Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Aslında niyet kötü değil ama…

Büyükler bazen (tamamen iyi niyetle) bazı şeyler yapıyorlar fakat bunların sonuçları hem kısa hem uzun vadede bizim yararımıza olmayabiliyor. Her zaman ve koşulda bizi mutlu etmeye çalışmak, bir şeyi yapmak istemediğimiz zaman ödül vererek yapmamızı sağlamak, her ihtiyacımız olduğunda yardımımıza koşmak, oyunlarda hep bizim kazanmamıza izin vermek vb. Büyüdüğümüzde her zaman mutlu olamayacağız, bazen işleri yardımsız halletmemiz gerekecek ve tabii ki her zaman kazanan biz olmayacağız… Olaylara bu açıdan bakınca sizce de azıcık zora gelmek, bizi gerçek dünyaya daha iyi hazırlamayacak mı?

Eğitimpedia’da güzel bir yazı var, okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Reklamlar

Ve okullar açıldı…

– Eğlenceli bir yaz tatilinin ardından şehre döndük ve ilk iş olarak yeni okul dönemi için gerekli olan malzemeleri aldık. Kitapları kapladık, etiketleri yapıştırdık ve okula gidip dolabıma yerleştirdik. Resimde de görüldüğü üzere bu sene sınıfım 3-E oldu.

– Güzel bir pazar sabahı Caddebostan Sahili‘nde Alp, Arel ve Mert ile buluştuk. Bunu çok istesek de sıklıkla yapamıyoruz ama birlikte harika vakit geçirince yine arayı fazla açmamak üzere sözleşerek ayrıldık.

– Foça’dayken çok istediğim ama orada bulamadığımız için anneannemden sonra alınacağına dair söz aldığım PlayDoh Pasta Kulesi‘ne kavuştum. Hamurla oynamayı hala çok seviyorum ve bu oyuncak sayesinde hayalimdeki yemek süslemelerini uygulamam daha kolay oluyor.

– Ailemizin en minik ferdi Can Pars’ı ziyarete gittik. Nasıl da tatlı ve oyuncuydu.. Onu bol bol güldürdüm. Durumdan pek şikayet eder gibi bir hali yoktu. 🙂

– Sezonun ilk doğum günü partisini Oya düzenledi. Siteden birkaç arkadaş onların evinde toplandık.

– Yael ile Bebek‘te buluştuk. Önce yemek yedik, ardından parka gittik.

– Bebek Parkı’ndan sonra Akmerkez‘e uğrayıp yeni açılan Wepublic‘teki kaydırağa bakmak istedik. Epey yüksek, ilk başta insana korkutucu gelebilir ama cesur olun ve mutlaka deneyin! Pişman olmayacaksınız!

Eğer mutlu çocuklarınız olsun istiyorsanız, onlara mutsuz olmaya tahammül edebilmeyi öğretmelisiniz. Eğer Veruca’nın babası (Charlie’s Chocolate Factory), kızını sürekli öfke, hayal kırıklığı ve hüsran gibi yoğun duygulardan korumak yerine bunlarla uğraşmayı öğretseydi çok daha iyi bir şey yapardı.

Çocuklarımıza verebileceğimiz en iyi hediyelerden biri duygusal barometrelerini nasıl kuracaklarını ve açacaklarını onlara göstermektir. Bu barometre, hayatları boyunca onlara çok iyi bir şekilde hizmet verecektir. Duygularıyla barışık olan çocuklar ve yetişkinler, kendileriyle daha fazla barışık olurlar ve iş, arkadaşlık ve aşk hayatlarında daha kolay yol alırlar.

Yazının tamamı için; http://www.egitimpedia.com/mutlu-cocuklar-yetistirmenin-gercek-anahtari-mutsuzluk/

Yaz tatili kitaplarım (2.sınıf)

Bu yaz okuldan okumamız için verilen iki kitap vardı: Kırmızı Pelerinli Kurtçuk ve Tula Doğa’nın İzinde.

Kırmızı Pelerinli Kurtçuk artık büyümüş ve annesinden ayrılma zamanı gelmiştir. Yaşamın gereği budur. Doğada karşılacağı tehlikeler küçük kurtçuğu korkutmaktadır ama zamanla iyi/kötü pek çok şey deneyimleyecek; hayatla, diğer hayvanlar ve insanlarla ilgili yeni şeyler öğrenecektir. (6-10 Yaş, Final Kültür Sanat Yayınları, 11,5 TL)


Örümcek Tula’nın maceralarını anlatan serinin ikinci kitabında Tula, Alagöl’de yaşayan deniz kaplumbağası Doğa’yı ziyaret etmeye ve yavrularının yumurtadan çıkışını izlemeye karar veriyor. Yavrulardan biri için işler beklenildiği gibi gitmeyince, ona yardım edip sağ salim annesine ulaştırmaya çalışıyor. (6-10 Yaş, Final Kültür Sanat Yayınları, 9,5 TL)

IMG_1242

Günışığı Kitaplığı’nın çok sevilen Karaböcü serisi, Nisan ve küçük kedisi Karaböcü’nün maceralarını konu ediyor. Ben yazın serinin ilk iki kitabını okudum: Karaböcü Hoş Geldi ve Karaböcü Partinin Gözbebeği. Kahramanımız Nisan, taşındıkları için okul değiştirmek zorunda kalıp arkadaşlarından ayrılınca mutsuz olur. Bir gün sokakta simsiyah bir kedi yavrusu bulup gizlice eve getirir. Zamanla bu küçük afacanın sıradışı özellikleri olduğunu fark eder. Eğlenceli maceralar da böyle başlar… (7-9 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 9 TL)


Berk Mucit Oldu; serbest bırakıldığında hayal gücünün sınırları olmadığını anlatıyor. Mucitlerin bugüne kadar tembellik ettiklerini düşünen Berk’in aklında daha uçuk kaçık fikirler vardır: Gürültü çıkarmayan top, hiç çalışmadan 5 alınan ödev vb. Ailesi çocuklarının icat yapmaya (mesela sürekli pırtlayan erkek kardeşi için ses geçirmeyen külot) kafasını taktığını görünce onu üstün zekalılar okuluna yazdırır. Okula kayıt olmak için gerçekten bir icat yapması beklenince, Berk kardeşinin agularını Türkçe’ye çeviren bir alet icat eder. Sonra da komik olaylar birbirini izler. (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 16 TL)

Daha önce Ormandaki Hazine ve Okula Başlıyor adlı kitaplarını okuduğum seriden bu yaz Küçük Ejderha Kokosnuss ve Maceraları’nı okudum. Bu kitapta da Kokosnuss ve arkadaşı Mathilda’nın deniz canavarı Amadeus, kötü büyücü Ziegenbart ve cadı Rubinia ile karşılaşınca yaşadıkları maceralar anlatılmış. (5-8 yaş, ABM Yayınevi, 15 TL)

Anne Baba Dükkanı, anne babasından bunalan her çocuğun aklından geçmiş olabilecek bir fikre dayanıyor: Onları başka anne babalarla değiştirmek! “Ödevini yap! Odanı temizle!” gibi emirlerden sıkılan Ava, bir gün eve gelirken bir el ilanına rastlar. Ava’nın hayalinde istediği saatte yatmasına, dilediği kadar abur cubur yemesine izin veren ebeveynler vardır. Anne babasını paketleyip dükkana götürür ve başka çocukların memnun olmadıları anne babalara bakar. Önce ‘Dileğiniz bizim için emirdir’ etiketli anne babayı seçer fakat kısa süre sonra gerçek yüzleri ortaya çıkar. Onları geri verip ‘Ne yaparsan yap umrumuzda değil!’ etiketli olanları alır ama onlar da Ava’nın hayalindeki gibi çıkmaz. Hikayenin sonunda Ava, kendi anne babasıyla sevgi dolu bir kavuşma gerçekleştirir. Ne de olsa onlar birbirlerini çok sevmekte ve iyiliklerini istemektedir.  (6-10 Yaş, İletişim Yayınları, 9,5 TL)


Kitaplardan Korkan Çocuk, Susanna Tamaro’nun çocuklar için yazdığı bir öykü. Her yıl olduğu gibi sekizinci doğum gününde de anne babası Leopold’e kitap hediye eder. Halbuki o bir çift koşu ayakkabısı hayal etmektedir. Leopold hangi kitabı açsa kara kara lekeler havada uçuştuğu için başı dönmekte, bu yüzden kitap okumak istememektedir. Oğulları kitap korkusunu yensin diye annesi babası çareler arar, onu doktora götürürler, cezalandırırlar. Sonunda Leopold evden kaçar ve yaşlı bir adamla tanışır. Böylece olaylar gelişir… (8+, Can Çocuk Yayınları, 8,5 TL)

Ve Pıtırcık… Goscinny ve Sempé’nin çok sevilen serisinin ilk kitabı Küçük Pıtırcık. Bir sınıf dolusu afacanın eğlenceli maceralarını, çocuk gözünden büyüklerin dünyasını, arkadaşlık ilişkilerini ve daha birçok şeyi Nicholas’tan dinliyoruz. Seride şu an için 14 kitap var. Yolum uzun…  (8+, Can Çocuk Yayınları, 10 TL)

img_2114

Oliver Moon serisi, küçük bir sihirbazın maceralarını konu ediyor. Oliver Moon ve Ejderha Felaketi‘nde Sihir Festivali’ne katılacak olan Oliver ve evcil hayvanı ile yaşadıkları komik olaylar anlatılıyor. (10-13 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 7 TL)

En ama en beğendiğim kitabı sona sakladım! Unutma Beni, Aslı Eti’nin ilk kitabı. Aslı’yı Elif’in ve Seda’nın arkadaşı olarak tanıyordum da kitap yazdığını Elif bana imzalı bu kitabı hediye edince öğrendim. Tam da annemin kitapları gibi bir kitap isterken (yani çocuk kitabı gibi olmayan, çok sayfalı, küçük puntolu ve resimsiz…) gelen Unutma Beni’yi elimden bırakamadım. Dünyanın iyilik ve güzellik dolu olduğunu anlatan hikayesi, kurgusu, verdiği mesajlar, her şey çok güzel. Aslı’nın yeni yazacağı kitapları heyecanla bekliyorum. (8+, Kırmızı Kedi Yayınevi, 12 TL)

2016 yaz tatilim

– Bu sene tatil sezonunun resmi açılışını Nuh’un Gemisi‘nde yaptık. Haziran ayında olmamıza rağmen İstanbul’da hava hafif serin olduğu için yazın geldiğini Kıbrıs’ta anladık diyebilirim. Cansu’yla aramız çok iyiydi. Kaydıraklar sabah ve öğleden sonra ikişer saatliğine açıktı. Günde dört saat boyunca bir an bile ara vermeden kaydık. Yine de pilimiz bitmedi. Kaydıraklar kapanınca da plaja gittik. Harika vakit geçirdim.

– Kıbrıs dönüşü dedemin koşu programına dahil olduk ve bu sayede Güral Sapanca‘da bir hafta sonu geçirdik. Doğrusu dedem kadar sportif olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Bizimki daha çok ye-iç-yat şeklindeydi. Sapanca tatilinden aklımızda kalan ve ara sıra gündeme getirip güldüğümüz olay yemek sırasında fıskiyelerin açılmasıydı. Eniştemin şu cümlesi tarihe geçti: “Efe koş, fıskiyeler!” 🙂 Aslında amacı henüz banyo yapıp temiz kıyafetler giyerek yemeğe inen Efe’nin ıslanmasını önlemek üzere yanına çağırmaktı. Ama Efe bu cümleyi fıskıyelere koşması gerektiği şeklinde anlayınca olanlar oldu. Ben de anında eğlenceye katıldım tabii… Sırılsıklam olsak da acayip eğlendik!

– Sapanca’dan döndükten sonra annemle babam bir haftalığına Yunanistan’a gittiler. Ben ilk 3-4 günü halamlarda, diğer günleri dedemlerde geçirdim. Keyifler tıkırındaydı. Birbirimize fotoğraf ve video gönderip durduk. Bu haftanın en önemli olayı ise uzun zamandır sallanan sağ ön dişimin düşmesi oldu. Süt dişim düşmeden arkadan yeni diş geldiği için kendisi hemen yerine geçerek boşluğu doldurdu.

– Annemle babam Yunanistan’dan döndükten sonra Hillside’a gidene kadar bir haftamız vardı. Bu süre zarfında kelebeklerim kozadan çıktı, Ayşe Bade bize geldi, Apple Store’daki iMovie eğitimine katıldım, saçımı kestirdim ve bol bol bizimkilerle oyun oynadım.


– Hillside’da geçirdiğimiz hafta yine çok güzeldi. Babam eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Böylece ben de Alp ile tanışmış oldum. Birlikte çok eğlendik. Junior Club’da her gün birbirinden güzel etkinlikler vardı ama bir tanesine bile katılmadım. Hillside’da harika bir deniz var; yüzmek, atlamak, balıkları izlemek çok zevkli. Bu yüzden sahilden bir yere ayrılamıyorum. Çocukların bir hafta boyunca hazırlanıp sergiledikleri bir gösteri var. Ona da katılmak istemedim. Ama akşamki şovların hiçbirini kaçırmadım. Bu sene şemsiye/şezlong rezervasyonu için yeni bir uygulama başlatmışlar. 7’de bile gitsek bir ya da iki tane boş şemsiye bulabiliyorduk. Sabahın köründe kalkan biri olarak duruma el koydum ve gözümü açtığım gibi plaja gidip yer tuttum. Bu seneyle ilgili bir diğer yenilik Arzu’nun Hillside’da işe başlamasıydı. Çocukla çocuk olabilen insanlardan olduğu için onu çok seviyorum. Gün içinde fırsat buldukça, mesaisi bittikten sonra da hep bizimleydi.

– Hillside’dan dönünce soluğu Ayvalık’ta aldık. Ayşe Bade ile birlikte kalacağımız için çok heyecanlıydık. Bir de o kadar yaramazlık yapmasaydık anne-babalarımız için de güzel bir tatil olabilirdi. Bu arada alt ön iki dişimin yanındakiler de Ayvalık’ta düştü.

– Ayvalık’tan otobüse atladığımız gibi Foça‘ya geçtik. Bu benim ilk şehirlerarası otobüs yolculuğumdu. Gerçi Ayvalık ve Foça çok yakın olduğundan fazla uzun bir yolculuk olmadı. Anneannemle dedem yaz başından beri yolumuzu gözlüyorlardı. Biz de onları çok özlemiştik. Foça’ya gider gitmez artık iyice aşağı sarkan sol ön dişim de düştü.

– İzmir’deki ilk hafta sonumuzda havaalanında babamla buluşup Çeşme‘ye geçtik. Bu sefer aquapark’a daha çok gidelim diye Ilıca Otel’de kaldık ama aquapark çok kalabalık, havuz suyu da pis olunca sadece bir kez kısa bir süreliğine gittik. Bir gün Zeynep ve Ömer’e, bir gün de Arda’ya uğrayarak klasik Çeşme turumuzu tamamlamış olduk. Annemle ben Foça’ya dönerken babamı İstanbul’a uğurladık.


– Bir sonraki hafta sonu babam yanımıza Foça’ya geldi. Boyozlu kahvaltılar, balıkçıda rakı tokuşturmalar, Mambo Beach’de iskeleden atlamalar ve dondurmalı akşam yürüyüşleriyle klasik Foça hafta sonunu babama da yaşatmış olduk. Babamı tekrar İstanbul’a uğurladıktan sonra anneannemin doğum gününe kadar Foça’da kaldık. Bu arada üstten bir diş daha düşürdüm. Anneannemle dedeme her şey için teşekkür ederek yaz tatilimizin son durağı olan Bodrum’a geçtik.

– Bir şehirlerarası otobüs yolculuğu da İzmir-Bodrum arası yaptık. Bu da çok kısa sürdü. Babam İstanbul’dan geldi, buluştuk ve birkaç gün de halamlarla birlikte geçirdik. Efe’yle keyfimize diyecek yoktu. Sallanan son dişimi de Bodrum’da düşürdüm.


– Ege sahillerinde diş döke döke geçirdiğim yaz tatilini bugün itibariyle noktalayıp evimize döndük. Şimdi yeni okul dönemi için hazırlık zamanı…

Sakinlik peşindeyiz… Ommmm…

– Yaz tatili başladı, biz de annemle baş başa kaldık. Koca bir tatil gününü en verimli şekilde geçirmek için neler yapabiliriz diye düşünerek kendimize bir liste çıkardık. Bana kalsa bütün günü çizgi film izleyip Minecraft oynayarak, kalan zamanlarda Minecraft videoları seyrederek, ondan da kalan zamanlarda popüler şarkıların Minecraft versiyonlarına ait klipleri izleyerek geçirirdim. Ama kendi kendime oyun oynamak, kitap okumak, yıl boyunca öğrendiğim konuları unutmamak amacıyla çalışmalar da yapmam gerekiyordu. Dolayısıyla listeye bunları da ekledik.

– Annemin özellikle yapmamı istediği bir şey vardı; sakince ve sessizce zaman geçirmek. Zihnimiz durmaksızın uyaranlara maruz kaldığı ve aynı anda birkaç işi birden yapmaya zorlandığı için anı yönetmek ve zihnimizi dinginleştirmek için buna ihtiyacımız varmış. Annem her gün 5 ya da 10 dakika bile olsa onunla konuşmadan kendi kendime sudoku çözmem ya da puzzle yapmam konusunda ısrar etti; “Merak etme, ben de yanında kendi sudokumu çözeceğim. Ama sadece önümüzdeki işe konsantre olacağız, birbirimizle konuşmayacağız. Anlaştık mı?” Her sabah kahvaltıdan sonra bu şekilde zaman geçirmek üzere anlaştık. (Fikrimi sorarsanız sakin olmak çok sıkıcı!)

– Ayşe Badeler yazlığa taşınmadan önce bir akşam bize yemeğe geldiler. Yapmadığımız çılgınlık kalmadı. Bu yaz onlara kalmaya gideceğiz. Şimdiden çok heyecanlıyız!

– İş Bankası bu yıl da ‘Karneni Göster, Kitabını Al’ kampanyası kapsamında ilk ve ortaokul öğrencilerine kitap hediye ediyordu. Karnemle birlikte şubeye gidince ‘Mars’a Nasıl Giderim?-Bilim Yolunda Eğlenceli Adımlar Kitabı’nı verdiler. Hikaye kitabı beklentisinde olduğum için ilk başta burun kıvırdım ama sonra inceleyince çok hoşuma gitti. Kitapta evren, dünya, canlılar, sanat, bilim ve teknolojiye dair kısa kısa bilgiler var. Sadece bizim değil, büyüklerin de ilgisini çekebilecek çok güzel bir kitap. İş Bankası bu kampanyayı her sene yapıyor, bundan sonra karnemi aldığım gibi şubeye gideceğim.

– Bitanecik kuzenim Efe 3 yaşını doldurdu. Onu çok ama çok seviyorum, iyi ki doğmuş!

– Hem Efe’nin, hem babamın, hem dedemin, hem de eniştemin doğum günü olduğu için o hafta sonunu birlikte geçirip kutlamalar yaptık. Bol bol Gölge’yle oynama fırsatı buldum. Hava hafif serin olsa da havuz sezonunu açtık.



– Ön dişlerim (santral kesiciler) hala sallanıyor. Görüntü çok acayip, düştü düşecekler ama düşemiyorlar bir türlü. Çektirmek de istemiyorum. Bu arada ön iki dişin iki yanındaki dişler (lateral kesiciler) de sallanmaya başladı. 6 tane sallanan dişim var. Bu yaz epey diş dökecek gibi görünüyorum. 🙂

Bye bye 2. sınıf! Merhaba yaz tatili!

– TBL play-off maçları benim için harika oldu. Geçen hafta iki maça gitmiştik, karşılaşmalar devam ettiği için kendimi yine Abdi İpekçi Arena‘da ekmek arası köfte yerken buldum. 🙂

– Resim dersinde sene boyunca yaptığımız çalışmalardan bazıları okulumuzun bahçesinde sergilendi.

– Dans klübü öğrencileri olarak ailelerimize ‘Geçmişten Günümüze Dans’ adlı bir gösteri sunduk. Farklı yaş grupları 1920’lerden günümüze kadar gelen hit parçalarla dans etti. Bizim grup Macarena, Mambo Number 5 ve Maria ile performans sergiledi; seyirciyi epey coşturduk! Annemin diğer favorisi 70’ler ve 80’lerdi. Ben de özellikle bu ablaları kayda almasını istemiştim ki eve gidince seyredebileyim. Gimme! Gimme! Gimme!, Boogie Wonderland, Cheri Cheri Lady, I Love Rock’N Roll ve Thriller… Bu şarkıları dinlemeye doyamıyorum!

– Ayşe Bade voleyboldan sonra bizde kaldı. Tabii öncesinde yemek, Kidzania, parkta oynama vb. şeylerle vakit geçirdik. Hava kararmıştı, biz hala parktaki maymun barında sallanıyorduk. Eve çıktıktan sonra da biraz Wii ile vakit geçirip sonra da kitap okuyup yattık. Annesi gece uyanıp eve gitmek ister mi diye endişe ediyordu ama ikimiz de sabaha kadar deliksiz uyuduk.

– Yan komşumuz bir Yorkshire Terrier yavrusu aldı. Adı da Limon. O kadar tatlı ki! Çok enerjik, yerinde duramıyor ve kendini sevdirmeye bayılıyor. Her fırsatta balkonlarımız arasındaki daracık boşluktan bizim tarafa kaçıyor. Şebnem arayı kapatmaya çalışsa da Limon Efendi engel tanımıyor. Biz de içten içe bu durumdan memnunuz. Şu tipe bakar mısınız; şikayetçi olmak gibi bir şansımız olabilir mi?

– 2016 resmi mangal sezonu Buraklar’da açıldı. Bana da afiyetle yemek düştü.

– 2 Haziran Perşembe günü karnelerimizi alarak 2. sınıfa ve iki yıldır bizimle olan Meral Öğretmenimiz ve Miss Diane’e veda ettik. Benim için biraz hüzünlü oldu çünkü hem öğretmenlerimi hem sınıf arkadaşlarımı çok seviyorum. Seneye sınıflar karılacak ve öğretmenlerimiz değişecek. Bakalım 3. sınıfta bizleri nasıl maceralar bekliyor? 

%d blogcu bunu beğendi: