Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Eğlence’ Category

– İstanbul’a dönüşümüz rahat oldu, jetlag yaşamadık. Ben sadece sabahları biraz daha erken kalkmaya başladım. Kıbrıs’a gitmek için iki haftamız vardı; bu arada Lara ile Kidzania‘ya gittik, birkaç gün dedemlerde kaldım ve Apple Yaz Kampı‘na katıldım.

Acarkent Collesium‘un önünde TEGEV stand kurmuş, Kiraz Festivali’nde Misbahçem‘den toplanan kirazlar dernek yararına satılıyordu. Biz kiraz alarak destek olduk ama dedem satışa da yardım etmem konusunda beni cesaretlendirdi. Başta biraz çekindim, sonra çok iyi satış yaptığımı görünce işi sahiplendim. Teklifimi reddetmeyerek benden kiraz alan tüm Acarkentliler’e teşekkür ederim. 🎈

– Geçtiğimiz sene da Apple Yaz Kampı’na katılmış ve çok iyi vakit geçirmiştim. Bu sefer konumuz ‘karakterler oluşturma ve beste yapma’ydı. Apple Pencil kullanarak resimler yaptık, sonra onları film haline getirdik ve Garage Band kullanarak yaptığımız müziği üzerine ekledik.

– Sıra, adı ‘orijinaller’ olan grubumuzla çıkacağımız Kıbrıs tatiline geldi. Babalarımız bu sefer Kaya Artemis‘i ayarlamış. Otel epey sıkıntılıydı; aşırı kalabalıktı, yemekler çok kötüydü, birçok hizmet aksıyordu… 2-3 gün önce yan komşularımız orada olduğundan biz onlardan havadisleri almıştık, bu yüzden beklentilerimizi minimuma indirerek gittik. Neyse ki çok uzun kalmadık, otelden memnuniyetsiz bir şekilde ayrılıp İstanbul’a döndük.

– İstanbul’a geldik desem de İstanbul’da kalamadık. Geldiğimiz gecenin ertesi sabahı erkenden evden çıkıp Hillside‘a gittik. İlk birkaç gün yalnızdık ama sonra ‘orijinaller’ üyelerinden Tunç Ailesi bize katıldı. Daha önceki yıllarda klüplere katılmamıştım ama Arda olunca kendimize bir program yapıp günü birlikte geçirdik. Bingo’da şampiyon olduk ve içecek kazandık. Erkeklerin gece futbol maçı oluyordu ve Arda oynuyordu. Ben de onu seyrediyordum. Babalarımız plaj voleybolu oynuyordu, biz tezahürat yapıyorduk. Baba-çocuk kano yarışlarına katıldık. Dalış denemesi yaptım ve çok sevdim. Arzu yine her fırsatta bizimleydi. Bir akşam annemler baş başa yemeğe çıktı, ben Arzu’yla kaldım. Şovlar ve danslar yine harikaydı… Yaza yaza bitiremem, kısa keseyim; Hillside’da harika vakit geçirdim.

– İstanbul’a sadece iki gün için döndük. Biri çamaşır ve tekrar valiz yapmakla geçti, diğerinde de Yelda ve Mert’le buluşup Zorlu Park‘a gittik. Yarın sabah Bodrum’a gidiyoruz. Görüşürüüzz! 🙋🏼‍♀️

Reklamlar

Read Full Post »

– Bugün Miami-St. Maarten arası yolculuğumuzun ikinci günü ve biz yine denizdeydik.

– Kahvaltıdan sonra ‘morning trivia’ya katıldık. Bu sefer daha da kötüydük. 20 soruda 3 doğru! 🙈Sorular çok zordu. Mesela; ‘Kwagga’ nasıl bir hayvandır? İlk Amerikan bayrağında kaç yıldız vardı? Şükran günü ne zaman kutlanır? vs. Bu arada hatırladıkça güldüğümüz bir olay oldu, hemen onu da anlatayım. Oyun başlarken animatör herkese takımının adını sordu. (Bizimki ‘trivia girls’) Ben diyeyim 75, siz deyin 80 yaşında bir çift takımlarının adını söylediler. Animatör ‘cemetary’ diye tekrar etti. Hani çok yaşlılar ya, bir ayağımız çukurda misali… Kimse de garipsemedi bu takım adını. Meğer ‘Sam and Terry’miş. Ninecik takımın adını tekrar edince kahkaha, kıyamet koptu. Çünkü gerçekten hepimiz ‘semeteri’ diye duyduk ve hiç garipsemedik. Hızlı söylediği için ‘semendteri’ oldu bize ‘semeteri’. Çok güldük ama. 🤣

– Dışarısı çok rüzgarlıydı. Hiç ümidimiz yoktu ama bu rüzgarda sulu kaydırak açık mıdır diye bakmaya gittik. Açıkmış! Hemen geminin diğer tarafındaki odamıza yürüdük, üst değiştirip geri geldik. Son 25 dk.’ya yetişmişiz. 25 dk. sıra bekledik, ben kaydım ve kaydırak kapandı. (Öğle tatili) Bir saat sonra açılacaktı. O arada yemek yiyip geldik. Annem 45 dk. daha güneşin altında ayakta bekledi ki ben kayabileyim. 3 kere kayabildim. Çünkü hem çok sıra var, hem de yukarıdan girenin aşağıdan çıktığını görmeden bir sonraki kişinin kaymasına izin vermiyorlar. Bu yüzden çok yavaş ilerliyor. Neyse, hevesimi aldım en azından…

– Öğleden sonra biraz odada, biraz da Top Sail Lounge’da vakit geçirip yemek yiyip yattık. Yarın sabah St. Maarten’e yanaşacağız.

Read Full Post »

25 Haziran Pazar. Mutlu bayramlar! 🤗😘

– Sabah kalkar kalkmaz programa bakıp günümüzü planladım. Kahvaltıdan sonra morning trivia’ya katıldık. İngiltere ve 70’ler konulu olmayan soruları bilebildik. 1974’te Oscar’ı hangi filmin aldığını ben nerden bileyim? Dünyada bile yoktum! Sonra Jenga turnuvasına koştuk. Orada bir arkadaş edindim. Ama hala junior club’a girmedim. Doğru düzgün yemek de yemiyorum. Annem artık üzülmeye başladı.

– “Güneşlensek mi?” dedik ama çok rüzgarlı diye çıkmadık. Rüzgar olunca sulu kaydırağı da açmadılar. Biz de Top Sail Lounge’da takıldık.

– Sonra bowling oynamaya gittik. 2 küçük lane var. Neyse ki bekleme sırası yok. Çünkü bir el $8. 😒 El dediğim de sadece 5 atış. Çabucak bitiyor. 3 el oynadım, sonra F1 simülatörüne gittik fakat boy sınırı varmış. Ben küçük kaldığım için giremedim. Geminin her yerinde bir etkinlik var, sıkılmak mümkün değil. Dil kursları bile vardı. Annem İspanyolca’ya katılalım istedi ama beni çekmedi.

– Gemide pazar kuruldu. Babaannemle birlikte gezdik, sonra da yemeğe indik. Değişiklik yapıp makarna yedim. Bu arada yemeklerde benimkilere sürekli oyun oynatıyorum; sessiz sinema ve son iki harfle kelime türetmece..

– Gemide ikinci haftamız olduğu için şovlar tekrara düştü. Sunucunun anlattığı komik şeyleri ben gerçek sanıyordum. Annem de komiklik yapmak için kafadan attığını söylüyordu. Gösteriler aynen tekrar edilince gösteri öncesi yapılan talk-show’daki esprilerin de birebir aynı olduğunu gördüm. Annem haklıymış! Geçen hafta Maske’yi izlemiştik, ben tekrar gitmek isteyince babaannem bana eşlik etti. Annem de kafa dinlemek umuduyla odaya çıktı. Yarın yine denizdeyiz…

Read Full Post »

– 24 Haziran Cumartesi, merhaba 🇺🇸! Sabah gemiden indik ve taksiye binip Dolphin Mall‘a gittik. Canım mozzarella sandviç çektiği için Starbucks‘a girdik. Wifi olduğundan rahat rahat internette takıldım. Biraz mağazaları dolaşıp alışveriş yaptık.

– Sonra babam “Benim için Cheesecake Factory‘ye gidin.” dediği için oraya gittik. Girişte titreşimli bir alet verip 20 dk. bekleme süresi olduğunu söylediler. Annem arkamızdan geldiğinden bu uzun bekleme süresinden haberi yoktu. 5 dk. sonunda “Ben çok sıkıldım, gitsek mi acaba?” deyince babaannem acı gerçeği söyledi. Hepimiz birbirimize baktık, meğer hiçbirimizin canı cheesecake yemek istemiyormuş! 🙂 Biz de çıktık.

– 18’de gemiye döndük. Biniş işlemleri tamamlanmış olduğu için ortalık sakindi. Yemekten sonra 80’ler trivia vardı. Koşa koşa ona yetiştik. (Trivia müptelası oldum, artık hepsine katılıyoruz.) Konu 80’lerin müziği olduğu için anneme güveniyordum. Şarkıların hepsinin melodilerini bilmesine rağmen bazılarının isimlerini bilemedi. İlginçtir onun bilmediği bir şarkıyı ben bildim! ‘Jump’ diye bir şarkıydı, Sing filminde izlemiştim, oradan hatırladım. Sonuç; yine kazanamadık. Triviadan sonra odaya döndük. Aslında 22:30’da sinema vardı ama geç olduğu için annem götürmek istemedi. Söylendim ama yatar yatmaz uyudum.

Read Full Post »

– 23 Haziran Cuma 🇧🇸 Bahamalar’dan bildiriyorum. Sabah Nassau‘ya yanaştık. Bugün için ‘beach day’ programı almıştık. 10’da gemiden inip Nassau’ya ayak basıp tekneyle Balmoral adasına geçtik. Harika bir deniz ve kumsal bizi bekliyordu. Hava bunaltıcı değildi. Güneş bir görünüp bir kayboluyordu. Şöyle söyleyeyim; aynı noktada seri olarak arka arkaya çekilen her fotoda farklı bir ışık var. 🙈

– Önce yüzüp etraftaki aşık olunası renklerle fotoğraf çekildik. Tam “Biraz da şezlong keyfi yapalım..” diyerek uzanmıştık ki annem anonsu duydu. Gittiğimiz yerde yunuslarla yüzme etkinliği de varmış. Aslında yarın Miami‘de olacağız. Bir haftalık tura katılanlar inecek, yeni destinasyon için binenler olacak. Dolayısıyla biz bir günü Miami’de geçireceğiz ve aklımızdaki program Dolphinarium‘da yunuslarla yüzmekti. Fakat burada da yunuslarla yüzme imkanı -hem de havuzda değil denizde- olduğunu öğrenince Dolphinarium’u salladık ve detayları öğrenmek üzere yetkilinin yanına gittik.

– Bu noktadan sonra benim için geri dönüş söz konusu olamayacağı için detayların önemi yoktu. Hemen kayıt yaptırdık. Ben tabii sevinçten delirdim, dünyalar benim oldu. En büyük hayalim yunuslarla yüzmekti! 🤗

– Önce fotoğraf çekimi, sonra yunusları sevme-okşama, birlikte yüzme, yunuslara komut verme, son olarak da etrafımızda yüzen yunusların atlayıp zıplamasıyla bulutların üzerine çıktım diyebilirim.

– Bu arada cruise turunda yaşanan sevimsiz bir durum var ki bugün de aynısı oldu. Tura kayıt olurken kaç saat sürdüğüne bakıp ona göre seçiyoruz. Mesela bugünkü tur 4,5 saatlik görünüyordu fakat bunun 2 saati toplanmak ve gideceğimiz yere ulaşıp geri dönmekle geçti. Sabah 9:55’te buluştuk ama herkesin toplanmasını beklediğimiz için tekneye 45 dk. sonra binebildik. Dönüşte de MSC yolcuları 14’te hazır olsun dediler, olduk. Tekneye 14:45’te binebildik. Uzun lafın kısası karaya çıktık mı programda yazandan çok daha az kaliteli vakit geçiriyoruz. Keşke toplanma ve ulaşımla böyle zaman kaybetmesek.

– Bingo çekilişine gelirsek; başlangıçta çok iyi gidiyorduk. Büyük ödül dün de söylediğim gibi; iki kişi için dünyanın herhangi bir yerine 10 günlük cruise turuydu. Ben acayip umutluydum kazanacağımıza dair. “Babam için..” diye diye numaraları kapatıyordum.

Fakat bir anda en arka sıralardan birinin “BİNGOOOO!”diye bağırmasıyla hayallerim suya düştü. (Laf aramızda hüngür hüngür ağladım!) Biletleri paramparça edip attım.

– Akşam ‘black member’ olduğumuz için bizi Eataly‘ye davet ettiler. (Eataly gemide yemek yemek için ekstra para ödemek gereken yerlerden biri.) Ben hiç gitmek istemedim, normalde en sevdiğim yerlerden biri ama burada yemeklerimizi Le Muse‘da yiyoruz ve orada hem sevdiğim yemekler hem de sohbetimiz olan garsonlar var. (Favorim biberiye soslu beef tenderloin.) Annem istemeyeceğimi tahmin etmediği için bana sormadan rezervasyon yaptırmış. Önce itiraz ettim ama sonra programa uydum. Haftaya tekrar davet ederlerse gitmek istemiyorum, baştan söyleyeyim.

– Bu akşam theatre’da Michael Jackson konseptli bir gösteri vardı. Çok methettiler, erken gelip yer kapmamızı tembihlediler. Gösteri saatini heyecanla bekledim. Yarın gemidekilerin çoğu ineceği için güzel bir veda gecesi yaptılar. Biz de bol bol alkışladık.

– Gösteriden sonra movie trivia’ya katıldık. 10 filmden 7’sini bildik. Annem “Bilemediklerimizi baban olsa kesin bilirdi, 10’da 10 yapmış olurduk.” dedi. Çünkü bilemediğimiz filmler Superman, Rocky ve E.T.’ydi. O kadar kalabalıktan sadece 1 kazanan çıktı. Kazanamadık ama yine çok eğlendik.

– Yarın sabah 6 gibi Port Miami‘ye yanaşacağız. Tek haftalık tura katılanlar inecek. Yeni katılanlar binecek. Akşam denize açılıp 2 tam gün denizde olacağız. İstikamet St. Maarten ve Puerto Rico.🙋🏼

Read Full Post »

Dün Meksika’dan ayrıldıktan sonra denize açıldık, bugün ve bu gece de denizdeyiz. Dolayısıyla günü gemide geçirdik.

– Geminin farklı yerlerinde farklı oyunlar düzenleniyor. Trivialar, jengalar, kart oyunları.. Trivia işini çok sevdim. Hepsine katılmaya gayret ediyoruz. Örneğin ‘Michael Jackson şarkılarını bilme’ yarışması vardı. Şarkıların ilk birkaç saniyesini çalıyorlar, yarışmacılar olarak hangi şarkı olduğunu tahmin edip kağıda yazıyoruz. Sonra yanımızdakilerle kağıtları değiştirip cevapları kontrol ediyoruz. Birinci olana kokteyl vs. hediye ediyorlar. Yarışma sırasında çok eğlendim. Birinci olamadık ama epey iyi bir puan aldık. Aynı şekilde 80’ler, 90’lar yarışmalarında da iyiydik. Bir de bilgi yarışmaları oluyor. Onları genellikle yaşı büyük olan yarışmacılar kazanıyor. Çünkü ‘1968 senesinde Oscar kazanan film hangisiydi?’ gibi sorular var ki bizim bunları bilmemiz imkansız!

– Sulu kaydırak benim için çok çok eğlenceliyken annem için güneşin altında ayakta beklemek söz konusu olduğu için aynı derecede eğlenceli değil. Ama olsun yine de 1,5 saat kadar dayanabiliyor.

– Cruise turu ebeveynler açısından çok rahat geçiyormuş çünkü çocukları klübe bırakıyorlarmış. Bizde böyle olmadı, klübe adımımı bile atmadım. Bir kere annemin “En azından bir bak, öyle karar ver..” şeklindeki yaklaşımına “Peki.” dedim ve gittik. O saatte kapalıydı. Bir daha da gitmedim. Annemle zaten güzel vakit geçiriyoruz, çocuksu oyalanmalara neden ihtiyacım olsun ki?

– Öğleden sonra babaannem odada istirahat ediyordu, biz de Top Sail Lounge’da takılıyorduk. (It’s gin o’clock!) 14-15 yaşlarında bir abla geldi. Elinde telefonuyla tek başına 1,5 saat kadar bir köşede oturdu. Bu bana ilginç geldi ve düşüncemi anneme söyledim. Annem de “Çocuklar büyüdükçe bazen ailelerinden ayrı, kendi başlarına zaman geçirmek istiyorlar, mahremiyete ihtiyaç duyuyorlar.” dedi. Hemen anneme sarıldım, “Ben asla öyle olmam!” dedim. Annem de güldü ve “Göreceğiz..” dedi.

– Akşam yemeğinden sonra şova gittik. Şovları çok seviyorum, hiç kaçırmak istemiyorum. Gösterinin başlama saatini beklerken animasyon takımı komiklikler yapıp bizi eğlendiriyor. Gruptaki en sevimli abi ‘Free hug’ pankartı açmıştı. Hemen koşup ücretsiz sarılmamı aldım.

– Her gece birbirinden başarılı şovlar izlemiştik. Bu geceye kadar… Queen gecesi yapmışlar, keşke yapmasalarmış. İlk şarkıda (We will rock you!) annem “Kalk, gidelim.” dedi. F. Mercury gelmiş geçmiş en özel seslerden biriymiş, onun şarkılarını söylemek herkesin harcı değilmiş. İlk önce gitmek istemedim. ‘Somebody to Love’ idare ederdi çünkü çok güzel sesli bir kız söyledi. Fakat 3. şarkıda ben de dayanamayacak gibi oldum ve kulaklarımı tıkadım. Annem “Gel çıkalım lütfen, artık dayanamayacağım!” dedi. “Ama saygısızlık olmaz mı?” diye sordum. Şöyle bir etrafa baktık. O sırada salon karanlıktı, yerimiz arkada ve sıra başındaydı. Kimseye çaktırmadan çıktık.

– Casinoya gittik ve büyük ödüllü bingo çekilişi için bilet aldık. Erken alış indirimi ile 3 kart alana 1 kart bedava 20$. Büyük ödül: 2 kişi için 10 günlük istediğin rotada cruise turu. Çok heyecanlıyım çünkü babamın şansına katılıyorum. Bizimle gelemediği için çok üzüldüm, umarım kazanırız ve babamla birlikte bir cruise turuna çıkarız.

– Miami’ye doğru dönüyoruz artık. Şu an Karayip Denizi’nde Bahamalar’a doğru ilerliyoruz. Yarın Nassau’da olacağız. 🙋🏼

Read Full Post »

– Çok rahat geçen 12 saatlik uçuşun ardından Miami‘ye vardık. Otele girişimiz 21 civarında olacağı için yol boyunca annem bizi uyutmadı. (Neden olarak jetlag diye bir kavramdan bahsetti ama yaşamadığım için bilmiyorum.) Babaannemle ben belki 1 saat kadar gözlerimizi dinlendirmiş olabiliriz. Onun dışında sürekli film izleyerek tüm ekran rekorlarımı kırdım diyebilirim. Yanıma kart oyunları, kağıt ve boyalar gibi beni oyalayacak şeyler almıştım ama zamanımın çoğunu film izleyerek geçirdim. Ve evet pişman değilim! 🙂

– Dedemin eski öğrencisi olup yıllar önce Miami’ye yerleşen Birol Abi bizi karşıladı ve Brickell‘deki otelimize (JW Mariott) bıraktı. Hemen yattık ve mışıl mışıl uyuduk.

– Uzun süren uykusuzluktan sonra blackout perdelerin de etkisiyle annem öğlene kadar uyuyacağımı düşünüyormuş ama yanıldı tabii. Dünyanın neresinde, hangi saat diliminde, ne kadar yorgun olursam olayım erken kalkarım. Kahvaltı için hazırlandık ve erken saatte etrafta neresi açık olabilir diye araştırma yaptık. Çok yakında bir Starbucks varmış. “Kesin mozarella sandviç vardır, hadi oraya gidelim!” dedim. Böylece gemiye binmeden önce Miami’de geçireceğimiz günler başlamış oldu.

– Miami söz konusu olunca Birol Abi’den bahsetmeden geçmek olmaz. Bizi çok güzel gezdirdi, birlikte harika vakit geçirdik. Hakkını ödeyemeyiz, iyi ki varsın Birol Abi!

– Miami’de yaptıklarımıza geçmeden önce havanın çok sıcak, nemin çok fazla olduğunu söylemem lazım. (Hava 29C, nem %77!) Yanınızda su ve şapka olmadan hiçbir yere gitmeyin. Bu arada kapalı mekanlar da aşırı soğuk! Bizim gibi bu duruma alışık olmayanlar için bir soğuğa bir sıcağa girip çıkmak hastalığa davetiye olabilir. Klimalı yerlere girdiğinizde üzerinize almak için de sweatshirt tarzı bir şey bulundurun.

– Biz Brickell‘de kaldık ve sabah erken saatlerde hava çok sıcak olmadan yürüyerek etrafı keşfettik. Atlantik Okyanusu ile Biscane körfezi arasında kalan bir sürü adacık var, onları araba ile dolaştık tabii. Bu mevsimde sokakta yürümek imkansız gibi bir şey. Miami Beach, South Beach, Ocean Drive, Lincoln Road, Sunset Drive, Bayfront Park, Vizcaya Gardens ve Freedom Tower‘ı gördük. American Airlines Arena‘nın önünden geçerek Miami Heat’e bir selam çaktık. Children’s Museum ve Museum of Science gitmek isteyip de vakit bulamadığımız yerlerdi. Zoo Miami ve Jungle Island‘a gitmek yerine Everglades Ulusal Parkı‘nı tercih ettik. Seaquarium‘a Miami’ye döneceğimiz gün gideriz diye düşündük. Kısıtlı zamanda bazı yerler eksik kaldı, onları da babamla geldiğimizde görürüm artık.

– Amerika’nın en büyük 3. ulusal parkı olan Everglades National Park, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor ve Miami’ye gelenlerin mutlaka görmesi gereken yerlerden biri. Buranın özelliği gezegenimizde yer alan tüm ağaç türlerini barındıran 3 yerden birisi olmasıymış. Çok değişik bitkiler var, bazıları zehirliymiş. Nehirde çıktığımız safari turunda hem bitkiler hem de burada yaşayan hayvanlar hakkında bilgi aldık. ‘Alligator’ ve ‘Crocodile’ın farkını ve timsahların tamamen zararsız olduklarını öğrendik.

– Alligator Show’u izledikten sonra “Bebek timsah tutmak isteyen var mı?” diye sordular. Hemen “Me! Me!” diye atladım. İşte karşınızda Snappy!

– Babaannem önceki gelişinde Sawgrass Hills‘i çok beğendiğini söyleyince alışveriş için oraya gittik. Annemin bana Kipling çanta sözü vardı, onu aldık. Birol Abi’nin eşi Alina, “Öğle yemeği için Ela’yı Rainforest Cafe‘ye götür, çok sever orayı.” demiş. Gerçekten ortamı çok sevdim. Sürekli bağıran maymunlar ve dinmeyen yağmur sesi vardı. Burası ben bebekken İstanbul’da da varmış ama kapanmış. Annem resmimi gösterdi ama tabii o kadar eskiyi hatırlamıyorum.

– Miami’ye gelmişken bir günümüzü de Key West‘e ayırdık. Everglades’den almış olduğumuz peluş timsah ‘Snappy’ de bizimleydi. Yola çıkmadan önce depoyu doldurduk. Amerika’da kendi benzinini kendin alıyormuşsun, bayıldım bu işe!

– Sabah çok erken çıktığımız için kahvaltımızı yol üstünde Einstein Bros Bagels‘da yaptık. Amerikalılar kahvaltıda bagel üzerine peynir sürüp yiyordu, bence kesinlikle simit kadar lezzetli değil. Bir de filtre kahve sınırsızdı, bitirdikçe gidip doldurabiliyorduk.

– Yaklaşık 3,5 saatlik yolculuktan sonra Key West’e vardık. Yol boyunca Miami’nin kuruluşu, kalkınması, US1 otobanı vs. hakkında bilgiler aldık. Müzikleri ben ayarladım, ipad’imle arabanın müzik sistemine bağlanıp istediğim şarkıları gönderdim.

– Key West’te de hava çok sıcaktı, yürüyerek etrafı dolaştık. Bu iş için ‘trolley’ler de var ama dolaşma işini biz kısa kestik. Öğle yemeği için Alonso’s Oyster Bar‘a gittik. Annem garip garip şeyler yedi, ben balıktan şaşmadım. Buradan da bir yunus peluşu alıp adını ‘Flappy’ koydum. Annem “Gittiğimiz her yerden bir peluş almayacağız değil mi?” diye sordu. “Bu son!” diye cevap verdim.

– Key West’ten Miami’ye döndük ve yarın sabah gemiye binmek üzere valizlerimizi toparladık. İlk durağımız Jamaika 🇯🇲 olacak…

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: