Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘İlkler’ Category

Ålesund’dan ayrılıp Tromsø’ya gitmek üzere yaklaşık 1,5 gün süren yolculuğumuzda Kuzey Kutup Dairesi’ne girdiğimiz için 24 saat gündüzü yaşamaya başladık. Güneş hiç batmıyor, ufuk çizgisine yakın bir yerde asılı kalıyor. (Midnight Sun) Bu elbette bizim için çok değişik bir tecrübe.

Gemide nasıl vakit geçirdiğimize gelince; ben Juniors’ Club’a gittim, babamla dedem basketbol ve masa tenisi oynadılar, Dünya Kupası maçlarını izlediler, sonra hep birlikte kağıt oynadık, trivia’ya katıldık, şovları izledik, yürüyüş yaptık vs.

Bir de 19. kattaki ‘Himalayan Bridge’ adındaki macera parkurunda vakit geçirdim. Norveç Denizi’nde ilerlerken bulutların üzerinde yürüyor gibiydim.

Açık havadaki sulu kaydıraklardan kaymak için mayolarımızı giyip gittik ama o sırada bir arıza çıkmıştı, bu yüzden kayamadık. Hava güneşliydi ve çok rüzgar yoktu. Umarım tekrar fırsat bulabiliriz.

Her ne kadar black-out perdeler de olsa gece bir türlü uykumuz gelmek bilmiyor. Geç yatıp erken kalkmamıza rağmen uykunun eksikliğini de hissetmiyoruz. Hava sıcaklığı 4C. Şu an 69. paraleldeyiz ve yukarı çıkmaya devam ediyoruz. İstikamet; Tromsø.

Reklamlar

Read Full Post »

Hamburg limanından çıkıp Elbe nehri boyunca ilerleyen gemimiz Kuzey Denizi’nde seyretmeye başladı. Hava çok rüzgarlı, deniz çok dalgalı, dolayısıyla koskocaman da olsa geminin sallandığı hissediliyor. Gemide yaklaşık 5.700 yolcu, 1.500 mürettebat var.

Bu kez yalnız değiliz; 20 kadar Türküz ve rehberimiz var. Rehberimizin ilk söylediği hemen buluşup karaya yanaştığımız günlerde çıkacağımız turları seçmemiz gerektiği oldu. İnanılmaz ama gerçekten de bizden önce binenler turların çoğunu doldurmuş bile! Önceden araştırdığımız için biz turlara hakimdik, tekrar bir üstünden geçip beğendiğimiz turlara kayıt olduk ve henüz karar veremeyenlerden ayrılıp gemiyi keşfe çıktık.

Karayipler seyahatimizde annemin yanından bir saniye bile ayrılmamıştım. Bu kez rica minnet Juniors’ Club’a bakmaya gittim. Çocuklar için harika bir yer yapmışlar: PS4, legolar, kutu oyunları, sanat malzemeleri ve belirli saatlerde özel etkinlikler… İlk gün bir saatliğine gidip diğer çocuklarla PS4 (Minecraft) oynadım. Ortam hoşuma gitti, arada uğrarım diye düşünüyorum.

Gemide her şey belirli bir düzen içerisinde işliyor. Önceden akşam yemeğinizi saat kaçta yemek istediğinizi söylüyorsunuz, ona göre ayarlamalar yapılıyor. Herkesin restoranı, masası, hatta garsonu bile belli. Bu yüzden kaos yok. Yemekten sonra yine canlı şovlar var. Çocuklar için klüp 23’e kadar açık.

İlk akşam babamın ve dedemin doğum günü olduğundan, garsonlar mutfak malzemeleriyle müzik yaparak kendi dillerindeki doğum günü şarkısı eşliğinde pasta getirdiler. Biz de, etrafımızdaki herkes de çok eğlendi. İyi ki doğmuşsunuz babacım ve dedecim!

Günün yaklaşık 20 saati gündüz olduğu için odalarda black-out perdeler sayesinde rahat uyuyoruz. Odamız gayet konforlu. Hava sıcaklığı 11C. Şimdilik havadisler bu kadar. İstikamet; Ålesund. 🇳🇴

Read Full Post »

Sabah erken kalkıp Hamburg uçağına binmek üzere havaalanına gittik. Ben çok neşeliydim çünkü bu geziye babamın da bizimle geleceğini öğrenmiştim. Aslında bu bana sürpriz olacakmış…

Geçen seneki Amerika seyahatimizde babamdan ayrı olmak hepimize çok zor gelmişti. Bu sene de Norveç’e babaannem, dedem ve annemle birlikte gidiyorum zannediyordum ve babam gelmeyeceği için çok üzülüyordum. Meğer plan şuymuş: Sabah babam bizi havaalanına bırakacakmış gibi evden birlikte çıkacakmışız ama son anda vedalaşırken babam “Sürprizzz! Ben de geliyorum!” diyecekmiş. Ama bu plan gerçekleşemedi… Geçen hafta dedemlere gitmeyi çok istediğim halde babamla uzun bir ayrılık öncesi geçireceğim son günlerde yine ayrı olmak hiç içime sinmedi. Üzgün bir şekilde Acarkent’e gitmekten vazgeçtiğimi bizimkilere söyleyince sürprizi bozmak durumunda kaldılar. Kelimenin tam anlamıyla havalara uçtum! Babamsız hepimiz eksik olacaktık çünkü.. 💕

Sorunsuz bir yolculukla Hamburg’a ulaştık. Norveç fiyordlarını ve Svalbard‘ı göreceğimiz 14 günlük seyahatimiz için gemimiz MSC Meraviglia, Hamburg limanından kalkıp Ålesund’a doğru yol alacak. Bu da 1,5 gün denizde olacağımız anlamına geliyor. Gemide beni eğlendirecek pek çok şey varmış. Bakalım zaman nasıl geçecek?

Read Full Post »

Bize 4. sınıfta okul takımı seçmeleri olmayacağı, maçlara 5. sınıfta çıkacağımız söylenmişti. Sonra bir anda haber geldi! En iyi servis atanlardan bir takım oluşturuldu ve doğru düzgün antrenman bile yapmadan maça çıktık.

Maçın ilk saniyelerinde sahada yerlerimizi almak üzere koşuyorduk ki ben düştüm. Hem de bileğimin üzerine çok kötü düştüm. Kimsede buz ya da soğutucu sprey yoktu. (Bu da bize önemli bir ders; bir dahaki sefere yanımızda bulunduracağız. ) Oyundan çıkmayı kendime yediremedim, o acıyla oynadım. Zaten moralim bozuktu, karşı takım bastırdıkça daha da bozuldu…

Ama şunu söyleyebilirim ki, bizim için çok iyi bir deneyim oldu. Henüz takım bile olamamıştık. Oyun kuramadık, servisleri karşılayamadık, şans eseri karşılasak topu çeviremedik, üç pas yapamadık. Anlayacağınız tam anlamıyla döküldük. Karşı takım (Büyük Çamlıca Koleji) bize göre çok daha hazırlıklı ve tecrübeli görünüyordu. Sonuç: 2-0 yenildik. Sinirden ağlayanlar oldu (Eda ve ben). Eğer yenebilseydik önümüzdeki maçlara bakabilirdik fakat maalesef elendik. 😢 Seneye daha hazırlıklı çıkacağımız maçlarda görüşmek üzere!

Read Full Post »

Annem 6 günlüğüne Kars’a gitti. İlk duyduğumda aşırı sevindim. “En büyük hayalim senin tatile gitmen, benim de babamla kalmamdı!” dedim. Annem de en büyük hayalimin bu olduğunu bilmediğini, bundan sonra her fırsatta kaçacağını söyledi. Yuppii!

Sabahları beni babam uyandırdı, okula yolcu etti, okuldan karşıladı. Çok mutluyduk. Bol bol aşk yaşadık, bir dediğim iki olmadı. Yalnız ilk duyduğumdaki “Yuppii!”nin şiddeti zamanla azaldı çünkü itiraf ediyorum; annemi çok özledim. Birbirimize komik videolar çekip gönderdik, fırsat buldukça Facetime yaptık.

Cumartesi Galatasaray Odeabank-Eskişehir basketbol maçına gittik. Efe için üzüldüm, kazanacaklarına dair çok ümitliydi ama bence hiç şansları yoktu.

Pazar da sinemaya gittik ve ‘Küçük Kahramanlar’ı izledik. Filmde; annesiyle birlikte yeni bir eve taşınmak zorunda kalan Chloe, bahçe cinlerini keşfeder. Cinler, evi Trogg adındaki küçük canavarlardan korumaktadır. Trogg’ların, başka bir dünyadaki bir portal aracılığıyla evi istila ettiklerini öğrenen Chloe ve meraklı komşuları Liam, cücelerle işbirliği yaparak evi korumaya ve Trogg’ların istilasını önlemeye çalışırlar.

Neyse ki sayılı gün çabuk geçti ve anneme kavuştum. Yokluğunda çok iyi idare ettiğimiz ve aklı hiç burada kalmadığı için de babamla ben kocaman bir aferin aldık. 🌟

Read Full Post »

– Cuma okula giderken biraz boğazım ağrıyordu, annem “İstersen gitme.” dedi ama kabul etmedim. Zaten ikinci dersten sonra karne alıp eve dönecektik. O iki derste de film izledik, oyun oynadık. Zaman çabucak geçti. Eve döner dönmez ıhlamur, adaçayı ve zencefil kampına girdim. Ateşim olmadığı için keyfim yerindeydi.

– Sıcak içecekler çabuk etki gösterdi ve boğaz ağrım geçti. Bir süre sonra sıkıldım ve dışarı çıkmak istedim ama bizimkilerden izin koparamadım.

– Cumartesi neyse de pazar iyice sıkıldım. Öğleden sonra annemle çıkıp kitap almaya gittik. Sömestr tatilinde ödev verilmedi. Tatilde çözmek üzere nasıl bir kitap alsam diye bakınırken Bilsem Matematik ve Zeka Kitabı‘nı görüp aldım. Sonra babam da bize katıldı. Yemek yiyip eve döndük.

Kitap epey zorlayıcı çıktı. “Bir grupta en az kaç kişi bulunmalı ki yılın aynı ayında doğmuş üç kişi garanti bulunsun?” Off, iyi mi ettim kötü mü ettim bilmiyorum. Ne güzel ödev de yoktu. Otur uğraş şimdi bunlarla!

– Pazartesi annemle sinemaya gittik ve Coco‘yu izledik. Aile olmak, geçmişe saygı, hayallerinden vazgeçmemek üzerine muhteşem ötesi bir film. Sonra yine kitap bakmaya gittik. Bu sefer ‘The Boy in the Dress’i aldım ve orada okumaya başladım. Akşam yemeğini evde yemek istemedim, babam yine yanımıza geldi. Yemek yedik, filmde olanları heyecanla ona anlattım. Ve eve dönüp kitaba kaldığım yerden devam ettim.

David Walliams komik ve çok satan çocuk kitaplarıyla ünlü bir yazar, komedyen, sunucu ve oyuncu. Hatta ilgiyle izlediğim Britain’s Got Talent’ta jüri. Bu kitabı da sürükleyici ve bir çırpıda okunuyor. İllüstrasyonlar Quentin Blake’e ait. Kahramanımız Dennis sıkıcı bir evde babası ve abisiyle sıkıcı bir hayat sürmektedir. Annesi onları terk etmiştir. Babası çok mutsuzdur ve bu mutsuzluk tüm eve yansımaktadır. Annesini özlediğinde Dennis’in ağlaması yasaktır, babası ona hiç sarılmaz, abisi de hep üstüne gelmektedir. Bir gün Vogue dergisinin kapağından çok etkilenir ve dergiyi alır. Bu arada Lisa ile arkadaş olurlar ve olaylar yer yer duygusal, yer yer komik bir şekilde gelişmeye başlar. (8+, HarperCollins, £6.99)

– Ertesi gün çantamı toplayıp Acarkent’e taşındım. Tatilin en sevdiğim yanlarından biri bu; Efe’yle takılmak!

– Dedemlerde çok kalamadım çünkü annem beni dublaj atölyesine yazdırmış. Neden? Çünkü çoğunlukla dublajları beğenmiyorum ve mecbur kalmadıysam orijinal dilinde izlemeyi tercih ediyorum. Eleştirim özellikle tv programları için geçerli ama bazı sinema filmlerinde de aynı şeyi görüyorum. Koca koca kadınlar/adamlar seslerini değiştirerek çocukları seslendiriyorlar ve bu işi yapan az kişi var herhalde ki Küçük Prens’in sesini başka bir kahramanda duyuyorum. Ve yadırgıyorum. Ben böyle dışarıdan eleştirip durunca annem işin detaylarını/zorluklarını öğrenmemin iyi olacağını düşünmüş ve beni Kadıköy’deki Sesstanbul‘da çocuklar için düzenlenen dublaj atölyelerine yazdırmış. Benim için muhteşem bir deneyim oldu. İşin inceliklerini, dilimizi düzgün kullanmanın ve kendimizi doğru ifade etmenin önemini, beden dilini vs. öğrendik. Tabii kısa bir zaman dilimi tüm bunları hazmetmek için yeterli olmayabilir ama çok şey kattı diyebilirim. Ice Age’den iki sahneyi seslendirdik. Elimizde güzel bir de anı kaldı.

– Kadıköy’e inmişken gittiğimiz yerlerden biri İş Bankası Yayınları’nın kitapçısıdır. Tatilde okumak üzere ‘Süper Kedi’ serisini aldım. Jeanne Willis’in yarattığı 3 kitaplık seride kahramanımız Kaplan bir gün toksik bir çorap yalar ve bazı güçlere kavuşarak Süper Kedi olur. En iyi arkadaşı James ile birlikte Kont Gerisayım’ın başının altından çıkan kötülükleri önlemek üzere kolları sıvar. Hikayeler komik ve çabuk okunuyor, ben sevdim. Sınıfta sunmak üzere powerpoint hazırlayıp kitapları arkadaşlarıma da tanıtacağım. (7-11 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 14 TL)

– Tatilimin çoğu bitmiş azı kalmışken, çarşamba sabahı hafif ateşle uyandım ama keyfim yerindeydi. “Hoppalaa!” şeklinde gelen ilk tepki üzerine beklenen oldu: Günü evde dinlenerek geçirmece. Netflix’te ‘Pettersson und Findus: Das schönste Weihnachten überhaupt’ filmine denk geldik ve keyifle onu izledik. Keşke başka filmleri de olsa diye aradık ama yoktu. Filmde bizimkiler şimdiye kadarki en iyi yılbaşını geçirmek istiyorlar. Fakat havanın kötü olması, güzel bir çam ağacı bulamamaları gibi bazı sorunlar var.. Burada kar yokken böyle kar dolu tatlı bir yılbaşı filmi izlemek çok iyi geldi. Bu arada ateşim de geçti.

– Ertesi gün erkenden kalkıp kuaföre gittik. Ne zamandır saçımı kestirmek istiyordum, sömestr tatiline bırakmıştık. Sonra Eda’yla Akmerkez‘de buluştuk. Buz pateni yapma hayallerimiz vardı ama pistin yanına gidince bir de ne görelim? Erimiş! Biz d günü evlerinde geçirdik. Hatta daha bile iyi oldu, çok eğlendik.

– Cumartesi için planımız Arda’yla ‘Uniq Hall’daki ‘Akıllı Çocuklar Klubü’ adlı sihirbazlık gösterisini izlemekti. Gösteriden sonra Tamirane‘de bir şeyler yedik ve Xtreme Aventures‘a gittik. Buz patenini hiç değerlendirmedik çünkü pist çok kalabalıktı.

– Tatilin son gününde Zeynep ve Ömer bize geldiler. Gelirken ailenin yeni üyesi Jingle’ı da getirdiler. Benim için ekstra bir mutluluk oldu.

– Böylece bir sömestr tatilini daha bitirdik. Gelsin yine ödevler, sınavlar sunumlar… Yeni dönemde görüşmek üzere!

Read Full Post »

– Viyana’daki ikinci sabahımızda çok methedilen Ulrich’e gittik ama yer bulamadık. Biz de kahvaltımızı Der Mann‘da yaptık ve güneşli bir pazar sabahına yakışacak şekilde yürüyüşe çıkıp parka gittik. 🤗

– Daha sonra Hundertwasserhaus‘u ziyaret ettik. Ben bu rengarenk binayı çok sevdim. Bu sıradan apartmanın cephesi Avusturyalı sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından tasarlanmış.

– Sonra merkeze indik ve yürüyerek şehri gezmeye devam ettik. Kärtner Str. ve Graben‘de dolaştık. Kahve molası için Demel‘e gittik. Burası kraliçenin pastacısıymış, birbirinden güzel pastalar arasında seçim yapmakta zor oldu.

– Öğleden sonra Rathausplatz‘da kurulan ve Viyana’daki Noel pazarlarının en büyüğü olan Wiener Weihnachtstraum‘a gittik. Burayı heyecanla bekliyordum çünkü buz pateni pisti ve çocuklar için kurulmuş olan büyük bir eğlence parkı vardı. Bu pazarın en büyük pazar oluşu sebebiyle stand kiraları yüksekmiş. Dolayısıyla her şey diğer pazarlara göre pahalıymış. Ben yine dayanamadım ve hatıra olacak bir şeyler aldım. Oyuncakların jetonları da TL olarak düşününce pahalıydı ama olsun buraya geldiysek eğlenmeliydik. Aynı şeylere ikişer üçer kez bindim. Çok ama çok eğlendim. İyi ki buraya gelmişiz. Best day ever!

– Akşam yemeği için Plachutta‘ya gittik. Bildiğimiz yahni olan ‘tafelspitz’ sipariş ettik. Son gecemiz olduğu için tekrar şinitzel tercih edenler de oldu. Cansu ilk kez burada sebzeli bir yemek bulduğu için o da biz de ekstra mutluyduk.

– Otelimize doğru yürürken yine Stephansdom‘un önünden geçtik. Bu sefer içeriye girdik. Noel zamanı kiliselerde korolar oluyor fakat biz hiç o saatlere denk gelmediğimiz için görememiştik, bu sefer de göremedik. Bir rivayete göre Beethoven bu kilisenin çan kulesine baktığında kuşların uçuşunu görüp çan sesini duymadığı için sağır olduğunu ilk kez burada fark etmiş. Kilisenin içi de dışı da görkemliydi. Çıkmadan birer mum dikip dilekte bulunduk.

– Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra otelden ayrıldık.

–  Böylece bir seyahatin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Evet, bu mevsimde Viyana soğuktu ama havaya uygun giyinince soğuğu dert olmadı, buraya ve Noel’e özgü birçok şey deneyimleyebildik. Kısacık zamana çok şey sığdırmaya çalışsak da eksikler kaldı tabii. Artık onlar da bir dahaki sefere… Fröhliche Weihnachten Wien! 🎄🎅🏼⛄️

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: