Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Ailem’ Category

Sömestr tatilinin bir gününü ‘aile günü’ olarak ayırdık ve İstanbul’un tarihi güzelliklerinden birini seçip ziyaret edelim istedik. Rotamızı Sultanahmet olarak belirledik. Karşıya vapurla geçtik ve martılara simit attık. Buna o kadar alışmışlar ki simitleri havada kapıyorlar. Bizim sitedeki martılar dönüp bakmıyor bile…

Sultanahmet’te dolaşıp eski Hipodrom Meydanı‘nı gördük. Burada Roma ve Bizans imparatorlukları zamanında at arabası yarışları ve gösteriler yapılırmış. Halk sık sık bu meydanda toplanırmış. Eski imparatorluk sarayı da buradaymış. Dikilitaşları ve Yılanlı Sütun‘u da gördükten sonra yürümeye devam ettik. Bu arada dikilitaşlardan birinin Mısır’dan, Yılanlı Sütun’un da Apollon’daki Delphi Tapınağı’ndan geldiğini öğrendim. Sultanahmet Camii’ne uzaktan baktıktan sonra Ayasofya‘ya geldik. Çok fazla sıra olduğunu görünce buraya başka bir gün ayırırız düşüncesiyle Yerebatan Sarnıcı’na doğru ilerledik ve karşımıza Milion Taşı çıktı. Bu taş zamanında Doğu Roma İmparatorluğu’nun ‘0 noktası’ymış. Adriyatik’ten başlayıp Konstantinopolis’e gelen ana yolun başlangıç noktası ve dünya üzerindeki diğer şehirlerin Konstantinopolis’e olan uzaklığının hesaplanmasında kullanılmış.

Milion’u gördükten sonra sıra geldi Yerebatan Sarnıcı‘na… Burası 6.yy.da Doğu Roma imparatoru Justinianus tarafından yaptırılmış. Belgrad Ormanları’ndan getirilen su ile Konstantinopolis halkının su ihtiyacı karşılanıyormuş. İçeride 9 mt. yüksekliğinde 336 tane sütün var. (Loş ışık yüzünden bir türlü istediğim gibi fotoğraf çekemedim, bu fotoğraf mekanın web sitesinden..)

Sütunlardan iki tanesinin altında Medusa başı kaide olarak kullanılmış. Nedeni bilinmiyor ama Medusa’nın mitolojideki hikayesinden yola çıkarak burayı korusun diye konulduğu düşünülüyor. Osmanlı İmparatorluğu zamanında durgun su yerine akan su tercih edildiği için sarnıç kullanılmamış, 16. yy.da Bizans kalıntılarını araştırmak üzere gelen bir gezgin tarafından keşfedilmiş… Çeşitli onarımlardan geçtikten sonra günümüze kadar gelmiş. Son olarak her zaman ıslak olan Gözyaşı Sütunu/Ağlayan Sütun‘u gördük. Bunun da sarnıç inşaatı sırasında ölen köleler adına yapıldığına inanılıyormuş.

Yerebatan Sarnıcı’ndan çıkınca bizimkiler biraz daha dolaşsak mı, Gülhane Parkı’na gitsek mi, diye düşünürken benim aklımda sinemaya gitmek vardı. Gezi programını burada kestik, Sultanahmet Köftecisi‘nde karnımızı doyurduktan sonra Mısır Çarşısı‘ndan alışverişimizi yapıp Akasya’ya geçtik.

‘Ralph Breaks the Internet’ gösterime girmişti ve bir an önce izlemek istiyordum. Bu yüzden biraz ısrarcı oldum. Sabahtan akşama dolu dolu bir gün geçirdik ve çok eğlendik. Bu arada film harika, internetin icadından beri hayatımıza giren pek çok şeye yer verdikleri gibi bugüne ait kavramları da (algoritmalar, vs.) atlamamışlar. Bizimkiler de çok beğendiler. Büyük-küçük herkesin eğleneceği tatlı bir film olmuş. Sakın kaçırmayın!

Read Full Post »

Heyecanla beklediğimiz Sarıkamış tatili geldi çattı. Her sene olduğu gibi sömestr kalabalığını çekmemek için yine okul zamanı kaçamak yaptık. Çok da iyi oldu, hiçbir yer tıklım tıklım olmadığı için rahat ettik.

Tatilin özelliği; çok sevdiğim Zeynep ve Ömer’le hiç ayrılmadan 5 gün geçirecek ve kara doyacak olmamızdı. Sarıkamış tam bir doğa harikası, pistleri çok geniş, sarı çamların altında kaymak ise ayrı bir keyif…

Sarıkamış yaklaşık 2.500 mt. yükseklikte bir platoda, sarı çam ormanları arasında yer alıyor. Havaalanından ulaşım yaklaşık 40 dk. Kar kalitesi ise muhteşem! Alpler’de görülen kristal kar Türkiye’de sadece Sarıkamış’ta mevcutmuş. Dolayısıyla kaymak da çok keyifli. Piste pudra şekeri serpilmiş gibi.. Her seviyeye göre pist mevcut. Biz bir tek 5 ve 6 numaralı siyah pistlerden kaymadık. Bu arada Seda muhteşem kayıyor… Bu yüzden o her pisti denedi ve çok keyif aldı. Tek sıkıntı telesiyejlerin çok yavaş olması ama bu sorun seneye hallolmuş olacak. Yeni bir telesiyej yapılıyor.

Habitat Otel’de konakladık. Evimizde gibi rahat ettik. Odalarımız yan yanaydı. Sabah uyanır uyanmaz Ömer bizim odaya geliyordu. Zeynep uyanana kadar oyun oynuyorduk. Akşam yemeğinden sonra bir odada toplanıp yatana kadar yine oyun oynuyorduk.

Biz çocuklar sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde ikişer saat ders aldık. Ders dışı zamanlarda annelerimizle kaydık. Kaymadığımız zamanlarda oyun oynadık, havuza girdik, kardan adam yaptık.

Çok ama çok güzel bir tatil geçirdik. Hepimiz çok memnun kaldık. Seneye tekrar Sarıkamış’a gitmek için sabırsızlanıyoruz!

Read Full Post »

– Yeni yıla nasıl girersen öyle geçermiş derler.. Ben oyun oynayarak girdim, yeni yılın ilk günlerini de bol bol oyun oynayarak geçirdim…

– Yılbaşı gecesi dedemlerde kaldığımız için Efe’ye gelen hediye olan ‘Bay Böcek Firarda’yı tecrübe etme şansım oldu. Mutfak zemini olarak düşünebileceğimiz alanda bir böcek dolaşıyor ve oyuncular böcekten kurtulmak için zar atıp bazı hamleler yaparak onu tuzağa yönlendirmeye çalışıyorlar. (6+)

– Bir de artık büyüdüm ve bizimkilerle ‘Risk/Gizli Hedef’te kıran kırana mücadele edebileceğim yaşa geldim. Aslında yaştan öte, bu uzun süren bir oyun ve sıkılmadan mücadele ederek hedefe ulaşmak gerekiyor. En basit anlatımla; bölgelere bölünmüş dünya haritası üzerinde her oyuncu sahip olduğu bölgelere asker yığarak hedef kartlarında yazan hedefleri gerçekleştirmeye/dünyayı ele geçirmeye çalışıyor. Herkesin özel ajandası olunca bazen ortak düşmana birlikte saldırmak gerekiyor. Annem bir yandan, babam bir yandan beni sıkıştırınca üzülüyordum ama bu oyunda duygulara yer olmadığını çabucak öğrendim. Risk, havaların kötü olduğu şu günlerde, evde saatler geçirilebilecek harika bir strateji oyunu! (10+)

Read Full Post »

– Yılbaşı heyecanı şehri sarmışken Zorlu‘da alışveriş köyü kuruldu. Antrenman sonrası Pınar ve Lara ile standları ziyaret ettik. Acıkınca nutellalı krepleri mideye indirip hediye fikirleri bulmak amacıyla mağazaları gezdik. Artık büyüdüğümüz için bize hediye almadan önce ne istediğimiz soruluyor. Bu yüzden liste yapmak önemli. 🙃

– İngilizce derslerinde mitoloji konusunu işlediğimizden daha önce bahsetmiştim. Artık ikinci dönemde sergileyeceğimiz tiyatro için hazırlanmaya başladık. Hem eğlenceli, hem zorlayıcı… Güzel bir oyun sergilemek için çok çalışıyoruz.

– Son zamanlarda http://www.zzzscore.com üzerinden oynanan bir oyun popüler oldu. Oyunun amacı 1’den 50’ye kadar olan rakamların üzerine sırayla tıklayarak bu işi en kısa sürede bitirmek. Benim dikkatim anneme göre daha iyi olmasına rağmen annemin rekorunu (27.5) geçemiyorum. Babam yanımıza bile yaklaşamıyor. 🤷🏼‍♀️

– ‘Collectible’ almaktan bıkan annem, artık kocaman olduğumu ve bu tür abuk sabuk şeylere daha fazla para harcamak istemediğini söylemişti. Ben de kabul etmiştim. Ta ki ‘Squeezamals‘ı görene kadar! Bunlar diğer Squishy’lerden farklı. Memory foam denilen malzemeden yapılmış ve kokulu!!! Gördüğüm anda en masum yüz ifademi takınıp anneme yalvardım. Yılbaşı olmasa eminim almazdı ama hediyesini seçme özgürlüğü olan bir çocuk olarak istediğimi aldırma hakkım da vardı doğrusu! Seçmekte zorlandım, sonunda bir unicorn alıp çıktık.

– Bu aralar sınıfça ‘Bilmecenin İzinde, Maceranın Peşinde’ adlı kitabı okuyoruz. Dursun Ege Göçmen’in kaleme aldığı öyküde birbirinden pek hoşlanmayan, bambaşka karakterlere sahip beş arkadaşın yaşadığı maceraya tanık oluyoruz. Çocuklar farklı yerlere gizlenmiş şifreleri bulup çözmekle uğraşırken, farklı olmanın ekip çalışmasına engel yaratmadığını da keşfediyorlar. (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 17 TL)

– Yılbaşı hediyelerim ağacın altında birikirken hiç beklemediğim iki hediye daha geldi: Anneannemle dedem! Hiç haberimiz yoktu, büyük sürpriz oldu. Bizi özlemişler, pat diye çıkıp gelmişler. ☺️ Aldıkları hediyelerden birini sallayınca kutu oyunu olduğunu anladığım için hemen açtık ve oynamaya başladık. Dünya çapında en çok satan oyunlardan biri olan ‘Take It Easy’de her oyuncunun bir oyun tahtası var. Amaç bu tahta üzerindeki petekleri bir oyuncunun çektiği küçük altıgen kartlarla doldurmak, bunu yaparken de kartların üzerindeki şeritlerin mümkün olduğunca aynı renk olmasına dikkat etmek. Ben strateji oyunlarını çok seviyorum, bu oyuna da bayıldım! Sadece ben değil, herkes çok sevdi ve tekrar tekrar oynamak istememe hiç itiraz etmediler. İlginizi çektiyse tanıtım videosu için buraya tıklayabilirsiniz. (8+)

– Göz açıp kapayıncaya kadar bir yılın daha sonuna geldik. Acısıyla tatlısıyla 2018’i uğurlayıp yepyeni umutlarla 2019’u karşılıyoruz… Umarım 2019, herkesin gönlündeki güzelliklerin gerçekleşeceği bir yıl olur. Hepimize mutlu yıllar!

Read Full Post »

– Cumartesi antrenman sonrası için bir programımız yokken Seda’dan gelen telefonla havalara uçtum! Zeynep’le Ömer bize gelmek istiyorlarmış. 🤗 Birlikteyken çoğunlukla Minecraft ve Roblox ile vakit geçiriyoruz ama iPad’i bırakıp oyun oynadığımızda da gülmekten ölüyoruz.

– Öğretmenler Günü için bu sene sınıfça çiçek göndermek üzere organize olmadık. Ben de kendim bir şeyler yapmak istedim ve minik saksılara sukulent dikip hediye ettim.

– Çiğdem ve Uğur bizi yemeğe davet ettiler. Epey kalabalık bir grup olarak davete icabet ettik. Eğlenceli bir gecenin ardından annem Öniz’le konsere gitmek üzere ayrıldı. Babam alkollü araba kullanmasın diye biz dedemlerde kaldık. Bu arada son zamanlarda şunu fark ediyorum ki; bebeklikten beri arkadaş olduğumuz erkekler büyüdükçe değişmeye başladılar, paylaşımlarımız azaldı. 🤷🏼‍♀️

– Başka bir akşam da Neslihan ve Tunca bizi yemeğe davet ettiler. Gitmişken kaldık ve ertesi sabah Belgrad Ormanı‘na kahvaltı edip yürümeye gittik. Kahvaltı kısmı güzeldi de hava aşırı soğuk olduğundan yürüyüş kısmını çok uzun tutamadık.

– Babamla hafta içi akşamlarımıza renk getirdik ve tenis oynamaya başladık. Birlikte bir şeyler yaptığımız zaman çok ama çok mutlu oluyorum!

– Annemle film keyfinde bu sefer ‘Teen Titans Go! To the Movies’ adlı filmi izledik. Aslında bu film geçtiğimiz ağustosta biz Bodrum’dayken gösterime girdi ama gitmeye fırsat bulamadık. Ne zamandır aklımdaydı, sonunda izleyebildim. Bu, Cartoon Network’te severek izlediğim animasyon dizinin ilk sinema filmi. Hem çok eğlenceli, hem de güzel mesajlar veriyor. Sakın kaçırmayın!

– Bazı akşamlar kitap okuyamayacak kadar yorgun olduğumda annemden küçükken bana okuduğu kitapları okumasını istiyorum. Bir çeşit nostalji yapıyoruz. ‘Mona Lisa’yı Kim Çaldı?, dünyanın en bilinen tablosunun yaratılması ve çalınmasının öyküsünü anlatıyor. Aynı zamanda Louvre Müzesi’nin ziyaretçilerinin %80’inin Mona Lisa’yı görmek için geldikleri gibi ilginç bilgiler de veriyor. (5+, Binbir Çiçek Kitaplar, 5,90 TL)

– Madem aralık ayına giriş yaptık, yılbaşı ağacımızı kurmanın zamanı geldi diyerek bu sene kırmızı ve altın rengi süslerle ağacı süsledim. İşim bitince “Şimdiye kadar süslediğimiz en güzel ağaç bu oldu!” diye yorum yapınca annem her sene aynı şeyi söylediğimi hatırlattı. 😝 Minder kılıflarını değiştirdik, salonun çeşitli yerlerine objeler de koyduk. İşlem tamam, 2019’a hazırız!

Read Full Post »

– Sosyal bilgiler dersinde kültürel özelliklerimiz ve ülkemiz konusunu işledik. Konu kapsamında sınıftaki herkesin ailesinin memleketi hakkında sunum yapması gerekiyordu. Sıra bana geldi ve ben tabii ki annemin memleketi olan İzmir‘i anlattım. 💕 Aslında İzmir anlata anlata bitirilemez bir yer ama özet olarak tarihteki önemi, görülmesi gereken yerler, İzmir’e özgü yiyecekler ve İzmirli sözlüğüne göre farklı söylenen kelimelerden bahsettim. Arkadaşlarımdan bazıları “Karnımı acıktırdın Ela!” derken, bazıları “Bu yaz kesinlikle İzmir’e gitmeliyiz!” dedi.

– Doğum günü Halloween ile aynı gün olan arkadaşımız Efe Pasha’nın Funloft‘taki kostümlü partisinde sınıfça eğlendik.

41. Vodafone İstanbul Maratonu‘nun halk koşusu kısmına katıldık ve Boğaz Köprüsü’nü yürüyerek geçtik. Yaklaşık 5 km yürüdük. Yürüme kısmından çok bekleme kısmı yorucuydu. Yüzlerce kişiyi aynı anda başlatmak yerine grup grup alıyorlardı. Sıra bize gelene kadar 1 saatten fazla ayakta bekledik. Köprüyü geçtikten sonra Barbaros Bulvarı’ndan aşağı inmeden Zorlu‘ya geçtik ve yemek yedik. Sonra köprü hala kapalı olduğu için metro+marmaray+taksi yoluyla eve döndük ve saniyeler içinde üst değişip voleybol antremanıma yetiştik. Biraz koşturmaca oldu ama bu deneyimi yaşamak güzeldi.

– Saatleri uyduğu sürece Burhan Felek‘teki voleybol maçalarını kaçırmıyoruz. Bu kez Galatasaray-Beşiktaş kadın voleybol maçını izledik. 2-3 yenildik.

– TLC’de ‘Köpekleri Tanıyalım’ adlı bir program var. Köpek cinsleri hakkında bilgi veriyor; bakımı kolay mı, eğitilebilir mi, tüy döker mi vs. Biz de bölüm kaçırmadan izliyoruz. Gönlümden geçen cins belli, bu programı izledikçe ve diğer köpek cinslerini tanıdıkça kararımın değişmeyeceğini bir kez daha anladım. Bu arada annemi kendi tarafıma çekmeyi başardım. Babam hala biraz mesafeli olsa da “İkiniz de kararlıysanız ben engel olmam.” dedi. Bu noktaya gelmek bile başarı! Umarım bir gün benim de bir köpeğim olur… 💕🐶

– Televizyonda ‘Eight Below’ adlı filme rastladık ve gözlerimizi alamadan izledik. Türkçe’ye ‘Kutup Macerası’ olarak çevrilen eski bir film, nasıl olmuş da böyle güzel bir filmden haberimiz olmamış?? Kızak eğitmeni olan Jerry, Antartika’da bilimsel bir çalışma sırasında kötüleşen hava koşulları yüzünden köpeklerini bağlayıp orayı terk etmek zorunda kalır. Kısa süre sonra Antartika’ya tekrar döneceğini düşünerek bu kararı vermiştir fakat hava koşullarında düzelme olmayınca Jerry’nin kutuplara dönmesine izin verilmez. Jerry gelene kadar 6 ay geçer 8 köpek bu süre zarfında hayatta kalmak için mücadele eder. Gerçek bir olaydan alınma, duygu yüklü bir macera. Mutlaka izleyin. (Ve gönlümdeki cinsin ne kadar muhteşem bir hayvan olduğunu görün.. 😍)

Read Full Post »

Daha önceden okuyanlar hatırlar, yazları Misbahçem‘den kiraz toplayıp Acarkent Collesium‘da Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı yararına satıyoruz. Aynı etkinlik sonbaharda elma ile yapılıyor ama okul günlerine denk geldiği için katılmıyordum. Bu sene okula bir güncük gitmesem de olur düşüncesiyle bu sosyal sorumluluk projesine ben de katkıda bulundum.

İlkbahardan kalma bir günde kilolarca elma toplayıp sattık ve gelirini TEGV’e bağışladık. Ne güzeldir iyilik yapmak!

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: