Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘İngilizce kitaplar’ Category

– Bu sene değişiklik yapalım, kayağa sömestr tatili dışında gidelim dedik ve tatilden önceki haftaya rezervasyonumuzu yaptırdık. Yine Uludağ 2. bölgeye Ağaoğlu My Mountain‘a gittik. Orijinaller grubumuz eksiksiz olarak toplandı. (Fotoğrafta yok ama Tanju da vardı.) Bir değişiklik olarak Neslihan mikrofonunu da getirmişti. Şarkılı-türkülü, çok eğlenceli bir tatil oldu. Ve ben yine kaymaya doyamadım. 😬 Maden’e en son Burak’la çıkıp indik. “Seneye birlikte çıkarız, Ela kendi iner. Bana hiç ihtiyacı yok.” deyince bizimkiler kara kara düşünmeye başladı. Tek başıma kayacak kadar büyüdüm mü gerçekten?

– İngilizce derslerinde bir süredir soyu tükenmekte olan hayvanlarla ilgili proje hazırlıyorduk. Bu hafta sunumları yaptık. Ben pandalar hakkındaki çalışmamı sundum.

– İlk dönemin son haftasındayız. ‘The Witches’ kitabını ve etkinliklerini bitirdik, filmini izlemeye başladık.

– Havalar güzel gittiği için teneffüslerde dışarıdayız. Hep birlikte saklambaç oynuyoruz. Yalnız küçük bir hilemiz var; ebe sayarken montları değişiyoruz. Uzaktan montumu görüp “Ela! Sobe!” diye seslendiğinde o kişi aslında ben olmuyorum ve çanak-çömlek patlıyor. 😆

– Çarşamba annemle ‘Muhteşem Showman’e gittik. P.T. Barnum dünyanın en muhteşem gösterisini sunmak hayaliyle yola çıkar ve tarihin ilk sirkini kurmak üzere çalışmalara başlar. Dünyanın her yerinden ilginç yetenekleri ya da anormallikleri olan insanları davet eder. Başta zorluklarla karşılaşsa da İngiltere Kraliçesi’nin bile izlemek isteyeceği muhteşem bir gösteri ortaya çıkarır. Ailecek izlenecek harika bir film. Sakın kaçırmayın!

– Çok önce alınmış olan ama bazı matematiksel kavramlara (asal sayılar vb.) aşina olmadığım için sırasını bekleyen ‘The Boy Who Loved Maths’i okudum. Ağır bir dili yok aslında, daha önce de okusaymışım olurmuş. Kitapta matematik dahisi Paul Erdös’ün (Erdöş diye okunuyor.) hayatı anlatılıyor. Paul Erdös o kadar sevilen biriymiş ki, onunla matematik yapma şerefine erişenlerin bir numarası varmış. Eğer tanışıyorlarsa numaları 1, eğer onunla tanışan biriyle çalışmışlarsa numaraları 2. İnsanlar bu numaralarıyla gurur duyuyorlarmış. Kitabı çok sevdim, arkadaşlarımın ödünç alabilmeleri için okula götürdüm. Okulda küçük bir kütüphanem var… İsteyen alıp okuyor. (7+, Roaring Book Press, $18.99)

– Okuduğum diğer kitap; Lara’dan ödünç aldığım ‘Kötü Kedi – Okulu Karıştırıyor’ oldu. Nick Bruel tarafından yaratılan kahramanımız aslında iyi bir kedi olmaya çalışan ama bazı talihsizlikler yüzünden kötü olan bir kedi. Serinin bu kitabında aynı evi paylaştıkları köpekle sürekli kavga ettiklerinden, düzgün davranmayı öğrenmeleri için okula gönderiliyorlar. Komik çizimlerle, bazen hiç yazı olmayan sayfalarıyla okuması çok kolay bir kitap. Bir günde bitti! (7-10 Yaş, Epsilon Yayınevi, 19,50 TL)

– Kötü Kedi çabucak bitince, Osman’dan ‘Tom Gates – Parlak Fikirler’i aldım. Serinin okuduğum ikinci kitabı oldu. Haylaz Tom yine harika fikirler üretiyor. Bu sefer kıskanç Marcus onunla rekabete giriyor. (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

Reklamlar

Read Full Post »

– Aralık sonunda havalar biraz soğur gibi olmuştu, kar yağar diye ümitlendik ama olmadı. Bu ara yer yer 20 dereceyi gördük. Geçen sene bu zamanlarda kar yağıyordu.

– Yılbaşı hediyelerim yüzünden squishy çalışmalarına ara verdim. Çünkü hepsi faaliyet içeriyor ve ilk heves olduğundan elimden bırakamıyorum. İtiraf edeyim; anneannemle dedemin gönderdikleri hediyeleri yılbaşını beklemeden açtım. 🙈 Annem çok şaşkın çünkü bebekliğimden beri sabırla beklediğim hediye konusu iki senedir dırdıra vırvıra dönüştü. “Ay bekleyemeyeceğim!”, “Açsam ne olur?”, “Yılbaşına kaç gün kaldı?” diye diye annemi bıktırdım, o da hediyeleri açmamın hepimizin ruh sağlığı açısından daha iyi olacağına kanaat getirdi.

– Anneannemle dedemin hediyesi olan ‘Sew Cool’ dikiş makinesi ve keçe kalıpları görünce havaya zıpladım! Başladım dikmeye… Dikiş makinasının yanında bu kalıplardan da ayrıca bir paket almışlar. Böylece kendi peluş oyuncağımı yapabilir hale geldim. Sadece oyuncak değil, çanta, defter kabı vb. de yapılabilir. Oyuncağın tanıtım videosu burada. (8+)

– Babaannemle dedem yılbaşı için istediğim hediyeyi seçebileceğimi söylemişlerdi. Aklımda 3 boyutlu çizim kalemi ‘3D Doodler Pen’ vardı. Efe için hediyemizi alırken bunu da bulduk ve hemen paketlettik. Setin içinde şablonlar mevcut, isterseniz onları kullanarak isterseniz aklınızdan geçen başka bir şeyi 3 boyutlu olarak çizebiliyorsunuz. Fikir verici videolar için buraya tıklayabilirsiniz. (8+)

– Annemle babamın hediyesi ise ‘Scotland Yard’ adlı strateji oyunu oldu. Bu tür oyunları çok sevdiğimi düşünürsek isabetli bir seçim. Oyunculardan biri Bay X, diğerleri ajan oluyor. Bay X, Londra sokaklarında taksi, otobüs ve metro kullanarak kaçıyor fakat bu hamleleri gizli yapıyor. Arada bir görünüp tekrar kayboluyor. Ajanlar da kullandığı ulaşım aracına bakarak nerede olabileceğini tahmin etmeye çalışıyor. Oyun sürekli olarak hamle düşünme, bir sonraki hamleyi hesaplama, oradan gittiyse buradadır, şuradan gidip buraya da ulaşmış olabilir gibi planlamayla geçiyor. Bayıldım! (8+)

– Natgeo’da ‘Origins’ belgeseli başladı. Belgesel dediğime bakmayın, sinema filmi kıvamında. Kaydedip akşam yemeğimizi yerken izliyoruz. Denk gelirseniz mutlaka bakın derim.

– Çarşamba sinemasında annemle ‘Kubo ve Sihirli Telleri’ni izledik. Kubo ve annesi Japonya’nın bir köyünde yaşamaktadırlar. Kubo, origamiden yaptığı şekilleri gitarının tellerini tıngırdatarak canlandırmak gibi özel bir güce sahiptir. Gündüzleri bu gösteriyle para kazanıp geceleri annesinin yanına giderek mağarada saklanmaktadır. Bir gün Kubo hava kararmadan mağaraya yetişemez. Böylece Ay Kral ve teyzeleriyle tanışır ve macera başlar. Bir tür kendini bulma hikayesi.. Çok beğendik. Müzikleri de harika.

– Başka bir gün de ‘Ayı Kardeşler 2 – Büyülü Kış’ı izledim. ‘Kurtarma Operasyonu’nun devamı olan filmde; Kristal Tepeler’de gizemli bir hayvan dolaşmaya başlayınca ödül avcıları hayvanın peşine düşer. Kavgalı olan Ayı Kardeşler ve Oduncu Vick ya aynı tarafta olup ödül avcılarıyla mücadele edecek ya da kavgaya devam edeceklerdir. Duygusal bir filmdi. Bir balık burcu olarak yine gözyaşlarımı tutamadım.

– 3. sınıfta derste işlemek üzere bize ‘The Twits’i aldırmışlardı fakat ne olduysa kitabı elimize bile almadan sene bitti. Belki 4. sınıfta okuturlar düşüncesiyle kitabı kitaplığıma yerleştirdik, öyle de kaldı. Baktık sınıfta okutacakları yok, ben yatmadan önce okuyup bitirdim. Roald Dahl’ın diğer öyküleri gibi çok matrak ama bu sanki daha bir çatlak gibi. 😂 İlk kez 1980’de yayımlanan hikayedeki kahramanlarımız olan Twit çifti biraz acayip. Adamın sakalında yemek artıkları var, kadının bir gözü camdan vb. Aslında bunlar eskiden normal insanlardır ama kötü düşüncelerle dolu oldukları için görünüşleri de yıllar geçtikçe kötüleşir. Twitler birbirlerine iğrenç şakalar yaparak günlerini geçirirken bir gün Bayan Twit kocasına solucanlı spagetti yedirir. Bunun üzerine Bay Twit intikam dolu bir plan hazırlar. Bu noktadan sonra yaşanan tüm acayip şeyler çiftimizin sonunu getirir. Harika illüstrasyonlar yine Quentin Blake’e ait. Kitabın sonunda ‘James and The Giant Peach’in ilk birkaç sayfası var. Başka kitaplar hakkında fikir sahibi olmak için güzel fikir.. Türkçesini okumak isterseniz ‘Bay ve Bayan Kıl’ adıyla bulabilirsiniz. (8+, Puffin Books, £5.99)

– App Store’da ‘Twit or Miss’ diye aratırsanız karşınıza bir oyun çıkacak. Oyunda Twitler karşılıklı olarak masada oturuyor. Bayan Twit uyuyor, Bay Twit sandviç yiyor. Sandviçinden fırlayan yiyecekler Bayan Twit’i uyandırıyor. Sizin göreviniz fırlayan yiyeceklerin Bayan Twit’e çarpmasını önlemek. Oyun ücretsiz, reklam yok, uygulama içi satın alma yok. 6-11 yaşa uygun ama annem benden fazla oynuyor. 🙈

‘House of Twits’ ise Twitler’in evindeki odalar içinde kitapta yaşananlara paralel mini oyunlar sunuyor. Reklam yok, uygulama içi satın alma yok. (6-11 yaş, 8,99 TL)

– Roald Dahl’dan bu kadar bahsetmişken yazıyı güzel bir sözüyle noktalıyorum.

If you have good thoughts, they will shine out of your face like sunbeams and you will always look lovely.

Read Full Post »

– Bu senenin bir diğer üzücü olayı da Rüzgar’ın taşınması oldu. Cumadan pazara iki ev arasında mekik dokuyarak ne güzel vakit geçiriyorduk. Çok uzağa gitmediler ama aynı apartmanda olmak gibi değil tabii.. Artık mümkün olduğunca sık görüşmeye çalışacağız.

– Bizimkiler geçtiğimiz mayıs Londra’ya gittiklerinde Türkiye’de olmayan kahvaltılık gevrekler almışlardı. (Değişik şeyler denemek hoşuma gittiği için bunu hep yapıyoruz..) Ürünlerin ambalajlarında çekilişe katılmak için kodlar vardı. Hiç umudumuz yoktu aslında çünkü gün içinde herhangi bir saatte kodu girince rastlantısal olarak o saniye ödülü kazanılıyordu. Şansa bakın ki kazanan ben oldum! Ve hediyem bugün bana ulaştı; bir Minion karakteri olan ve el ile kontrol edilerek uçan Fluffy! Oyuncak çalıştırılınca uçmaya başlıyor, aşağı doğru indikçe alttan elinizi uzatarak tekrar yukarı çıkmasını sağlıyorsunuz. (Oyuncağımın bana ulaşmasını sağlayan Charlotte ve Ilgaz’a öpücüklerimi gönderiyorum!)

– Berra’dan gelen teklifle sınıftan birkaç arkadaş Zorlu‘da toplandık. Aslında parkta oynayacaktık ama o kadar kalabalıktı ki mümkün olmadı. Biz de Funloft‘a geçtik. Çılgınlar gibi eğlendik diyebilirim. Sonrasında bizim başka programımız vardı; No. 1903‘te Zeynep ve Ömer’le buluştuk. Güzel havayı değerlendirdik, sonra da onlara geçtik.

– Doruk ve Mark, Hillside’ın içindeki Daily News Cafe‘de ortak doğum günü yaptılar. Sınıfça oradaydık. Yine bol bol kudurduk, film izleyip pasta kestikten sonra evlere dağıldık.

– 17 Ekim’de güzeller güzeli bir kız dünyaya geldi: Lisya ve Rubi’nin İris‘i. 😍 Hastane ziyaretine gidemedim ama ilk fırsatta evlerine gideceğim.

– Güzel havaları değerlendirmeye devam! Cumaları Bilsem’den sonra Göztepe Parkı‘ndayız. Bekleriz.. ✌🏻

– Çok sevdiğimiz ama sık görüşemediğimiz Tiryakiler ile Yeniköy’deki Arnavutköy Balıkçısı‘nda buluştuk. Arda’yla yine çok uyumluyduk. O da benim gibi sanatsal işleri seviyor. Resim yapıp sergi açtık ve eserlerimizi Seda satın aldı. Zenginiz!

– Zeynep ve Ömer’le geçen buluşmamızın tadı damağımızda kaldı, arayı açmadan tekrar buluştuk. Bu sefer Zorlu‘ya gittik. Yemek yedik ve ‘Bak Şu Leyleğe’ adlı filmi izledik. Leylekler tarafından büyütülen küçük serçe Richard, ailesi göç ederken arkada kalınca aslında bir leylek olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Biz filmi çok sevdik. 🙂

– 25 Ekim’de ise Öniz’le Serdar’ın Can‘ı dünyaya geldi. Annemin dediğine göre çok ponçik, çok uslu bir bebekmiş. Sevmek için sabırsızlanıyorum.

– Cadılar Bayramı’nda Sihirli Spatula‘yı konsepte uygun süslemişler. Biz de Lara’yla gittik, bir şeyler yiyip biraz takıldık.

– Cumhuriyet çocukları olarak okulda ve Eczacıbaşı’nda 29 Ekim’i coşkuyla kutladık.

– Sınıfça okuduğumuz kitap Behiç Ak’ın ‘Akvaryumdaki Tiyatro’suydu. Toroslar’ın eteğindeki Balıklı Köy’de balıkları çok seven ve doğal bir hayat yaşayan insanlar vardır. Balıkları o kadar çok severler ki, hepsi evlerinde akvaryumda balık beslerler. Yalnız bu köyün bir sorunu vardır; gölün suları yükselmektedir. Köylüler “Nasılsa bir çözüm bulunur..” diye düşünürken köye film çekmek üzere bir yönetmen gelir. Bir anda herkes bu sorunu unutur ve köyün tek konusu bu film olur…  (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 19 TL)

– İlk sömestr boyunca İngilizce dersinde Roald Dahl’ın ‘The Witches’ adlı kitabını okuyoruz. Tüm sömestre yayılan bir çalışma olduğu için yavaş ilerliyoruz. Kitap çok sürükleyici olduğundan ben dayanamadım ve sınıftan önde gitmeye başladım. Fakat sınavda kitabın başında sorulan küçük detayları hatırlayamayınca böyle yapmamaya karar verdim, artık sınıfla birlikte gidiyorum. Bazılarımız kitabı korkutucu buldu. Ben öyle düşünmüyorum. İlk kez 1983’te yayımlanan hikayede; annesini ve babasını trafik kazasında kaybeden bir çocuğun Norveçli büyükannesiyle yaşadıkları, cadılar hakkında öğrendikleri, Cadıların Cadısı’nın İngiltere’deki tüm çocuklardan kurtulma planları ve kahramanımızın bunu engellemek için yaptıkları anlatılıyor. Türkçe’ye ‘Cadılar’ olarak çevrilmiş. İzlemek isterseniz kitabın 1990 yapımı filmi de var. (8+, Puffin Books, £6.99)

– Bu sene kütüphaneden daha çok kitap almaya karar verdim. İlki Enid Blyton’ın yazdığı ‘The Pig with Green Spots and Other Stories’ oldu. İçinde okuması kolay birkaç hikaye var, çabucak bitiverdi. Bulursam serinin diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.

Read Full Post »

Dün voleyboldan çıkmış eve gitmek üzereyken Damla ile karşılaştık. Hemen oracıkta program yapıp bize gitmek üzere annelerimizi ikna ettik. Babam Kıbrıs’taydı, programımız yoktu. Günü evde oyun oynayarak geçirmek için güzel bir fırsattı.

Tüm oyunları tüketince, öğle yemeğinden sonra film izlemek için annemden izin aldık. Damla, Hotel Transylvania’yı izlememiş, koltuğa kurulup filmi izledik. Sonra oyunumuza geri döndük. Annem de mutfağa girip bize kek yaptı. Pişmesini zor bekledik. Üçer dilim yedik, dördüncüyü istedik ama vermedi. Biz de gidip mutfaktan yürüttük. Kek o kadar güzel olmuştu ki doyamadık, yedikçe yiyesimiz geliyordu. O sırada Damla’yı almaya geldiler. Damla tam kapıdan çıkarken mutfağa girip beşinci dilimi de yürüttü! 🙂 Ben durur muyum? Annemin şaşkın bakışları arasında ben de gidip beşinci dilimimi yedim. Harika bir kekti doğrusu!

Tarçınlı-cevizli kek

4 yumurta (oda sıcaklığında)

1,5 su bardağı şeker

1 su bardağı sıvı yağ

1 su bardağı süt (oda sıcaklığında)

2 yemek kaşığı ılık su

2 tatlı kaşığı tarçın

3,5 su bardağı un

1 paket kabartma tozu

İstediğiniz kadar ceviz

Yumurta ve şekeri 3-4 dakika çırpın. Sonra yağı, sütü ve ılık suyu ekleyip çırpmaya devam edin. Tarçını da koyup son bir kez çırpın. Bu noktadan sonra mikser kullanmayın. Elenmiş un ve kabartma tozunu ekleyerek çırpma teli ile aynı yöne havalandırarak karıştırın. Cevizleri de ekleyip son bir kez karıştırdıktan sonra 170 derece fırında 45 dakika kadar pişirin. Batırdığınız kürdan temiz çıktıysa pişmiş demektir. Afiyet olsun! 🙂

Bugün de kahvaltıdan sonra ödevlerimi bitirdim. Biraz çizgi film keyfi yaptım, biraz oyun oynadım. Akşama doğru dayım geldi. Yemekte pizza vardı. Mutfağa girme fırsatını hayatta kaçırmam, hemen işe koyuldum.

image

Yatmadan önce de ‘Math Matters’ serisinden ‘A Collection for Kate’i okuduk. Koleksiyon haftası sebebiyle, sınınftaki herkes sırayla okula koleksiyonunu getirip sergiliyor. Kate, bir türlü neyin koleksiyonunu yapacağına karar veremiyor çünkü şundan da biraz var, ondan da… Fakat hiçbir şeyden koleksiyon sayılacak kadar çok miktarda yok! En sonunda kendine göre bir çözüm bulup işi kotarıyor. Kitap; toplama, gruplama, sonucu tahmin etme ve mental matematik stratejileri üzerine kurgulanmış. (5-7 yaş, The Kane Press, $5.95)

image

Read Full Post »

– Yaz tatilim başladı ama havanın pek tadı yok… Havuza girme hayallerim suya düştü. Kapalı havuza da gitmeye değmez diye düşündüm. Annemle evde oyun oynayarak vakit geçirdik.

IMG_0844.JPG

– Annemin diş hekimi ziyaretine ben de katıldım. Muayene saatini beklerken benim süt dişlerimin hala düşmemesi hakkında konuşuyorduk. Henüz sallanmıyorlardı bile! Annem “Bir bakabilir miyim?” diye sordu. Bakınca da alt ön dişlerimin arkasında ucu görünen bir diş gördü! Çok şaşırdık. Demek kalıcı dişlerim, süt dişlerimin düşmesini daha fazla bekleyemeden çıkmaya karar vermişler! Bu bizim için gerçekten sürpriz oldu. Doktora ne yapmamız gerektiğini sorduk. Müdahale etmememizi söyledi. Yeni gelen diş süt dişini ittirip düşürecek, sonra da kendi yerine geçecekmiş.

Muayeneden sonra Akasya‘ya gittik. Yemek yedik, dolaştık ve Efe’nin ikinci yaş günü için hediyelerini aldık. Çok ısrar edince bir puzzle da ben kaptım. Bir an önce dişim düşse de, diş perisi bana hediye getirse diye sabırsızlanıyorum!

IMG_0855.JPG

– Babamın, dedemin, eniştemin ve Efe’nin doğum günlerini kutlamak için Taç Balık‘ta toplandık ve keyifli bir akşam geçirdik.

IMG_0873.JPG

Parkta tanıştığım bir çocuk bana “Paramparça‘yı mı izliyorsun yoksa Kaderimin Yazıldığı Gün‘ü mü? Sence mahkemeyi kim kazanacak?” gibi sorular sordu. Ama neden bahsettiği hakkında hiçbir fikrim olmadığından cevap veremedim.

– Perşembe ve cuma günlerim pek güzel geçmedi çünkü hafiften ateşim çıktı. Piyasada kusma ve ishal yapan bir virüs varmış. Tam da tatil için Göcek’e gidecekken hastalanacağım diye ödümüz koptu. Neyse ki ateşim fazla yükselmedi, sadece istirahat ederek toparlanmayı bekledim.

– Yaz tatili için verilen İngilizce ödevim ‘Wall-e’ adlı film hakkındaydı. İzlemiştim ama sorulardaki ince detaylara cevap verebilmek için tekrar izledim. Zaten ateşli olduğumdan film izlemek ve kitap okumak gibi sakin aktiviteler daha iyi geldi.

– Haftanın anlamı ve önemi dolayısıyla okuduğumuz kitaplar da diş çıkarmayla ilgili oldu. Mr. Men ve Little Miss serisinden ‘Mr. Men and the Tooth Fairy’de Little Miss Curious, Diş Perisi diye bir şeyin olduğunu öğreniyor ve aklındaki sorulara cevap bulabilmek için Diş Perisi’nin peşine düşüyor. (3+, Price Stern Sloan Publishing, $3,99)

IMG_3189.JPG

Natasha Wing’in yazdığı ve Johansen Newman’ın resimlediği ‘The Night Before’ serisinden ‘The Night Before the Tooth Fairy’ benim gibi hevesle süt dişinin düşmesini bekleyen bir çocuğun hikayesini anlatıyor. (4+, Grosset&Dunlap, $3,99)IMG_3190.JPG

Yarın sabah Göcek‘e giderek tatil maratonumuzu başlatıyoruz. Dönüşte görüşmek üzere!

Read Full Post »

– Pazartesi ne olur ne olmaz diye okula gitmedim ama ateşim de çıkmadı. Boşu boşuna evde kaldım.

– Salı sabahı da her şey normal görünüyordu, dolayısıyla okula gitmemde bir sakınca yoktu. Sonunda okuluma kavuştuğum için çok mutluydum. Bir yerden bir virüs kapmışım, dinlenerek atlattım ama okuldan uzak kalmak sıkıcıydı doğrusu. Bu arada perşembe-cuma-pazartesi okula gitmediğim için anneme ulaştıramadıkları not bugün geldi: Servis arkadaşlarımdan birinde Beta mikrobu görülmüş. Bunun kaçıncı karşılaşmamız olduğunu artık hatırlamıyorum ama görünüşe göre yine yırttım! Servisten inip doğruca parka gittik ve 2,5 saat geçirdik. Oh be! Sağlıklı olmak gibisi yok!

IMG_9439.JPG

– Çarşamba İngilizce dersinde kütüphaneye gidip kendimize birer kitap seçtik. Ben Oxford Reading Tree serisinden ‘Submarine Adventure’ı aldım. Roderick Hunt tarafından yazılıp Alex Brychta tarafından resimlendirilen hikayede; Wilf ve Wilma oynamak üzere Biff, Chip ve Kipper’ın evine geliyorlar. Wilf’in doğum günü hediyesi ve ‘Magic Key’ sayesinde ilginç bir maceraya çıkıyorlar. Profesör Tangle’ın bizim ekibi mürettebat zannetmesi pek bir komik. 🙂

IMG_9446.JPG

Okuldan sonra da Fethiye bize geldi. Ödevsiz gün olduğu için rahat rahat oynadık.

IMG_9449.JPG

– Perşembe okula gitmedim çünkü öğlen annemin gelip beni alması gerekecekti. Biz de sabah erkenden evden çıktık; doktora gittik, sonra Mert’i ziyaret ettik, sonra da Zorlu‘daki ‘Evim’ etkinliğine katıldık. En çok dövme işini sevdim. Aslında böyle şeylere iznim yok ama bu seferlik annemden izin koparmayı başardım.

IMG_9463.JPG
Son olarak da bale gösterimizden önceki son prova günümüz olduğu için gösterinin yapılacağı, Kabataş’taki Mimar Sinan Üniversitesi‘ne gittik.

– Bugün okul dönüşü parka gitmedik. Evde annemle sinema keyfi yapıp ‘Muppets Aranıyor’u izledik. Sinemada izlemek istemediğim filmlerden biriydi. Ama çok komikmiş, sinemada oynarken de gidebilirmişim. Bazen filmlere böyle önyargılı yaklaştığım oluyor… Annemle babamın akşam programı olduğu için onlar çıktılar. Ben de bu yağmurlu akşamı anneannemle geçirdim. Yarın büyük gün! Bale gösterimizi sahneye koyacağız. Dedem de beni izlemek için İzmir’den geldi. Çok heyecanlıyım!

Read Full Post »

Bu sabah erkenden yollara düştük. Bale dersinden önce Galatasaray’daki Yapı Kredi Kültür Merkezi‘nde düzenlenen yaratıcı drama ile okuma atölyesine katıldım. Daha önce bahsettiğim, performans kaygısı üzerine bir hikaye olan ‘Eliza Başarısız Olmaktan Korkuyor’u yaratıcı drama eğitmeni Çiğdem Odabaşı ile birlikte okuduk. Atölyeden sonra da kitabevine geçip kucağımızda yeni çıkan bir dolu kitapla kasaya gitmenin eşiğinden döndük. Çünkü artık büyüdüm ve eskiden olduğu gibi aynı kitapları defalarca kez okuyup okutmaktan zevk almıyorum. Dolayısıyla bundan sonra her beğendiğim kitabı almak yerine klasiklere yatırım yapıp diğer kitaplar için okulun kütüphanesinden faydalanmaya çalışacağız. Annemle böyle bir kararımız var ama ne kadar uyarız orası belli değil. 🙂

Kitabevinde annem sadece bir kitap almama izin verdi; ben de yine Gerçek Hayattan Hikayeler Dizisi‘nden ‘Jülyet’e Kardeş Geliyor’u seçtim. Annem şaşkınlıkla “Ama neden bunu seçtin tatlım? Sana kardeş gelmiyor ki…” diye sordu. Tabii ki seçimimi değiştirmedim. Baleden sonra Ardalar’a gideceğimiz için onun için de bir kitap aldık: ‘Three Cats, One Wish’. Çok sevdiğim ‘Üç Kedi, Bir Dilek’in İngilizce versiyonu. Umarım beğenir. 🙂

threecats

Bale dersine kadar yemek yiyebilmemiz için yeterli vakit vardı ama aç olmadığımı söyledim. Biz de doğruca okula gittik. Erken gittiğimiz için kantinde oturup ders saatini bekledik. Bu arada gösteri tarihimiz de belli oldu: 4 Nisan 2015. Heyecan dorukta!

Baleden sonra babam bizi aldı ve Tarabya’ya doğru yola koyulduk. Buraya gelirken mutlaka ucu açık program yapmamız gerekiyor çünkü anne-babalarımız birlikte vakit geçirmekten çok hoşlanıyorlar. Sohbetin sonu gelmek bilmiyor. Biz ufaklıklar da hayatından memnun olunca buluşmalarımız saatler sürüyor. Bu sefer de öyle oldu. Danslar, oyunlar derken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız.

IMG_9214.JPG

Uyku gözlerimizden akarken vedalaştık. Yola çıkar çıkmaz sızmışım.

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: