Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Arkadaşlarım’ Category

– Son günlere Minecraft damgasını vurdu diyebilirim. Rüzgar’la hafta sonlarımız ayrılmaz ikili şeklinde geçip giderken, beraber geçirdiğimiz saatlerin çoğunda Minecraft oynar olunca, ben de oyunu iPad’ime yüklemek istedim. Annemle babam oyunun bağımlılık yarattığını düşünmelerine rağmen, ısrarlarıma dayanamayıp App Store şifresini giriverdiler. Çok fazla oynamayacağıma dair söz verdim tabii ki… (18,99 TL)

Söz verdim vermesine de, tutmak o kadar kolay olmadı. Oyun resmen insanı ele geçiriyor. (İstatistikler, dünyada 40 milyondan fazla kişinin Minecraft oynadığını gösteriyor.) Farklı materyallerle eşyalar yapıyorum; evlerim ve odalarım var. Bunları düşmanlardan korumaya çalışıyorum. Oyunun modlarına göre çok fazla detay söz konusu, açıkçası ben o kadar derinlere inmiyorum. Rüzgar’la birbirimizin iPad’lerine bağlanıp yanyana oturup Minecraft oynuyoruz. Bir de yaratıklar var. En sevdiğim ise Creeper! Bu yaratıklardan kaçıp inşa ettiklerimizi korumamız gerekiyor.

Her şey çok zevkli ama biz Rüzgar’la inanılmaz eğlenen ve sürekli kıkırdayan bir ikili iken Minecraft işin içine girince saatlerca yanyana koltukta oturup ekrana bakar olduk. Bu kısım annem tarafından tepki gördü. İlk golü buradan yedim diyebilirim. Sonra İpad’i elimden düşürmez olunca sadece hafta sonu Minecraft oynamama izin verilir oldu. Çaresiz kabul ettim, hiç yoktan iyidir…

– Geçen sene bayıla bayıla izlediğim Masterchef Junior‘ın yeni sezonu başladı. Home&Entertainment kanalında yayınlanıyor. Saatleri bana uymadığı için kaydedip ertesi akşam yemeğimizi yerken izliyoruz. Sadece ben değil, bizimkilerin de hayranlıkla izlediği bir program bu… Çocuklar inanılmaz yetenekli. Benim de amacım mutfakta onlar kadar iyi olabilmek! Bu yüzden mümkün oldukça mutfağa girmeye çalışıyorum.

–  Mutfakla bu kadar ilgili olunca insanın hayran olduğu şefler de oluyor. Benim için Arda Türkmen bunlardan biri… Akasya’ya geleceğini öğrenince koşa koşa onunla tanışmaya gittim. Tam ayrılırken yakaladım da birlikte fotoğraf çektirme şansımız oldu.:)

FullSizeRender

– Şubat ayında olabilecek en ılık havayı görünce Oya, Rüzgar ve ben parkta buluşup oynadık. (Tabii sonra da eve çıkıp Minecraft!)

– Sınıfça okuduğumuz kitap Kokosnuss serisinden ‘Küçük Ejderha Kokosnuss Okula Başlıyor’ oldu. Yavru ‘ateş ejderhası’ Kokosnuss için o gün büyük gündür çünkü okula başlamaktadır. İlk tanıştığı arkadaşı bir ‘obur ejderha’ olur. Fakat obur ejderhaları okula almıyorlardır, Oskar sadece gözetlemek için oradadır. Halbuki Oskar, okula gitmeyi çok istemektedir. Ailesi karşı çıksa da Oskar, öğretmenleri Kornelius’tan izin alıp derslere girer, böylece biz de maceralarına tanık oluruz. (5-8 yaş, ABM Yayınevi, 15 TL)

(Okulda ilk gün hakkındaki çocuk kitapları önerilerim için buraya tıklayabilirsiniz.)

Read Full Post »

– Sonunda yarıyıl tatili geldi çattı. Her gün için program yapmıştık; arkadaşlarımla görüşüp sanatsal etkinliklere katıldığım ve bol bol oyun oynadığım bir tatil dönemi geçirdim. Karın ya da yağmurun çok şiddetli olduğu günlerde karşıya geçmemizi gerektiren programlar bile oldu ama sıcacık evimizde tembellik yapmak yerine yollara düştük. İyi ki de öyle yapmışız. Her gününden ayrı keyif aldığımı söyleyebilirim.

– İlk hafta Rüzgar’la birlikte sabahtan öğlene kadar süren beş günlük bir atölye programına katıldık. ‘Kraft Junior Sömestr Sanat Kampı’nda seramik heykel, polimer kil ve millefiori tekniği ile çerçeve, portre çalışması, Kandinsky ile tuval üzerine resim ve stopmotion film yaptık. Son gün de annelerimizin katıldığı küçük bir kokteyl ile çalışmalarımızı sergiledik. Gerçekten bitsin istemedim…

– Keyifle katıldığım bir diğer sanat etkinliği ise ‘DotKanyonda Çocuk Atölyeleri’ oldu. Tiyatro atölyelerinin iki tanesinin gün ve saatine uyabildik. Hatta birine Eylül ile birlikte katıldık. Çok eğlenceliydi… Bundan sonra Dot’un tüm etkinliklerine koşa koşa giderim!

Zorlu‘da 13 Mart’a kadar sürecek olan Sanat Atölyeleri başladı. Bu serinin kitaplarını küçüklüğümden beri keyifle okuduğumdan hepsi benim için tanıdıktı. İlk haftanın konusu ‘Picasso ve At Kuyruğu Saçlı Kız’ atölyesiydi; Eylül ile birlikte katıldık.

– Uzun bir zamandır sokaklarda ve metrolarda Shrek Müzikali‘nin billboardlarını görüyordum. Sonunda Shrek geldi, biz de izleme imkanı bulabildik. Bizim gittiğimiz gün salon tıklım tıklım doluydu. Birçok arkadaşımı gördüm, neredeyse herkes oradaydı. Gösteriyi çok beğendim, ilgiyle de izledim. İyi ki gitmişiz!

Akasya‘da Ali Poyrazoğlu‘nun düzenlediği yaratıcı drama atölyesine katıldım. Dot’ta harika vakit geçirdiğim için yüksek beklentiyle gittim sanırım, bu atölye bana bebeksi geldi. Yaş grubu 4-8 olarak belirtilmiş olmasına rağmen…

– Keyifli etkinliklere katılmanın yanı sıra ev buluşmaları da gerçekleştirdik. Rüzgar, Zeynep, Ömer, Derin ve Alp’le buluşup evde oyun oynadık.

  

– Bir de Bansko kaçamağımız oldu; Arda, Cansu ve Ela çetesi olarak kayakla tanıştık. Bütün gün kaymamıza rağmen yorulmak nedir bilmedik.

– Milli Eğitim Bakanlığı okullara yazı göndererek, sömestr tatilinde çocuklara ödev verilmemesini istediği için okulumuzun normalde hazırladığı kitapçıklardan bu sefer vermediler. Bence kötü oldu. Çünkü erken kalktığımda ev çalışmalarıyla oyalanmaya alışmıştım. İki gün iyiydi de sonra sıkıldım. “Bari ödev verselerdi… Ben şimdi sabahları ne yapıcam?” diye söylenirken Tuba yarıyıl tatili kitaplarından alabileceğimizi söyledi. Onlar Tudem Yayınları’nın kitabını almışlar ama biz Tudem’i bulamayınca Sözün Özü Yayınları‘nın çıkardığı kitabı aldık. Sabahları uyanıp da yapacak şey bulamadığımda Türkçe, Matematik ve Hayat Bilgisi sorularını çözdüm. Tamamen gönüllü olarak kalkıştığım bir iş olduğu için annem beni soru çözmeye zorlamadı. Kitabın çoğunu bitirdim, kalan soruları başka zaman çözmek üzere bıraktım. (2. Sınıf Yarıyıl Tatil Kitabı, Sözün Özü Yayınları, 7 TL)

– İki haftalık sürede, tatil kitabımız olan ‘Meraklı Karınca Cimcim’in Serüvenleri’ni bitirebildim. Bir de Göknil Genç’in yazdığı ‘Değirmenci ile Baykuş’ adlı kısa hikayeyi okudum. Bir adada tek başına yaşayan ama yalnızlığından memnun olan yaşlı bir değirmenci varmış. Soğuk geçeceği belli olan kış mevsiminin başında yaralı bir baykuş bulmuş. Değirmenci, baykuşun iyileşmesi için merhem hazırlayıp onu evine almış. Bahar gelince, iyileşen baykuşun gitme zamanı da gelmiş. Değirmenci çok üzülmüş ama sonbaharın gelişiyle birlikte onu güzel bir sürpriz bekliyormuş… (2-5 yaş, Can Çocuk Yayınları, 12 TL)

Read Full Post »

– Önceki yazıma ‘Tatiller sona erdi.’ diye başlık atmış ve normal düzene döndüğümüzü yazmıştım ama bu durum fazla uzun sürmedi. Kar yağışı tekrar başladığı için biz miniklere gün doğdu; biraz daha tatil yaptık! Annelerimiz her gece İstanbul Valisi’nin eğitime ara verip vermediğine dair mesajını bekler oldular. Yatmadan önce soruyordum, annem “Henüz bir açıklama yapılmadı, sen yat canım.” diyordu. Valinin kararına göre de sabah bizi uyandıracak olan alarmı açıyor ya da kapatıyordu. Kar keyfinin azıcık daha uzaması bence iyi oldu. Daha da çok kardam adam yaptım, gezdim, tozdum.


– Havanın güzel olduğu bir gün Derin’le uzun zamandır planladığımız buluşmamızı gerçekleştirdik. Çoğunlukla evde oynadık, sonra parka indik. Ayrılırken sömestr tatilinde de buluşmak üzere anlaştık.

– Bu hafta, sömestr tatilinde okuyacağımız, Bilgin Adalı‘nın ‘Meraklı Karınca Cimcim’in Serüvenleri’ adlı kitabına başladım. Yalıköy civarlarında yaşayan Cimcim, çok meraklı bir karıncadır. Ağaçlara tırmanıp uzaklara bakar ve gördüğü yerlere gitmek ister. Çıktığı yolculukta yeni arkadaşlar edinip birçok yeni şey öğrenir. Karınca Tintin ve kırlangıç Kırla, yolculuğunda ona eşlik ederler. Kırla’nın güneye göç etme zamanı geldiğinde birbirlerinden ayrılmak istemedikleri için Cimcim ve Tintin de onunla güneye gitmeye karar verirler. İlk durakları İstanbul olur… Kitap büyük puntolarla yazılmış, hem de resimli. Böyle olduğu için okuması kolay ama epey de kalın. Bakalım kaç günde bitirebileceğim? (7-9 yaş, Yapı Kredi Yayınları, 11 TL)

‘Gerçek Hayattan Hikayeler’ dizisinden ‘Beni Rahat Bırak!’, akran zorbalığı üzerine yazılmış bir hikaye. Kahramanımız Else, en yakın arkadaşı Cessi okula gelmediği için çok bozulur. Şansa bakın ki; o gün okula yeni bir kız gelir. Else, sınıfın yeni üyesi Mayke’yi tanımadan ona kötü davranmaya karar verir… Çocukların bir anda nasıl zorbaya dönüşebildiğini anlatan kitap için yaş grubu 3-8 olarak belirtilmiş olsa da hikaye bana çocuksu geldi. Çünkü olaylar anaokulu öğrencileri arasında geçiyor. Bu nedenle 5-6 yaş için daha uygun gibi… Kitabın sonunda yine ebeveynlere rehber olabilecek bilgiler mevcut. (3-8 yaş, Yapı Kredi Yayınları, 7 TL)

– Bugün itibariyle sömestr tatilimiz başladı. Son zamanlarda yeteri kadar tatil yapamamıştık. Çok iyi oldu bu iş!:)

Read Full Post »

– Sonunda kar&yılbaşı tatilleri bitti, biz de kaldığımız yerden derslerimize devam ettik.

– 30 Aralık’ta yapılması planlanan fakat hava şartlarından ötürü ertelenen ‘Kışa Merhaba Konseri’ni gerçekleştirdik. Ben bu tür gösterilerde hep çok hevesli olur, neşeyle katılım gösterirdim ama bu sefer pek öyle olmadı. Tam tepemde duran spot ışıklarının altında aşırı derecede terledim, bu yüzden de daraldım. Bitse de gitsek modundaydım. Yine de hakkını vermem gerek; çok güzel bir konser oldu. Bu akşam için çok çalışmıştık. Karşılığını bol alkışla aldık.

aacb8c2fc529e76b86e4b179ca46228b (1)

– Karlı günlerden sonra açan güneşi değerlendirmek amacıyla okuldan gelince parkta vakit geçirdik. Cuma programımız ise Rüzgar’la oyundu… Cumartesi de voleyboldan sonra soluğu Göztepe Parkı‘nda aldık. Paten, bisiklet ve sahilde yürüyüşten sonra eve döndük.

– Babamla birlikte ‘Alvin ve Sincaplar-Yol Macerası’nı izledik. Annem gelmek istemedi çünkü sincapların seslendirmesi kulağını tırmalıyormuş. Üçümüzün izleyebileceği başka bir alternatif olarak ‘Pan’ vardı, onu da ben istemedim. (Fragmanını izlemiş ve korkunç bulmuştum.) Sonuç olarak Alvin’i babamla izledik.

– Bu hafta sınıfça Süleyman Bulut’un ‘Ormandaki Dev’ adlı kitabını okuduk. Ormanda yaşayan hayvanlar, sıradan bir günde sıradışı bir şey görüyorlar ve gördüklerini heyecanla Anne Tavşan’a anlatıyorlar. Kimi kocaman bir gövde gördüğünü, kimi biri uzun biri kısa iki kuyruk, kimi beş bacak gördüğünü söylüyor. Çünkü her biri, bu yeni sakini bulundukları yerden farklı açılarla görüyorlar. Hikayenin sonunda ortaya çıkan gerçek ise hepsini şaşırtıyor. (6-8 Yaş, Can Çocuk Yayınları, 8,5 TL)

IMG_5838

– Birinci sınıftayken okuduğumuz ‘Kütüphane Faresi’ni çok sevmiştim. Ne zamandır serinin diğer kitaplarını da almak istiyordum, sonunda ‘Dünya Seyahati’ ve ‘Evim Güzel Evim’i de kitaplığıma ekleyebildim. Bu hikayelerde kütüphanenin diğer tarafında yaşayan maceraperest Sarah ile tanışıyoruz. Sam ve Sarah, kitaplar sayesinde araştırma yaparak dünyanın farklı yerleri ve çeşitli kültürlere ait evler hakkında birçok yeni şey öğreniyorlar. Seri, benim gibi ikinci sınıf öğrencisi için seviye altı kalıyor ama ben hala resimli kitapları okumayı çok seviyorum. (5-7 Yaş, Final Kültür Sanat Yayınları, 10 TL)

– Bir de güzel haber; Seda ve Cem’in bebeği dünyaya geldi. Ali Sarp Tiryaki, aramıza hoş geldin! Türkiye’ye döner dönmez seni görmeye geleceğim.

Read Full Post »

– Sonunda sıra bana geldi ve ‘DJ of the week’ oldum. Bu görevi her hafta başka bir öğrenci üstleniyor ve uzun tenefüslerde İngilizce duyurular yapıyor. Şöyle: “Attention! Attention! Hello everyone, I’m Ela Sümer. I’m the DJ of the week. Now, it’s kids’ news time…” Bu standart girişten sonra her gün farklı bilgiler verip o gün doğum günü olan arkadaşlarımızın isimlerini sayıp kendilerini kutluyoruz. Pek eğlenceli bir şey!

djoftheweek

– Okulumuzda revir, içinde de doktor ve hemşireler bulunduğundan bir yerimize bir şey olursa hemen revire koşuyoruz. Önemli bir konuysa annemizi arıyorlar, değilse tedavi edip sınıfa gönderiyorlar. Bu ziyaretlerin kaydı tutulup ailelerimize bildiriyor. Benim revir ziyaret listem ufak tefek kazalardan oluşuyor: Parmakta sıyrık, sol dizini yere çarpmış, yüzüne voleybol topu gelmiş, sağ el beşinci parmağına top gelmiş, dizlerinin üzerine düşmüş, vs.:) Geçen gün de yanağım ağrıdığı için revire gittim. Sanırım diş çıkarıyorum; jel sürdürdüm.

– Yılın son haftasında İstanbul’da hava epey soğuduğu için ev buluşmaları gerçekleştirdik. Bir gün Merto’yu, bir gün de Arda ve Zeynep’i ağırladık. Büyükler sohbet edip maç seyrederken, çocuklar oyun oynadı.


– İstanbul’da çok uzun süredir karlı bir yılbaşı kutlanmamış. Bu yüzden 2016 yılbaşı çok özeldi diyebilirim. Bir anda başlayan kar, kısa sürede tuttu. Okullar tatil edildi. Çocuklara da kardan adam yapmak düştü.

– Biz yılbaşı gecesi ailecek evdeyiz. Bu yıl da yeni yıla girdiğimizi görmeden uyuyakalırım diye düşünüyorum. Hepinizin yeni yılını kutluyorum. Harika bir sene olsun!

Read Full Post »

– Sizlerin de bildiği üzere; yalnızlıktan hoşlanmıyorum, ne yaparsam mutlaka yanımda biri olsun istiyorum. Fakat son günlerde, kendi kendime uzun süre oyun oynar oldum. Annemle babam bu durum karşısında çok şaşkın ama mutlular. :)) Tabii bu demek değil ki sürekli kendi kendime takılıyorum. “Scrabble?” diye sorsalar, koşa koşa gelirim.


– Favorimse; her zaman okulculuk!


– Hele bir de arkadaşım bize gelmişse, değmeyin keyfime!:)

Kanyon‘da buz pateni pisti kurulduğunu ve sık sık gitmek istediğimi söylemiştim ama trafik derdi yüzünden yapamadım. Sadece bir kere daha gidebildik. Hatta bu sefer Zeynep de geldi. Birlikte çok eğlendik.

– Soğuk da olsa güneşli günlerde voleyboldan sonra Göztepe Parkı‘na gidiyoruz. Sonra da sahilde yürüyoruz. Bu hafta sonu da hava çok güzel olduğu için adresimiz belliydi.

‘Annemle ev sineması keyfi’nde bu kez bir Miyazaki filmi olan ‘Küçük Deniz Kızı Ponyo’yu izledik. Bir filmi beğendiysem birkaç gün üstüste izlemek hoşuma gidiyor. Ponyo’yu da çok sevdim ve iki kez izledim.

IKEA‘da hikaye kitabı satıldığını biliyor muydunuz? Biz bilmiyorduk… Çalışma masama uygun sandalye almaya gittiğimizde gördük. Rengarenk sayfalarına bakınca almadan duramadık. Kitaplardaki bazı kahramanların peluş oyuncakları da satılıyordu.

‘Kurbağa Prens’in konusu tanıdık: Prenses Klara, arkadaşı Prens Karl onlarda kalacağı için çok mutludur. Fakat Karl’a bebekken büyü yapılmıştır ve talihsizliğin en mutlu anında kendisini bulacağı söylenmiştir. Bu yüzden çocukların ‘çok fazla eğlenmeleri’ yasaktır. Klara ve Karl, bunu başaramazlar ve büyü gerçekleşerek Karl’ı bir kurbağaya çevirir. Hikaye çeşitli masal kahramanlarıyla renklenir ve sonunda Klara’nın öpücüğüyle Karl normale döner. (2-7 Yaş, IKEA, 19,99 TL)


‘Baykuş Tatilde’de ise ormandaki okulda yavru hayvanlara öğretmenlik yapan baykuş, çok yorulduğu için kısa bir tatile çıkar ama öğrencilerini çok özlediği için çok geçmeden geri döner. Yokluğunda yerini alan saksağan, işleri biraz karıştırmış olsa da kimse halinden şikayetçi olmaz. Baykuş da bıraktığı yerden sevgiyle öğretmenlik yapmaya devam eder. (2-7 Yaş, IKEA, 19,99 TL)

– D&R’a uğradığımızda yeni çıkan kitaplara göz atarken ‘Güzel Periler’e rastladık. İlk okuma kitaplarından olduğu için büyük puntolarla yazılan kısa bir hikaye olması hoşuma gitti. Ünlü İtalyan yazar Gianni Rodari’nin yazdığı kitabın konusu şöyle: Zorluklar ve savaşlarla boğuşan insanlık artık perilere inanmaz, çocuklara masal anlatmaz olmuş. Buna çok üzülen periler kimsenin bilmediği bir yere gitmişler. Geri gelmeleri için insanların yine barış ve mutluluk içinde yaşaması gerekiyormuş… (5-7 Yaş, Can Çocuk Yayınları, 6,5 TL)

Read Full Post »

El yazısı ile yazmak ne kadar zor biliyor musunuz? Özellikle yazma süreci uzadıkça bileğimizin nasıl ağrıdığını? 1. sınıfa başlayan çocukların 5,5-7 yaşlarında olduğunu ve bu yaşlarda ince kasların tam olarak gelişmediğini de düşününce, bunun nasıl bir işkence haline geldiğini? İlk dört sene el yazısı ile yazıp beşinci sınıfta düz yazıya geçildiğinde tekrar zorluk yaşadığımızı? Offf, çok sıkıcı işler bunlar!

Bana gelince, sene başından sene sonuna doğru el yazım epey bir değişmiş oluyor. Kitaplarımın ilk sayfaları daha özenli, haftalar geçtikçe koyvermişim gitmiş. Yoruluyorum ve hızlı yazmaya çalıştıkça daha kötü yazıyorum. Ama biliyorum ki; yalnız değilim. Hepimiz aşağı yukarı aynıyız. Annem geçenlerde sınıfımıza geldi ve panoda asılı duran çalışmalardan hangisinin bana ait olduğunu anlayamadı. Hepimizin yazısı aynı. Aynı okulda okumadığım arkadaşlarımın yazıları bile aynı. Sonuçta hepimiz aynı işkenceyi çekiyoruz…

Çocuklarda kalem tutuşu yaşlar itibariyle gelişim gösteriyor. El-göz koordinasyonu arttıkça, ince motor becerileri ve kaslara hakimiyet geliştikçe, kalem tutuşumuz da gelişiyor.

1-1,5 yaş arası şöyle tutuyoruz:

IMG_0263 (1)

2-3 yaş civarı böyle:

img_2862

3,5-4 yaş civarı ise böyle:

20130701-234848

4,5-7 yaş arasında artık kalemi doğru bir şekilde kavrayabilecek hale geliyoruz:

20131017-190754

Fakat sorun şu ki; el yazısı yazarken bileklerimiz yorulduğu ve parmaklarımız ağrıdığı için bir süre sonra kalemi doğru tutamıyoruz. İşte o zaman görüntü şöyle oluyor ve bu tutuşu düzeltmemiz gerekiyor:

Doğru kalem tutuşunu benimsediğimizde yorulmadan, anlaşılır bir şekilde yazabiliyoruz. Tripod tutuşu da denilen doğru pozisyonda; baş parmak ve işaret parmağı ile kalemi tuttuktan sonra kalemi orta parmak üzerine destek alacak şekilde yerleştirmemiz gerekiyor. İşte böyle:

Bu tutuşu sürekli kılmanın yollarından biri; boşta kalan iki parmağın tutacağı şekilde avuç içine minik bir top ya da peçete yerleştirip öyle yazmak. Oyun hamuruyla oynamak, kağıtları küçük parçalara yırtmak, lego takıp çıkarmak da el ve parmak kaslarının güçlenmesini sağlıyor. Anne-babalarımızın yaptığı kalem çevirme hareketinin de çok faydası oluyor.

Güzel yazı yazma çalışmalarında hepimize sabır ve kolaylıklar diliyorum!:)

Read Full Post »

Older Posts »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 49 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: