Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Eğitim’ Category

Bu hafta sonu için ödevimiz ıslanmayan kağıt deneyiydi. Fen dersini çok seviyorum, bu yüzden bu çalışmayı da severek yaptım.

Malzemeler: Genişçe bir kap, bardak, kağıt ve su.

Uygulama: Kağıdı buruşturup bardağın tabanına yerleştirin. Kabı su ile doldurun ve bardağı dik olarak su dolu kaba batırın. (Dikkat! Eğer bardağı dimdik bir şekilde suya sokmazsanız içeri hava gireceğinden kağıt ıslanır. Amaç havayı bardağın içinde hapsetmek. Bu yüzden bardağı suya dik sokmaya dikkat edin.) Bardağı yine dik bir şekilde yukarı çekin. Bardağın içinde sıkışan havanın kağıdın ıslanmasını engelleyişini gözlemleyin.

Deney sayesinde öğrendiğimiz: Hava da bir maddedir. Bardağı ters çevirip suya batırdığımızda çıkacak yer bulamaz. Bardağın içinde sıkıştığı için havanın hacmi küçülür ve daha fazla küçülemeyecek kadar sıkışan hava, suyun bardağı doldurmasını engeller.


PS: Yaptığım diğer ilginç deneyler için tıklayın:

 

Reklamlar

Read Full Post »

Önümüzdeki yıl 1, 5 ve 9. sınıflar için geçerli olacak yeni bir müfredat hazırlandı. Dünyada birçok alanda yaşanan hızlı değişim ve gelişmeler, yeni mezunlarda farklı temel bilgi ve beceriler gerektiriyor. Öğrencilerin bilgi çağında sahip olması gereken bilgi ve becerileri edinmeleri ve bunları yaşamın farklı alanlarında uygulayabilecek donanıma ve alt yapıya sahip olmaları gerekiyor. Bu gibi nedenlerle yapılan müfredat değişikliği hakkında halk, öğretmenler ve sivil toplum kuruluşları 10 Şubat’a kadar görüşlerini bildirebilecekler. 

Yukarıda geçen müfredat değişikliğinin nedenleri çok mantıklı gelse de, detaylarda göze çarpan bazı şeyler var: Atatürkçülüğün ve evrim teorisinin ders kitaplarından çıkarılması, laiklik konusunun daraltılması, kız çocuklarına kocalarına itaat etmelerinin salık verilmesi, cihat kavramının övülmesi vb. Bu değişiklikler halk tarafından peş hoş karşılanmadı tabii ki. Bir de eğitimcilerin yeterli bulmadığı bazı noktalar var. Değişikliklerin pedagojik açıdan anlamayı ve öğrenmeyi sağlamada yetersiz kaldığını düşünüyorlar. Özgür Bolat‘ın yazısını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. 

Müfredatın son hali yazın açıklanacakmış. Şimdiden hayırlara vesile olmasını dileyelim. 

Read Full Post »

– Kukla Festivali bu hafta da devam etti. Sude ile birlikte Kuklita‘nın sergilediği İyiliksever Canavar adlı gösteriyi izledik. Gösteriden sonra Hamleys‘e gittik. Lonpos Crazy Cone adlı zeka oyununun tanıtımı vardı. Oyun hiperaktivite ve dikkat eksikliğinde konsantrasyonu arttırmak için, unutkanlık, stres, vb. durumlarda odaklanma ve görsel hafızayı güçlendirmek için tavsiye ediliyor. Gittikçe zorlaşan seviyeleri sayesinde de oyuncunun sabrını ve azmini artıyor. Sude’de varmış, ben yeni keşfettim ve çok beğendim. Uzun süre oyalayıcı bir oyuncak arayan varsa düşünmeden alın. Tanıtım videosu için buraya tıklayabilirsiniz.

– Okulda işlediğimiz konuları daha iyi anlamamızı sağlayacak çizgi filmler izliyoruz. How The Body Works de bunlardan biri. Chloe ve Nurb’ün insan vücudu hakkında bilgi verdiği kısa videolarda kemikler ne işe yarar, sinir/sindirim/boşaltım sistemi nasıl çalışır vb. bilgiler eğlenceli bir şekilde veriliyor. Göz atmak isterseniz link burada.

– Arda ve Kuzey ile Abdi İpekçi’deki Galatasaray-Kızılyıldız basketbol maçına gittik. Hatta bu sefer benim annemle Kuzey’in annesi de geldiler. Atmosfer harikaydı. Ben statta yediğimiz yemekleri de seviyorum. Devre arasında yediğimiz gofret de cabası. Her şey güzeldi, bağırmaktan sesim kısıldı. Bir de 2 sayıyla yenilmeseydik iyiydi.

– Hafta sonu dedemleri ziyarete gittik. Dedemle tenis oynadık, Efe’yle Collesium’un oyun odasına gittik, en klasiğinden Mezzaluna’da pizzamızı yiyip eve döndük.

– Annemle Justice League Attack of the Legion of Doom adlı animasyonu izledik. Legolu filmleri çok seviyorum. Bunu da çok beğendim.

– Sınıfça okuduğumuz kitap Canan Tan’ın Beyaz Evin Gizemi adlı eseriydi. Eray ve ablası, yazı geçirmek üzere ailelerin yeni aldığı yazlık eve giderler. Sitede herkes birbirini tanıyordur, hemen arkadaşlarıyla tatilin tadını çıkarmaya başlarlar. Sitenin yanındaki beyaz ev hemen dikkatlerini çeker ve orada kimin yaşadığını öğrenmek üzere araştırmalara başlarlar. Zamanla evin pek de bir gizemi olmadığını, orada çok tatlı insanların yaşadığını görürler… (9-12 Yaş, Doğan Egmont, 10 TL)
– Kütüphaneme eklediğimiz kitap ise Goscinny ve Sempé’nin çok sevilen serisinin ikinci kitabı Pıtırcığın Bisikleti oldu. (İlk kitaptan burada bahsetmiştim.) Yaşananların bir çocuğun gözünden çok doğal ve içtenlikle anlatıldığı serinin bu kitabında; babası Nicholas’a matematik sınavında ilk 10 kişinin arasında olursa ona yeni bir bisiklet alacağını söyler. Pıtırcık 10. olur. (Sınava 11 kişi girmiş ama olsun, ‘önemli olan katılmak’ diyelim.) Tam da hayalindeki gibi kırmızı bir bisiklet alınır fakat olaylar hiç de Pıtırcık’ın tahmin ettiği gibi gelişmez… Kitapta bunun dışında 10 öykü daha var. (8+, Can Çocuk Yayınları, 9,5 TL)

PS: Pıtırcık’ı seviyorsanız 2009 yapımı Le Petit Nicholas ve 2014 yapımı Les Vacances du Petit Nicolas‘ı izleyebilirsiniz.

Read Full Post »

– Bu sene tatil sezonunun resmi açılışını Nuh’un Gemisi‘nde yaptık. Haziran ayında olmamıza rağmen İstanbul’da hava hafif serin olduğu için yazın geldiğini Kıbrıs’ta anladık diyebilirim. Cansu’yla aramız çok iyiydi. Kaydıraklar sabah ve öğleden sonra ikişer saatliğine açıktı. Günde dört saat boyunca bir an bile ara vermeden kaydık. Yine de pilimiz bitmedi. Kaydıraklar kapanınca da plaja gittik. Harika vakit geçirdim.

– Kıbrıs dönüşü dedemin koşu programına dahil olduk ve bu sayede Güral Sapanca‘da bir hafta sonu geçirdik. Doğrusu dedem kadar sportif olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Bizimki daha çok ye-iç-yat şeklindeydi. Sapanca tatilinden aklımızda kalan ve ara sıra gündeme getirip güldüğümüz olay yemek sırasında fıskiyelerin açılmasıydı. Eniştemin şu cümlesi tarihe geçti: “Efe koş, fıskiyeler!” 🙂 Aslında amacı henüz banyo yapıp temiz kıyafetler giyerek yemeğe inen Efe’nin ıslanmasını önlemek üzere yanına çağırmaktı. Ama Efe bu cümleyi fıskıyelere koşması gerektiği şeklinde anlayınca olanlar oldu. Ben de anında eğlenceye katıldım tabii… Sırılsıklam olsak da acayip eğlendik!

– Sapanca’dan döndükten sonra annemle babam bir haftalığına Yunanistan’a gittiler. Ben ilk 3-4 günü halamlarda, diğer günleri dedemlerde geçirdim. Keyifler tıkırındaydı. Birbirimize fotoğraf ve video gönderip durduk. Bu haftanın en önemli olayı ise uzun zamandır sallanan sağ ön dişimin düşmesi oldu. Süt dişim düşmeden arkadan yeni diş geldiği için kendisi hemen yerine geçerek boşluğu doldurdu.

– Annemle babam Yunanistan’dan döndükten sonra Hillside’a gidene kadar bir haftamız vardı. Bu süre zarfında kelebeklerim kozadan çıktı, Ayşe Bade bize geldi, Apple Store’daki iMovie eğitimine katıldım, saçımı kestirdim ve bol bol bizimkilerle oyun oynadım.


– Hillside’da geçirdiğimiz hafta yine çok güzeldi. Babam eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Böylece ben de Alp ile tanışmış oldum. Birlikte çok eğlendik. Junior Club’da her gün birbirinden güzel etkinlikler vardı ama bir tanesine bile katılmadım. Hillside’da harika bir deniz var; yüzmek, atlamak, balıkları izlemek çok zevkli. Bu yüzden sahilden bir yere ayrılamıyorum. Çocukların bir hafta boyunca hazırlanıp sergiledikleri bir gösteri var. Ona da katılmak istemedim. Ama akşamki şovların hiçbirini kaçırmadım. Bu sene şemsiye/şezlong rezervasyonu için yeni bir uygulama başlatmışlar. 7’de bile gitsek bir ya da iki tane boş şemsiye bulabiliyorduk. Sabahın köründe kalkan biri olarak duruma el koydum ve gözümü açtığım gibi plaja gidip yer tuttum. Bu seneyle ilgili bir diğer yenilik Arzu’nun Hillside’da işe başlamasıydı. Çocukla çocuk olabilen insanlardan olduğu için onu çok seviyorum. Gün içinde fırsat buldukça, mesaisi bittikten sonra da hep bizimleydi.

– Hillside’dan dönünce soluğu Ayvalık’ta aldık. Ayşe Bade ile birlikte kalacağımız için çok heyecanlıydık. Bir de o kadar yaramazlık yapmasaydık anne-babalarımız için de güzel bir tatil olabilirdi. Bu arada alt ön iki dişimin yanındakiler de Ayvalık’ta düştü.

– Ayvalık’tan otobüse atladığımız gibi Foça‘ya geçtik. Bu benim ilk şehirlerarası otobüs yolculuğumdu. Gerçi Ayvalık ve Foça çok yakın olduğundan fazla uzun bir yolculuk olmadı. Anneannemle dedem yaz başından beri yolumuzu gözlüyorlardı. Biz de onları çok özlemiştik. Foça’ya gider gitmez artık iyice aşağı sarkan sol ön dişim de düştü.

– İzmir’deki ilk hafta sonumuzda havaalanında babamla buluşup Çeşme‘ye geçtik. Bu sefer aquapark’a daha çok gidelim diye Ilıca Otel’de kaldık ama aquapark çok kalabalık, havuz suyu da pis olunca sadece bir kez kısa bir süreliğine gittik. Bir gün Zeynep ve Ömer’e, bir gün de Arda’ya uğrayarak klasik Çeşme turumuzu tamamlamış olduk. Annemle ben Foça’ya dönerken babamı İstanbul’a uğurladık.


– Bir sonraki hafta sonu babam yanımıza Foça’ya geldi. Boyozlu kahvaltılar, balıkçıda rakı tokuşturmalar, Mambo Beach’de iskeleden atlamalar ve dondurmalı akşam yürüyüşleriyle klasik Foça hafta sonunu babama da yaşatmış olduk. Babamı tekrar İstanbul’a uğurladıktan sonra anneannemin doğum gününe kadar Foça’da kaldık. Bu arada üstten bir diş daha düşürdüm. Anneannemle dedeme her şey için teşekkür ederek yaz tatilimizin son durağı olan Bodrum’a geçtik.

– Bir şehirlerarası otobüs yolculuğu da İzmir-Bodrum arası yaptık. Bu da çok kısa sürdü. Babam İstanbul’dan geldi, buluştuk ve birkaç gün de halamlarla birlikte geçirdik. Efe’yle keyfimize diyecek yoktu. Sallanan son dişimi de Bodrum’da düşürdüm.


– Ege sahillerinde diş döke döke geçirdiğim yaz tatilini bugün itibariyle noktalayıp evimize döndük. Şimdi yeni okul dönemi için hazırlık zamanı…

Read Full Post »

Bu hafta evde yapmamız gereken bir çalışmamız vardı: Tuz ve buz deneyi. Bu tarz bilimsel etkinlikleri çok sevdiğim için heyecanla malzemeleri toplamaya başladım.

Malzemeler: Bir bardak su, buz, tuz ve ip.

Uygulama: Su dolu bardağa buzu atın. Üzerine ipi koyduktan sonra tuz dökün. Yaklaşık bir dakika kadar bekleyip ipi yavaşça kaldırın. Buzun ipe yapıştığını göreceksiniz.

Deney sayesinde öğrendiğimiz: Tuz suyun donma noktasını bir süreliğine değiştirip buzu eritiyor, sonra buz tekrar donuyor. Böylece ip buzun içinde hapsoluyor.


Süreci izlemek isterseniz: https://www.youtube.com/watch?v=nHTlJTnLn8w

Read Full Post »

Bana en çok sorulan sorulardan biri de bu: Çok ödev veriyorlar mı Ela? 🙂 Cevap olarak; baş edemeyeceğim kadar çok vermediklerini söyleyebilirim.

Bizim okul, öğretilenlerin evde pekiştirilmesi gerektiğine inanıyor. Bu yüzden ikinci sınıf öğrencilerinin 20 dakika kadar zaman ayırıp yapabileceği; 2 ya da 3 sayfa ev çalışmamız oluyor. Çarşamba günleri hariç. O gün ödevsiz gün.

Birinci sınıftan güzel bir sistem tutturduğuma inanıyorum. Hava güzelse ilk iş parka iniyoruz, eve çıkar çıkmaz ‘sorumluluklarımı yerine getirip’ yemeğe oturuyorum. Parka inmediğimiz zamanlarda da bazen kapıdan girer girmez derslerimin başına geçiyorum, bazen de biraz oynadıktan sonra. Yemeğe oturmadan mutlaka bitirmiş oluyorum. Bir kez böyle yapmadım, sonra gecenin 9’unda ağlayarak derslerimi bitirmek zorunda kaldım. Bu sıkıcı durumu bizzat yaşadıktan sonra, bir daha son dakikaya bırakmadım.

Soranlara cevap niteliğinde, 17 Aralık 2015’in ödevleri aşağıda. İki sayfa Türkçe, bir sayfa da Matematik çalışmam var. Beni çok zorlayacak şeyler değil. Az mı, çok mu kısmını size bırakıyorum…

 

Read Full Post »

El yazısı ile yazmak ne kadar zor biliyor musunuz? Özellikle yazma süreci uzadıkça bileğimizin nasıl ağrıdığını? 1. sınıfa başlayan çocukların 5,5-7 yaşlarında olduğunu ve bu yaşlarda ince kasların tam olarak gelişmediğini de düşününce, bunun nasıl bir işkence haline geldiğini? İlk dört sene el yazısı ile yazıp beşinci sınıfta düz yazıya geçildiğinde tekrar zorluk yaşadığımızı? Offf, çok sıkıcı işler bunlar!

Bana gelince, sene başından sene sonuna doğru el yazım epey bir değişmiş oluyor. Kitaplarımın ilk sayfaları daha özenli, haftalar geçtikçe koyvermişim gitmiş. Yoruluyorum ve hızlı yazmaya çalıştıkça daha kötü yazıyorum. Ama biliyorum ki; yalnız değilim. Hepimiz aşağı yukarı aynıyız. Annem geçenlerde sınıfımıza geldi ve panoda asılı duran çalışmalardan hangisinin bana ait olduğunu anlayamadı. Hepimizin yazısı aynı. Aynı okulda okumadığım arkadaşlarımın yazıları bile aynı. Sonuçta hepimiz aynı işkenceyi çekiyoruz…

Çocuklarda kalem tutuşu yaşlar itibariyle gelişim gösteriyor. El-göz koordinasyonu arttıkça, ince motor becerileri ve kaslara hakimiyet geliştikçe, kalem tutuşumuz da gelişiyor.

1-1,5 yaş arası şöyle tutuyoruz:

IMG_0263 (1)

2-3 yaş civarı böyle:

img_2862

3,5-4 yaş civarı ise böyle:

20130701-234848

4,5-7 yaş arasında artık kalemi doğru bir şekilde kavrayabilecek hale geliyoruz:

20131017-190754

Fakat sorun şu ki; el yazısı yazarken bileklerimiz yorulduğu ve parmaklarımız ağrıdığı için bir süre sonra kalemi doğru tutamıyoruz. İşte o zaman görüntü şöyle oluyor ve bu tutuşu düzeltmemiz gerekiyor:

Doğru kalem tutuşunu benimsediğimizde yorulmadan, anlaşılır bir şekilde yazabiliyoruz. Tripod tutuşu da denilen doğru pozisyonda; baş parmak ve işaret parmağı ile kalemi tuttuktan sonra kalemi orta parmak üzerine destek alacak şekilde yerleştirmemiz gerekiyor. İşte böyle:

Bu tutuşu sürekli kılmanın yollarından biri; boşta kalan iki parmağın tutacağı şekilde avuç içine minik bir top ya da peçete yerleştirip öyle yazmak. Oyun hamuruyla oynamak, kağıtları küçük parçalara yırtmak, lego takıp çıkarmak da el ve parmak kaslarının güçlenmesini sağlıyor. Anne-babalarımızın yaptığı kalem çevirme hareketinin de çok faydası oluyor.

Güzel yazı yazma çalışmalarında hepimize sabır ve kolaylıklar diliyorum! 🙂

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: