Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘3 yaş’ Category

Günümüz çocuklarının anne-babalarını mutsuz eden bazı davranışları var; çabuk sıkılmak, bekleyememek, sabredememek, hep kendi istediği olsun diye diretmek, bir şeye uzun süre konsantre olamamak vb. Bu noktada sanırım çuvaldızı kendilerine batırmaları gerekiyor. Unutmayın ki bebekler mükemmel doğar, büyüdükçe sergiledikleri yanlış davranışlar o süreçte ebeveynlerinin bilerek/bilmeyerek verdikleri yanlış mesajların birer sonucudur. Çok fazla teknoloji kullanımına izin verilen çocuklarda dikkat dağınıklığı ve sosyal becerilerde eksiklik, her istediği anında yapılan çocuklarda hazzı ertelemede güçlük, sürekli eğlendirilen çocuklarda çalışmaktan kaçınma gibi davranışların geliştirilmesi normaldir.

Bir duyu bütünleme terapisti olan Victoria Prooday’e göre çocuklar, ebeveynleri ebeveynliğe bakış açılarını değiştirdikleri andan itibaren değişiyorlar. Çocuklarınızın hayatta başarılı olmalarına yardım etmek için sonra değil, hemen şimdi beyinlerini eğitip güçlendirmeniz gerekiyor. Konuyla ilgili yazılan makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

Read Full Post »

Büyükler bazen (tamamen iyi niyetle) bazı şeyler yapıyorlar fakat bunların sonuçları hem kısa hem uzun vadede bizim yararımıza olmayabiliyor. Her zaman ve koşulda bizi mutlu etmeye çalışmak, bir şeyi yapmak istemediğimiz zaman ödül vererek yapmamızı sağlamak, her ihtiyacımız olduğunda yardımımıza koşmak, oyunlarda hep bizim kazanmamıza izin vermek vb. Büyüdüğümüzde her zaman mutlu olamayacağız, bazen işleri yardımsız halletmemiz gerekecek ve tabii ki her zaman kazanan biz olmayacağız… Olaylara bu açıdan bakınca sizce de azıcık zora gelmek, bizi gerçek dünyaya daha iyi hazırlamayacak mı?

Eğitimpedia’da güzel bir yazı var, okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Read Full Post »

Eğer mutlu çocuklarınız olsun istiyorsanız, onlara mutsuz olmaya tahammül edebilmeyi öğretmelisiniz. Eğer Veruca’nın babası (Charlie’s Chocolate Factory), kızını sürekli öfke, hayal kırıklığı ve hüsran gibi yoğun duygulardan korumak yerine bunlarla uğraşmayı öğretseydi çok daha iyi bir şey yapardı.

Çocuklarımıza verebileceğimiz en iyi hediyelerden biri duygusal barometrelerini nasıl kuracaklarını ve açacaklarını onlara göstermektir. Bu barometre, hayatları boyunca onlara çok iyi bir şekilde hizmet verecektir. Duygularıyla barışık olan çocuklar ve yetişkinler, kendileriyle daha fazla barışık olurlar ve iş, arkadaşlık ve aşk hayatlarında daha kolay yol alırlar.

Yazının tamamı için; http://www.egitimpedia.com/mutlu-cocuklar-yetistirmenin-gercek-anahtari-mutsuzluk/

Read Full Post »

Bugün Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak‘ın beslenme ve hastalıklar ilişkisi üzerine ‘Sınıfta tüm çocuklar hasta, bizimkine bir şey olmuyor’ başlıklı bir yazısı yayınlandı. Yonca Tabak, çocukların her zaman birbirinden virüs aldığı için hasta olmadıklarını, reflünün (yani mide asidinin) burun-boğaz yollarındaki normal flora denen sağlıklı mikroplarla, sağlıksız mikropların dengesini bozduğu için hasta olduklarını söylüyor. Yani birçok çocuk kendi yediği gıdayla, kendi boğazındaki mikrobun hastalık aktivitesi kazanması nedeniyle hasta oluyor. Sonunda nezle ve gripteki gibi bir tablo ortaya çıkıyor: Burun akıyor, genze balgam akıyor, öksürükler başlıyor.

Kötü beslenme ve hastalıklar arasındaki ilişkiyi anlatan yazıyı okumak ve gerekli önlemleri almak için şu linke tıklayabilirsiniz: http://www.hurriyetaile.com/yazarlar/yonca-tabak/sinifta-tum-cocuklar-hasta-bizimkine-bir-sey-olmuyor_5708.html

Read Full Post »

El yazısı ile yazmak ne kadar zor biliyor musunuz? Özellikle yazma süreci uzadıkça bileğimizin nasıl ağrıdığını? 1. sınıfa başlayan çocukların 5,5-7 yaşlarında olduğunu ve bu yaşlarda ince kasların tam olarak gelişmediğini de düşününce, bunun nasıl bir işkence haline geldiğini? İlk dört sene el yazısı ile yazıp beşinci sınıfta düz yazıya geçildiğinde tekrar zorluk yaşadığımızı? Offf, çok sıkıcı işler bunlar!

Bana gelince, sene başından sene sonuna doğru el yazım epey bir değişmiş oluyor. Kitaplarımın ilk sayfaları daha özenli, haftalar geçtikçe koyvermişim gitmiş. Yoruluyorum ve hızlı yazmaya çalıştıkça daha kötü yazıyorum. Ama biliyorum ki; yalnız değilim. Hepimiz aşağı yukarı aynıyız. Annem geçenlerde sınıfımıza geldi ve panoda asılı duran çalışmalardan hangisinin bana ait olduğunu anlayamadı. Hepimizin yazısı aynı. Aynı okulda okumadığım arkadaşlarımın yazıları bile aynı. Sonuçta hepimiz aynı işkenceyi çekiyoruz…

Çocuklarda kalem tutuşu yaşlar itibariyle gelişim gösteriyor. El-göz koordinasyonu arttıkça, ince motor becerileri ve kaslara hakimiyet geliştikçe, kalem tutuşumuz da gelişiyor.

1-1,5 yaş arası şöyle tutuyoruz:

IMG_0263 (1)

2-3 yaş civarı böyle:

img_2862

3,5-4 yaş civarı ise böyle:

20130701-234848

4,5-7 yaş arasında artık kalemi doğru bir şekilde kavrayabilecek hale geliyoruz:

20131017-190754

Fakat sorun şu ki; el yazısı yazarken bileklerimiz yorulduğu ve parmaklarımız ağrıdığı için bir süre sonra kalemi doğru tutamıyoruz. İşte o zaman görüntü şöyle oluyor ve bu tutuşu düzeltmemiz gerekiyor:

Doğru kalem tutuşunu benimsediğimizde yorulmadan, anlaşılır bir şekilde yazabiliyoruz. Tripod tutuşu da denilen doğru pozisyonda; baş parmak ve işaret parmağı ile kalemi tuttuktan sonra kalemi orta parmak üzerine destek alacak şekilde yerleştirmemiz gerekiyor. İşte böyle:

Bu tutuşu sürekli kılmanın yollarından biri; boşta kalan iki parmağın tutacağı şekilde avuç içine minik bir top ya da peçete yerleştirip öyle yazmak. Oyun hamuruyla oynamak, kağıtları küçük parçalara yırtmak, lego takıp çıkarmak da el ve parmak kaslarının güçlenmesini sağlıyor. Anne-babalarımızın yaptığı kalem çevirme hareketinin de çok faydası oluyor.

Güzel yazı yazma çalışmalarında hepimize sabır ve kolaylıklar diliyorum! 🙂

Read Full Post »

Televizyon ve iPad ile geçirdiğim zamanı sınırlayan bir annem var. Hafta içi okuldan geldikten sonra televizyon hiç açılmaz. Hafta sonu da evdeysek belki bir, belki bir buçuk saat izleme fırsatı bulabilirim. Nedeni niçini uzun uzun konuşulabilir ama annemin bana anlattıklarından aklımda kalanlar kısaca şöyle:

– Okuldan geldikten sonra uyuyana kadar yaklaşık dört saatim var. Bu süreyi parka giderek, ailecek bir şeyler yaparak, dinlenerek, kendi kendime oyun oynayarak, ödevlerimi yaparak ya da kitap okuyarak geçirmem benim için daha iyi olur.

– Televizyonun tek taraflı iletişimi beni aptallaştırır ve koltuğa mahkum ederek hareketsizleştirir. Oysa içimde harcanmayı bekleyen koca bir enerji var.

Ben bunları kabullendim, daha fazla televizyon izlemek gibi bir talebim de yok ama o dünyanın çok eğlenceli olduğunu da kabul etmek lazım. Yaş itibariyle henüz “Tamam bir saattir izliyorum, artık kapatmalıyım.” şeklinde bir olgunluk gösteremiyorum. Annem süreyi hatırlatıyor, ben de izlediğim şey bitince kapatıyorum.

Anneme “Niye uğraşıyorsun? Boşver… Seyretse ne olur?” diye soranlar oluyor. Televizyonun ve tabletin çocuk bakıcısı olarak kullanılmaya başlandığı günümüzde bu sorunun cevabını Yankı Yazgan çok güzel açıklamış.

Evlerine yorgun argın ulaşmış, kendi anne-babalarından daha fazla kazanan, ama onlardan fazla çalışıp yıpranan, kendinden ve hayatından bir türlü memnun olmayan anne-babaların çocuklarına yetecek solukları kalmadığında bu rahatlatıcıyı vermekten başka çareleri de kalmıyordu.

….

Her ne kadar bir çok araştırma bulgusu (özellikle okul öncesi çağda) ekran başında geçen her dakikanın dikkat, öğrenme ve kendini kontrol becerisinden bir puan eksilttiğini, dil ve esnek düşünme becerilerine pek bir katkısı olmadığını ortaya koymuş olsa da, azıcık ucundan verilecek tablet zamanlarının 2 yaşından büyüklerde ölçülü bir zararı olduğunu söyleyebilirim. İki yaşının altında “toksik” olduğu konusunda ciddi bir görüş birliği var; ben bu yaş sınırını 3 olarak görüyorum.

Çocuklara ilişkin her özgürlük düzenlemesinde düzenleme ile yok etme arasındaki sınırı geçip geçmediğimizi nasıl anlayabiliriz? Benim ölçütüm, düzenlemenin kimi “rahat” ettirdiği. Anne-baba uygulamadan pek rahat ediyorsa, çocuğu gözettiğinden emin olmak gerekiyor. Anne-babanın rahat etmesinden rahatsız olmuyorum, ancak deneyimlere baktığımda, kendi rahatımıza giden durumları çocuğa özgürlük ya da disiplin adına dayatmadığımızdan emin olmak lazım!

Yazının devamı ve çocukların medya kullanımını düzenlemek adına bazı ilkeler için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu arada Steve Jobs ve diğer teknoloji şirketlerinin CEO’larının da kendi çocuklarının teknoloji kullanımlarına sınırlama getirdikleri biliniyor. Konuyla ilgili The New York Times’da çıkan bir yazı vardı.

Peki teknoloji anneleri ve babaları çocukları için en uygun sınırları nasıl belirliyorlar? Genel olarak bu sınırlamalar yaşa göre yapılıyor.

10 yaşın altındaki çocuklar bağımlı olmaya en elverişli olanlar. Bu yüzden bu aileler hafta içi hiçbir şekilde teknoloji cihazlarının kullanımına izin vermeyerek sınırı çiziyor. Hafta sonları ise iPad ve akıllı telefon kullanımı için 30 dakika ile iki saat arası değişen izin süreleri var. 10 ila 14 yaş arasındaki çocukların ise okul akşamları bilgisayar kullanmalarına izin veriliyor, ancak sadece ödev yapmak için.

Makalenin orijinali için buraya, Türkçe’si için buraya tıklayabilirsiniz.

Read Full Post »

Araştırmalara göre; anne-babaları tarafından daha fazla ilgi gören ve onlarla bol bol konuşma fırsatı bulan çocukların okul başarıları daha yüksek oluyormuş.

Aileler, hangi kültürel, sosyal ya da akademik geçmişe sahip olursa olsun, çocuklarına üstünlük katmak için onlara daha pahalı eğitimsel oyuncaklar ya da dijital araçlar almak zorunda değiller. Onları özel hocalara ve özel derslere taşımak zorunda da değiller. Çocuklarıyla yapmaları gereken şey çok daha basit: Onlarla konuşmak.

Konu ilginizi çektiyse yazının tamamı için buraya tıklayabilirsiniz.

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: