude’yle oynamıştık, ben biliyordum zaten ama annem de çok sevdiği için fazlaca oynamış olabiliriz. Oyunda seçilen kartlardaki konsepte göre (uzayda, kumsalda, caddede vs.) kelime türetmek gerekiyor. Bunu yaparken de hızlı olmak ve elindeki patlamaya hazır bombayı senden sonraki kişiye geçirmek lazım. Bomba 10-60 sn. arasında herhangi bir anda patlayabiliyor. Patladığı zaman kimin elindeyse kart onda kalıyor. Oyunun sonunda elinde en az kart olan oyuncu kazanıyor. Tik… Tak BOMM’u her dilde oynamak mümkün. (5+)

– Gemideki arkadaşlarımdan öğrendiğim bir iskambil oyunu var: ‘Bonjour Madame! Bonjour Monsieur!’ Oyun hem basit, hem eğlenceli. Dikkatli olmak ve zamanında tepki vermek üzerine kurulu olan oyun şöyle oynanıyor: Bir deste iskambil kağıdı oyuncu sayısına göre bölünüyor. Rastgele ya da eşit olabilir, fark etmez. Sonra oyuncular ellerindeki kartları sırayla yere açmaya başlıyor. Vale, kız ve papaz dışındaki kartlara tepki verilmiyor. Kız çıkarsa herkes “Bonjour Madame!” diyerek elini alnına götürüp selam veriyor. Vale ya da papaz gelirse de “Bonjour Monsieur!” diyerek elini alnına götürüp selam veriyor. Eğer birisi yanlış karta selam verirse/selam vermeyi unutursa ya da gecikirse yerdeki tüm kağıtları alıyor. Oyunu zorlaştırmak isteyenler yere 9 açıldığında miyavlama, 10 açıldığında havlamayı da kurallara ekleyebilir. Bu oyunda biz çok gülüp eğleniyoruz ama dayımla oynamak ayrı bir efsane! 🤣 (6+)

– Bu yaz iki ay Bodrum’da olacağımızdan bahsetmiştim. Yolculuk öncesi eksikleri tamamlama işleriyle de uğraştık bu hafta. Artık her şey hazır. Bekle bizi Bodrum!

Reklamlar

Flåm treniyle yolculuk ve turun sonu

22 Haziran Cuma, yine bolca yeşil tonu eşliğinde Flåm turumuzu yaptık. Flåm; Sognefjord’un bir kolu olan Aurlandsfjord’un bittiği noktada bulunuyor. Burada 400 kadar insan yaşıyor ama yılda 500.000 turist ağırlanıyor. Bu küçücük yer coğrafi olarak o kadar şanslı ki çevrenize baktıkça huzur doluyorsunuz.

Myrdal-Flåm arasında yapılan tren yolculuğu (Flåmsbana) ise buraya geldiğinizde yapmadan dönmemeniz gereken şeylerden biri. Bu nostaljik tren yolculuğu boyunca birbirinden güzel dağ, nehir, vadi, şelale ve fiyord manzaraları eşliğinde ilerledik. Arada geyik bulmaca yarışması yapmaya çalıştık ama sürekli tünellere girip çıktığımızdan oyunumuz bölündü diye vazgeçtim. Yaklaşık 20 km.lik yolculuk boyunca 20 kadar tünele girdik. Tren 225 m.den dökülen Kjosfossen Şelalesi‘nde kısa bir mola verdi. Bu noktada turistlerin ilgisini çekecek bir şov hazırlamışlar, hep birlikte dans eden kırmızı elbiseli kızı izledik.

Sonraki durağımız Voss‘du. Burada yine harika bir manzara eşliğinde öğle yemeği ve kahve molası verdik. Çok rüzgar vardı ama güneş insanın içini ısıtıyordu. Biz yemekten biraz erken kalkıp etrafta yürüdük, sonra da grubun geri kalanıyla buluşup Gudvangen’a gitmek üzere otobüse bindik.

Yol üzerinde Skulestadmo‘daki Tvindefossen şelalesinde kısa bir mola verdik.

Tekrar otobüse binip Vossestrand‘daki çiftleri izleyerek Stalheim vadisi boyunca yolculuğumuza devam ettik.

Vardığımız nokta ise yine başka bir doğa harikasıydı. Norveç’in en uzun fiyordu olan 18 km.lik Sognefjord‘da cruise gemileri salınıyor ama öyle bir nokta var ki sadece 500 m. genişliğinde. O da: Naeroyfjord.

Doğanın güzelliğini kelimelerle anlatmak mümkün değil. Bu yüzden burada geçirdiğimiz süre yetmedi, uzun uzun oturup tadı çıkarılması gereken bir yer. Her yer karavan doluydu. Zaten Norveçliler çok fazla yurtdışına çıkmazlarmış ama hiç evde de oturmazlarmış. Karavanları ile en kısa tatilde bile doğayla baş başa olacakları yurt içi seyahatlere çıkarlarmış. Ne güzel!

Gezinin sonuna geldiğimiz için otobüse binip Flåm‘a döndük. Geminin kalkacağı saate kadar biraz vaktimiz vardı. Çevrede turlama ve hediyelik eşya alma gibi aktivitelerle süremizi doldurup gemiye bindik. Bu biniş ile de Norveç tatilimizin sonuna gelmiş olduk. Hamburg’a doğru dönüş yolculuğumuz başladı. Yaklaşık 1,5 gün denizde olup 24 Haziran sabahı Hamburg‘a yanaşacağız.

Norveç kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Doğal güzellikleri sayesinde insana birçok yeni deneyim yaşamayı vaadediyor. Pek çok yeri gezmemize rağmen tekrar tekrar gelmekten sıkılmayacağımız, her gelişimizde de farklı duygular yaşatacağından emin olduğum bir yer. Umarım bir gün tekrar Norveç’e yolumuz düşer. Seyahat notlarımın sonuna gelirken babaannemle dedeme çok ama çok teşekkür etmek istiyorum. Onlar sayesinde yeni yerler gezip gördüm ve harika vakit geçirdim. Sizi çok seviyorum! 💕

Hellesylt ve Geirangerfjord

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen yolculuğun sonunda Hellesylt‘e yanaştık. Böyle diyorum çünkü deniz çok dalgalıydı, koca gemi beşik gibi sallandı ve yapılabilecek her şeyi yaptık, bütün eğlenceyi tükettik. Bizimkilerle konken oynamaya başladım, o derece! Neyse ki demir attığımız yerde harika bir manzara bizi karşıladı. Her taraf yemyeşildi, resmen içimiz açıldı. Ağaçlara filan sarıldık. Temiz havayı bol bol içimize çektik.

Otobüse binip yeşil renk tonları eşliğinde göller, nehirler, şelaleler gördük.

Avrupa’nın en derin gölü olan Hornindal Gölü ve dağ kıyısındaki Stryn Gölü‘nde mola verdik. Bazı noktalarda durup fotoğraf çekildik. Sonra da Geirangerfjord manzarasını tepeden görebileceğimiz bir yere; Dalsnibba‘ya (1.500 m) çıktık. Yine gökyüzünün kapalı olduğu bir ana denk geldik ama olsun… Burada hala kar vardı. Küçük bir kardan adam yaptım. ⛄️ Yükseklik korkusu olmayanlar için metal bir ızgara üzerinde yürüyerek ‘skywalk’ yapma imkanı da var.

Sonra Geiranger’e indik ve yemek yedik. Biraz etrafı gezip gemiye çıktık. Gemimiz hareket ettikten sonra 2 saat boyunca Geirangerfjord‘da dolaştı. Biz de bu sırada De Syv SøstreneSeven Sisters Şelalesi‘ni yani yedi ayrı ırmağın yedi ayrı yerden 250 mt. yükseklikten dökülüşünü izledik. Ardından tekrar yola koyulduk. Neyse ki yolculuk bu sefer çok uzun sürmeyecek. İstikamet; Flåm.

Honningsvåg ve Nordkapp

18 Haziran Pazartesi sabahı Honningsvåg açıklarında demirledik. Hava 5-7C civarında ve güneşliydi. Akşama doğru Nordkapp’a gideceğimiz için biraz gemide keyif yaptık, sonra da şehri keşfe çıktık.

Burası Norveç’in en kuzeyinde bulunan, yaklaşık 2500 kişinin yaşadığı küçücük bir yer. Deniz donmadığı için harika deniz ürünleri yetişiyor ve halk çoğunlukla balıkçılık yaparak geçim sağlıyor. Çok eskiden insanlar Honningsvåg’ın dünyanın kıyısında yer aldığına inanırlarmış.

Turistlerinse burada yapacağı iki şey var; biri Artico adlı buz barda drink almak, diğeri ise her biri 8-10 kg civarında olan kral yengeci tatmak. Yengeçleri yerinde yakalayıp orada pişirip yemek mümkün. (Bota binip 1 saat yol gidip fiyordlardan birine yanaşıp denizden yengeç çıkarıp pişirip yeme.) Bunu fazla maceracı bulanlar Honningsvåg’da bir yerde oturup sakince yengecini de yiyebilir tabii..

Artico Ice Bar’ı Lapland’dan kalıp kalıp kesilip getirilen buzlarla yapmışlar. Termal kıyafetler giyilerek içeri giriliyor ve içki içiliyor. Aynı zamanda hediyelik eşya dükkanı da var. Benim esas ilgimi çeken ise Lonchas adlı Alaska Malamutu oldu. (Bu cinsi Beyaz Diş adlı ünlü hikayeden hatırlarsınız..) Kocaman ve çok sevilesiydi fakat yanındaki panoda dokunmanın yasak olduğu yazıyordu. Ben de uzaktan baktığımla kaldım.

Gemiden indiğimizde harika bir ışık vardı, çekilen tüm fotoğraflar sanki yağlı boya tablo gibiydiler. Fakat ansızın başlayan sağanak yağmur fotoğraf keyfimize noktayı koydu. Nordkapp’a gitmeden önce 1 saatimiz vardı, koşarak Corner Cafe’ye sığınıp bişeyler içtik. Aslında harika pizza kokuları geliyordu ama tok olduğumuz için yiyemedik.

Nordkapp’a gidiş vakti geldiğinde grubumuzla buluştuk ve yaklaşık 30 km. sürecek yolculuğumuz için otobüsteki yerimizi aldık. Nordkapp’ta 22:00-02:00 arası güneş ufuk çizgisine en yakın yerde durduğu için rehberimizin yönlendirmesiyle özellikle bu geç saati seçtik. Nasılsa 24 saat gündüzü yaşıyorduk ve uykumuz yoktu. Yol üzerinde Norveç’in kuzeyinde yaşayan Sami insanlarının yerleşim yerine uğradık. Çadırlar, geyikler, değişik el işleri gördük. Toprakları İsveç, Norveç, Finlandiya ve Rusya arasında paylaşılan bu halkın dil, kültür, din ve gelenekleri yasaklanmış. Yeni yeni bazı haklara kavuşmaya başlamışlar ve halen daha mücadele ediyorlamış. Samilerin özelliklerini yazmaya kalksam çok uzun sürer ama şöyle özetleyeyim; doğaya saygılılar, hiçbir şeyi ziyan etmeden, kendi imkanlarıyla, izole bir halde kuzeyde yaşıyorlar. Daha doğrusu yaşıyorlarmış. Artık entegre (asimile) olmuşlar.

Nordkapp ya da North Cape; Avrupa karasının en uç noktası ve 71. paralelde yer alıyor. Buraya bir merkez inşa edilmiş. İçerisinde müze, restoran, bar, Nordkapp hakkında film gösterilen sinema salonu, şapel vs. bulunuyor. Ayrıca buradan posta kartı da atılıyor. (Grand Cayman’deki Hell gibi! 😈Güneşin hiç batmadığı günleri (midnight sun) yaşadığımız için harika fotoğraflar çekme imkanı var. Fakat şansımıza hava o kadar bulutluydu ki, güneşi göremedik bile. Ne yapalım kısmet böyleymiş.

Bulutlar olmasaydı güneş hangi saatte nasıl görünüyordu sorusunun cevabı ise şöyle:

Nordkapp’ın rüzgarına dayanabilirseniz dünya küresini, Children of the World heykelini, Kral Oscar’ın dikilitaşını ve Nordkapp miltaşını görebilir, küçük taşları üst üste dizmek geleneğine uyabilirsiniz.

Nordkapp’dan ayrıldıktan sonra gemiye dönüşümüz 01:30’u buldu. Gece denize açıldık, yaklaşık 2 gün denizde olacağız. Çok yukarı çıkmışız artık aşağı iniyoruz. 🙈 İstikamet; Hellesylt.

Ela Süper Svalbard’dan bildiriyor

16 Haziran Cumartesi bu seyahati özel kılan yerlerden birine ayak bastık: Svalbard.

Artık kutup noktasına çok yakınız. Şu an güneşin hiç batmadığı günlerde olduğumuz için her saat gündüz yaşanıyor. Svalbard’ın %60’ı buzullarla kaplı ve gerçekten çok soğuk. Bir diğer ilginç nokta; burada insandan çok kutup ayısı yaşıyor. Belli sınırların dışına çıkıldığında kutup ayılarının saldırısına uğrama tehlikesi var. Bu yüzden ruhsatlı silahı olmayanların şehir merkezi dışına çıkma izni yok.

78. paralelde bulunan Svalbard, Norveç’e bağlı takım adalardan oluşuyor. Özerk bir yönetim şekli var. 42 ülkenin imzaladığı anlaşmaya göre o ülkelerin vatandaşları burada yaşayıp çalışabiliyor. Vergi yok. Başkenti Longyearbyen. Bir de kömür madenleri olan ve çoğunlukla Rusların yaşadığı Barentsburg var.

Svalbard’ın özelliği dünyanın en kuzeyindeki yönetim birimi olması. Dolayısıyla en kuzeydeki kilise, en kuzeydeki üniversite, en kuzeydeki bar vs. burada.

Hiç yeşil olmasa da, her yer siyah-gri ve beyaz olsa da Svalbard’ın doğa harikası olduğunu söylememe gerek yok sanırım. İnanılmaz bir çeşitlilik ve buraya özgü hayvanlar var; çok özel kuşlar, kutup tilkisi, kutup martıları, foklar, balinalar, geyikler… Biz bol bol kuş gördük ama kutup ayısı göremedik. O kadar çok olmalarına rağmen kutup ayılarını görmek zor. İsteyenler özel turlara katılıp teknelerler kıyı kıyı geziyorlar. Garantisi yok tabii, eli boş dönmek de mümkün.

Longyearbyen’de 2100, Barentsburg’da 450 kişi yaşıyor. Ruslar Barentsburg’ü sahiplenmişler ve stratejik olarak bırakmak istemiyorlar, buradaki kömür madenlerini işletiyorlar. Svalbard’da azıcık insan yaşıyor ama folklor kulübünden tutun, kütüphaneye, sıcak havuza, müzeye kadar her şeyleri var.

Bir de Pyramiden denilen ve artık kimsenin yaşamadığı bir yer var. Eskiden kömür çıkarıyorlarmış. 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’nın eline geçebileceği endişesiyle Ruslar kendi elleriyle şehri yerle bir etmişler.

Svalbard’daki bir diğer önemli yer: Küresel Tohum Deposu (Global Seed Vault). Nükleer savaş ya da meteor düşmesi gibi felaketler sonucu yok olabilecek bitki-sebze-meyveleri tekrar üretebilmek amacıyla burada tohumlar saklanıyor.

Svalbard’daki turumuz tamamlandıktan sonra gemimiz bizi dev bir buzulun (glacier) yakınına götürdü. Fiyordların arasındaki tabak gibi bir buz kütlesini izledikten sonra yolculuğumuza devam ettik.

Kara kara dağlar daha doğrusu fiyordlar arasında ilerliyoruz. Yaklaşık 2 gün denizde seyredeceğiz. İstikamet: Honningsvåg.

Sevimli (!!) Troller

Svalbard‘a olan yaklaşık 2 günlük yolculuğumuzda yine gemide bol bol oyun oynadık. Güneş batmadığı için koca günler bizimdi!

Farklı olarak ‘Cirque du Soleil at Sea’yi izledik. Beklediğimden kısa sürdü gerçi… Akrobasi gösterilerine hazırlıklıydık da, beatbox büyük sürpriz oldu. Çok güldüm, çok eğlendim. Gösteri bittikten sonra odaya gidene kadar annemle kikir kikir gülerek beatbox yaptık. Komşuları uyandırmayalım diye odaya gelince sustuk ama gülüşmelerimiz devam etti. 😝

Fırsat bulmuşken Troller’den bahsedeyim. Troller İskandinav halk hikayelerinde geçen ve korkunç gözüken, insana benzeyen ama kocaman burun ve kulakları olan yaratıklar. Dağlardaki mağaralarda yaşarlar ve insanları kaçırırlar. Güneş ışığında taşa dönüşürler… Miş… İnsanlar artık böyle şeylere inanmıyorlar ama uğur getirdiğini düşünerek süs eşyalarını satın alıyorlar. Norveç’te her yerde büyüklü küçüklü Troll heykelleri ve süs eşyaları var. Almayanı dövüyorlar. Ben nefret ettim, çok sevimsiz buldum. Zorla bir kare fotoğraf çektirdim. Ona da bakamıyorum zaten.

Ela style Tromsø

14 Haziran Perşembe sabahı Tromsø’ya yanaştık. Martılar bize “Hoşgeldiniz!” demek için yaklaştılar, biz de onlara ekmek atarak “Hoşbulduk!” dedik.

Şehir turları benim çok ilgimi çekmiyor, değişik bir atraksiyon varsa daha mutlu oluyorum. Bu yüzden bizimkiler günü benim keyif alacağım şekilde planlamışlar. Yuppii!

Norveç’e gelmeden Husky çiftliklerinden haberim olmuştu ve gitmek için sabırsızlanıyordum. Anne-baba ve 3 çocuktan oluşan bir ailenin, 300 kadar köpekleriyle birlikte yaşadıkları ve aynı zamanda ziyaretçilerine vahşi hayatı deneyimleme fırsatı sundukları bir kampa gittik. Köpekleri görünce kendimden geçtim, hangisini seveceğimi şaşırdım. Yeni doğmuş bebekleri sevmeme, azıcık büyümüş olanları kucağıma almama izin verdiler. Mutluluktan ölebilirdim!

Laf aramızda yavrulardan birini çaktırmadan çantaya atmamak için kendimizi zor tuttuk. Bunu tek düşünen biz olmamalıyız ki; otobüse bindiğimizde rehberimiz “Umarım içinizden çantasına yavru köpek saklayan olmamıştır.” diye espri yaptı. Annemle birbirimize bakıp gülüştük. 😝

Kutup yaşamıyla ilgili bilgilerin verildiği Polaria Center, bir diğer uğrak noktamızdı. Kuzey ışıkları ve kutup hayvanlarını tanıtan ‘Life in the Freezer’ adlı belgeseli izledik. Akvaryumdaki canlıları ve havuzdaki fokları gözlemledik. Mağazadaki peluşlar beni benden aldı ama sadece küçük bir kutup ayısına izin çıktı.

Tromsø anakaraya bir köprü ile bağlanan Troms Adası‘nda. Yemyeşil bir yer. Teleferikle Storsteinen tepesine çıkıp şehre ve çevredeki adalara bakmak mümkün. Biz şehir turunu otobüs ile yaptık. Tromsø’nun ilginç mimarisiyle ünlü Arctic Cathedral‘ini bu vesileyle görmüş olduk. Umarım bir gün Tromsø’ya tekrar yolum düşer de kuzey ışıklarını görürüm.

Kuzeye doğru yolculuğumuz devam ediyor. Yarın tüm gün denizdeyiz. İstikamet; Svalbard.

%d blogcu bunu beğendi: