Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Güvenlik’ Category

Bugün hayatımda bir ilki yaşadım ve sinemaya gittim! Annem 3 yaşımı doldurmamın iyi olacağını düşünerek beklemiş. Sabah sinemaya gideceğimizi söyledi ve sinema ortamından bahsetti. Işıkların kapandığını, filmin çok büyük bir ekranda gösterildiğini, sesin çok yüksek olduğunu ve film sırasında konuşulmadığını anlattı.

Kahvaltıdan sonra evde biraz oyalanıp çıktık. Yol boyunca etrafta gördüklerimiz hakkında sohbet ettik. Neşem gayet yerindeydi.

20120619-004643.jpg

Madagascar 3‘ün geleceğinden epey önce haberimiz olmuştu. Öyle ki fragmandaki replikleri ezberlemiştim bile. Sinemaya vardığımızda bilet aldık ve beklemeye başladık. O sırada gelecek programlara göz attık. Bir sonraki sinema keyfinde izleyeceğimiz film belli oldu: Buz Devri.

Salonda bizden başka kimse olmaz diye düşünürken Arda adında bir çocukla karşılaştım. Hemen arkadaş olduk. Başka da kimse gelmeyince en arkadaki locaya kurulup filmi birlikte izledik. Çok ama çok eğlendim. Filme bayıldım. Gözlerimi ayırmadan izledim. Hareketli şarkılarda dans ettim. Sonra birden pat diye film bitti.

Moralim bir anda sıfırın altına indi. “Bi daa!” diye ağlamaya başladım. DVD bittiğinde film tekrar başlayabildiğine göre bu da başlayabilirdi. Ama annem arka arkaya iki film izleyemeyeceğini, başka bir gün tekrar gelebileceğimizi söyledi. Bu benim için yeterli değildi, ben hemen izlemek istiyordum. Sonuçta annemin dediği oldu ve çıktık.

20120619-005431.jpg

Bankaya Yelda’nın yanına uğrayacaktık. Yolda otobüs durağındaki banka oturup ağlamaya devam ettim. Etraftakiler annemle aramızdaki konuşmaya kulak misafiri oldular ve üst üste iki film izlenmeyeceğini söyleyerek anneme hak verdiler. Of!

Yelda’ya gidince ofis ortamı biraz kafamı dağıttı. Sinemadan vazgeçtim ama eve de dönmek istemedim. “Bi yestoyana gideyim. Çooba fiyan içeyim.” dedim. Çorba diyerek Kebabi‘yi kast ettiğimi anlayan annem beni kırmadı. Çorba içip eve döndük.

İşi biten Yelda gelip bizi aldı ve alışverişe gittik. Birçok mağazaya girip çıktık. Bol bol ayakkabı denedim. Bir ara uyumuşum. Uyandıktan sonra Yelda bizi akşam yemeğine davet edince kasaba uğrayıp eve geçtik.

Balkonda yemeğimizi yedik. Bu akşam ben de Dukan diyetine uydum ve sadece protein ile beslendim. (Pirzola ve yoğurt)

20120619-010337.jpg

Kahveler içilirken balkondan içeri geçtim. Sessiz sessiz ayakkabılarımı giyip çıkmaya hazırlandım. Kapıyı açmaya çalıştım ama başaramadım. Meğer annem üstteki sürgüyü çekmiş. Yoksa ne güzel çıkıp gidecektim.

Kapıyı açamayıp içeri seslenince niyetim ortaya çıktı. Yelda çok korktu ve bir daha böyle bir şey yapmamamı tembihledi. Sonra da bizi eve bıraktı.

Kapıdan girer girmez ellerimi yıkayıp odama koştum. Pijama giydim ama üzerimdekiler kışlıkmış. Annem ince bir şeyler verdi. Değişip yatağa atladım ve kitap-şarkı-masaj üçlemesinden sonra uykuya daldım.

Reklamlar

Read Full Post »

Annem ve Lisya dün gece bu haftanın programını yaparken ilk sıraya Van Gogh Alive‘ı koymuşlar. Hangi gün gideceklerini konuşurken 15 Mayıs’ın serginin son günü olduğunu öğrenmişler. Bunun üzerine de bugünün programı netleşmiş.

Sabah kalkıp hızlıca hazırlandık ve Karaköy Antrepo‘ya gittik. İçeri girer girmez karşılaştığım karanlık ortam beni gerdi. ‘Van Dod’ ve eserlerini tanıdığım için annem serginin hoşuma gideceğini düşünmüş ama hiç de öyle olmadı!

Ortamın ne kadar karanlık olduğunu gösterebilmek için fotoğrafla oynadım. Bakın, içeride göz gözü görmüyor. Ben en önde elimde Minnie’mle duruyorum.

20120517-190828.jpg

Vincent Van Gogh’un eserleri duvarlara yansıtılmıştı, arka planda çalan müziklerle ahenkli bir biçimde dönüp duruyorlardı. Annem çok etkilendi fakat beni pek sarmadı. Bir an önce çıkıp gitmek istedim.

Buraya kadar gelmişken eserlere göz atmadığım sanılmasın. Hepsini inceledim ve sorular sordum.

E: Bu insanlay neden mutsuz anne?
G: Çok yoksul olduklarından patatesten başka yiyecek bir şeyleri yok. Bu yüzden mutsuzlar anneciğim.

Çıkışta Yael ile hatıra fotoğrafı çekildik ve Kanyon‘a gitmek üzere arabaya bindik.

20120517-191806.jpg

Yolda Yael huysuzlandı. Onu çok iyi anlıyorum, o kadarlıkken ben de ana kucağında geriye dönük olarak yolculuk yapmak istemezdim. Sürekli ağlayarak kendimi aşağı atmaya çalışırdım. (Hatta burada da bahsetmiştim.) Yael de aynı benim gibi göz yaşlarına boğulunca annem arkaya geçip ortamıza oturdu ve Yael’i kucağına aldı. Birçok trafik kuralını ihlal ederek Kanyon’a ulaşabildik.

Kanyon yine annem için kabus gibiydi diyerek bir itirafta bulunabilirim. Sebebi çok basit: Onunla birlikte takılmıyorum. Kendi başıma mağaza geziyor, yere oturup oyuncaklarla oynuyor, yürüyen merdivene koşuyor, aşağı inen banttan yukarı çıkıyorum. (Bunu büyük abilerden öğrendim.)

Karnımız acıkınca Kitchenette‘e oturduk. Yemek gelene kadar çok hareketliydim, yemek sırasında oturup güzelce karnımı doyurdum. O sırada Yael uyudu. Yağmur bastırınca biraz üşüdük. Yael uyanınca bize geçtik.

Yürüme hevesinde olan Yael bir dakika bile durmadan yürüme alıştırmalarını sürdürdü. Sehpaya tutunarak rahatlıkla ayakta durabiliyordu.

20120517-204403.jpg

Bugün annemin doğum günü olduğu için önce dayım, ardından Eylül ve Tuba geldiler. Başlangıçta her şey çok güzeldi. Ta ki Tuba annemin hediyesini verene kadar. O an evde ağlamalar başladı. Sebepler listesi şöyleydi:

– Tuba anneme hediye aldı, bana almadı. Ben ağladım.
– Tuba beni teselli etmek için kucağına aldı. Eylül de kucağındaydı. Saçlarını sevmek istedim, Eylül istemedi. Ben ağladım.
– Saçlarını sevmek istedim diye Eylül ağladı.
– Tuba mantıklı açıklamalarla bizi sakinleştirmeye çalıştı. İkimiz ağladık.
– Eylül eve gitmek istedi ve ağladı.
– Eylül eve gitmek istediği için ben ağladım çünkü hiç oynayamadık.
– Eylül eve gidemediği için ağladı.
– Kalkmak için kapıya yöneldiklerinde ben ağladım.

Kapıdan çıktıkları zaman ben sakinleştim. Sonra Yelda geldi, biraz da onunla sohbet ettik. Yemeğimi yedikten sonra kitap okurken de annemi bunalttım. Başının ağrıdığını söyleyerek ilaç aldı ve bu güzel doğum günü için bana teşekkür etti.

PS: Bugün anneannemin gönderdiği üzerinde resim malzemeleri olan GAP t-shirt’ümü, Evrim’in aldığı Mavi kotumu ve halamın doğum günü hediyesi olan Pediped ayakkabılarımı giydim. Herkese çok teşekkür ederim! 🙂

Read Full Post »

– Daha uzun süre binsin diye çocuğun boyuna uymayan bisiklet alınmamalı.
– Sele ayarı parmak uçları yere değecek şekilde yapılmalı.
– Alıştırma tekerleklerinin görevi bisiklet yana yattığında devrilmesini engellemektir. İki yan tekerlek aynı anda yere değmemeli. Bunun nedeni çocuğun kendi dengesini bulmasını sağlamaktır.
– Alıştırma tekerleklerinin yerden yüksekliği birkaç milimetreden başlayıp çocuğun alışmasına göre birkaç santimetreye çıkabilir.
– Çocuğun bisiklet sürebildiği fark edildiğinde alıştırma tekerlekleri hemen çıkarılmalı.
– Kazalarda baş bölgesine darbe alma olasılığı yüksek olduğundan mutlaka kask takılmalı.

Read Full Post »

Eylül geçen hafta gidip çok beğendiği Atlantis‘e bugün de beni götürdü. Cevahir‘de böyle bir yer olduğunun farkında bile değildik. En alt katta bir eğlence merkezi olduğunu biliyorduk ama benim yaşıma hitap eden bir yer olduğunu daha önce duymamıştık. İnsanın arkadaşı olması ne güzelmiş, bilmediğim bir şeyi Eylül’den öğrenmiş oldum.

11’e doğru Atlantis’e girdik. Önce Kanyon’daki ‘Hopla Zıpla’ gibi kocaman şişme bir oyuncak bulduk ve deli gibi zıplayarak kurtlarımızın bir bölümünü buraya döktük. Ardından tırmanmak ve kaymak için minderlerin olduğu bölüme geçtik. Bu yarım saatin karşılığında 5-6 TL gibi küçük bir ücret ödedik.

Sonra içeride dolaşıp canımızın istediği oyuncağa bindik. Kocaman bir zürafanın sırtındaki sepete binip safari turu yaptık.

Atlı karıncaya bindik.

Ardından da salıncağa…

Bu oyuncakların da bir turu 2-3 TL civarındaydı. Annemin aklı önünden geçerken gördüğü yarış arabalarında kalmıştı. Tuba “Bizimkiler yapabilir mi?” derken annem “Bir bakalım, yapamazlarsa durdurup indiririz.” dedi. Öyle de güzel yaptık ki, şaşırıp kaldılar! Hem gaz hem de direksiyon kontrolü gerektiren bu küçük arabaları çok sevdik.

Yemek saatinde tercihimizi köfteden yana kullandık. Gerçekten acıkmışım, her zamankinden daha çok köfte yedim ve bir büyük bardak ayran içtim. Annem “Biraz mağaza dolaşır mıyız?” diye sorarken Tuba Eylül’ün kışlık bota ihtiyacı olduğundan bahsetti. Annem “Benim almak istediğim bir model var Nike‘da, gel sana da göstereyim.” dedi.

Botları ikimiz de çok sevdik ve hemen paketlettik. Anneannem geçen gelişinde Marks&Spencer‘dan kahverengi botlar almıştı, biz de siyah alınca ihtiyaç listesinden botu tamamen silmiş olduk. (Ayaklarım 25 numaraymış.)

Alışveriş sonrası dondurma yemek üzere Mado‘ya çıktık. Eylül dondurma sevmediği için yemedi. Ben de dikkatim dağıldığından bitirmedim-halbuki günlerdir dondurma sayıklıyordum. Garson abilerden birinin “Beni öpersen sana balon veririm.” demesiyle öpücüğü kondurmam bir oldu. Annem daha sonra benimle çok ciddi bir konuşma yaptı. Tanımadığım insanları ne vermeyi önerirlerse önersinler asla öpmemem gerektiğini söyledi.

Migros ve Koçtaş’tan alışveriş yaptıktan sonra eve döndük. 1,5 saat kadar uyudum. Uyandığımda dedem bizdeydi. Pizza söyleyip maç seyrettik. Bu arada pizzacı abi giderken arkasından “Seni çot seviyoyum!” diye bağırmam pek iyi olmadı. Öğlenki konuşmanın bir benzerini tekrar yaptık. Annem öpmememi söylemişti, “Seni seviyorum deme.” dememişti. Yabancılara yakınlık göstermenin sınırı konusunda sanırım bilmediğim şeyler var…

Read Full Post »

Annemin “Esas zorluğu Ela’nın yatağının parmaklıklarını iptal ettiğimizde yaşayacağız.” dediğini duydum. “Hem yatırmak zor olacak, hem de kafasına estiğinde yanımıza gelecek. Ben uyurken Ela’nın evde dolanabiliyor olacağını bilmek beni şimdiden rahatsız ediyor.”

Nasıl???? Bu parmaklıklardan bir gün kurtulabilecek miyim????

Yatağımın 80×140 cm olduğunu daha önce yazmıştım, kademesinin alçaltıldığını da. Kocaman yatakta döne döne, rahat rahat yatıyorum. İki sorunum var: İlki uyumak istemediğim bir an yatağa konduğumda kaderime itiraz edip inme şansımın olmaması. İkincisi uyandığım zaman gelip beni almaları için beklemek zorunda olmam. Bu yüzden parmaklıkların iptal edilebileceğinin düşüncesi bile beni mutlu etmeye yetti.

Yalnız anladığım kadarıyla bu yakın bir zamanda olmayacak. Arkadaşlarım arasında benden önce parmaklıkları iptal edilenler olsa da bizimkiler henüz bu tür bir girişimde bulunmadılar. Bunun nedeni de kendimi tehlikeye atmayacağıma dair onlara verdiğim güven. Bacağımı parmaklığın üstüne çıkarabiliyorum, istesem kendimi aşağıda bulmam an meselesi. Ama yapmıyorum. Zaten bunu yapmak isteyecek kadar çıldırma raddesine gelmeme izin vermiyorlar. Beni yatakta bırakıp ağlatmadılar, bu saatten sonra da ağlatmazlar diye düşünüyorum.

Peki ama bunu ne zaman yapacaklar? Ya da yapmalılar? Bu konuda annemin okuduğu çeşitli yazılardan aklında kalanlar şöyle:

– Parmaklıkların iptal edilmesi ya da çocuk yatağına geçiş için her bebekte geçerli olacak doğru bir zamanlama yok. Genel olarak 1,5-3,5 yaş arası deniliyor ama mümkün olduğunca 3’e yaklaşmış olması tavsiye ediliyor.

– Çocuk artık yatağa sığamayacak kadar büyümüşse, içinde rahat yatamıyorsa, tuvalet alışkanlığı edinmişse zamanı geldi denebilir.

– Çocuğun parmaklıklardan güç alıp aşağıya atlayabileceği fark edildiği an bu değişikliğin yapılması için en uygun zaman olmayabilir çünkü güvenlik açısından bu kararı alırken çocuğun gece uyandığında odasında yalnız olabileceğinin, hatta evin içinde dolaşabileceğinin de göz önüne alınması gerekiyor. Eğer büyük yatağa geçilecekse küçük bedenin koca yatakta yatabilmesi için psikolojisinin de buna hazırlanması gerekli.

– Hemen parmaklıkları iptal etme yoluna gitmeden önce “Crib tent” kullanılabilir.

– Çıkan parmaklıklar yerine “Bed rail” denilen yatağın kenarına monte edilen koruyucular tercih edilebilir.

– Ya da çarşafın altına yerleştirilen “Magic bumpers” kullanılabilir.

– Kardeş geldiği için bebek yatağına ihtiyaç olmasından ötürü çocuğa yeni/büyük yatak alınacaksa, bebek gelmeden 6 ila 8 hafta önce bunun yapılması gerekiyor ki ilk çocuk bir de yatağı elinden alındı diye mutsuz olmasın.

– Her çocuk parmaklıkların iptaline ya da yatak değişimine hemen uyum sağlayamayabilir. Yataktan düşmesini engelleyen parmaklıklar kalktığında kafasında hayali sınırlar çizmesi zor olabilir. Eğer uyku düzenini bozan sorunlar meydana gelirse duruma alışması için tekrar parmaklıklar takılabilir/küçük yatağa geçirilebilir.

Bizimkilerin kararı biraz daha parmaklıkla idare etmekten yana. Benim yukarıda sorun olarak bahsettiğim iki konu onların işine geldiğinden olsa gerek…

Read Full Post »

Japonya’dan Ece Bilmez sormuş: “Elacığım oto koltuğu alırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verir misin?” 🙂 Bizimkiler oto koltuğunu 9 aylık olduğumda aldılar. Daha doğrusu almak zorunda kaldılar çünkü Mac Laren travel system’ın ana kucağı şeklindeki oto koltuğunda daha fazla oturamaz hale gelmiştim. Çukurda ve alçaktaydım, başımın iki yanı kapalıydı. Sağa-sola dönüp etrafı seyredemediğim için sürekli kalkmaya çalıştığımdan yolculuklar çığlık çığlığa geçmeye başlamıştı. Sonuçta Britax Römer‘in Duo Plus modelini almıştık, ben de burada anlatmıştım.

Bizimkilerin dikkat ettiği birkaç majör özellik vardı:

– Avrupa standartlarına uygun olması (Etikette ECE R44/04 yazmalı)
– Araca (dolayısıyla da aracın şasesine) isofix ile bağlanıyor olması (Emniyet kemeri ile bağlanmasına ek olarak)
– Güçlü bir boyun/baş desteği sağlaması
– 5 noktadan sarıp merkezi kontrol sağlayan emniyet kemeri bulunması

Tüm bu özelliklere sahip olduğu için Duo Plusta karar kıldık. Deneme amacıyla koltuğa oturduğumda rahat edince de daha fazla düşünmedik. Bir aksilik olmazsa 4 yaşına ya da 18 kg olana kadar bu koltuğu kullanacağım.

Tabii ki piyasada birçok marka ve model oto koltuğu var. Araca sadece emniyet kemeriyle bağlananlar, hem isofixle hem de destek ayağıyla bağlananlar, öne değil de arka koltuğa bakar biçimde monte edilenler vs. Bizimkilere sorarsanız koltuğun yukarıdaki özelliklere sahip olması yeterli. Geriye bütçeye göre alternatifler arasından seçim yapmak kalıyor. Yukarıdaki standartları sağladığı sürece Bebe Comfort, Maxi Cosi, Kraft ya da Chicco da tercih edilebilir. Bu markaları kullanan arkadaşlarım da memnunlar.

Bir de güzel haber; şu an Joker‘de Römer’e özel %20 indirim var.

Herkese güvenli yolculuklar… 🙂

Read Full Post »

Dün gece hafif ateşle uyudum ama sabah kalktığımda iyi hissediyordum. Sol üst köpek dişim de patlamış. Belki dişle ilgilidir, belki gribal bir durumdur… Bilemedik… Bizimkiler her ihtimale karşı bugün beni dışarı çıkarmayıp evde dinlendirmek istediler. “Tamam.” dedim. Nasılsa benimle oynamak için taa İzmir’den gelen anneannem ve dedem vardı, canım sıkılmazdı.

Dedem uzun zaman önce Ikea‘dan aldığımız ama annemin onsuz yapmaya cesaret edemediği kitaplığı monte etti. Sonra da tırmanmaya kalkıp üzerime deviririm diye duvara sabitledi.

Annem de hemen oyuncaklarımı yerleştirdi.

Nasıl? Oyuncaklarım daha derli toplu bir görünüme sahip olmuş değil mi? Bu aynı zamanda Montessori‘ye de uygun bir yaklaşım oldu. Ulaşabileceğim yükseklikte ve belli bir düzen içerisinde duran oyuncakları kendim alıp oynadıktan sonra tekrar yerine kaldırabileceğim.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: