Feeds:
Yazılar
Yorumlar

2016 yaz tatilim

– Bu sene tatil sezonunun resmi açılışını Nuh’un Gemisi‘nde yaptık. Haziran ayında olmamıza rağmen İstanbul’da hava hafif serin olduğu için yazın geldiğini Kıbrıs’ta anladık diyebilirim. Cansu’yla aramız çok iyiydi. Kaydıraklar sabah ve öğleden sonra ikişer saatliğine açıktı. Günde dört saat boyunca bir an bile ara vermeden kaydık. Yine de pilimiz bitmedi. Kaydıraklar kapanınca da plaja gittik. Harika vakit geçirdim.

– Kıbrıs dönüşü dedemin koşu programına dahil olduk ve bu sayede Güral Sapanca‘da bir hafta sonu geçirdik. Doğrusu dedem kadar sportif olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Bizimki daha çok ye-iç-yat şeklindeydi. Sapanca tatilinden aklımızda kalan ve ara sıra gündeme getirip güldüğümüz olay yemek sırasında fıskiyelerin açılmasıydı. Eniştemin şu cümlesi tarihe geçti: “Efe koş, fıskiyeler!” 🙂 Aslında amacı henüz banyo yapıp temiz kıyafetler giyerek yemeğe inen Efe’nin ıslanmasını önlemek üzere yanına çağırmaktı. Ama Efe bu cümleyi fıskıyelere koşması gerektiği şeklinde anlayınca olanlar oldu. Ben de anında eğlenceye katıldım tabii… Sırılsıklam olsak da acayip eğlendik!

– Sapanca’dan döndükten sonra annemle babam bir haftalığına Yunanistan’a gittiler. Ben ilk 3-4 günü halamlarda, diğer günleri dedemlerde geçirdim. Keyifler tıkırındaydı. Birbirimize fotoğraf ve video gönderip durduk. Bu haftanın en önemli olayı ise uzun zamandır sallanan sağ ön dişimin düşmesi oldu. Süt dişim düşmeden arkadan yeni diş geldiği için kendisi hemen yerine geçerek boşluğu doldurdu.

– Annemle babam Yunanistan’dan döndükten sonra Hillside’a gidene kadar bir haftamız vardı. Bu süre zarfında kelebeklerim kozadan çıktı, Ayşe Bade bize geldi, Apple Store’daki iMovie eğitimine katıldım, saçımı kestirdim ve bol bol bizimkilerle oyun oynadım.


– Hillside’da geçirdiğimiz hafta yine çok güzeldi. Babam eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Böylece ben de Alp ile tanışmış oldum. Birlikte çok eğlendik. Junior Club’da her gün birbirinden güzel etkinlikler vardı ama bir tanesine bile katılmadım. Hillside’da harika bir deniz var; yüzmek, atlamak, balıkları izlemek çok zevkli. Bu yüzden sahilden bir yere ayrılamıyorum. Çocukların bir hafta boyunca hazırlanıp sergiledikleri bir gösteri var. Ona da katılmak istemedim. Ama akşamki şovların hiçbirini kaçırmadım. Bu sene şemsiye/şezlong rezervasyonu için yeni bir uygulama başlatmışlar. 7’de bile gitsek bir ya da iki tane boş şemsiye bulabiliyorduk. Sabahın köründe kalkan biri olarak duruma el koydum ve gözümü açtığım gibi plaja gidip yer tuttum. Bu seneyle ilgili bir diğer yenilik Arzu’nun Hillside’da işe başlamasıydı. Çocukla çocuk olabilen insanlardan olduğu için onu çok seviyorum. Gün içinde fırsat buldukça, mesaisi bittikten sonra da hep bizimleydi.

– Hillside’dan dönünce soluğu Ayvalık’ta aldık. Ayşe Bade ile birlikte kalacağımız için çok heyecanlıydık. Bir de o kadar yaramazlık yapmasaydık anne-babalarımız için de güzel bir tatil olabilirdi. Bu arada alt ön iki dişimin yanındakiler de Ayvalık’ta düştü.

– Ayvalık’tan otobüse atladığımız gibi Foça‘ya geçtik. Bu benim ilk şehirlerarası otobüs yolculuğumdu. Gerçi Ayvalık ve Foça çok yakın olduğundan fazla uzun bir yolculuk olmadı. Anneannemle dedem yaz başından beri yolumuzu gözlüyorlardı. Biz de onları çok özlemiştik. Foça’ya gider gitmez artık iyice aşağı sarkan sol ön dişim de düştü.

– İzmir’deki ilk hafta sonumuzda havaalanında babamla buluşup Çeşme‘ye geçtik. Bu sefer aquapark’a daha çok gidelim diye Ilıca Otel’de kaldık ama aquapark çok kalabalık, havuz suyu da pis olunca sadece bir kez kısa bir süreliğine gittik. Bir gün Zeynep ve Ömer’e, bir gün de Arda’ya uğrayarak klasik Çeşme turumuzu tamamlamış olduk. Annemle ben Foça’ya dönerken babamı İstanbul’a uğurladık.


– Bir sonraki hafta sonu babam yanımıza Foça’ya geldi. Boyozlu kahvaltılar, balıkçıda rakı tokuşturmalar, Mambo Beach’de iskeleden atlamalar ve dondurmalı akşam yürüyüşleriyle klasik Foça hafta sonunu babama da yaşatmış olduk. Babamı tekrar İstanbul’a uğurladıktan sonra anneannemin doğum gününe kadar Foça’da kaldık. Bu arada üstten bir diş daha düşürdüm. Anneannemle dedeme her şey için teşekkür ederek yaz tatilimizin son durağı olan Bodrum’a geçtik.

– Bir şehirlerarası otobüs yolculuğu da İzmir-Bodrum arası yaptık. Bu da çok kısa sürdü. Babam İstanbul’dan geldi, buluştuk ve birkaç gün de halamlarla birlikte geçirdik. Efe’yle keyfimize diyecek yoktu. Sallanan son dişimi de Bodrum’da düşürdüm.


– Ege sahillerinde diş döke döke geçirdiğim yaz tatilini bugün itibariyle noktalayıp evimize döndük. Şimdi yeni okul dönemi için hazırlık zamanı…

Sakinlik peşindeyiz… Ommmm…

– Yaz tatili başladı, biz de annemle baş başa kaldık. Koca bir tatil gününü en verimli şekilde geçirmek için neler yapabiliriz diye düşünerek kendimize bir liste çıkardık. Bana kalsa bütün günü çizgi film izleyip Minecraft oynayarak, kalan zamanlarda Minecraft videoları seyrederek, ondan da kalan zamanlarda popüler şarkıların Minecraft versiyonlarına ait klipleri izleyerek geçirirdim. Ama kendi kendime oyun oynamak, kitap okumak, yıl boyunca öğrendiğim konuları unutmamak amacıyla çalışmalar da yapmam gerekiyordu. Dolayısıyla listeye bunları da ekledik.

– Annemin özellikle yapmamı istediği bir şey vardı; sakince ve sessizce zaman geçirmek. Zihnimiz durmaksızın uyaranlara maruz kaldığı ve aynı anda birkaç işi birden yapmaya zorlandığı için anı yönetmek ve zihnimizi dinginleştirmek için buna ihtiyacımız varmış. Annem her gün 5 ya da 10 dakika bile olsa onunla konuşmadan kendi kendime sudoku çözmem ya da puzzle yapmam konusunda ısrar etti; “Merak etme, ben de yanında kendi sudokumu çözeceğim. Ama sadece önümüzdeki işe konsantre olacağız, birbirimizle konuşmayacağız. Anlaştık mı?” Her sabah kahvaltıdan sonra bu şekilde zaman geçirmek üzere anlaştık. (Fikrimi sorarsanız sakin olmak çok sıkıcı!)

– Ayşe Badeler yazlığa taşınmadan önce bir akşam bize yemeğe geldiler. Yapmadığımız çılgınlık kalmadı. Bu yaz onlara kalmaya gideceğiz. Şimdiden çok heyecanlıyız!

– İş Bankası bu yıl da ‘Karneni Göster, Kitabını Al’ kampanyası kapsamında ilk ve ortaokul öğrencilerine kitap ediyordu. Karnemle birlikte şubeye gidince ‘Mars’a Nasıl Giderim?-Bilim Yolunda Eğlenceli Adımlar Kitabı’nı verdiler. Hikaye kitabı beklentisinde olduğum için ilk başta burun kıvırdım ama sonra inceleyince çok hoşuma gitti. Kitapta evren, dünya, canlılar, sanat, bilim ve teknolojiye dair kısa kısa bilgiler var. Sadece bizim değil, büyüklerin de ilgisini çekebilecek çok güzel bir kitap. İş Bankası bu kampanyayı her sene yapıyor, bundan sonra karnemi aldığım gibi şubeye gideceğim.

– Bitanecik kuzenim Efe 3 yaşını doldurdu. Onu çok ama çok seviyorum, iyi ki doğmuş!

– Hem Efe’nin, hem babamın, hem dedemin, hem de eniştemin doğum günü olduğu için o hafta sonunu birlikte geçirip kutlamalar yaptık. Bol bol Gölge’yle oynama fırsatı buldum. Hava hafif serin olsa da havuz sezonunu açtık.



– Ön dişlerim (santral kesiciler) hala sallanıyor. Görüntü çok acayip, düştü düşecekler ama düşemiyorlar bir türlü. Çektirmek de istemiyorum. Bu arada ön iki dişin iki yanındaki dişler (lateral kesiciler) de sallanmaya başladı. 6 tane sallanan dişim var. Bu yaz epey diş dökecek gibi görünüyorum. 🙂

Bye bye 2. sınıf! Merhaba yaz tatili!

– TBL play-off maçları benim için harika oldu. Geçen hafta iki maça gitmiştik, karşılaşmalar devam ettiği için kendimi yine Abdi İpekçi Arena‘da ekmek arası köfte yerken buldum. 🙂

– Resim dersinde sene boyunca yaptığımız çalışmalardan bazıları okulumuzun bahçesinde sergilendi.

– Dans klübü öğrencileri olarak ailelerimize ‘Geçmişten Günümüze Dans’ adlı bir gösteri sunduk. Farklı yaş grupları 1920’lerden günümüze kadar gelen hit parçalarla dans etti. Bizim grup Macarena, Mambo Number 5 ve Maria ile performans sergiledi; seyirciyi epey coşturduk! Annemin diğer favorisi 70’ler ve 80’lerdi. Ben de özellikle bu ablaları kayda almasını istemiştim ki eve gidince seyredebileyim. Gimme! Gimme! Gimme!, Boogie Wonderland, Cheri Cheri Lady, I Love Rock’N Roll ve Thriller… Bu şarkıları dinlemeye doyamıyorum!

– Ayşe Bade voleyboldan sonra bizde kaldı. Tabii öncesinde yemek, Kidzania, parkta oynama vb. şeylerle vakit geçirdik. Hava kararmıştı, biz hala parktaki maymun barında sallanıyorduk. Eve çıktıktan sonra da biraz Wii ile vakit geçirip sonra da kitap okuyup yattık. Annesi gece uyanıp eve gitmek ister mi diye endişe ediyordu ama ikimiz de sabaha kadar deliksiz uyuduk.

– Yan komşumuz bir Yorkshire Terrier yavrusu aldı. Adı da Limon. O kadar tatlı ki! Çok enerjik, yerinde duramıyor ve kendini sevdirmeye bayılıyor. Her fırsatta balkonlarımız arasındaki daracık boşluktan bizim tarafa kaçıyor. Şebnem arayı kapatmaya çalışsa da Limon Efendi engel tanımıyor. Biz de içten içe bu durumdan memnunuz. Şu tipe bakar mısınız; şikayetçi olmak gibi bir şansımız olabilir mi?

– 2016 resmi mangal sezonu Buraklar’da açıldı. Bana da afiyetle yemek düştü.

– 2 Haziran Perşembe günü karnelerimizi alarak 2. sınıfa ve iki yıldır bizimle olan Meral Öğretmenimiz ve Miss Diane’e veda ettik. Benim için biraz hüzünlü oldu çünkü hem öğretmenlerimi hem sınıf arkadaşlarımı çok seviyorum. Seneye sınıflar karılacak ve öğretmenlerimiz değişecek. Bakalım 3. sınıfta bizleri nasıl maceralar bekliyor? 

İpekböceği bakımı

Geçenlerde okuldan ipek böceği almıştım. Bakmak isteyen öğrencilere veriyorlardı, ben de deneyimleyip büyümelerini gözlemlemek istedim. Tek yapmam gereken boş bir ayakkabı kutusu götürmekti. Yapraklarıyla birlikte bebeklerimi alıp eve getirdim.

Bakımı hiç zahmetli değil ama evinizin yakınında bir dut ağacı yoksa beslemeniz imkansız. Bizim sitede uzakta da olsa bir dut ağacı var, arada gidip yaprak toplayıp geldik. Yaprakları hava almayacak şekilde streç filme sarıp buzdolabında beklettik. Böylece 3-5 gün idare ettik. Yalnız dolaptan çıkarıp soğuk soğuk vermemek gerekiyor. Önce biraz dışarıda bekletmek lazım… İpek böceği bakımıyla ilgili dikkat edilmesi gereken diğer konular şöyle:

  • İpek böceklerini ışık ve hava alabilecekleri bir yerde tutmalısınız. Biz ayakkabı kutusundan alıp plastik bir kutuya koyduk çünkü kartona tutunup tırmanabiliyorlardı. Sabah uyanıp da gece firar etmiş böceklerle karşılaşmak istemedik. 🙂
  • Böcekler büyüdükçe yaprak tüketimleri de arttı. Başlarda her gün bir kere taze yaprak koyarken günler geçtikçe birkaç kez koyar olduk. Bir de hava çok sıcak olduğu için arada yaprakları nemlendirme ihtiyacı hissettik. Birkaç damla su attık yaprakların üstüne.
  • 3-4 hafta içinde böcekler yeterince beslendi ve yemeği azaltarak sonunda kestiler ve küçük parmak kalınlığına geldiler. Burada anlayamadığımız bir şey oldu; aynı yerde yaşayıp aynı yapraklarla beslenmelerine rağmen birisi tombikleşti ama diğerleri aynı boyuta ulaşamadı. Hatta her zaman taze yemekleri olmasına rağmen biri ilk hafta içerisinde öldü. 3 böceğin 3’ü de farklı boyutlarda koza evresine ulaştılar.
  • Koza örmeye başlayınca yaprakları temizledik ve kendi hallerine bıraktık. 2-3 hafta sonra içlerinden güve değil, ipek böceği kelebekleri çıkacakmış. Bakalım neler olacak?

Yaz tatili yaklaşırken…

– Bu hafta itibariyle okulda dersler ve kitaplar bitti. 2 Haziran’da karnelerimizi alacağız.

– Babamla ne zamandır basketbol maçına gitmek istiyorduk. Sonunda bu haftaki Galatasaray Odeabank – Pınar Karşıyaka maçı için fırsat yaratabildik. (Maçlar çok geç bitiyor, uyku saatimi kaçırıyoruz, bu yüzden her maça gidemiyoruz.) Çarşamba günü okuldan eve gelip hızlıca üstümü değiştirdikten sonra annemle karşıya geçtik. Babam bizi Zorlu’dan aldı. Öncesinde parkta biraz oynadım ama çok kısa bir süreydi. Dolayısıyla tekrar gelmek için annemden söz aldım.


– Güzel havalarda babamın tenis maçlarına ‘ball girl’ olarak katılmaya başladım. Top topluyorum, etrafta koşturup kendi kendime atışlar yapıyorum. Böylece hem babamla birlikte vakit geçirmiş oluyorum, hem de açık havada egzersiz yapıyorum.

– Eski göz ağrım olan tavşan evimi tekrar piyasaya çıkardım. Okuldan gelince hiç üşenmeden tek tek her şeyi yerleştiriyorum. Ev neyse de markette çok fazla eşya var. Konuşturmalı oyunlar beni hala çok eğlendiriyor ama annem artık sıkıldığını söylüyor. Geçmişteki performansını mumla arıyorum. Yarım saat kadar oynayabiliyoruz, yine de çok gülüyorum. Annem bıraktıktan sonra kendim devam ediyorum.

– Maç öncesi Zorlu Park‘ta azıcık kalınca annemden tekrar gelmek için söz aldığımı söylemiştim. Cuma günü okul çıkışı Rüzgar’la buluşup Zorlu’ya gittik. Harika bir bahar havası vardı. Deli gibi koşup oynadık.


– Aslında cuma günü okulumuzda özel bir buluşma gerçekleşecekti. Ben de bu etkinlikte görev alacaktım. Fakat programdaki bir değişiklik yüzünden ertelendi. Bize sadece Amerika’dan okulumuza sürpriz bir konuk geleceği söylenmişti. Kim olduğunu bilmiyorduk. Sonra ortaya çıktı ki bu kişi Aziz Sancar’mış! Kendisini Ankara’dan çağırdıkları için cuma gelememiş. Bu yüzden Nobel ödüllü bilim insanımızla tanışıp sohbet etme fırsatını kaçırmış oldum. Cumartesi voleyboldan sonra okulun bahçesinde kurulan standlarda Eda’yla biraz vakit geçirelim istedik. O sırada bir curcuna oldu. Meğer cuma günkü program biraz kısaltılarak cumartesiye alınmış. Biz Eda’yla kendi dünyamızdaydık. Zaten boy olarak da aşağılarda kaldığımız için kalabalıktan kendisini göremedik.

Voleyboldan çıktıktan sonra Ardalar’a gittik. Arda’nın doğum günü partisine katılamamıştım, hediyesini anca verebildik. Davetlilere verdikleri ‘goodie bag’lerden bana da ayırmışlar, bir de benim geçmiş doğum günüm için hediye almışlar. Akşama kadar oyunlar oynadık, şovlar hazırladık. Çok güzel vakit geçirdik. Üstüne de hediye aldım. Oh ne güzel iş valla! 🙂

– Pazar sabah ilk iş dün hediye edilen saç bandı tasarlama setini açtım. Hemen kendime birkaç tane taç yaptım. Setin içinde 8 tane taç, iki tane saç bandı ve farklı tasarımlar yapmaya imkan veren malzemeler var. Böyle el işi malzemeleriyle vakit geçirmeyi çok seviyorum, dolayısıyla benim için çok isabetli bir hediye olduğunu söyleyebilirim.

Akşam da Galatasaray Odeabank ve Pınar Karşıyaka‘nın bir play off maçı daha vardı. Yine tribündeki yerimizi aldık.

‘Sakız Sardunya’nın Eğlence Günlüğü’nü açınca haberdar olup aldığım ‘Sakız Sardunya’yı bu hafta bitirdim. Anneme “Bana seninkiler gibi kalın kitaplar alalım.” diyordum, bu kitap tam istediğim kalınlıktaydı. Aynı zamanda büyük puntolu ve resimli olması da güzeldi. Çok ama çok sevdim! Elif Şafak bir daha çocuk kitabı yazarsa çıkar çıkmaz alacağım. Kitabın konusuna gelince; kahramanımız Sakız Sardunya, okul kütüphanesinde ışıklı bir dünya küresi bulur. Dünya üzerinde 7 yedi kıta olmasına rağmen, bu kürede 8 kıta vardır. Anne ve babası yurt dışına gitmeleri gerektiğini söyleyerek Sakız Sardunya’yı bir haftalığına anneannesiyle dedesinin evine bırakırlar. Sakız Sardunya orada hem yeni arkadaşlar edinir hem de bulduğu küre hakkındaki gerçeği öğrenir. (7+, Doğan Egmont, 17 TL)

– Bazı akşamlar annemle birlikte kitap okuyoruz. Onda şu an ‘Anne, Baba ve Çocuk Arasında’ var. Bir yıl önce aldığını ama araya başka kitaplar girdiği için bir türlü bitiremediğini söyledi: ‘Erkenden yatağa girelim ki ben de artık bitireyim şu kitabı. Sırada bekleyen kitaplar var…” (Geç yatarsak birkaç sayfa sonra uykumuz geliyor ve bırakmak zorunda kalıyoruz.) ‘Anne, Baba ve Çocuk Arasında’, ebeveyn ve çocuk iletişimi hakkında dünyaca ünlü psikolog Haim G. Ginott’un yazdığı bir kitap. Bebeklikten ergenliğe kadarki dönemde ödüle/cezaya başvurmadan çocuklarla nasıl iletişim kurulabileceğine, çocukları gerçekten dinleyerek onları anlayabilmeye, olumlu ebeveynliğin önemine ve daha birçok faydalı konuya değiniyor. (Okuyan Us Yayınları, 22,5 TL)


Ela Süper Eskişehir’den bildiriyor

Bu hafta sonu halamlar bizi Eskişehir’e götürdüler. Cumartesi sabah erkenden buluşup yola çıktık. Çok uzun bir yol değildi, bu yüzden sıkılmadım. Eskişehir’e varır varmaz doğruca Regülatör‘e gittik. Burası ormanın içinde, nehir kenarında bir piknik alanı. (Alana giriş ücretsiz.) İsterseniz yanınızda getireceğiniz malzemeler ile mangalınızı yakabilir, isterseniz restoranı tercih edebilirsiniz. Biz restorana gittik. Karnımız çok açtı, hemen sipariş verdik. Yemeklerin gelmesini beklerken etrafı kolaçan ettim. Ördeklerin kafesine gittiğimde hasta bir ördek yavrusunun çamur içinde yerde yattığını gördüm. Masaya dönüp bizimkilere söyleyince halam anında duruma müdahale etti ve ördeği alıp sarıp sarmalayarak masaya getirdik. Biraz ısınmanın iyi geleceğini umuyorduk.

 
Yemek bitti ama bizim ördekçiğin durumu düzelmedi. Biz de en yakındaki veterinerleri araştırırken ‘Nuh’un Gemisi Veteriner Kliniği’ni bulduk. Hastamızı alıp oraya götürdük. Durum pek parlak görünmüyordu, gece boyunca sıcak bir yerde tutup sabah bize haber vereceklerini söylediler.


Ördekçikle vedalaşıp Odunpazarı‘nın yolunu tuttuk. Burası Eskişehir’in ilk yerleşim yeriymiş. Etrafta birçok tarihi bina ve müze vardı. Evlerin mimari özellikleri korunmuş, sokaklar bozulmamıştı. Her yer çeşitli hünerlerin sergilendiği tezgahlarla doluydu. Ben de dolaşıp birkaç hatıra eşyası topladım. Kurşunlu Külliyesi’ndeki Lületaşı Müzesi‘ni, sonra da Çağdaş Cam Sanatları Müzesi‘ni gezip otelimize geçtik.

Biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için halamların Eskişehir’deki favori mekanlarından biri olan Teras Balık‘a gittik. Annemin doğum gününü de sürpriz bir organizasyonla burada kutladık. Ben biraz çizgi film izledim, biraz da kitaplarımla oyalandım.

Ertesi sabah veterinerden gelen telefonla kötü haberi aldık. Çok üzüldük ama elimizden geleni yaptığımız ve yavru ördeği hasta bir şekilde çamurun içinde bırakmadığımızdan biraz olsun içimiz rahattı.

Pazar programına çocuk cenneti diyebileceğim Sazova Bilim, Sanat ve Kültür Parkı ile başladık. Burası 400.000 m2 üzerine kurulmuş ve içinde envai çeşit etkinlik alanı barındıran kocaman bir park. (Giriş ücretsiz.) Benim gibi ailesiyle gelen çocukların yanında okul gezisi ile gelmiş her yaştan öğrenci grubu mevcuttu. İlk önce Yapay Gölet‘in çevresinde yürüyüş yapıp Korsan Gemisi‘ne çıktık. (Bilet fiyatı: 1 TL.) 

Sırada merakla beklediğim Masal Şatosu vardı. Burası ilk bakışta Disney şatosunu andırsa da, kuleleri Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan yapılardan izler taşıyordu. (Galata Kulesi, Yivli Minare vb.) Ne yazık ki tadilatta olduğundan içine giremedik. İçeride özel dekorlu alanlar, heykeller ve masal dinleyebileceğiniz odalar varmış ve buraları gezebilmek için rehberli turlar düzenleniyormuş.

Maalesef Sabancı Uzay Evi ve Bilim Deney Merkezi‘ne de okul gruplarının rezervasyonlu ziyaretleri yüzünden giremedim. Sırada Eti Sualtı Dünyası vardı. Burada dünyanın farklı deniz ve göllerinden getirilen 2000’den fazla deniz canlısı yaşıyormuş. (Bilet fiyatı: Tam: 3 TL, Öğrenci: 2 TL.) 


Sazova Parkı’nda Hayvanat Bahçesi ve Türk Dünyası Bilim Kültür Sanat Merkezi gibi yapımı devam eden tesisler de vardı. Girişte çocuklara parkı gezdiren bir de tren mevcuttu ama çalıştığını görmedik. Masal Şatosu’na, Uzay Evi’ne ve Bilim Merkezi’ne de giremediğimi düşünürsek burası kesinlikle bir ziyareti daha hak ediyor diyebilirim.

Parktan çıkıp bir sonraki ‘checkpoint’imiz olan Porsuk Çayı‘na gittik. Porsuk Çayı, Sakarya Irmağı’nın en uzun koluymuş. Adalar Bölgesi denen yerde nehir kıyısında çok güzel köprüler, kafe ve restoranlar var. Nehir turu yapmak istedik fakat inanılmaz bir sıra vardı. Görevli, bekleme süremizi 40 dk. olarak öngörünce bu kadar zaman ayakta bekleyecek halimiz olmadığından nehir turunu da bir sonraki gelişimize bıraktık. İstanbul’a doğru yola çıkmadan önce Sempre‘de yemeğimizi yedik ve arabaya atlayıp evin yolunu tuttuk.

Bu güzel hafta sonu için halamla enişteme teşekkür ediyor, Eskişehir’e tekrar gelmek için sabırsızlanıyorum.

Bu hafta…

 – Bu haftanın bombası Snapchat oldu! Hayatımıza girişiyle birlikte abuk sabuk ama bizi gülmekten öldüren video ve fotoğraflar çeker olduk. 🙂

– Şu an tam 6 dişim sallanıyor. Bunların hepsi aynı anda mı düşecek acaba? Tam bir nineye benzeyeceğim. 🙂

– Bu hafta ‘Kokosnuss Ormandaki Hazine’yi okudum. Bu küçük ejderha ile daha önce okula başlama macerası sayesinde tanışmıştım. Serinin bu kitabında; Kokosnuss arkadaşlarıyla oynarken üzerinde garip resimler olan bir deri parçası buluyor. Bunun bir define haritası olduğunu düşünüp işaretleri takip ederek hep birlikte ormanın içine giriyorlar. Böylece daha başka haritalar ve yeni hayvanlarla karşılaşacakları bir maceraya başlamış oluyorlar. (5-8 yaş, ABM Yayınevi, 15 TL) 

Kokosnuss serisinde 10’dan fazla kitap var. Hepsi de büyük puntolarla yazılmış, bol resimli hikayeler. Özellikle 1. ve 2. sınıf öğrencileri için okuması rahat ve keyifli bir seri… Kitapçılarda orijinal dilinde yani Almanca olarak basılmış olarak da mevcut. Bir de 2014 yapımı ‘Sevimli Ejderha Kokonat/Der Kleine Drache Kokosnuss’ adında animasyonu var.

– Bugün okuldan bizi Ayşe Bade’nin babası aldı. Birlikte Kidzania‘ya gittik. Defalarca gitmeme rağmen hiç sıkılmadım, burada hala çok güzel vakit geçiriyorum.


– Yarın iki günlüğüne Eskişehir‘e gideceğiz. Dönüşte görüşmek üzere…

%d blogcu bunu beğendi: