Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Faaliyet’ Category

Bu hafta sonu için ödevimiz ıslanmayan kağıt deneyiydi. Fen dersini çok seviyorum, bu yüzden bu çalışmayı da severek yaptım.

Malzemeler: Genişçe bir kap, bardak, kağıt ve su.

Uygulama: Kağıdı buruşturup bardağın tabanına yerleştirin. Kabı su ile doldurun ve bardağı dik olarak su dolu kaba batırın. (Dikkat! Eğer bardağı dimdik bir şekilde suya sokmazsanız içeri hava gireceğinden kağıt ıslanır. Amaç havayı bardağın içinde hapsetmek. Bu yüzden bardağı suya dik sokmaya dikkat edin.) Bardağı yine dik bir şekilde yukarı çekin. Bardağın içinde sıkışan havanın kağıdın ıslanmasını engelleyişini gözlemleyin.

Deney sayesinde öğrendiğimiz: Hava da bir maddedir. Bardağı ters çevirip suya batırdığımızda çıkacak yer bulamaz. Bardağın içinde sıkıştığı için havanın hacmi küçülür ve daha fazla küçülemeyecek kadar sıkışan hava, suyun bardağı doldurmasını engeller.


PS: Yaptığım diğer ilginç deneyler için tıklayın:

 

Reklamlar

Read Full Post »

– Bu aralar dünyada çok popüler iki şey var: Biri fidget spinner, diğeri Ed Sheeran‘ın şarkısı Shape of You. Fidget spinner modası nerden çıktı bilmiyorum ama bizim evde olan bir şeydi. Babam almış, elinde çevirip duruyordu. Yine de kendi fidget spinner’ım olsun istediğim için bir tane de ‘glow in the dark’ özellikli olanından aldık. Shape of You da aşırı popüler oldu. Her yerde çalıyor, sürekli dinliyoruz. Ayrıca Singing Dentist’in bir yorumu var ki beni çok güldürüyor. İzlemediyseniz buraya tıklayıp bakabilirsiniz.

– Bir de ev yapımı oyun hamuruna taktım. Yeni bir şey değil aslında ama annem uğraşmak istemediği için biz hiç yapmamıştık. Sınıf arkadaşlarım konuyu tekrar gündeme getirince, ben de girdim mutfağa. İnternette bir sürü tarif var. Siz de henüz yapmadıysanız deneyin derim. Hem yapması çok kolay, hem de güzel saklanırsa uzun süre kurumuyor.

– Okulda su hakkında çalışmalar yapıyoruz. Suyu boşa harcamamanın önemi, kuraklık, ileride çıkabilecek su savaşları vs. ile ilgili konuşuyoruz ve poster hazırlıyoruz. Bir de buraya tıklarsanız izleyebileceğiniz videodaki çocuk şarkısını ezberledik. Bu süreçte şarkıyı o kadar çok dinledim ve söyledim ki evdekiler de “Water, water, water, water…” diye dolaşıyordu. Durumdan bizde kalan Arzu da nasibini aldı. Okulculuk oyunumuzda şarkıyı ona da öğrettim.

– Heyecanla beklediğim bir film vardı: Lego Batman. Gösterime girdiği cuma okuldan döner dönmez gitmek istiyordum fakat cumaları resim okulum olduğundan gidemedim. Bu yüzden biraz ağlamış olabilirim. Annem de cumartesi sabahı ilk seansa gidebileceğimizi söyledi. Sabah Arzu’yu uğurlayıp erkenden sinemaya gittik. Filmi çok matrak bulduk ve aşırı beğendik. Gerçi ben dublajlı olmamasını tercih ederdim ama bu haliyle de başarılıydı. Biz sinemadayken Lara ve Banu aradı, Akasya‘ya geliyorlarmış. “Görüşelim mi?” diye sordular. Film bitince buluştuk ve öğleden sonrayı da birlikte geçirdik.

– Ertesi gün Elif’in Zorlu Funloft‘ta doğumgünü partisi vardı. Deli gibi eğlendik, hepimiz ter içinde kaldık. Bir türlü ayrılmak bilmedik. Parti bitti, biz ekstra krediler yükleyip oynamaya devam ettik. Cumartesi üstü pazar tam benlik iki gün oldu. 🙂

– Hafta içi Turkcell‘in Zeka Küpü projesi kapsamında öğrencilere dağıttığı temel maker ve kodlama kitiyle epey vakit geçirdim. Böyle bir şey düşünmeleri ve bizleri geleceğin dili olan kodlama ile tanıştırmayı amaçlamaları çok güzel bir düşünce. Kitten çıkan malzemelerle kendi robotumu yaptım fakat yapmakla kaldım. Çünkü robotumu kodlayabileceğim program sadece android tabanlı ve bizdeki bütün aletler IOS. Programı IOS işletim sistemiyle çalışan bir tablete yükleyemediğim için benim robotum deli danalar gibi dolaşmakla kaldı. Halbuki onu önüne engel çıktığında yönünü değiştirecek ya da belli bir rotada gidecek şekilde kodlayabilirdim. Heyecanla programın IOS uyumlu halini bekliyorum.

– Annemin sömestr öncesi sipariş ettiği ama kargodaki yoğunluktan ötürü gecikince Uludağ’a giderken yanımıza alamadığımız Four in a Row adlı oyunu da bol bol oynadık. Amaç tatilde Arda’yla beni oyalamaktı ama olmadı. Portatif olduğu için her yere taşıyabiliyoruz, Arda’yla bir dahaki buluşmamızda oynarız artık. Oyunun amacı; rakipten önce 4 pulu yan yana, üst üste ya da çarpraz olacak şekilde sıralamak ve aynı zamanda rakibin bunu başarmasını engellemek. Online olarak oynamak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

– Bu hafta sonu da cumartesiyi halamlarla dolayısıyla bir sürü kedi köpekle geçirdim. Pazar da Ayşe Bade’yle Kidzania‘ya gittik. Kim bilir kaçıncı gidişim ama yine çok eğlendim. Bu hafta sonunun neşesi de geçen hafta sonunu aratmadı.

– Kütüphaneme Sakar Cadı Vini serisinden 3 kitap daha ekledik; Vini’nin Zaman Yolculuğu, Vini Ormanda ve Vini Altın Arıyor. Serinin diğer kitaplarındaki gibi bunlarda da Vini’nin birbirinden komik dört macerası anlatılıyor. (8-12 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 10 TL)

Read Full Post »

– Bu sene de dolu dolu bir sömestr tatili geçirdim. Cuma okuldan gelir gelmez “Rüzgar bize gelebilir mi?” sorusuyla yapılan ilk program ile tatil başlamış oldu. İnsanın aynı apartmanda oturan arkadaşı olunca program yapmak için ekstra çaba sarf etmesine gerek kalmıyor. Kibarlığı elden bırakmamak adına öncesinde bizimkilere mutlaka sorup izin alıyorum. Sürekli bir gel-git halindeyiz Rüzgar’la. Bazen tek evde takılıyoruz bazen de in-çık yaparak mekan değiştiriyoruz.

– Tatil hediyelerimden biri Quoridor adlı ödüllü strateji oyunuydu. Oyunda amaç rakipten önce karşı tarafa ulaşmak. Oyun sırası gelince rakibi engellemek için önüne set koymak ya da kendi piyonunu ilerletmek arasında seçip yapıp hamlede bulunmak gerekiyor. Bir sonraki hamleyi hesaplayarak gitmeyi gerektiren, kafa çalıştırıcı bir oyun. Ben çok sevdim. (8+)

– Ertesi gün soluğu dedemlerde aldım. Uludağ’a gitmeden önce birkaç gün orada kaldım. Böylece Efe’yle de birlikte zaman geçirdik. Dedemlerin üst katında oturan bir arkadaşım var; Ilgaz. Onunla da buluşup Minecraft vs. oynadık.

– Bu sene kayak tatili için Uludağ‘a gittik ve 2. bölgedeki Ağaoğlu My Mountain‘da kaldık. Otelin hemen pistin yanında oluşu, 1. bölge kadar kalabalık olmayışı ve kayak dışında da keyifli vakit geçirebilmemiz sebebiyle memnun kaldık. Uludağ’a ayak basar basmaz felaket bir tipi başladı. Kardan göz gözü görmüyordu. Ama bu bizi yıldırmadı. Arda’yla ben başımızda bir kayak hocasıyla ailelerimizden ayrı takıldık. Ayrılacağımız gün kar durdu ve güneş açtı. Uludağ’ın bize sürprizi oldu diyelim, sonuçta keyifli zaman geçirmemize engel olmadı.

– Tatilin ikinci haftası geçen sene olduğu gibi Kraft‘taki atölyelere yazıldım. Babam her sabah işe giderken beni atölyeye bıraktı, öglen de annem aldı. Polimer kil modelleme, özgün resim çizme, terrarium, ahşap maket ve oyuncak yapma gibi çalışmalar yaptık. İşte bu da benim terrariumum.

– Ve yine geçen sene olduğu gibi öğleden sonraları arkadaş buluşmaları, etkinlikler ve sinema gibi aktivitelere ayırdık. Bir gün Lara ile buluştuk. Bir gün Eda ile Kanyon‘daki Modern Hiyeroglifler atölyesine katıldık. İstanbul Modern işbirliği ile düzenlenen atölyede tarih öncesi zamana ait hiyerogliflerle günümüzün emojilerini karşılaştırıp oyun oynadık. Sonra isimlerimizi simgeler kullanarak yazmayı öğrendik.

– Başka bir gün Ayşe Bade ile Legoland‘e gittik. Çocuklara eğlenceli vakit geçirtecek güzel bir mekan yapmışlar. Her yer lego dolu. Bir o kadar da çocuk! Aşırı kalabalıktı! Biz çok eğlendik de annelerimiz kalabalıktan bunaldılar. Elif dayanabildiği kadar dayandı ama bir noktada pes etti. Annemse “Burası eve çok uzak. Bir daha bu kadar yolu gelemem. İyice hevesini al Elacığım.” diyerek çaresizce beklemeye devam etti. Ayşe Bade gittikten sonra biz 2,5 saat daha kaldık. Bu sürenin çoğunu araba yapıp yarıştırmakla geçirdim. Ev lego dolu ama pek oynadığım yok. Ama buraya gelince deli gibi oynayasım geldi. Doya doya da oynadım. Çıkışta mağazadan bir şeyler aldık. Sonra da berbat bir trafikle mücadele edip pillerimiz bitmiş olarak eve döndük.

– Diğer bir gün annemle sinemaya gittik. Disney’in yeni prensesi Moana nedense fragmanıyla annemin ilgisini çekmemişti, izlemesem de olur diyordu. Yine de bir şans verdi ve filmi benimle izledi. Sonuç: İkimiz de bayıldık. İyi ki gitmişiz. Eve döner dönmez filmin soundtrack’ini indirdik. Yatıp kalkıp Moana dinliyoruz: “See the line where the sky meets the sea? It calls meeeee!….”

– Boş zamanlarımda da arkadaşlarımla whatsapp üzerinden smiley oyunu oynadım. Oyunun amacı hepimizin bildiği film ya da hikayeleri emoji kullanarak simgeleştirmek ve karşındakine sormak. Bilin bakalım bu hangi hikaye: 🐸👑?

– Bir de evde ailecek Vitus‘u izledik. 2006 yapımı film, üstün zekalı bir çocuğun anne-babasının baskısından kurtulup kendi istekleri ve yetenekleri doğrultusunda hayatını şekillendirmesini anlatıyor. Meslek seçiminde çocuğun koşullandırılmasının ya da baskı altına alınmasının yanlışlığına değiniyor.

– Tatilin son etkinliği olarak babamla Galatasaray-Panathinaikos maçına gittik. Kıran kırana giden maçı 5 sayıyla kaybettik.

– Bu kadar gezme tozmanın yanında kitap okumaya da zaman ayırmam gerekiyordu. Çubuk Köpek sınıf arkadaşlarımda gördüğüm, ilgimi çeken bir kitaptı. Biz serinin ikinci kitabı olan Sosis Peşinde‘yi aldık. Seride sokakta yaşayan tuhaf isimli 5 köpeğin maceraları anlatılıyor. Çubuk köpek hayatta en çok yemeğe önem veriyor ve insanlar bütün yemekleri kendilerine sakladıkları için onlardan hoşlanmıyor. Yazar Tom Watson köpeklerin maceralarını kendi komik çizimleriyle anlatıyor. Çok matrak bir seri. (9-12 Yaş, Pena Yayınları, 22 TL)

– Neslihan karne hediyesi olarak Arda’ya ve bana Bil Bakalım Neden? adlı mini ansiklopediyi almış. Ansiklopedi diyorum çünkü annemin söylediğine göre benim yaşlarımdayken sahip olduğu bir çocuk ansiklopedi serisi varmış. Bil Bakalım Neden?’in onun minyatürü gibi olduğunu söyledi. İçinde tarih, doğa, vücudumuz, hayvanlar, gündelik hayat ve evrenimiz hakkında 180 soru var. Fırsat buldukça açıp okuyorum. Örneğin İngiltere’de trafiğin neden soldan aktığını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız cevabı bu kitapta var. (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 52 TL)

– Uzun lafın kısası; güzel bir tatil geçirdim. İkinci döneme hazırım! 🙂

Read Full Post »

– Sınıf arkadaşlarım için el yapımı bir yılbaşı hediyesi fikrim vardı: Keçe ve abeslang kullanarak yapılacak bir kitap ayracı! Ağaçları hazır almayıp tek tek elle kestiğimiz için biraz oyalayacı oldu ama yılbaşı öncesine yetiştirdik. Üzerlerine yeni yıl mesajı da yazdım. Arkadaşlarım hiç beklemedikleri için çok şaşırdılar ve sevindiler. 🙂

– Bir diğer el emeği göz nuru çalışmamı Deniz’in sosyal sorumluluk projesine katkı olarak yaptım. Deniz, yılbaşı vesilesiyle Türkiye’de yaşayan mülteci çocukları sevindirecek, fakat maddi değeri olan bir şey yerine el yapımı bir hediye ile bizden projesine destek istedi. Benim de aklıma tahta boncuklardan bilezik yapmak geldi. Umarım hediyemi alan arkadaşların yüzünde de bilezikte olduğu gibi bir gülümseme belirmiştir.

– Bir hediye de annemden bana ve Rüzgar’a geldi. Tencere-kapak gibi değil miyiz? 🙂

Kanyon yılbaşı konserinde bu sene MFÖ vardı. Konser öncesi Gina‘da yerimizi aldık ve müzik eşliğinde yemeğimizi yedik.

– Çarşamba sinemasında bu kez Storks‘u izledik. Yer yer güldüren, yer yer duygulandıran çok tatlı bir filmdi.

– Sınıfça okuduğumız kitap yine bir Behiç Ak öyküsü olan Pat Karikatür Okulu‘ydu. Gülümseten Öyküler serisinin bir üyesi olan kitapta anlatılanlar da diğer kitaplardaki gibi komikti. Kahramanımız Aydın yeni okulundaki arkadaşlarıyla tanışır. Fakat bu okulda bir gariplik vardır; herkese ve her şeye isim takılmakta ve takma ismiyle seslenilmektedir. Hatta bu yüzden esas isimler unutulmaktadır. Aydın’a da gelir gelmez bir isim takarlar: Doğrucu Davut. Aydın başlangıçta bundan hoşlanmasa da zamanla alışır. Sıra arkadaşının lakabı Patates’tir. Olaylar bundan sonra Patates’in maceraları çerçevesinde gelişecektir… Eğer sizin de paylaşmaya değer öyküleriniz varsa ÇizeYaza projesi kapsamında öykülerinizi Behiç Ak’a gönderebilirsiniz. (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 16 TL)

– Kütüphaneme eklediğimiz kitaplar ise Sakar Cadı Vini serisinden Vini’nin Çiftliği ve Vini Spor Yapıyor oldu. Serinin diğer kitaplarındaki gibi bunlarda da çatlak Vini’nin dörder macerası yer alıyor. Şahsen ben çok seviyorum. (8-12 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 10 TL)

– Bugün 2016’nın son günü. Yılbaşını biz ailecek dedemlerde geçireceğiz. Herkese mutlu yıllar dilerim!

 

Read Full Post »

– Eğlenceli bir yaz tatilinin ardından şehre döndük ve ilk iş olarak yeni okul dönemi için gerekli olan malzemeleri aldık. Kitapları kapladık, etiketleri yapıştırdık ve okula gidip dolabıma yerleştirdik. Resimde de görüldüğü üzere bu sene sınıfım 3-E oldu.

– Güzel bir pazar sabahı Caddebostan Sahili‘nde Alp, Arel ve Mert ile buluştuk. Bunu çok istesek de sıklıkla yapamıyoruz ama birlikte harika vakit geçirince yine arayı fazla açmamak üzere sözleşerek ayrıldık.

– Foça’dayken çok istediğim ama orada bulamadığımız için anneannemden sonra alınacağına dair söz aldığım PlayDoh Pasta Kulesi‘ne kavuştum. Hamurla oynamayı hala çok seviyorum ve bu oyuncak sayesinde hayalimdeki yemek süslemelerini uygulamam daha kolay oluyor.

– Ailemizin en minik ferdi Can Pars’ı ziyarete gittik. Nasıl da tatlı ve oyuncuydu.. Onu bol bol güldürdüm. Durumdan pek şikayet eder gibi bir hali yoktu. 🙂

– Sezonun ilk doğum günü partisini Oya düzenledi. Siteden birkaç arkadaş onların evinde toplandık.

– Yael ile Bebek‘te buluştuk. Önce yemek yedik, ardından parka gittik.

– Bebek Parkı’ndan sonra Akmerkez‘e uğrayıp yeni açılan Wepublic‘teki kaydırağa bakmak istedik. Epey yüksek, ilk başta insana korkutucu gelebilir ama cesur olun ve mutlaka deneyin! Pişman olmayacaksınız!

Read Full Post »

– Yaz tatili başladı, biz de annemle baş başa kaldık. Koca bir tatil gününü en verimli şekilde geçirmek için neler yapabiliriz diye düşünerek kendimize bir liste çıkardık. Bana kalsa bütün günü çizgi film izleyip Minecraft oynayarak, kalan zamanlarda Minecraft videoları seyrederek, ondan da kalan zamanlarda popüler şarkıların Minecraft versiyonlarına ait klipleri izleyerek geçirirdim. Ama kendi kendime oyun oynamak, kitap okumak, yıl boyunca öğrendiğim konuları unutmamak amacıyla çalışmalar da yapmam gerekiyordu. Dolayısıyla listeye bunları da ekledik.

– Annemin özellikle yapmamı istediği bir şey vardı; sakince ve sessizce zaman geçirmek. Zihnimiz durmaksızın uyaranlara maruz kaldığı ve aynı anda birkaç işi birden yapmaya zorlandığı için anı yönetmek ve zihnimizi dinginleştirmek için buna ihtiyacımız varmış. Annem her gün 5 ya da 10 dakika bile olsa onunla konuşmadan kendi kendime sudoku çözmem ya da puzzle yapmam konusunda ısrar etti; “Merak etme, ben de yanında kendi sudokumu çözeceğim. Ama sadece önümüzdeki işe konsantre olacağız, birbirimizle konuşmayacağız. Anlaştık mı?” Her sabah kahvaltıdan sonra bu şekilde zaman geçirmek üzere anlaştık. (Fikrimi sorarsanız sakin olmak çok sıkıcı!)

– Ayşe Badeler yazlığa taşınmadan önce bir akşam bize yemeğe geldiler. Yapmadığımız çılgınlık kalmadı. Bu yaz onlara kalmaya gideceğiz. Şimdiden çok heyecanlıyız!

– İş Bankası bu yıl da ‘Karneni Göster, Kitabını Al’ kampanyası kapsamında ilk ve ortaokul öğrencilerine kitap hediye ediyordu. Karnemle birlikte şubeye gidince ‘Mars’a Nasıl Giderim?-Bilim Yolunda Eğlenceli Adımlar Kitabı’nı verdiler. Hikaye kitabı beklentisinde olduğum için ilk başta burun kıvırdım ama sonra inceleyince çok hoşuma gitti. Kitapta evren, dünya, canlılar, sanat, bilim ve teknolojiye dair kısa kısa bilgiler var. Sadece bizim değil, büyüklerin de ilgisini çekebilecek çok güzel bir kitap. İş Bankası bu kampanyayı her sene yapıyor, bundan sonra karnemi aldığım gibi şubeye gideceğim.

– Bitanecik kuzenim Efe 3 yaşını doldurdu. Onu çok ama çok seviyorum, iyi ki doğmuş!

– Hem Efe’nin, hem babamın, hem dedemin, hem de eniştemin doğum günü olduğu için o hafta sonunu birlikte geçirip kutlamalar yaptık. Bol bol Gölge’yle oynama fırsatı buldum. Hava hafif serin olsa da havuz sezonunu açtık.



– Ön dişlerim (santral kesiciler) hala sallanıyor. Görüntü çok acayip, düştü düşecekler ama düşemiyorlar bir türlü. Çektirmek de istemiyorum. Bu arada ön iki dişin iki yanındaki dişler (lateral kesiciler) de sallanmaya başladı. 6 tane sallanan dişim var. Bu yaz epey diş dökecek gibi görünüyorum. 🙂

Read Full Post »

– Bu hafta itibariyle okulda dersler ve kitaplar bitti. 2 Haziran’da karnelerimizi alacağız.

– Babamla ne zamandır basketbol maçına gitmek istiyorduk. Sonunda bu haftaki Galatasaray Odeabank – Pınar Karşıyaka maçı için fırsat yaratabildik. (Maçlar çok geç bitiyor, uyku saatimi kaçırıyoruz, bu yüzden her maça gidemiyoruz.) Çarşamba günü okuldan eve gelip hızlıca üstümü değiştirdikten sonra annemle karşıya geçtik. Babam bizi Zorlu’dan aldı. Öncesinde parkta biraz oynadım ama çok kısa bir süreydi. Dolayısıyla tekrar gelmek için annemden söz aldım.


– Güzel havalarda babamın tenis maçlarına ‘ball girl’ olarak katılmaya başladım. Top topluyorum, etrafta koşturup kendi kendime atışlar yapıyorum. Böylece hem babamla birlikte vakit geçirmiş oluyorum, hem de açık havada egzersiz yapıyorum.

– Eski göz ağrım olan tavşan evimi tekrar piyasaya çıkardım. Okuldan gelince hiç üşenmeden tek tek her şeyi yerleştiriyorum. Ev neyse de markette çok fazla eşya var. Konuşturmalı oyunlar beni hala çok eğlendiriyor ama annem artık sıkıldığını söylüyor. Geçmişteki performansını mumla arıyorum. Yarım saat kadar oynayabiliyoruz, yine de çok gülüyorum. Annem bıraktıktan sonra kendim devam ediyorum.

– Maç öncesi Zorlu Park‘ta azıcık kalınca annemden tekrar gelmek için söz aldığımı söylemiştim. Cuma günü okul çıkışı Rüzgar’la buluşup Zorlu’ya gittik. Harika bir bahar havası vardı. Deli gibi koşup oynadık.


– Aslında cuma günü okulumuzda özel bir buluşma gerçekleşecekti. Ben de bu etkinlikte görev alacaktım. Fakat programdaki bir değişiklik yüzünden ertelendi. Bize sadece Amerika’dan okulumuza sürpriz bir konuk geleceği söylenmişti. Kim olduğunu bilmiyorduk. Sonra ortaya çıktı ki bu kişi Aziz Sancar’mış! Kendisini Ankara’dan çağırdıkları için cuma gelememiş. Bu yüzden Nobel ödüllü bilim insanımızla tanışıp sohbet etme fırsatını kaçırmış oldum. Cumartesi voleyboldan sonra okulun bahçesinde kurulan standlarda Eda’yla biraz vakit geçirelim istedik. O sırada bir curcuna oldu. Meğer cuma günkü program biraz kısaltılarak cumartesiye alınmış. Biz Eda’yla kendi dünyamızdaydık. Zaten boy olarak da aşağılarda kaldığımız için kalabalıktan kendisini göremedik.

Voleyboldan çıktıktan sonra Ardalar’a gittik. Arda’nın doğum günü partisine katılamamıştım, hediyesini anca verebildik. Davetlilere verdikleri ‘goodie bag’lerden bana da ayırmışlar, bir de benim geçmiş doğum günüm için hediye almışlar. Akşama kadar oyunlar oynadık, şovlar hazırladık. Çok güzel vakit geçirdik. Üstüne de hediye aldım. Oh ne güzel iş valla! 🙂

– Pazar sabah ilk iş dün hediye edilen saç bandı tasarlama setini açtım. Hemen kendime birkaç tane taç yaptım. Setin içinde 8 tane taç, iki tane saç bandı ve farklı tasarımlar yapmaya imkan veren malzemeler var. Böyle el işi malzemeleriyle vakit geçirmeyi çok seviyorum, dolayısıyla benim için çok isabetli bir hediye olduğunu söyleyebilirim.

Akşam da Galatasaray Odeabank ve Pınar Karşıyaka‘nın bir play off maçı daha vardı. Yine tribündeki yerimizi aldık.

‘Sakız Sardunya’nın Eğlence Günlüğü’nü açınca haberdar olup aldığım ‘Sakız Sardunya’yı bu hafta bitirdim. Anneme “Bana seninkiler gibi kalın kitaplar alalım.” diyordum, bu kitap tam istediğim kalınlıktaydı. Aynı zamanda büyük puntolu ve resimli olması da güzeldi. Çok ama çok sevdim! Elif Şafak bir daha çocuk kitabı yazarsa çıkar çıkmaz alacağım. Kitabın konusuna gelince; kahramanımız Sakız Sardunya, okul kütüphanesinde ışıklı bir dünya küresi bulur. Dünya üzerinde 7 yedi kıta olmasına rağmen, bu kürede 8 kıta vardır. Anne ve babası yurt dışına gitmeleri gerektiğini söyleyerek Sakız Sardunya’yı bir haftalığına anneannesiyle dedesinin evine bırakırlar. Sakız Sardunya orada hem yeni arkadaşlar edinir hem de bulduğu küre hakkındaki gerçeği öğrenir. (7+, Doğan Egmont, 17 TL)

– Bazı akşamlar annemle birlikte kitap okuyoruz. Onda şu an ‘Anne, Baba ve Çocuk Arasında’ var. Bir yıl önce aldığını ama araya başka kitaplar girdiği için bir türlü bitiremediğini söyledi: ‘Erkenden yatağa girelim ki ben de artık bitireyim şu kitabı. Sırada bekleyen kitaplar var…” (Geç yatarsak birkaç sayfa sonra uykumuz geliyor ve bırakmak zorunda kalıyoruz.) ‘Anne, Baba ve Çocuk Arasında’, ebeveyn ve çocuk iletişimi hakkında dünyaca ünlü psikolog Haim G. Ginott’un yazdığı bir kitap. Bebeklikten ergenliğe kadarki dönemde ödüle/cezaya başvurmadan çocuklarla nasıl iletişim kurulabileceğine, çocukları gerçekten dinleyerek onları anlayabilmeye, olumlu ebeveynliğin önemine ve daha birçok faydalı konuya değiniyor. (Okuyan Us Yayınları, 22,5 TL)


Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: