Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Hobi’ Category

– Cuma okula giderken biraz boğazım ağrıyordu, annem “İstersen gitme.” dedi ama kabul etmedim. Zaten ikinci dersten sonra karne alıp eve dönecektik. O iki derste de film izledik, oyun oynadık. Zaman çabucak geçti. Eve döner dönmez ıhlamur, adaçayı ve zencefil kampına girdim. Ateşim olmadığı için keyfim yerindeydi.

– Sıcak içecekler çabuk etki gösterdi ve boğaz ağrım geçti. Bir süre sonra sıkıldım ve dışarı çıkmak istedim ama bizimkilerden izin koparamadım.

– Cumartesi neyse de pazar iyice sıkıldım. Öğleden sonra annemle çıkıp kitap almaya gittik. Sömestr tatilinde ödev verilmedi. Tatilde çözmek üzere nasıl bir kitap alsam diye bakınırken Bilsem Matematik ve Zeka Kitabı‘nı görüp aldım. Sonra babam da bize katıldı. Yemek yiyip eve döndük.

Kitap epey zorlayıcı çıktı. “Bir grupta en az kaç kişi bulunmalı ki yılın aynı ayında doğmuş üç kişi garanti bulunsun?” Off, iyi mi ettim kötü mü ettim bilmiyorum. Ne güzel ödev de yoktu. Otur uğraş şimdi bunlarla!

– Pazartesi annemle sinemaya gittik ve Coco‘yu izledik. Aile olmak, geçmişe saygı, hayallerinden vazgeçmemek üzerine muhteşem ötesi bir film. Sonra yine kitap bakmaya gittik. Bu sefer ‘The Boy in the Dress’i aldım ve orada okumaya başladım. Akşam yemeğini evde yemek istemedim, babam yine yanımıza geldi. Yemek yedik, filmde olanları heyecanla ona anlattım. Ve eve dönüp kitaba kaldığım yerden devam ettim.

David Walliams komik ve çok satan çocuk kitaplarıyla ünlü bir yazar, komedyen, sunucu ve oyuncu. Hatta ilgiyle izlediğim Britain’s Got Talent’ta jüri. Bu kitabı da sürükleyici ve bir çırpıda okunuyor. İllüstrasyonlar Quentin Blake’e ait. Kahramanımız Dennis sıkıcı bir evde babası ve abisiyle sıkıcı bir hayat sürmektedir. Annesi onları terk etmiştir. Babası çok mutsuzdur ve bu mutsuzluk tüm eve yansımaktadır. Annesini özlediğinde Dennis’in ağlaması yasaktır, babası ona hiç sarılmaz, abisi de hep üstüne gelmektedir. Bir gün Vogue dergisinin kapağından çok etkilenir ve dergiyi alır. Bu arada Lisa ile arkadaş olurlar ve olaylar yer yer duygusal, yer yer komik bir şekilde gelişmeye başlar. (8+, HarperCollins, £6.99)

– Ertesi gün çantamı toplayıp Acarkent’e taşındım. Tatilin en sevdiğim yanlarından biri bu; Efe’yle takılmak!

– Dedemlerde çok kalamadım çünkü annem beni dublaj atölyesine yazdırmış. Neden? Çünkü çoğunlukla dublajları beğenmiyorum ve mecbur kalmadıysam orijinal dilinde izlemeyi tercih ediyorum. Eleştirim özellikle tv programları için geçerli ama bazı sinema filmlerinde de aynı şeyi görüyorum. Koca koca kadınlar/adamlar seslerini değiştirerek çocukları seslendiriyorlar ve bu işi yapan az kişi var herhalde ki Küçük Prens’in sesini başka bir kahramanda duyuyorum. Ve yadırgıyorum. Ben böyle dışarıdan eleştirip durunca annem işin detaylarını/zorluklarını öğrenmemin iyi olacağını düşünmüş ve beni Kadıköy’deki Sesstanbul‘da çocuklar için düzenlenen dublaj atölyelerine yazdırmış. Benim için muhteşem bir deneyim oldu. İşin inceliklerini, dilimizi düzgün kullanmanın ve kendimizi doğru ifade etmenin önemini, beden dilini vs. öğrendik. Tabii kısa bir zaman dilimi tüm bunları hazmetmek için yeterli olmayabilir ama çok şey kattı diyebilirim. Ice Age’den iki sahneyi seslendirdik. Elimizde güzel bir de anı kaldı.

– Kadıköy’e inmişken gittiğimiz yerlerden biri İş Bankası Yayınları’nın kitapçısıdır. Tatilde okumak üzere ‘Süper Kedi’ serisini aldım. Jeanne Willis’in yarattığı 3 kitaplık seride kahramanımız Kaplan bir gün toksik bir çorap yalar ve bazı güçlere kavuşarak Süper Kedi olur. En iyi arkadaşı James ile birlikte Kont Gerisayım’ın başının altından çıkan kötülükleri önlemek üzere kolları sıvar. Hikayeler komik ve çabuk okunuyor, ben sevdim. Sınıfta sunmak üzere powerpoint hazırlayıp kitapları arkadaşlarıma da tanıtacağım. (7-11 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 14 TL)

– Tatilimin çoğu bitmiş azı kalmışken, çarşamba sabahı hafif ateşle uyandım ama keyfim yerindeydi. “Hoppalaa!” şeklinde gelen ilk tepki üzerine beklenen oldu: Günü evde dinlenerek geçirmece. Netflix’te ‘Pettersson und Findus: Das schönste Weihnachten überhaupt’ filmine denk geldik ve keyifle onu izledik. Keşke başka filmleri de olsa diye aradık ama yoktu. Filmde bizimkiler şimdiye kadarki en iyi yılbaşını geçirmek istiyorlar. Fakat havanın kötü olması, güzel bir çam ağacı bulamamaları gibi bazı sorunlar var.. Burada kar yokken böyle kar dolu tatlı bir yılbaşı filmi izlemek çok iyi geldi. Bu arada ateşim de geçti.

– Ertesi gün erkenden kalkıp kuaföre gittik. Ne zamandır saçımı kestirmek istiyordum, sömestr tatiline bırakmıştık. Sonra Eda’yla Akmerkez‘de buluştuk. Buz pateni yapma hayallerimiz vardı ama pistin yanına gidince bir de ne görelim? Erimiş! Biz d günü evlerinde geçirdik. Hatta daha bile iyi oldu, çok eğlendik.

– Cumartesi için planımız Arda’yla ‘Uniq Hall’daki ‘Akıllı Çocuklar Klubü’ adlı sihirbazlık gösterisini izlemekti. Gösteriden sonra Tamirane‘de bir şeyler yedik ve Xtreme Aventures‘a gittik. Buz patenini hiç değerlendirmedik çünkü pist çok kalabalıktı.

– Tatilin son gününde Zeynep ve Ömer bize geldiler. Gelirken ailenin yeni üyesi Jingle’ı da getirdiler. Benim için ekstra bir mutluluk oldu.

– Böylece bir sömestr tatilini daha bitirdik. Gelsin yine ödevler, sınavlar sunumlar… Yeni dönemde görüşmek üzere!

Reklamlar

Read Full Post »

– Son günlere Minecraft damgasını vurdu diyebilirim. Rüzgar’la hafta sonlarımız ayrılmaz ikili şeklinde geçip giderken, beraber geçirdiğimiz saatlerin çoğunda Minecraft oynar olunca, ben de oyunu iPad’ime yüklemek istedim. Annemle babam oyunun bağımlılık yarattığını düşünmelerine rağmen, ısrarlarıma dayanamayıp App Store şifresini giriverdiler. Çok fazla oynamayacağıma dair söz verdim tabii ki… (18,99 TL)

Söz verdim vermesine de, tutmak o kadar kolay olmadı. Oyun resmen insanı ele geçiriyor. (İstatistikler, dünyada 40 milyondan fazla kişinin Minecraft oynadığını gösteriyor.) Farklı materyallerle eşyalar yapıyorum; evlerim ve odalarım var. Bunları düşmanlardan korumaya çalışıyorum. Oyunun modlarına göre çok fazla detay söz konusu, açıkçası ben o kadar derinlere inmiyorum. Rüzgar’la birbirimizin iPad’lerine bağlanıp yanyana oturup Minecraft oynuyoruz. Bir de yaratıklar var. En sevdiğim ise Creeper! Bu yaratıklardan kaçıp inşa ettiklerimizi korumamız gerekiyor.

Her şey çok zevkli ama biz Rüzgar’la inanılmaz eğlenen ve sürekli kıkırdayan bir ikili iken Minecraft işin içine girince saatlerca yanyana koltukta oturup ekrana bakar olduk. Bu kısım annem tarafından tepki gördü. İlk golü buradan yedim diyebilirim. Sonra İpad’i elimden düşürmez olunca sadece hafta sonu Minecraft oynamama izin verilir oldu. Çaresiz kabul ettim, hiç yoktan iyidir…

– Geçen sene bayıla bayıla izlediğim Masterchef Junior‘ın yeni sezonu başladı. Home&Entertainment kanalında yayınlanıyor. Saatleri bana uymadığı için kaydedip ertesi akşam yemeğimizi yerken izliyoruz. Sadece ben değil, bizimkilerin de hayranlıkla izlediği bir program bu… Çocuklar inanılmaz yetenekli. Benim de amacım mutfakta onlar kadar iyi olabilmek! Bu yüzden mümkün oldukça mutfağa girmeye çalışıyorum.

–  Mutfakla bu kadar ilgili olunca insanın hayran olduğu şefler de oluyor. Benim için Arda Türkmen bunlardan biri… Akasya’ya geleceğini öğrenince koşa koşa onunla tanışmaya gittim. Tam ayrılırken yakaladım da birlikte fotoğraf çektirme şansımız oldu. 🙂

FullSizeRender

– Şubat ayında olabilecek en ılık havayı görünce Oya, Rüzgar ve ben parkta buluşup oynadık. (Tabii sonra da eve çıkıp Minecraft!)

– Sınıfça okuduğumuz kitap Kokosnuss serisinden ‘Küçük Ejderha Kokosnuss Okula Başlıyor’ oldu. Yavru ‘ateş ejderhası’ Kokosnuss için o gün büyük gündür çünkü okula başlamaktadır. İlk tanıştığı arkadaşı bir ‘obur ejderha’ olur. Fakat obur ejderhaları okula almıyorlardır, Oskar sadece gözetlemek için oradadır. Halbuki Oskar, okula gitmeyi çok istemektedir. Ailesi karşı çıksa da Oskar, öğretmenleri Kornelius’tan izin alıp derslere girer, böylece biz de maceralarına tanık oluruz. (5-8 yaş, ABM Yayınevi, 15 TL)

(Okulda ilk gün hakkındaki çocuk kitapları önerilerim için buraya tıklayabilirsiniz.)

Read Full Post »

Sömestr tatilinde katıldığım, Kraft‘taki sanat atölyeleri sayesinde hama boncukları ile tanıştım. Evde de bir şeyler yapmak istediğim için “Alalım!” diye tutturdum. Meğer elimizde varmış; babam yurt dışı seyahatlerinden birinin dönüşünde hama boncuklarıyla süsleyebileceğim bir çanta almış. Hemen açtım, içindekileri masaya döküp ailemin ve arkadaşlarımın seveceklerini düşündüğüm konseptler belirleyip onlar için bir şeyler yapmaya başladım.

Kız/erkek farkı göz etmeden çocukları pey oyalayan bir etkinlik olduğunu söyleyebilirim. Şablon ve boncuklar; büyük kırtasiyeler, internet siteleri, Imaginarium ve IKEA’da satılıyor. Önce belirlediğiniz tasarımlara uygun olacak şekilde boncukları şablona yerleştiriyorsunuz. Sonra da üzerine malzemelerle birlikte alacağınız kağıdı serip fazla sıcak olmayan bir ütüyle bastırıp tasarımınızı sabitliyorsunuz. İşte bu kadar!

Dikkat etmeniz gereken iki nokta var:

– Ütü fazla sıcak olmasın, yoksa boncuklar eriyip formlarını kaybediyor.

– Boncukları ütüyle ısıtıp birbirlerine yapışmalarını sağladıktan sonra şablondan hemen çıkarmayın, biraz bekletin ki çalışmanızın şekli bozulmasın.

İnternette, özellikle de Pinterest’te inanılmaz güzel fikirler var. Perler Beads diye aratabilirsiniz. 😉

Read Full Post »

– Bu hafta annemle başbaşaydık. Babam pazartesi sabahı Paris’e gitti. Cuma sabahı İstanbul’a dönüp akşam da Kıbrıs’a gitti. Pazar öğleden sonra döndü.

– Okul dönüşü yine soğuk havaya rağmen parkta vakit geçirmeye çalıştık. Deli gibi koşturup yakalamaca oynadık. Nefes nefese kalınca ne yapsak diye düşünüp kısa süren oyunlar kurduk. Sonra yine koşturmaca başladı.

IMG_7391.JPG

– Saç kestirme konusu bu hafta da gündemimizdeydi. Saçım bu kadar uzamışken kestirmek istemem annemi biraz üzdü ama ben kesin kararımı verdim.

IMG_7430.JPG

– İngilizce dersinde ‘Snowman’ adlı kitabı okuduk. Raymond Briggs’in resimlediği kitabın sayfalarında yazı yok, resimlerine bakarak hikayeyi anlatıyorsunuz. Tabii etkinlik olarak da bol bol kardan adam çizdik. (3+, Random House Books for Young Readers, $6,99)

thesnowman

– Yatmadan önce okuduğumuz kitaplara bir yenisi eklendi: Küçük Filozof dizinden ‘Neden İstediğimi Yapamıyorum?’. Fransız filozof Oscar Brenifier’in yazdığı seri, çok soru soran minik meraklılar için hazırlanmış. Benim gibi, Filo’nun da kafasında bazı sorular var. Bu sorulara cevap alamadığında oyuncağı Zof ile birlikte cevapları aramak için yola çıkıyorlar. Bu kitapta da Filo neden istediğini yapamadığını öğrenmek istiyor. Bu soruyu önce babasına, sonra da birçok ‘şeye’ soruyor. Kitabın sonunda babası Filo’nun anlayabileceği şekilde cevabı veriyor: “İstediğini yapamazsın, çünkü hala çok küçüksün. Bilmediğin çok şey var ve büyükler seni tehlikelerden korumak zorunda.” (3-6 yaş, Tudem Yayınları, 7,5 TL)

IMG_7408.JPG

– Yılbaşı ağacımızı kurduk. Evimizi aydınlatan ışıl ışıl bir ağacımız var artık. Annemle yaptığımız faaliyetlerin konusu da hep yılbaşıydı. Kartlar hazırladık, resimler yaptık…

IMG_7456.JPG

– Yemek yapma konusunda çok hevesliyim. Anneme sürekli “Sana nasıl yardım edebilirim?” diye sorarım. Bu hafta bir akşam yemeğini ben yaptım. Yaparken televizyondaki şefler gibi anlattım, annem de videoya çekti. (Bu tür çekimleri sık sık yapmaya çalışıyoruz, sonradan izlemesi çok keyifli oluyor.)

IMG_7460.JPG

 

Read Full Post »

Annem Foça’ya gelir gelmez beni oyalayacak bir meşgale bulma derdine düştü. Hemen buldu da! Foça’ya ayak bastığımız gece anneannemlerin İzmir’den komşusuyla karşılaştık. Annem sohbet sırasında burada çocuklar için kamp, spor aktivitesi vs. bulmak istediğinden bahsetti. Böylece FYİK‘ten ve çocuklar için düzenlenen yelken kursundan haberimiz oldu.

Kursun ilk dönemi henüz bitmiş, yeni dönemi dün başlamış. Annem bu sabah ilk iş arayıp bilgi aldı. Dersler haftada dört gün 11:00-15:00 saatleri arasında veriliyormuş. Başlangıç yaşı 7’ymiş ama okuma-yazma ve yüzme bildiğim için “Getirin bir tanışalım..” demişler, “Severse derslere katılabilir.”

Dedikleri saatte klüpte olduk. Başlangıçta çok ilginç geldi. Ben tabii yaş olarak en küçüktüm ama minyon bir tip olmadığımdan küçük olduğum anlaşılmıyordu. Önce derse girdik ve birkaç teorik bilgi aldık. Sonra yüzdük, ardından yelkenle açıldık! Evet yanlış okumadınız… Yelkenle açıldık!

IMG_5235.JPG

IMG_5241.JPG

IMG_5244.JPG

Aşağıdaki resimde en sağda görünen yelkenli bizimki.

IMG_5242.JPG

Bu benim için inanılmaz bir deneyimdi. Beni bir yaş büyük Ayşe adında bir arkadaşla eşleştirdiler. Çok iyi anlaştık. O, geçen dönem de buradaymış. Denize yalnız açılabiliyormuş. İkimiz birlikte belli bir noktaya kadar gidip döndük. Öğretmenimiz zodyak botla etrafımızda dolaşıyordu. Açılıp uzaklara gidecek bir durumumuz da yoktu. Yine de çok tedirgin oldum. Yelken sürekli dönüyordu. Zaten gideceğimiz yöne göre de döndürmemiz gerekiyordu. Bir yandan yelkene hakim ol, bir yandan rotada kalmaya çalış derken daraldım.

IMG_5249.JPG

Karaya ayak basar basmaz anneme koştum. “Yelken hiç de eğlenceli değilmiş!” dedim. Annem “İstersen yarın tekrar gelelim, ilk gün bile ne kadar çok şey öğrendin. Yarın kendini daha rahat hissedersin.” dedi ama kararım değişmedi. Belki seneye bir yaş daha büyümüş olursam kendimi daha rahat hissederim. Ama şimdilik yelken melken istemiyorum!

Read Full Post »

– Okulumuza Tiyatro Alkış geldi ve eğlenceli bir kukla gösterisi yaptı, biz de ilgiyle izledik.

– Koleksiyonlarımızı sonlandırıp okula teslim ettik. Ben yaprak koleksiyonu yapmak istemiştim. Annemle arada parkta dolaşıp yaprak toplamıştık. Ağaçlarını bulamadığımız yaprakları internetten araştırdık. Hepsinin isimlerini yazdık. Son olarak üzerinde ‘Ela’nın Yaprak Koleksiyonu’ yazan bir de kapak yaptım ve öğretmenime teslim ettim.

– Eylül ve Ela bize geldiler. Birlikte güzel bir akşam geçirdik.

20140523-095742.jpg

20140523-095803.jpg

– Okuldan hep çok aç geldim. Tostla karnımı iyice doyurmama rağmen bir saat sonra yemek yedim. Büyüyor muyum ne?

– Minişler aktivite kitabımdan tuzluk çıkmıştı. Annemle onu yaptık. Bayıldım tuzluğa! Yalnız o kadar çok oynadık ki annem sıkıldı. “Hep aynı şeyler geliyor, biraz ara verelim.” dedi. Bu hafta tuzluğumu elimden düşürmedim.

20140523-105104.jpg

– Yemekten yatma saatine kadar geçen dakikalarda annemle okulculuk oynadık. Ben öğretmen oldum, kitap okudum.

20140523-105316.jpg

– Bazen de iPad’de satranç oynadık. Kazandığım sürece çok mutluyum fakat kaybetmeye tahammülüm yok! Gözlerim hemen yaşlanıveriyor. Fakat hayatta her zaman kazanmam mümkün değilmiş, kaybetmeyi de öğrenmem gerekiyormuş…

20140523-105543.jpg

Read Full Post »

Bugün okul dönüşü beni bekleyen sürpriz Celal Dedem’di. Birlikte epey kudurduk. Aslında hevesle satranca başlamıştık ama ben cıvıttım. Kuralları kendime göre değiştirmek istedim. Hatta kitaba bile başvurduk ama geri adım atmadım. Dedem de “Bu satranç değil, tatranç oldu Ela.” dedi.

20140304-214303.jpg

Baktık anlaşamıyoruz başka oyunlara geçtik. Kuduruk bir günümdeydim, dedemi de kendime benzettim. Epey güldük eğlendik. Sonra dedem “Bir dahaki gelişimde tatranç değil satranç oynayalım tamam mı?” diyerek gitti. Biz de günümüzü klasik bir şekilde noktaladık.

Bu arada bahsettiğim kitap ODTÜ Yayınları‘ndan çıkan ‘Çocuklar için Masallarla Satranç’. Yazarı Ozan Çapan, ana sınıfı, ilköğretim 1., 2. ve 3. sınıf öğrencilerine masal dinler/okur gibi satranç öğretmeyi amaçlıyor. (12 TL)

20140305-000845.jpg

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: