Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Arkadaşlarım’ Category

– Teog sınavı dolayısıyla 25 ve 26 Kasım’ı tatil ettiler. Biz de ilk gün Ela’yı ve yeni doğan kardeşi Su’yu ziyarete gittik.


– İkinci gün de Damla’yla birlikteydik. Biraz evde oyun oynadık, sonra da sinemaya gittik. Snoopy o kadar güzel bir filmdi ki ikinci kez izlemekten hiç sıkılmadım.


– Yılbaşı ağacımızı süsledim. Bu senenin renklerini kırmızı ve dore olarak belirleyip süsleri ona göre seçtim. En son tepeye yıldız koymak için sandalyeye çıktım ama yine de zor yetiştim. :)


– Tiyatro34’ün Zaman Makinesi adlı oyunu okulumuzda sahnelendi. Bize de keyifle izlemek düştü.

– Hava bir anda soğudu. Biz evin içinde hissetmedik ama sanırım fanusta yaşayan balığım hissetti. Suyun üstünde halsiz halsiz yatmaya başladı. Annem internetten nesi olabileceğine dair araştırma yaptı, bu sayede balık hastalıklarını da öğrendik ama hiçbiri bizimkinin halini açıklamıyordu. Herhalde üşüdü diyerek onu evin en sıcak yerine koyduk. Strese giren balık ışık sevmezmiş, ışıkları da açmadık. Enfeksiyon varsa sarımsak iyi gelir diye sarımsak verdik. 3 gün öylece yattı… Sonunda bomba gibi aramıza döndü! Ona bir şey olacak diye o kadar üzüldük ki… Şimdi eskisi gibi enerjik. Biz de çok mutluyuz!

– Ev sinemasında bu sefer Lego Filmi‘ni izledim. Bu film iki sene önce gösterime girmişti ama ben gitmek istememiştim. Erkek dünyasına ait gibi gelmişti. Meğer değilmiş! Tam benlikmiş! Çok beğendim. ‘Everything is awesome!’ şarkısı da dilime takıldı. Söyleyip duruyorum.

– Çalışma masamı yeniledik. Tamamen kendim yaptım diyebilirim. Annem sadece kontrol amaçlı başımda durdu. Bu tür işleri çok severek yapıyorum. Sonuç çok başarılı oldu. Odamın çehresi epey değişti. Yeni halinden çok memnunum.


– Bildiğiniz üzere sevdiğim bir başka şey de mutfağa girmek. Yeni bir şey daha öğrendim; kıyma kavurmak. Bir de annemle elma sirkesi yapmaya başladık. Onu ayrıca anlatacağım.


Sabancı Müzesi‘ndeki Zero sergisini gezip atölyelerden birine katıldım. Çok suratsız ve negatif olduğum bir günümdeydim. Gelmeseydim de olurdu. Cumartesi trafiğinde Acıbadem’den Emirgan’a gidip dönmek ciddi bir trafik mücadelesi gerektiriyor. Ben de böyle isteksiz olunca annemle tartıştık.


Kanyon‘da küçük bir buz pateni pisti kuruldu. Biz de cuma okul çıkışında gittik. Başında Icessporto’dan tanıdığım Taner Öğretmen vardı. Epeydir kaymamıştım. Çok özlemişim. Pist 17 Aralık’a kadar açık kalacak. Her fırsatta gitmek istiyorum.

Uykudan önce okuduğum kitaplarda sıra Prenses Okulu‘na geldi. Şimdilik 30 kitaptan oluşan seri; mükemmel bir prenses olmak için eğlenceli bir eğitim sürecinden geçen prenseslerin maceralarını anlatıyor. Kibar, şefkatli ve yardımsever prensesler yetiştirmeyi amaçlayan Prenses Okulu’nun her kitabında başka bir prensesin başından geçenleri okuyoruz. Fırsat buldukça alıp seriyi tamamlamaya çalışıyorum. (8-12 Yaş, Doğan Egmont, 9,90 TL)

Sınıfça okuduğumuz kitap ‘Çevreci Kahramanımız Dodo Kuşu Cosmo – Hazine Avı’ oldu. Serinin bu kitabında da Cosmo ve 3R-V başka gezegenlerdeki dodo kuşlarını bulma ümidiyle uzayda yolculuk yapıyorlar ve karşılarına çıkan gezegende hazine bulmak amacıyla her yeri delik deşik eden Diggs ile tanışıyorlar. Cosmo, yaptığından vazgeçmesi için onu uzaya çıkarıp gezegenine uzaktan bakmasını sağlayınca Diggs hatasını anlayıp gerçek hazinenin gezegenin kendisi olduğunu anlıyor. (6-8 yaş, Maya Çocuk Yayınları, 17,5 TL)

 

Read Full Post »

– Birinci sınıfın sonlarına doğru İngilizce seviyemizi ölçen bir sınava girmiştik. Sertifikalarımızı sonunda aldık. Okulda küçük bir tören düzenlendi. Herkes bir-iki cümleyle bir arkadaşını anons ederek sahneye davet etti ve sertifikasını verdi. Beni Sude anons etti, ben de Eda’yı. Sonra da minicik bir konser vererek töreni noktaladık.

ela

– Okulda oyuncak partisi düzenlendi. Herkes istediği oyuncaklarını okula getirdi ve neden o oyuncağı seçtiğini birkaç cümleyle anlattı. Ders yaparken oyuncaklarımız da bizimleydi.

23b1f3247258d4603eac7f9c69486d42

– Okulla ilgili bir diğer havadis de sınıf arkadaşlarımın birkaçında bit görülmesi oldu. Tabii tüm anneler alarma geçti; saçlarda dikkatli bit taramaları yapıldı. Bende çıkmadı ama önlem almak adına okula giderken bit tokası takmaya başladım.

– Annemle birlikte Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelen ‘Kitap Kurdu ile Can, Haylazlara Karşı’ adlı oyunu izlemeye gittik. Kitap okumanın ve ders çalışmanın önemini vurgulayan oyunda, sınıfın çalışkan öğrencisi Can’ın, dersten kaytaran arkadaşlarına kitap okumayı nasıl sevdirdiğini izledik. Öğretmen, bilgi yarışmasında dört haylazın okulu temsil edeceğini söyleyince hepsi birer kitap kurdu oldu. Sistemli olarak çalışıp bilgi yarışmasını kazandılar ve ‘oyun zamanı oyun, ders zamanı ders’ ilkesi ile başarılı olabileceklerini gördüler. (Fotoğraf, Devlet Opera ve Balesi’nin sayfasından alıntıdır.)

kitap

– Uzun zamandır beklediğim ‘Snoopy ve Charlie Brown Peanuts Filmi’ gösterime girince koşa koşa gittik. Tabii ki Snoopy oyuncağımla…


– Evdeki sinema seanslarında ise ‘Ejderhanı Nasıl Eğitirsin-2’yi seyrettim. Tıpkı ilk film gibi buna da bayıldım!

– Eylül birkaç günlüğüne İstanbul’a geldi. Hemen program yaptık: Ailelerimizin de konuşacağı çok şey olduğundan önce uzun bir kahvaltı, ardından da güneşli havanın keyfini çıkarmak üzere Bebek Parkı ziyareti. Söz dinlemediğimizden ayakkabılar sırılsıklam oldu ama olsun. Çok eğlendik! :)

– Yael ile uzun zamandır görüşmemiştik. O kadar büyümüş ki! Birlikte Zorlu Center‘daki Snoopy etkinliğine katıldık.

Sonra da açık havadaki oyun alanında vakit geçirdik. Hava karardı, epeyce de soğudu ama bizi parktan ayırmak mümkün olmadı. Karanlık çöktü, anne-babalarımız açlıktan ve ayakta dikilmekten bayılacak hale geldiler. Biz de sonunda insafa geldik ve parktan ayrıldık. Hava ne kadar soğuk olursa olsun, bence burada vakit geçirmek çok zevkli! Yemek yedikten sonra da Işık Festivali‘ndeki çalışmaları gezip evlere dağıldık.

– Babam çok sevdiğim Pipkin serisinden ‘Bir Milyon Ne Kadar Büyük?’ü almış. Çok mutlu oldum. Benim gibi meraklı ve çok soru soran penguen yavrusu Pipkin, bu sefer de bir milyonun ne kadar büyük olduğunu öğrenmeye çalışıyor. On, yüz, bin derken bir milyona ulaşıyor. (3+, Tübitak Yayınları, 14 TL)

– Yatmadan önce okumak üzere aldığımız kitaplardan biri ‘Bizim Okul Bi’ Acayip!’ serisinin beşinci kitabı ‘Pazartesi Gelmese!’ oldu. Bu seri çok matrak, bir çırpıda okunuyor. Karakterler her ne kadar okulu sevmiyor gibi görünseler de okuldaki günleri inanılmaz keyifli geçiyor. (7+, Epsilon Yayınları, 17,5 TL)

– Sınıfça okuduğumuz kitap da ‘Toparlacık Nokta ve Arkadaşları’ydı. Cümlenin her zaman sonunda duran nokta, bu durumdan sıkılıp cümlenin içinde gezintiye çıkıyor. Biz de bu sayede noktalama işaretlerini yakından tanıma fırsatı buluyoruz. (6+, Can Çocuk Yayınları, 9 TL) 

 

Read Full Post »

– Küçük parmağımda bir şişlikle uyanıp da nasıl olduğunu hatırlamayınca soluğu doktorda aldık. Aslında çok önemli gibi görünmüyordu ama şu an önemsemeyip ileride başımızı ağrıtacak bir şey çıkmasın diye doktora göstermek istedik. Yumuşak doku zedelenmesi teşhisi ile doktorun yanından ayrıldık. Sonra da Mert’i görmeye gitik.

– Ada’yla Kidzania‘ya gittik. Bu sefer farklı istasyonları deneme kararı aldık. Arkeoloji Müzesi’ni gezip kazılarda bulunan parçalanmış bir tabletleti birleştirdik, diskoda karaoke yaptık, bir de ben inşaat alanında kontrolörlük yaptım. Yine zamanın nasıl geçtiğini anlamadan gün bitiverdi. 6D ile sinema keyfinin ardından, Ada’nın bir sonraki İstanbul ziyaretinde görüşmek üzere ayrıldık.


– Bodrum doğumlu meleğimiz Bade, İstanbul’a geldi. Biz de hemen görmeye gittik. Gitmeden önce annem, Bade henüz çok küçük olduğu için fazla dokunmamamı tembih etti ama dinleyen kim? Bade’nin dibinden ayrılmadım. Ne yapayım o kadar tatlı ki! Sevmeden duramadım!

– Babam Fenerbehçe-Galatarasay derbisini arkadaşlarıyla Kalamış’ta izleyecekti. Onlar biraz erken buluştular. Ben de maçı babamla birlikte izlemek istediğim için maç saatine yakın annemle çıkıp klübe gittik. Yine gülen taraf biz olamadık ama neyse…

-28 Ekim’de okullar yarım gün açık olduğu için sadece üç ders yapıp 10:40’da eve dönecektik. Annem istersem gitmeyebileceğimi söyledi ama ben gitmek istedim çünkü iki ders beden eğitimi vardı. Beden eğitimi derslerinde çok eğleniyoruz diye kaçırmak istemedim. 29 Ekim sabahı okulda kısa bir tören düzenlendi. Sonra da Mark’ın doğum günü partisine katılmak üzere Kemer Country’deki Kidsville‘e gittik. Bolca kudurduk dememe gerek yok sanırım.

– 30 Ekim de tatildi! Hafta sonuyla birleşince beş gün tatil çıktı bize! O günü de Alp’le buluşarak değerlendirdik.

– Aylin ve Cem’in doğum günü dolayısıyla Green Paradise‘da toplandık. Beni bırakacak kimse olmayınca programa ben de dahil oldum. İyi günümdeydim, bizimkilere sorunsuz eşlik ettim.

– 1 Kasım seçimlerinin ertesi günü olduğu için 2 Kasım Pazartesi de tatil edildi. Bizim tatil çıktı altı güne! Ne zamandır saçımı kestirmek istiyordum, o günü de Nişantaşı‘na giderek değerlendirdik. Annemin hayalinde ana-kız gezip tozmak, kuaföre gidip alışveriş yapmak gibi kızsal şeyler vardı fakat hayal ettiği gibi olmadı çünkü tersliğim üzerimdeydi. Her şeye ‘Hayır!’ cevabı verdiğim ve sadece benim dediğim olsun istediğim için annemi üzdüm. Bu arada haberim yoktu; iki hafta sonra beni Amsterdam’a götürmeyi istiyormuş annem. “Seninle daha Nişantaşı’na gidilmiyor, Amsterdam neyine!” diyerek yaptığı tüm planları çöpe attı. Bizimkilerle yurt dışına çıkmayı hiçbir zaman başaramayacağım sanırım. Şu inatçılığı bırakmam gerekiyor ama nasıl?

– Nişantaşı’ndaki eğlenceli (!!) programı noktalayıp babamın ofisine geçtik. Sinemaya gitmek üzere sözleşmiştik. Pek tadımız kalmadı ama yine de planı bozmadık çünkü Hotel Transylvania 2‘nin gösterime girmesini heyecanla bekliyorduk. O kadar tatlı bir filmdi ki o gün yaşananları unutturdu ve sinemadan yüzlerimiz gülerek çıktık.

Read Full Post »

Dün voleyboldan çıkmış eve gitmek üzereyken Damla ile karşılaştık. Hemen oracıkta program yapıp bize gitmek üzere annelerimizi ikna ettik. Babam Kıbrıs’taydı, programımız yoktu. Günü evde oyun oynayarak geçirmek için güzel bir fırsattı.

Tüm oyunları tüketince, öğle yemeğinden sonra film izlemek için annemden izin aldık. Damla, Hotel Transylvania’yı izlememiş, koltuğa kurulup filmi izledik. Sonra oyunumuza geri döndük. Annem de mutfağa girip bize kek yaptı. Pişmesini zor bekledik. Üçer dilim yedik, dördüncüyü istedik ama vermedi. Biz de gidip mutfaktan yürüttük. Kek o kadar güzel olmuştu ki doyamadık, yedikçe yiyesimiz geliyordu. O sırada Damla’yı almaya geldiler. Damla tam kapıdan çıkarken mutfağa girip beşinci dilimi de yürüttü! :) Ben durur muyum? Annemin şaşkın bakışları arasında ben de gidip beşinci dilimimi yedim. Harika bir kekti doğrusu!

Tarçınlı-cevizli kek

4 yumurta (oda sıcaklığında)

1,5 su bardağı şeker

1 su bardağı sıvı yağ

1 su bardağı süt (oda sıcaklığında)

2 yemek kaşığı ılık su

2 tatlı kaşığı tarçın

3,5 su bardağı un

1 paket kabartma tozu

İstediğiniz kadar ceviz

Yumurta ve şekeri 3-4 dakika çırpın. Sonra yağı, sütü ve ılık suyu ekleyip çırpmaya devam edin. Tarçını da koyup son bir kez çırpın. Bu noktadan sonra mikser kullanmayın. Elenmiş un ve kabartma tozunu ekleyerek çırpma teli ile aynı yöne havalandırarak karıştırın. Cevizleri de ekleyip son bir kez karıştırdıktan sonra 170 derece fırında 45 dakika kadar pişirin. Batırdığınız kürdan temiz çıktıysa pişmiş demektir. Afiyet olsun! :)

Bugün de kahvaltıdan sonra ödevlerimi bitirdim. Biraz çizgi film keyfi yaptım, biraz oyun oynadım. Akşama doğru dayım geldi. Yemekte pizza vardı. Mutfağa girme fırsatını hayatta kaçırmam, hemen işe koyuldum.

image

Yatmadan önce de ‘Math Matters’ serisinden ‘A Collection for Kate’i okuduk. Koleksiyon haftası sebebiyle, sınınftaki herkes sırayla okula koleksiyonunu getirip sergiliyor. Kate, bir türlü neyin koleksiyonunu yapacağına karar veremiyor çünkü şundan da biraz var, ondan da… Fakat hiçbir şeyden koleksiyon sayılacak kadar çok miktarda yok! En sonunda kendine göre bir çözüm bulup işi kotarıyor. Kitap; toplama, gruplama, sonucu tahmin etme ve mental matematik stratejileri üzerine kurgulanmış. (5-7 yaş, The Kane Press, $5.95)

image

Read Full Post »

Bu hafta sonu iki doğum günü partisine katıldım. 1 yaşını dolduran Mert’in partisi Torch Tarabya‘da, 7 yaşını dolduran Ayşe Bade’nin partisi ise kendi evlerinde oldu.

IMG_3023-0.JPG

image

Bir de güzel havadan istifade ederek, UNIQ İstanbul‘daki Xtrem Adventures‘a gittik. Ağaçların tepesinde koruyucu ağlarla çevrili bir oyun alanı yaratmışlar. Ben 4-8 yaş grubu için olan parkurda vakit geçirdim. Çok ama çok eğlendim! Tekrar gitmek için sabırsızlanıyorum!

IMG_3046.JPG

IMG_3033.JPG

(Bilet fiyatları: Bir saat 30, iki saat 40 TL. Kış mevsiminde gitmeden önce rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.)

Read Full Post »

– 7 Eylül Pazartesi okulum açıldı. İlginç olan; açılışa yetişemememiz oldu… Acıbadem Caddesi’ndeki trafik yüzünden 2 km’lik yolu 35 dakikada gidebildik. Okula en yakın oturan öğrencilerden biri olmama rağmen törene yetişemedim!! Gittiğimde herkes kahvaltıya inmişti. Dolayısıyla okul bahçesinde ilk gün fotoğrafım bu sene yok…

– Bir yenilik haberi: Sınıfımıza iki yeni arkadaş geldi. Bir tanesinin yan blokta oturuyor olması benim için büyük sürpriz oldu! Oya’yı daha önce hiç görmemiştim, meğer yeni taşınmışlar. Servisi birlikte beklemek ve okuldan sonra parkta buluşmak çok keyifli!

– Alt dişlerimden biri düşmüştü, bir tanesi de sallanıyordu. Okulda yemek yerken o da düşüverdi. Kaybolmasın diye çok dikkatli bir şekilde saklayarak eve getirdim.

– Veee beni en çok sevindiren gelişmelerden biri: Artık bir balığım var! Annem söz vermişti; tatiller bitip de İstanbul’a döndüğümüz zaman bana balık alacaktı. İstediğim özel bir cins yoktu, annem seçimi ‘betta’dan yana kullanmış. Labirentli balık olduğu için arada suyun yüzeyine çıkıp nefes alıyor. Çok hassas bir bakım istemiyor, sadece her gün minik bir parça yem vermem yeterli. Sindirim sorunları yaşamasın diye aşırı beslememek ve haftada bir gün aç bırakmak, ayda bir de suyunu değiştirmek lazımmış. Ben ismini ‘Bilgin’ koydum. Çünkü çok akıllı. Beni tanıyor ve yem vermek için yaklaştığımda heyecanla yemi atmamı bekliyor. Annemin isim önerisi suyun yüzeyinde köpükler yaptığı için ‘Köpük’tü ama ben ‘Bilgin’de ısrar edince ‘Bilgin’ oldu. Ne de olsa benim balığım değil mi?

IMG_2683.JPG

– İki hafta çabucak geçti ve okulumuz bugün bayram tatiline girdi. Bu iki haftayı dersler açısından epey verimli geçirdik. Hızlı bir tempoyla çalışmaya başladık. Bir çoğumuz okumayı boşlamış. Bu sene de her gün kaç sayfa okuduğumuzu not edeceğimiz okuma günlüğümüz var. Öğretmenimiz öyle üç-beş sayfa okumamızı yeterli bulmuyor. 20’li rakamlara çıkmamız gerekiyormuş. Elimizden geleni yapacağız artık…

Read Full Post »

Bu yaz kitap okuma açısından pek verimli geçmedi. Okuldan sadece dört kitap verilmişti. Hiçbirini hevesle okumadım. Sanırım mecbur olunduğu için kitap okumak pek zevkli bir iş değil. Hiçbiri kötü kitaplar değildi ama insanın kendi seçtiği kitapları okuması başka oluyor… Konuyla ilgili benzer bir görüş burada kaleme alınmış. Keşke okullar önceden belirlenmiş kitapları dayatmak yerine “İstediğiniz 4 kitabı okuyun.” diyebilseler.

Okuldan verilen kitaplardan biri ‘Yaprağın Renkleri’ydi. Bir gün öleceğini öğrenen küçük bir yaprak, bu konuyu kendine dert edinmiş. Mutsuz mutsuz oturduğunu fark eden bazı hayvan dostları, küçük yaprakla hayat denen şey hakkında sohbete başlamış. Küçük yaprak, sonunda ömrün uzunluğundan öte ne kadar kaliteli geçtiğinin önemli olduğunu anlamış. Sonbaharla birlikte yaprak ağaçtan düşerek ölmüş ama ölüm hiç de düşündüğü gibi bir son olmamış… Yaşam ve ölüm kavramları üzerine tatlı bir hikaye. Kolaj tekniğiyle yaratılan görseller de ilgi çekici. (6-8 Yaş, Elma Çocuk, 12 TL)

IMG_3461.JPG
Okuldan verilen bir diğer kitap ise ‘Dedemin Bisikleti – Vitamin Bahçesinde Gezinti’ydi. Hikayede; yaz tatilinde dedelerinin çiftliğine giden Can ve Ceylan’ın köyde yaşadıklarına tanık oluyoruz: Çilek toplama, reçel yapma, meyve/sebze yetiştirme, mevsimlere göre meyve/sebzeler, tarlada işlerin nasıl yürüdüğü vb. Kitabın sonunda aile büyükleriyle geçirilen vakitlerin çok değerli olduğunun da altı çiziliyor. (6-10 Yaş, Final Kültür Sanat Yayınları, 5 TL)
IMG_3459.JPG

Üçüncü kitap ise ‘Bir Gün Tavşan Kralken’di. Diğer ormanlardan farklı olarak bir tavşanın krallık yaptığı ormanda her şey yolunda gidiyormuş. Hayvanlar çok mutluymuş. Komşu ormanın kralı Aslan, Tavşan Kral’ı kaçırarak bu mutluluğun sırrını öğrenmek istemiş. Hayvanlar aralarından dört tanesini seçerek krallarını kurtarmaya göndermişler. Hikayenin sonunda krallarını kurtarmışlar, Aslan Kral’a da mutluluğun sırrını vermişler. (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 7 TL)

IMG_3460.JPG

Son kitap ise ‘Zeynep – Benim Güzel Hayvanlarım’dı. Hayvanları çok seven Zeynep, kavanozda beslediği balığı sonsuz uykuya yatınca çok üzülür. Teselliyi ise kuzeninin getirdiği Pestil ve Püskül adındaki kurt köpeği yavrularında bulur. Bir gün yavrular ortadan kaybolur. Bir süre sonra bulunurlar ama bu sayede Zeynep, hayvanların da duyguları olduğunu ve birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını öğrenir. (6-10 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 7 TL)

IMG_3462.JPG

Kendi kitaplığımdan hangi kitapları okuduğuma gelince… Anneler Günü’nde ‘Annem Bir Melek‘ten bahsetmiştim. Babalar Günü’ne özel olarak da ‘Babam Bir Dev’i okuduk. Serinin bu kitabı da babasını çok seven ve ona hayran olan küçük bir çocuğun ağzından yazılmış. El yazısı dolayısıyla ilkokul birinci sınıf öğrencilerine hitap ediyor gibi görünse de, içerik olarak çok daha küçüklerin ilgisini çekecektir diye düşünüyorum. (3+, İş Bankası Kültür Yayınları, 5 TL)

IMG_3453-1.JPG

‘Söyle Baba Beni Neden Seviyorsun?’Küçük Filozof serisinin bir başka kitabı. Fransız filozof Oscar Brenifier’in yazdığı seri, çok soru soran minik meraklılar için hazırlanmış. Benim gibi, Filo’nun da kafasında bazı sorular var. Bu sorulara cevap alamadığında oyuncağı Zof ile birlikte cevapları aramak için yola çıkıyorlar. Bu kitapta da Filo, babasının onu neden sevdiğini merak ediyor. Bu soruyu önce babasına, sonra da birçok ‘şeye’ soruyor. Kitabın sonunda babası Filo’nun anlayabileceği şekilde cevabı veriyor: “Seni seviyorum, çünkü sen benim oğlumsun.” (3-6 yaş, Tudem Yayınları, 7,5 TL)

IMG_3456.JPG

Serinin bir diğer kitabından ‘Okulda ilk gün hakkındaki çocuk kitapları’ başlıklı yazımda bahsetmiştim. Kitabı almayı o zaman aklımıza koymuştuk, ‘Söyle Baba Beni Neden Seviyorsun?’u alırken ‘Neden Okula Gitmek Zorundayım?’ı da aldık. Bu kitapta Filo, neden okula gitmek zorunda olduğunu merak ediyor. Soruyu önce öğretmenine, sonra da birçok ‘şeye’ soruyor. Kitabın sonunda öğretmeni yine Filo’nun anlayabileceği şekilde cevabı veriyor: “Okula gitmek zorunda olmamızın nedeni; aklımıza takılan soruları sormayı öğrenmek ve o soruların cevabını bulmak.” (3-6 yaş, Tudem Yayınları, 7,5 TL)

IMG_3457-1.JPG

Tatilde bir gün Damla bize gelmişti. Biraz evde biraz da parkta oynadık, sonra da Akasya’ya gittik. D&R’da yeni çıkan çocuk kitaplarına bakarken ‘Karlar Ülkesi – Kutlama’ filminin kitabının çıktığını gördük. Filmin hikayesini anlatan kitapları çok seviyorum, bunu da hemen aldık. (5-7 Yaş, Doğan Egmont, 7 TL)

IMG_3450.JPG

Aynı D&R ziyareti sırasında Sara Şahinkanat’ın yeni çıkan kitabı ‘Üç Kedi Bir Canavar’a da rastladık. “Alalım! Alalım!” diye tutturduk. Bu hikayede ise hiç ayrılmayan Piti, Pati ve Pus çok korktukları Canavar ile tatlı bir şekilde tanışıp dost oluyorlar.  (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 16 TL)

IMG_3455-0.JPG

Bodrum’dan dönerken havaalanında uğradığımız D&R’da ise başka bir ‘filmin öyküsü’ kitabına rastladık. Ters Yüz‘e gelir gelmez Alp’le birlikte gitmiş ve bayılmıştık! Film gelene kadar fragmanlarını defalarca izlemiş ve ezberlemiştim. Çok ama çok tatlı bir film! Kitabını da görür görmez aldım. (6-8 Yaş, Doğan Egmont, 12 TL)

IMG_3454-0.JPG

Son olarak Laura Owen ve Korky Paul’un eseri olan ‘Sakar Cadı Vini’nin Patenleri’nden bahsedeceğim. Bu kitap da serinin daha önce okuduğum kalın kapaklı kitaplarından farklı olarak daha çok yazı ve bir o kadar da detaylı siyah beyaz resim içeriyor. Kitapta 4 hikaye var: Pişmiş Vini, Yumurtacı Vini, Vini’nin Okuma Günü ve Vini’nin Patenleri. Yaş grubu 8-12 olarak belirtilmiş olsa da okuması akıcı hale gelen 1. sınıf öğrencilerinin ilgisini çekeceğine eminim. (6+, İş Bankası Kültür Yayınları, 8 TL)

IMG_3458.JPG

Şu an 6 yaşındayım ve hala içinde az da olsa resim olan kitaplar ilgilimi çekiyor. Önümüzdeki yaz klasiklere başlayabilirim belki… Burada da ‘yazı tatil yapan en iyi 20 çocuk kitabı’na yer verilmiş. Bir göz atın derim. ;)

Read Full Post »

Older Posts »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 48 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: