Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Hamilelik’ Category

Annemin yeni doğum yapan arkadaşlarından biri çok minik göğüs uçları olduğundan bebeğini emziremediği için üzülüyormuş. Blog’uma bakmış ama bununla ilgili bir yazı göremeyince anneme ne yapabileceğini sormuş. Annemin değil ama Ayşe Öner’in ‘düz/içe dönük meme uçlarının tedavisi’ için tavsiye ettiği bir ürün var: Avent Niplette. Philips_Avent_Niplette

Basitçe; meme ucu şeffaf bir kalıbın içine sokulup vakum uygulayarak dışarı çekiliyor. (Ayrıntılı kullanım videosu burada.) Günde 8 saatlik kullanım ile 1-3 ayda sonuç verdiği söyleniyor. Bu sorunu olan anne adayları hamileliğin ilk 6 ayında ürünü kullanabilirler. (Son aylarda doğumu başlatma riski olabileceği için memelerin uyarılması önerilmez.) Doğumdan sonra ise emzirme öncesi birkaç dakika kullanarak meme ucu dışarı çıkarıldıktan sonra bebek emzirilebilir.

Emzirme ile ilgili tüm sorular için daha önce de önerdiğim Ayşe Hemşire’nin ‘Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı’na ya da ‘La Leche League International-Emzirme Sanatı’na göz atabilirsiniz.

Reklamlar

Read Full Post »

Bugünün yıldızı Aylin’di. Selin’in aramıza katılmasına yaklaşık 15 gün kala babyshower düzenlendi. Annem dün geceyi yanımızda götüreceğimiz kurabiyeleri yaparak geçirmiş. Bu sefer benim bir katkım olmadı çünkü işi daha çabuk bitirmek adına uyumamı beklemiş. Kahvaltıdan sonra hazırlandık ve Sinan bizi almaya geldi. Kurabiyeleri işte o zaman gördüm.

20130107-215949.jpg

Hemen saldırdım ama şeker hamuru kaplı olanlardan yememe izin yoktu. Annem mutfaktan kaplanmamışlardan getirip hepimize ikram etti. Gerçekten çok lezzetlilerdi.

Vakit kaybetmemek için hemen çıkıp partiye gittik. Böyle toplantıları çok seviyorum çünkü çeşit çeşit ikramlar oluyor. Hele bir de zeytinyağlı yaprak sarması varsa değmeyin keyfime… İlk birkaç saati mutfakta tıkınarak ve sohbet ederek geçirdim. Sonra salonda oyunlar başladı. Büyük iddiayla oynadık ve birini biz kazandık. Karşılığında Aylin bize hediye verdi, ben de heyecanla açtım.

20130107-220937.jpg

Sonra sıra Selin’e alınan hediyelere geldi. Açma aşamasında Aylin’e yardımcı oldum.

20130107-221204.jpg

Parti bitince babam ve Sinan geldiler. Bir süre oturup günün kritiğini yaptık. Bu dakikalarda annemi biraz üzmüş olabilirim. (Yapma dediklerini yaptığım ve gereksiz konularda ısrarcı olduğum için.)

Tüm aileye Selin’e sağlıkla kavuşmalarını temenni ederek evden ayrıldık. Annem Çin yemeği istedi, babamsa eve gitmek. Yemek programını başka bir akşama erteleyerek eve döndük. Uyku saatine kadar oyun oynadık, sonra da yattık.

Read Full Post »

Bugünün en önemli olayı Lia Ada’nın babyshower’ıydı. Sabah kahvaltıda müsli yemek istedim. Babam da bana eşlik etti, çabucak karnımızı doyurup çıktık. Uğramamız gereken birkaç yer vardı, işlerimizi halledip Kostandof Şatosu’na gittik. Yolda uyumuşum, annemle arabadan inip eve çıkarken babamın arabayı park ettiğini zannetmiştim. Meğer bizi bırakıp gitmiş. Parti sadece kızlar arasındaymış, daha önce de babyshower’a gitmiştim ama unutmuşum. Babamın gelmeyeceğini öğrenince biraz bozuldum. O an aklıma Plamen geldi. “Peki ya Piyamen?!?” diye sordum, o da gelmeyecekmiş. Çok moralim bozulsa da ortam kızlarla dolu olduğundan adapte olmakta zorlanmadım.

20120911-201328.jpg

Bu tür organizasyonların en iyi yanlarından biri her zaman evde bulunmayan ya da annemin yememe izin vermediği birçok şeyin fazla miktarlarda ortada duruyor olması. İki büyük bardak limonata, iki kurabiye, bir karamelli cupcake ve bir dilim pastanın yarısı minik mideme doldurduğum şekerli şeylerdi. Şeker bizi hasta edermiş, annem öyle söylüyor. Ama bu kadar tatlı olup da nasıl zararlı olabildiğini aklım almıyor doğrusu…

Organizasyonun bana hitap eden bir diğer güzel yanı ise hediye paketlerini açmaktı. İlk paketleri açtıkça anneme dönüp “Bu da bana diimiş anneee!” deyişim herkesi güldürdü. Açtım açtım ama hepsinin Lia’ya alındığını görünce daha fazla açmaktan vazgeçip kurabiyemin yanına döndüm.

20120911-201237.jpg

Periyodik olarak Plamen’i sordum. Her seferinde geleceğini söylediler. Saatler geçti ama Plamen gelmedi. Tuvalete gittiğimizde anneme küçük bir itirafta bulundum: “Ayça’yı göödüüme çok sevindim ama keşke Piyamen de buuda oosaydı…”

Partinin sonunda babam geldi ve Lia Ada’nın sağlıkla aramıza katılmasını dileyerek oradan ayrıldık.

Sırada Lisya’nın doğum günü yemeği vardı. Şişhane‘ye Miss Pizza‘ya gittik. Hemen herkesin çocuğu olmasına rağmen hiçbiri getirmemişti. Tek çocuk olarak kalakaldım. Açıklama diğer çocukların benim gibi uyumlu olmadıkları yönündeydi. Evet artık 3,5 yaşındayım, bu tür ortamlarda büyükler gibi takılabiliyorum.

Zeytinli pizzamı sipariş edip kendi kendime yedim. Karnımın doymasıyla birlikte gözlerim de kapanmaya başladı. Uyku saatimi çoktan geçirmiştik. İzin isteyip kalktık ve eve gider gitmez yatıp uyudum.

Read Full Post »

6 aylık olduğumda yumurta sarısı yemeye başladım. İlk gün 1/8 ile başlayıp her gün bir parça artırarak, eğer çok gelirse bir gün önceki miktara dönecek şekilde… Bazen büyük parçalar halinde yemişsem hazmedemiyordum ve çıkarıyordum.-Bizimkiler bu çıkarma olayına “blöp” diyorlardı :))

Sonunda tam yumurta sarısına ulaştım, her gün bir tane yiyorum. Bazı doktorlar her gün 1/2 ya da gün aşırı 1 yumurta sarısı veriyormuş. Annem doktoruma sordu, “Boşver sen onları, Amerika’da günde 2-3 tane veriyorlar..” dedi. Ben de her gün 1 yumurta sarısına devam ettim. Beyazına hala pek alışamadım… Biraz sert geliyor bana. Annem de beyazını sevdiğinden “yiyen razı-yemeyen razı” durumu var bizde. 🙂

Geçtiğimiz günlerde annem gazetede bir haber gördü ve bana da okudu. İkimiz de çok şaşırdık. Yumurtayı severek yiyoruz ama bu kadar özel bir besin olduğunu gerçekten bilmiyorduk. Blog’umu okuyan müstakbel anneler, bebek hazırlığında ve bebek sahibi olanlar için öğrendiklerimi paylaşayım istedim. İşte karşınızda yumurta!

  • Besin kalitesi açısından anne sütünden sonra 2. sıradadır. İnsanın ihtiyacı olan tüm besinleri içeren tek besin kaynağıdır.
  • Bebek beslenmesinde hayvansal protein tüketimi beyin fonksiyonlarının gelişimi için gereklidir. Hayvansal proteinin en kolay sağlanacağı besinlerin başında yumurta gelir.
  • Proteinin sindirilebilmesi için beraberinde aminoasitlerin de alınması gerekir. Alınmadığı takdirde vücut besinin tamamı proteine çeviremez. Yumurtanın içinde aminoasit de olduğundan vücut tarafından tamamıyla proteine çevrilir. Kısaca yumurtadaki protein tüm besinler içinde en kalitelisidir.
  • Hayvansal kaynaklı bir besin olmasına rağmen yağ içeriği düşüktür.
  • İçindeki “Kolin” maddesi öğrenme yeteneğini direkt etkiler.
  • Önemli bir “Demir” ve “D vitamini” kaynağıdır.
  • Doğal ambalajı sayesinde hiçbir şekilde hile yapılamaz.

Bebekler anne karnında ve hayatlarının ilk yılında sağlıklı beslenmenin temellerini attığı için yumurta konusu çok önemli. İşin içinde zeka gelişimi de olunca yumurtayı baş tacı etmemek için bir sebep göremiyorum. 🙂

kaynak: www.yum-bir.org

Read Full Post »

Annemi hamilelik süresince hiç üzmedim. Bir kere bile midesi bulanmadı. Aşırı terlemeler, sıcak basmaları olmadı. Onu irileştirmedim; arkadan bakıldığında incecikti, sadece önünde bir basketbol topu taşır gibiydi. Dolayısıyla hareketleri de ağırlaşmadı. Bacakları ve bilekleri şişmedi. Cildi de bozulmadı… Karnında kırmızı çizgi bile oluşmadı.

Fakat ne olduysa doğumdan sonra oldu. O çok kıymetli saçları dökülmeye başladı. Banyoda 2 avuç, banyo sonrası tararken 3 avuç, gün içinde binlerce tel derken kafasındaki saç miktarı azaldıkça annem çok mutsuz oldu. Yaklaşık 9 aylık olduğumda dökülme durdu. Yeni saçlar çıkmaya başladı. Şimdi bir sürü isyankar kısa saç teli var, saçı hiçbir şekle girmiyor. Bir de hamileyken beyazlar fışkırınca organik boya yaptırmak zorunda kalmış. Bu yüzden saçının orijinal rengi de kaybolmuş. Kuaförler rengini tutturamıyorlar bir türlü. Kısaca saç konusundaki mutsuzluğu devam ediyor.

Rengi ve miktarı mahvoldu, peki sorunlar bitti mi? Tabii ki hayır! Artık lüleleri de yok! Peki lüleler nereye gitti? İşte cevabı:

Henüz çok başlangıç aşamasında ama olsun. Bir de yukarıdan aşağıya değil de, sağdan sola lüle oluyor saçım. Herhalde uzadıkça aşağı sarkar diye düşünüyorum. 🙂

Read Full Post »

Serdar Turgut’un yazılarını okumanızı öneririm.. 🙂

Çocuklu yaşam
Bu yazı ilk kez 27 Ekim 1996 Pazar günü Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştı. Yıllardır kayıptı. İlk kez veya yeniden okumak isteyenlerin sayısı da hayli fazlaydı. Onca zamandır bu yazıyı kesip saklamış olan ve bana yollamak nezaketini gösteren Yıldırmak Ailesi’ne teşekkür borçluyum.Piyasada birçok ‘bebeğe hazırlık’ el kitabı var.Bu kitaplarda aklı başında olduğu varsayılan bazı erkek ve kadınlara, ki onların evli oldukları da farzediliyor, nasıl iyi birer anne ve baba olabilecekleri anlatılıyorAklı başında olan insanların çocuk yapmasının mantıksızlığı nedense tartışılmıyor ama tabii bu tamamen başka bir yazı konusu.

ATIN O KİTAPLARI ATIN:
Hiçbirisi işe yaramaz çünkü gerçekçi değiller.Bugün ise ben gerçek bir ‘Bebeğe hazırlık’ kılavuzu veriyorum.Çocuk doğmadan önce bu dediklerimi uygulayarak antrenman yaparsanız çocuk geldikten sonra şoka girip tuhaflaşmazsınız.İşte çocuklu yaşama hazırlanmanın en iyi adımları:

1- Süpermarkete gidin. Size mutluluk verecek hiçbir şey satın almadan doğrudan kasaya yönelin ve cebinizdeki bütün parayı kasiyere verin. Daha sonra ise yandaki eczaneye yönelin ve kredi kartınızı kullanarak bir insana olabilecek her hastalık için ilaçlar alın.
2- Akşam saat 17.00 ila 22.00 arası elinizde ortalama 4 kilo olan bir ağırlıkla dolanıp durun. Saat 22.00 civarında ağırlığı beşiğe koyun. Bu sefer de saat 24.00’e kadar endişelerle dolu olarak eve yürüyün. Arada bir saatinizi kontrol edip sabaha daha ne kadar kaldığını kontrol edin. Gece yarısından sonra asıl maraton başlayacak. Bunu düşünün ve daha da endişelenin. Gece yarısından sonra sabah 02.45’e kadar ağırlıkla dolaşın ve 15 dakikada bir ağırlığı yatağa bırakıp beş dakika sonra da tekrar kucağınıza alın. 02.45’te ağırlığı yatağa koyduktan sonra saati 03.00’e kurup uyuyun. Saat çalar çalmaz fırlayıp ağırlığı tekrar elinize alın. 15 dakikalık huzursuz uykunun keyfini yaşayın. Saat 03.00’ten sonra evde dolaşırken yüksek sesle şarkı söylerseniz ve kendi kendinizle konuşursanız daha iyi olur. 04.30 civarı saati 05.00’e kurarak yarım saat daha uyuyun. Böylece toplam uyku saatinizi 45 dakikaya yükseltmiş olursunuz. Uyanınca kahvaltıyı hazırlayın ve güleryüzlü olun. Bu gece egzersizlerini beş yıl boyunca aksatmadan tekrar etmeyi unutmayın.
3- Eve bir ahtapot getirin. Ve beş yıl boyunca her sabah onu giydirmeye çalışın. Ayrıca ahtapotu bir torbaya hiçbir kolu dışarıda kalmayacak şekilde sokmaya ve onu çuvalın içinde sakin tutmaya çalışın. (Bu prova sonunda sevimli miniğinizi her sabah minimum hasarla giydirmesini öğreneceksiniz.)
4- Bir kavun satın alın. Üstüne küçük bir delik açın. Sonra kavunu tavandan sarkıttığınız iple asın. Ve sallayın. Kavun sağdan sola durmadan sallanırken bir kaşık sıcak suyu kavunun üstüne açtığınız deliğe dökmeye çalışın. (Bunu başardığınızda da o mini minnacık sevimli mi sevimli yavrunuza en az hasarla yemek yedirmeyi de öğrenmiş olacaksınız.)
5- Ağzınızdan çıkan her cümleyi en azından beş kez tekrarlayarak konuşmaya önem verin. Bu tarz konuşmayı bir hayat tarzı olarak kabul edin.
6- Dışarıya çıkmak için hazırlanın. Evin tuvaletinin kilitli kapısı önünde en azından yarım saat bekleyin. Sonra aniden bıkıp evin kapısından çıkın. Sokakta beş dakika bekleyin. Sonra eve geri dönün, tekrar dışarıya çıkın. Yolda yürümeye başlayın. Çok ama çok yavaş yürüyün. Yürürken de yerde gördüğünüz her sigara izmaritini, cikleti, kirli kağıt mendili ve ölü karıncayı dikkatle uzun uzun seyredin. Aniden ‘Yeter artık çektiğim senden’ diye avazınız çıktığı kadar bağırın, eve geri dönün.(Bu provayı yaptığınızda da küçük sevimli ile yürüyüşe çıkmaya hazır hale geleceksiniz.)
7- Süpermarkete giderken yanınızda azgın bir keçi götürün. İçeriye girer girmez keçiyi serbest bırakın. Daha sonra da keçinin içeride kırdığı, tahrip ettiği her şeyin parasını sorgusuz sualsiz ödeyin. (Bu da çocukla alışveriş provasıdır.)
8- Evdeki koltuklara tereyağı sürün. Perdelere de reçel bulaştırın. Mutfakta pişirilmek için bekleyen balığı çalın ve misafir odasında bir yere saklayın. Balığın odada beş ay kimse tarafından bulunmadan kalmasını sağlayın. Evde yeni sulanmış çiçek saksısına elinizi daldırın ve aldığınız çamurla evin duvarlarına resimler çizin… (Şu anda ev de provalı artık çocuğun gelmesine…)

Çocuk yapmadan önce şunları prova edin-2
Aynı başlıklı yazının ilkini bundan çok uzun yıllar önce yazmıştım. O yazı hızla klasikler arasına yerleşti ve bugün hâlâ daha hatırlanır.Okuyucular o yazıyı aradıklarını ve bulamadıklarını söylüyorlar. Ben de aradım, ben de bulamadım. Hürriyet’in arşivinde bulabilseydim istek olduğundan tekrar yayınlayacaktım.Yazı kendi kendisini yok edemeyeceğine göre kesinlikle Ertuğrul Özkök’ün talimatı üzerine Fatih Çekirge attırmıştır Hürriyet’in arşivinden diye düşünüyorum.Neyse ne; o yazıyı aramayı sürdürme yerine devamını yazayım bari dedim. Hem ilk yazıyı yazdığımda babalık konusunda hiç tecrübem yoktu. Şimdi ise kıdemli sayılırım, deneyimim fazla. Bu yüzden yeni tavsiyelerimi herkesle paylaşmamın zamanı geldi diye düşündüm.İşte anne ve baba adaylarına bebek yapmadan önce mutlaka prova etmeleri gereken konular. Bunlarda sadece bebekler ile ilgili değil, büyümeye başlamış çocuklar ile ilgili deneyimler de vardır:

1- Çocuğunuzun hangi yaşında hangi değişimlerin beklenmesi gerektiği konusunda yazılmış kitaplardan mutlaka alacaksınız. Önceden bilin ki; o kitaplarda yazılı olanlardan çok daha farklı şeyler mutlaka olacaktır. Olması normal diye yazılan gelişmeler ise illa da gecikecektir veya size öyle gelecektir. Örneğin; ben yürümesi veya konuşması gecikti diye düşünmeyen hiçbir anne-baba tanımadım. Bu insanlara verilen cevap da standarttır: Bebeğe göre değişir bunlar. Bazıları geç yürür-konuşur. Bu kitapları çocuğunuz doğmadan önce dikkatle okuyun ve çıkabilecek her sorun hakkında önceden panik yapın, daha sonra rahat edersiniz.
2- Çocuğunuz büyümeye başlamadan önce bir köpek alın. Ama köpeğin tamamen sağır olmasına da özellikle dikkat edin. Sağır bir köpeğin siz ona ne kadar seslenirseniz seslenin dediğinizi yapması mümkün olmadığına göre bu prova, ileride çocuğunuza belki de günde milyon kez ‘Haydi çabuk’ diye seslenip cevap alamamanıza alışmanız için yardımcı olacaktır.
3- İleride çocuğunuzun odası olarak kulanılacak odaya kirli çamaşır torbasını rastgele dökün. Odanın her yeri kirli çamaşırlarla dolu olsun. Bu prova sizi hem ilerideki odanın doğal görüntüsüne alıştıracak hem de o odaya özgü kokuya da duyarsızlaşacaksınız.
4- Eviniz henüz sakinken, oturmuş belki de bir filmi son kez başından sonuna kadar kesintisiz seyrediyorken, haftada birkaç kez eşinizle birlikte hızlı biçimde evden çıkıp en yakın hastanenin acil servisine gitme tatbikatı yapın. Nasılsa çocuk doğduktan sonra bu en azından beş-altı kez olacağından önceden prova yapmanın da yararı büyük tabii ki…
5- Şimdi anlatacağım sadece bir prova değil, aynı zamanda pratik anlamı büyük olan bir konu. Doğum yaklaşınca seçtiğiniz çocuk doktorunuza gidin. Giderken de bankadaki hesabınızda bulunan tüm paranızı yanınızda götürün. Doktorun odasına girince yanınızdaki paraları masasına yayın ve ‘İçinden ne geliyorsa onu al, hepsi senin olacak nasıl olsa’ deyin. Böylece ileride doktora vereceğiniz paraların sizi üzmesine alışacaksınız.
6- İşe gitmiyor olsanız bile sabah vakti bulabileceğiniz en pahalı en şık kıyafeti giyin, kahvaltı masasına öyle oturun. Kahvaltı tam bitmek üzereyken reçel şişesini alın, gömleğinizin ve kravatınızın üstüne boca edin. En pahalı kıyafetinizin gözünüzün önünde tahrip olmasından dolayı neler hissettiğinizi kafanızda not edin. Sonra da kirli kıyafetleri değiştirip evden çıkmanızın ne kadar ilave vakit aldığını ne kadar geciktiğinizi bilmek için eşinize kronometre tutturun.
7- Çok gecikmeden ergenliğin anne ve babaların çocuklar tarafından büyütülmeye başladığı yıllar olduğu gerçeğine kendinizi alıştırın.
8- Çocuğumun konuşması gecikti diye hiç boşuna üzülmeyin. Bir gün nasıl olsa konuşacaktır. O zaman da konuştuğuna pişman olacaksınız, bunu unutmayın. Ergenlik döneminin avantajlı yönü de var. Ergenlik, çocukların anne ve babalarına hiç durmadan soru sormalarının durduğu dönemdir. Çünkü ergen çocuklar bu dünyada var olabilecek tüm soruların cevaplarını anne ve babalarından çok daha iyi bildiklerini düşündüklerinden bir ihtimal o dönemde biraz susabilirler.
9- Bu madde sadece baba adayları için. Bu provayı çocuk doğduktan sonra da yapabilirsiniz. Arada bir sadece kadınların birlikte olduğu ortamlara girin. Sizin katiyen ilgilenmediğiniz, üzerinde hiçbir zaman düşünmediğiniz ve katiyen de düşünmeyeceğiniz konular üzerine sohbetleri çok ilgiliymiş gibi suratlar yaparak dinleyin. Bunu hiç yapmasanız iyi olur ama arada bir sohbetlere aktif biçimde katılma denemelerinde bulunun. Kadınların sohbete katılma çabalarınızı bakışlarıyla aşağılamalarına alışın.
10- Çocuk olmadan önce hayatınızı tehdit etseler bile katiyen gitmeyeceğiniz, salonun bulunduğu sokağın yanından bile geçmeyeceğiniz film ve tiyatro oyunlarına gidin. Hepsinin sonuna kadar sabırla oturma ve seyrettiğinizden büyük zevk alıyormuş gibi davranma provası yapın. Hatta oyunun sonunda ayağa kalkarak alkışlayabilirsiniz de. Örneğin; ben bunu ‘Bız Bız Arı Bazi’ oyununun sonunda aynen yaptım. Çok da ilgiyle karşılandım.
11- Sıhhatinize çok dikkat edin. Unutmayın ki; çocuğunuzun büyürken size çektirdiklerinin öcünü almak ve aynen ona da çektirebilmek için yaşlanmak zorundasınız. İleriki yaşta çocuğunuz mutlaka size bakmak zorunda kalmalı. Adalet ancak böyle sağlanabilir bu dünyada. Hayatta kalmak en büyük provanız olmalı.

Read Full Post »

Geçenlerde bir arkadaşı anneme yalnız olmadığını nasıl anladığını sordu. Al sana nostalji yapıp hatırasını blog’uma postlamak için bir neden daha 🙂

Ben sürpriz bebek değilim. Annem ve babam beni çok istemişler, yolumu dört gözle beklemişler. Tabii ki her ay dönümünde annem gibi tüm anne adayları ister istemez bir beklenti içinde oluyor. Çok da haklılar… İnsanın çok istediği birşeye kavuşmak için heyecanlı olması kadar doğal birşey yok. Her bebek ve hamilelik farklı olduğu gibi, her anne adayının da bu süreçte yaşadıkları çok farklı olacak.

Bizim annemle yaşadıklarımız annemin nefes alışında hızlanma ile başladı. 6.gün gibi hissetmiş annem bunu. Kalbi daha hızlı atıyormuş artık. Bu olay özellikle 7-9. aylar arasında tavan yaptı. Ben büyüyüp diyaframa baskı yaptıkça annem daha da zor nefes aldı. Son aylarda oturduğu yerde konuşurken sanki merdiven çıkıyormuş gibi nefes nefese kalıyordu. 48 kg ile hamile kalmıştı ve enerjisinin ikimize yetmediği ilk günden belliydi. Vitamin ve demir hapları sayesinde biraz olsun kendimize geldik.

Biraz daha büyüdükçe dünyanın kaç bucak olduğunu anneme şöyle gösterdim:

  • Bel ağrısı (Büyüdükçe ağırlaştım, yetmedi kalçasına ve siyatik sinirine vurup durdum)
  • Memelerde dolgunluk (Samanta Fox’un neler hissettiğini bir nebze olsun anlamıştır)
  • Kasıklarda ağrı (Benimle beraber rahim de büyüdüğü için kasılmalar oluyordu)
  • 4.aydan itibaren haftada +500 gr (Toplamda 13 kg)
  • Yorgunluk, yorgunluk, yorgunluk
  • Uyku ihtiyacı, uyku ihtiyacı, uyku ihtiyacı

Annemde bulantı, kusma, cilt bozuklukları, gaz, ayaklarda ve ellerde şişme gibi şikayetler olmadı. Ben de annem gibi estetik kaygısı olan biri olduğumdan annemi çirkinleştirmedim. Böylece “Bana şunu yaptın, bunu ettin” diye başımın etini yiyemez. Karnında basketbol topuyla geziyor gibiydi 🙂

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: