Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Arkadaşlarım’ Category

Bugün okuldan sonra hiç oyalanmadan Rüzgar ile buluşup Zorlu‘ya gittik. Slava’s Snowshow‘a biletimiz vardı, öncesinde de parkta biraz vakit geçirip yemek yeriz diye plan yapmıştık. Başlangıçta her şey çok güzeldi.. Ta ki parkın kapalı olduğunu görene kadar! Çalışma varmış, parkı kapatmışlar. Planımız suya düştü diye bozulduk, sinirlendik, epey de söylendik. Tatlı bir şeyler yiyelim de moralimiz yerine gelsin diye Jamie’s‘e oturduk ama o negatiflik üzerimizden gitmedi. Annelerimiz ilk fırsatta tekrar geleceğimize dair söz verdiler ama ne fayda.. Bir türlü anlaşamadık; tartıştık, küstük, barıştık, sonra da kalkıp biraz dolaşmaya karar verdik. ‘Yaratıcı Minikler Zorlu’da’ adlı etkinliğe katıldık. Ardından şovu izlemek üzere Zorlu PSM‘ye geçtik.

Dünyaca ünlü palyaço Slava Polunin ve ekibi, eğlenceli bir gösteri hazırlamış. Gösteride konuşma yok, palyaçolar vücut dili ve mimiklerle bize bir hikaye anlatıyorlar. Arada seyircilerin arasına karışıp koltukların üzerinde yürüyorlar. Seyircinin başından aşağı minik kağıtlar boşaltıyor, birinin çantasını kapıp başka bir yere fırlatıyorlar mesela… Böyle abuklukları komik bulduğum için ben epey eğlendim. Çok detaya girmeyeyim ki henüz gitmemiş olanlar için sürpriz bozulmasın. Bu arada gösteriyi anlamsız bulanlar olmuş. Ben öyle düşünmüyorum. Slava’s Snowshow’u izlemek isteyenlere bunun bir ‘palyaço’ gösterisi olduğunu ve bolca hayal gücü içerdiğini hatırlatmak isterim.😉

    

Read Full Post »

– Yedinci yaşımı doldurmamla üst ön dişlerim sallanmaya başladı. Diş çıkarma konusunda standart zamanlamalar olmamakla birlikte, ben arkadaşlarıma göre bir miktar gerideyim.

– Ve bahar geldi! Caddebostan’a giderken yanımıza değişik hava koşullarına göre giyebileceğimiz ceket, rüzgarlık, yelek vs. alıyoruz ama onları giymek yerine üstümüzdekileri çıkarır hale geldik. Bir de yeni bisikletimle o kadar hızlıyım ki annemle babam bana yetişmeye çalışırken iyice sıcaklıyorlar. Eskiden yanımda hızlı bir tempoyla yürümeleri yeterliydi ama artık koşmaları gerekiyor! Biz de şöyle yapıyoruz; ben bisiklet sürerken babam yanımda koşuyor. Annem yürüyerek arkamızdan geliyor. Dönüşte onu yakalayıp birlikte arabaya gidiyoruz. (Bu vesileyle hediyem için anneannemle dedeme teşekkür ederim. 😘) 

– Minecraft’a olan düşkünlüğüm iyice arttı. Aşağıda gördüğünüz şekilde saatler geçiyor, farkında olmuyorum. Hal böyle olunca, annemle babam duruma el koydular. Söylediklerine göre ‘tadında bırakamıyormuşum’. Zaten hafta içi oynayamıyordum. Artık hafta sonu da tercihimi yapıp (televizyonda çizgi film ya da iPad’de Minecraft) bir-iki saatimi ekran karşısında geçiriyorum. Bizimkiler aslında yasaklamalardan hoşlanmazlar ama dediklerine göre ben kendimi kontrol edemediğim için buna mecbur kalmışlar. Biraz üzüldüm ama düşününce gerçek hayattan soyutlanmaya başladığımı fark ettim ve durumu kabullendim.

– Gucigu’mla ne zamandır okul dışında buluşma planları yapıyorduk. Baktık hafta sonu olmuyor, cuma okul çıkışı buluştuk. Biraz parkta oynadık, sonra da Akasya’ya gittik. Arzu doğum günüm için istediğim bir hediyeyi seçebileceğimi söyledi. Ben de Minecraft oyuncağı seçtim.🙂

– Cuma-pazar yine her fırsatta ya Rüzgar bizde, ya ben onlardayım. ‘Bilim Çocuk’ dergisinin mart sayısından çıkan ‘Dörtdönerler İş Başında’ adlı oyun son zamanlardaki favorim olmuştu. Rüzgar’la da oynadık ama onu pek sarmadı. Zaten her fırsatta bizimkilerle oynadığımız için bir şey demedim. Oyunda kutucuklara ayrılmış ve numaralandırılmış bir alan, her alan için bir kart ve her kartta bir görev var. Oyunun başında çektiğimiz kartlara bakıp kafamızda bir plan çizerek, dörtdönerler ile (Drone’un Türkçe karşılığı dörtdönermiş, öğrenmiş olduk..) mümkün olan en kısa zamanda görevleri tamamlamaya çalışıyoruz.

– Selim ve İnci’yi yeni taşındıkları evlerinde ziyaret etmemiz en çok bana yaradı çünkü köpeklerle haşır neşir olmayı çok seviyorum. Bu seferki arkadaşlarım bir Alman Kurdu, bir de Labrador’du.

– Öniz ve Serdar bizi Heybeliada’daki favori mekanları olan Mavi Restaurant‘ta ağırladılar. Ben yine ablalık görevimi başarıyla yerine getirdim. Bade’ye mamasını annesi yediremedi, babası yediremedi, dayısı yediremedi ama ben yedirdim! Acayip gururluyum, herkese anlatıp duruyorum.


– Sınıfça okuduğumuz kitap Behiç Ak’ın sevilen eseri ‘Güneşi Bile Tamir Eden Adam’dı. Tamirci Kadir Bey her şeyi ama her şeyi, kırık kalpleri bile tamir edebilen biridir. Birinin ne zaman bir şeyi bozulsa hemen tamir ettiği için adada hiç kimse yeni bir şey alamamakta, yıllar önce aldıkları ama hala iş gören eşyalarıyla yaşamaktadır. Bu bazı satıcıların işine gelmeyince halkı ikna edip Kadir Bey’i tatile göndermeye karar verirler. Kadir Bey gidince yepyeni eşyalar almak için halkın eline fırsat geçer fakat yeni alacakları eşyaların daha kalitesiz ama daha pahalı, üstelik de yaşanmışlığa sahip olmadıklarını fark ederler. Kitap günümüzün aşırı tüketim çılgınlığına komik bir yaklaşımda bulunuyor ama söylediklerinde de doğruluk payı var… Ben çok sevdim. (7-9 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 15 TL)

– Kitaplığıma eklediğimiz kitap ise ‘Kulaktan Kulağa’ oldu. Filiz Özdem’in yazdığı hikayede; ormandaki kuşların benim çok sevdiğim kulaktan kulağa oyununu oynadığına tanık oluyoruz. Bu sayede Türkiye’de yaşayan kuş türlerini de öğreniyoruz. Kitabın arka kapağındaki cepte kuş türleri hakkında bilgilendirici kartlar var. Amatör kuş gözlemcileri için güzel bir kaynak olmuş. (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 19 TL)

Read Full Post »

– Güneşli günlerle başlayan mart ayı aynı şekilde devam ediyor. Caddebostan sahilindeki bisiklet turlarım artık daha keyifli!


– Fırsat buldukça Galatasaray’ın voleybol maçlarına gitmeye başladık. Ortam çok eğlenceli. Amatör voleybolcu olduğum için de ekstra keyifli!


– Minecraft’a olan düşkünlüğüm yüzünden bu seneki doğum günü temasını Minecraft olarak belirledik. Pasta tasarımı için annemle internette biraz araştırma yaptık, nasıl bir şey ortaya koyabileceğimizi konuştuk. Araştırmamız sırasında kitap ayracı fikirlerine de rastladık. Hemen bir set yapıverdik.

– Mutfak becerilerinde sıra köfte yapmaya geldi. Annemin elinden bir işi daha kaptım diyebilirim. Bu arada son zamanlardaki favori televizyon programım Cutthroat Kitchen oldu. Home&Entertainment kanalında yayınlanan bu yemek yarışmasında, şefler sunucunun önerdiği araçlarla birbirlerini sabote ediyorlar. Ortaya komik ama zorlayıcı sahneler çıkıyor. Yarışmanın sonunda şeflerin neler çektiğinden haberi olmayan bir jüri üyesi, yemekleri değerlendirip birinciyi belirliyor.

– Daha önce izlediğim ve çok beğendiğim, Eti Çocuk Tiyatrosu‘nun sahnelediği Kral Çıplak adlı çocuk oyununu bir kez de okulda izleme fırsatı buldum. Bir de alkışlarken tırnağım gözüme girmese iyiydi… Bana yine revir yolları göründü. Mikrop kapmasın diye ilaç damlattılar, neyse ki kötü bir şekilde sonuçlanmadı.

– Doğum günüm yaklaşırken anneannemle dedem İstanbul’a geldiler. Fakat olaylar beklediğimden farklı gelişti; annem grip oldu. Annemin partim için hazırlık yaparak geçirmesi gereken günler yatakta geçince partimi ertelemek durumunda kaldık. Zaten pek kimsenin tadı da yoktu. Doğum günümün olduğu hafta sonu evden bir yere çıkamadık. (Voleybol dersimiz de ertelendi.) Evde oyun oynayarak vakit geçirdik. Kalabalık olunca en sevdiğim şey Monopoly oynamak. Kutu oyunlarına bir başlayınca devamı geliyor, evde geçen saatlerin en iyi yanı ailecek oyun oynamamız oldu.

– Kalabalık seyirci grubunu bulmuşken Masal Tiyatrosu serisinden Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler kitabını kullanarak hazırladığım maket tiyatro ve kağıt oyuncaklar ile bir gösteri gerçekleştirdim. Ben öyküyü sahnelerken annem de dış ses görevini üstlendi. (4+, İş Bankası Kültür Yayınları, 18 TL)

 
– Kitaplığıma iki yeni kitap ekledik: ‘Katie ve Dinozorlar’ ile ‘Katie ve Yıldızlı Gece’. Daha önce iki kitabını okuduğum seride, Katie müzede gezerken gördüğü tabloların içine girip çıkarken yaşadıkları çerçevesinde gelişen olaylar anlatılıyor. ‘Yıldızlı Gece’de Vincent Van Gogh’un eserlerini tanıyoruz. ‘Dinozorlar’da ise Doğa Tarihi Müzesi’ndeki dinozor fosilleri arasında gezerken dinozor türleri hakkında bilgi sahibi oluyoruz. İlk kez 1989’da yayınlanan Katie serisi, en başarılı sanata giriş kitaplarından biri kabul ediliyor. (3-8 yaş, Yapı Kredi Yayınları, 7 TL)

Read Full Post »

– Hava nasıl olursa olsun, hafta sonları Caddebostan sahiline gitme alışkanlığımızı devam ettiriyoruz. Ben bisiklete biniyorum, babam yanımda koşuyor, annem de tempolu yürüyüşle bizi takip ediyor. Havalar çok sıcak olmadığı sürece bu rutini sürdürmeye niyetliyiz.

– Irmak’ın 8. yaş günü partisi Kidzmondo‘da oldu. Karnımızı doyurup pastayı kestikten sonra, hep beraber birkaç istasyonda vakit geçirdik, sonra da kapanış saatine kadar istediğimiz gibi takıldık.


– Bir akşam yatmak üzereyken televizyondaki filme gözüm takıldı. Film, fırtınalı havada denize çakılan kargo uçağından sağ kurtulan bir adamın ıssız bir adada verdiği yaşam mücadelesini anlatıyordu. Konu inanılmaz ilgimi çekti, bir türlü yatağa gidemedim. Annem sonunda başka bir zaman birlikte izleyebileceğimizi söyleyerek beni ikna etti. Sonraki günlerde fırsat bulduğumuz ilk anda Cast Away‘i izledik. Annem bu filmi izleyeli 16 yıl olmuş, tekrar izlemekten o da benim kadar keyif aldı. Şimdi de ilk fırsatta Robinson Crusoe’yu okuyacağız.

– Arda’nın benim için aldığı yılbaşı hediyesi olan ‘Acaba Neyim?’ hem eğlenceli hem de kafa çalıştıran oyunlardan biri.. Oyun en az iki kişiyle oynanıyor. Oyuncular birer kart seçip başlarındaki taca takıyor ve diğer oyunculara soru sorarak ne olduğunu bulmaya çalışıyor. Nedense bu oyunda çok iyi değilim. Kesinlikle daha sık oynamamız lazım.

– Geçtiğimiz günlerde sınıfça ‘Dino Dostlar – Kızarmış Muz Hırsızlığı’nı okuduk. Tarih öncesi devirde geçen hikayede, insan yavrusu Rototom ile dinozor yavrusu Mumu’nun maceraları konu ediliyor. Mumu küçükken, kendinden başka bir dinozor sürüsü tarafından evlat edinilmiş ve hiç kendine benzeyen bir dinozor görmemiştir. Bir gün iki gezgin, Rototom’u ziyarete gelirler ve Mumu’yu görünce onu geçen gün gördükleri dinozor zannederler. Böylece Mumu, dünyada kendisiyle aynı tür bir dinozor daha olduğunu düşünür ve hep birlikte onu aramaya çıkarlar. (6-8 Yaş, Final Kültür Sanat Yayınları, 10 TL)

– Kitaplığıma eklediğimiz kitap ise Pettson ve Findus’un maceralarını konu eden serinin üçüncü kitabı; ‘Doğum Günü Pastası’ oldu. Yine birbirinden detaylı çizimler eşliğinde anlatılan öyküde, Findus için doğum günü pastası yapmak isteyen Pettson’un başına gelenler anlatılıyor. Evde un bulamayan Pettson’un markete gitmesi gerekiyor. Fakat markete gidebilmesi için bisikletinin patlayan tekerleğini tamir etmesi, bunun için marangoz atölyesine girmesi, atölyeye girebilmek için anahtarı bulması, anahtara ulaşabilmek için olta kamışını alması, olta kamışını almak için tavan arasına çıkması, tavan arasına çıkmak için de boğayı merdivenden uzaklaştırması gerekiyor.🙂 Üstüste gelen aksiliklerle kurgulanmış çok tatlı bir hikaye daha…  (5+, Ayrıntı Çocuk, 15 TL)

– 1 Mart itibariyle süt ve kurabiye keyfi yaparak balkon sezonunu açtık. Yazın gelmesini iple çekiyorum!

Read Full Post »

– Son günlere Minecraft damgasını vurdu diyebilirim. Rüzgar’la hafta sonlarımız ayrılmaz ikili şeklinde geçip giderken, beraber geçirdiğimiz saatlerin çoğunda Minecraft oynar olunca, ben de oyunu iPad’ime yüklemek istedim. Annemle babam oyunun bağımlılık yarattığını düşünmelerine rağmen, ısrarlarıma dayanamayıp App Store şifresini giriverdiler. Çok fazla oynamayacağıma dair söz verdim tabii ki… (18,99 TL)

Söz verdim vermesine de, tutmak o kadar kolay olmadı. Oyun resmen insanı ele geçiriyor. (İstatistikler, dünyada 40 milyondan fazla kişinin Minecraft oynadığını gösteriyor.) Farklı materyallerle eşyalar yapıyorum; evlerim ve odalarım var. Bunları düşmanlardan korumaya çalışıyorum. Oyunun modlarına göre çok fazla detay söz konusu, açıkçası ben o kadar derinlere inmiyorum. Rüzgar’la birbirimizin iPad’lerine bağlanıp yanyana oturup Minecraft oynuyoruz. Bir de yaratıklar var. En sevdiğim ise Creeper! Bu yaratıklardan kaçıp inşa ettiklerimizi korumamız gerekiyor.

Her şey çok zevkli ama biz Rüzgar’la inanılmaz eğlenen ve sürekli kıkırdayan bir ikili iken Minecraft işin içine girince saatlerca yanyana koltukta oturup ekrana bakar olduk. Bu kısım annem tarafından tepki gördü. İlk golü buradan yedim diyebilirim. Sonra İpad’i elimden düşürmez olunca sadece hafta sonu Minecraft oynamama izin verilir oldu. Çaresiz kabul ettim, hiç yoktan iyidir…

– Geçen sene bayıla bayıla izlediğim Masterchef Junior‘ın yeni sezonu başladı. Home&Entertainment kanalında yayınlanıyor. Saatleri bana uymadığı için kaydedip ertesi akşam yemeğimizi yerken izliyoruz. Sadece ben değil, bizimkilerin de hayranlıkla izlediği bir program bu… Çocuklar inanılmaz yetenekli. Benim de amacım mutfakta onlar kadar iyi olabilmek! Bu yüzden mümkün oldukça mutfağa girmeye çalışıyorum.

–  Mutfakla bu kadar ilgili olunca insanın hayran olduğu şefler de oluyor. Benim için Arda Türkmen bunlardan biri… Akasya’ya geleceğini öğrenince koşa koşa onunla tanışmaya gittim. Tam ayrılırken yakaladım da birlikte fotoğraf çektirme şansımız oldu.🙂

FullSizeRender

– Şubat ayında olabilecek en ılık havayı görünce Oya, Rüzgar ve ben parkta buluşup oynadık. (Tabii sonra da eve çıkıp Minecraft!)

– Sınıfça okuduğumuz kitap Kokosnuss serisinden ‘Küçük Ejderha Kokosnuss Okula Başlıyor’ oldu. Yavru ‘ateş ejderhası’ Kokosnuss için o gün büyük gündür çünkü okula başlamaktadır. İlk tanıştığı arkadaşı bir ‘obur ejderha’ olur. Fakat obur ejderhaları okula almıyorlardır, Oskar sadece gözetlemek için oradadır. Halbuki Oskar, okula gitmeyi çok istemektedir. Ailesi karşı çıksa da Oskar, öğretmenleri Kornelius’tan izin alıp derslere girer, böylece biz de maceralarına tanık oluruz. (5-8 yaş, ABM Yayınevi, 15 TL)

(Okulda ilk gün hakkındaki çocuk kitapları önerilerim için buraya tıklayabilirsiniz.)

Read Full Post »

– Sonunda yarıyıl tatili geldi çattı. Her gün için program yapmıştık; arkadaşlarımla görüşüp sanatsal etkinliklere katıldığım ve bol bol oyun oynadığım bir tatil dönemi geçirdim. Karın ya da yağmurun çok şiddetli olduğu günlerde karşıya geçmemizi gerektiren programlar bile oldu ama sıcacık evimizde tembellik yapmak yerine yollara düştük. İyi ki de öyle yapmışız. Her gününden ayrı keyif aldığımı söyleyebilirim.

– İlk hafta Rüzgar’la birlikte sabahtan öğlene kadar süren beş günlük bir atölye programına katıldık. ‘Kraft Junior Sömestr Sanat Kampı’nda seramik heykel, polimer kil ve millefiori tekniği ile çerçeve, portre çalışması, Kandinsky ile tuval üzerine resim ve stopmotion film yaptık. Son gün de annelerimizin katıldığı küçük bir kokteyl ile çalışmalarımızı sergiledik. Gerçekten bitsin istemedim…

– Keyifle katıldığım bir diğer sanat etkinliği ise ‘DotKanyonda Çocuk Atölyeleri’ oldu. Tiyatro atölyelerinin iki tanesinin gün ve saatine uyabildik. Hatta birine Eylül ile birlikte katıldık. Çok eğlenceliydi… Bundan sonra Dot’un tüm etkinliklerine koşa koşa giderim!

Zorlu‘da 13 Mart’a kadar sürecek olan Sanat Atölyeleri başladı. Bu serinin kitaplarını küçüklüğümden beri keyifle okuduğumdan hepsi benim için tanıdıktı. İlk haftanın konusu ‘Picasso ve At Kuyruğu Saçlı Kız’ atölyesiydi; Eylül ile birlikte katıldık.

– Uzun bir zamandır sokaklarda ve metrolarda Shrek Müzikali‘nin billboardlarını görüyordum. Sonunda Shrek geldi, biz de izleme imkanı bulabildik. Bizim gittiğimiz gün salon tıklım tıklım doluydu. Birçok arkadaşımı gördüm, neredeyse herkes oradaydı. Gösteriyi çok beğendim, ilgiyle de izledim. İyi ki gitmişiz!

Akasya‘da Ali Poyrazoğlu‘nun düzenlediği yaratıcı drama atölyesine katıldım. Dot’ta harika vakit geçirdiğim için yüksek beklentiyle gittim sanırım, bu atölye bana bebeksi geldi. Yaş grubu 4-8 olarak belirtilmiş olmasına rağmen…

– Keyifli etkinliklere katılmanın yanı sıra ev buluşmaları da gerçekleştirdik. Rüzgar, Zeynep, Ömer, Derin ve Alp’le buluşup evde oyun oynadık.

  

– Bir de Bansko kaçamağımız oldu; Arda, Cansu ve Ela çetesi olarak kayakla tanıştık. Bütün gün kaymamıza rağmen yorulmak nedir bilmedik.

– Milli Eğitim Bakanlığı okullara yazı göndererek, sömestr tatilinde çocuklara ödev verilmemesini istediği için okulumuzun normalde hazırladığı kitapçıklardan bu sefer vermediler. Bence kötü oldu. Çünkü erken kalktığımda ev çalışmalarıyla oyalanmaya alışmıştım. İki gün iyiydi de sonra sıkıldım. “Bari ödev verselerdi… Ben şimdi sabahları ne yapıcam?” diye söylenirken Tuba yarıyıl tatili kitaplarından alabileceğimizi söyledi. Onlar Tudem Yayınları’nın kitabını almışlar ama biz Tudem’i bulamayınca Sözün Özü Yayınları‘nın çıkardığı kitabı aldık. Sabahları uyanıp da yapacak şey bulamadığımda Türkçe, Matematik ve Hayat Bilgisi sorularını çözdüm. Tamamen gönüllü olarak kalkıştığım bir iş olduğu için annem beni soru çözmeye zorlamadı. Kitabın çoğunu bitirdim, kalan soruları başka zaman çözmek üzere bıraktım. (2. Sınıf Yarıyıl Tatil Kitabı, Sözün Özü Yayınları, 7 TL)

– İki haftalık sürede, tatil kitabımız olan ‘Meraklı Karınca Cimcim’in Serüvenleri’ni bitirebildim. Bir de Göknil Genç’in yazdığı ‘Değirmenci ile Baykuş’ adlı kısa hikayeyi okudum. Bir adada tek başına yaşayan ama yalnızlığından memnun olan yaşlı bir değirmenci varmış. Soğuk geçeceği belli olan kış mevsiminin başında yaralı bir baykuş bulmuş. Değirmenci, baykuşun iyileşmesi için merhem hazırlayıp onu evine almış. Bahar gelince, iyileşen baykuşun gitme zamanı da gelmiş. Değirmenci çok üzülmüş ama sonbaharın gelişiyle birlikte onu güzel bir sürpriz bekliyormuş… (2-5 yaş, Can Çocuk Yayınları, 12 TL)

Read Full Post »

– Önceki yazıma ‘Tatiller sona erdi.’ diye başlık atmış ve normal düzene döndüğümüzü yazmıştım ama bu durum fazla uzun sürmedi. Kar yağışı tekrar başladığı için biz miniklere gün doğdu; biraz daha tatil yaptık! Annelerimiz her gece İstanbul Valisi’nin eğitime ara verip vermediğine dair mesajını bekler oldular. Yatmadan önce soruyordum, annem “Henüz bir açıklama yapılmadı, sen yat canım.” diyordu. Valinin kararına göre de sabah bizi uyandıracak olan alarmı açıyor ya da kapatıyordu. Kar keyfinin azıcık daha uzaması bence iyi oldu. Daha da çok kardam adam yaptım, gezdim, tozdum.


– Havanın güzel olduğu bir gün Derin’le uzun zamandır planladığımız buluşmamızı gerçekleştirdik. Çoğunlukla evde oynadık, sonra parka indik. Ayrılırken sömestr tatilinde de buluşmak üzere anlaştık.

– Bu hafta, sömestr tatilinde okuyacağımız, Bilgin Adalı‘nın ‘Meraklı Karınca Cimcim’in Serüvenleri’ adlı kitabına başladım. Yalıköy civarlarında yaşayan Cimcim, çok meraklı bir karıncadır. Ağaçlara tırmanıp uzaklara bakar ve gördüğü yerlere gitmek ister. Çıktığı yolculukta yeni arkadaşlar edinip birçok yeni şey öğrenir. Karınca Tintin ve kırlangıç Kırla, yolculuğunda ona eşlik ederler. Kırla’nın güneye göç etme zamanı geldiğinde birbirlerinden ayrılmak istemedikleri için Cimcim ve Tintin de onunla güneye gitmeye karar verirler. İlk durakları İstanbul olur… Kitap büyük puntolarla yazılmış, hem de resimli. Böyle olduğu için okuması kolay ama epey de kalın. Bakalım kaç günde bitirebileceğim? (7-9 yaş, Yapı Kredi Yayınları, 11 TL)

‘Gerçek Hayattan Hikayeler’ dizisinden ‘Beni Rahat Bırak!’, akran zorbalığı üzerine yazılmış bir hikaye. Kahramanımız Else, en yakın arkadaşı Cessi okula gelmediği için çok bozulur. Şansa bakın ki; o gün okula yeni bir kız gelir. Else, sınıfın yeni üyesi Mayke’yi tanımadan ona kötü davranmaya karar verir… Çocukların bir anda nasıl zorbaya dönüşebildiğini anlatan kitap için yaş grubu 3-8 olarak belirtilmiş olsa da hikaye bana çocuksu geldi. Çünkü olaylar anaokulu öğrencileri arasında geçiyor. Bu nedenle 5-6 yaş için daha uygun gibi… Kitabın sonunda yine ebeveynlere rehber olabilecek bilgiler mevcut. (3-8 yaş, Yapı Kredi Yayınları, 7 TL)

– Bugün itibariyle sömestr tatilimiz başladı. Son zamanlarda yeteri kadar tatil yapamamıştık. Çok iyi oldu bu iş!🙂

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: