Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Komik’ Category

– Bu sene değişiklik yapalım, kayağa sömestr tatili dışında gidelim dedik ve tatilden önceki haftaya rezervasyonumuzu yaptırdık. Yine Uludağ 2. bölgeye Ağaoğlu My Mountain‘a gittik. Orijinaller grubumuz eksiksiz olarak toplandı. (Fotoğrafta yok ama Tanju da vardı.) Bir değişiklik olarak Neslihan mikrofonunu da getirmişti. Şarkılı-türkülü, çok eğlenceli bir tatil oldu. Ve ben yine kaymaya doyamadım. 😬 Maden’e en son Burak’la çıkıp indik. “Seneye birlikte çıkarız, Ela kendi iner. Bana hiç ihtiyacı yok.” deyince bizimkiler kara kara düşünmeye başladı. Tek başıma kayacak kadar büyüdüm mü gerçekten?

– İngilizce derslerinde bir süredir soyu tükenmekte olan hayvanlarla ilgili proje hazırlıyorduk. Bu hafta sunumları yaptık. Ben pandalar hakkındaki çalışmamı sundum.

– İlk dönemin son haftasındayız. ‘The Witches’ kitabını ve etkinliklerini bitirdik, filmini izlemeye başladık.

– Havalar güzel gittiği için teneffüslerde dışarıdayız. Hep birlikte saklambaç oynuyoruz. Yalnız küçük bir hilemiz var; ebe sayarken montları değişiyoruz. Uzaktan montumu görüp “Ela! Sobe!” diye seslendiğinde o kişi aslında ben olmuyorum ve çanak-çömlek patlıyor. 😆

– Çarşamba annemle ‘Muhteşem Showman’e gittik. P.T. Barnum dünyanın en muhteşem gösterisini sunmak hayaliyle yola çıkar ve tarihin ilk sirkini kurmak üzere çalışmalara başlar. Dünyanın her yerinden ilginç yetenekleri ya da anormallikleri olan insanları davet eder. Başta zorluklarla karşılaşsa da İngiltere Kraliçesi’nin bile izlemek isteyeceği muhteşem bir gösteri ortaya çıkarır. Ailecek izlenecek harika bir film. Sakın kaçırmayın!

– Çok önce alınmış olan ama bazı matematiksel kavramlara (asal sayılar vb.) aşina olmadığım için sırasını bekleyen ‘The Boy Who Loved Maths’i okudum. Ağır bir dili yok aslında, daha önce de okusaymışım olurmuş. Kitapta matematik dahisi Paul Erdös’ün (Erdöş diye okunuyor.) hayatı anlatılıyor. Paul Erdös o kadar sevilen biriymiş ki, onunla matematik yapma şerefine erişenlerin bir numarası varmış. Eğer tanışıyorlarsa numaları 1, eğer onunla tanışan biriyle çalışmışlarsa numaraları 2. İnsanlar bu numaralarıyla gurur duyuyorlarmış. Kitabı çok sevdim, arkadaşlarımın ödünç alabilmeleri için okula götürdüm. Okulda küçük bir kütüphanem var… İsteyen alıp okuyor. (7+, Roaring Book Press, $18.99)

– Okuduğum diğer kitap; Lara’dan ödünç aldığım ‘Kötü Kedi – Okulu Karıştırıyor’ oldu. Nick Bruel tarafından yaratılan kahramanımız aslında iyi bir kedi olmaya çalışan ama bazı talihsizlikler yüzünden kötü olan bir kedi. Serinin bu kitabında aynı evi paylaştıkları köpekle sürekli kavga ettiklerinden, düzgün davranmayı öğrenmeleri için okula gönderiliyorlar. Komik çizimlerle, bazen hiç yazı olmayan sayfalarıyla okuması çok kolay bir kitap. Bir günde bitti! (7-10 Yaş, Epsilon Yayınevi, 19,50 TL)

– Kötü Kedi çabucak bitince, Osman’dan ‘Tom Gates – Parlak Fikirler’i aldım. Serinin okuduğum ikinci kitabı oldu. Haylaz Tom yine harika fikirler üretiyor. Bu sefer kıskanç Marcus onunla rekabete giriyor. (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

Reklamlar

Read Full Post »

– Bugün Miami-St. Maarten arası yolculuğumuzun ikinci günü ve biz yine denizdeydik.

– Kahvaltıdan sonra ‘morning trivia’ya katıldık. Bu sefer daha da kötüydük. 20 soruda 3 doğru! 🙈Sorular çok zordu. Mesela; ‘Kwagga’ nasıl bir hayvandır? İlk Amerikan bayrağında kaç yıldız vardı? Şükran günü ne zaman kutlanır? vs. Bu arada hatırladıkça güldüğümüz bir olay oldu, hemen onu da anlatayım. Oyun başlarken animatör herkese takımının adını sordu. (Bizimki ‘trivia girls’) Ben diyeyim 75, siz deyin 80 yaşında bir çift takımlarının adını söylediler. Animatör ‘cemetary’ diye tekrar etti. Hani çok yaşlılar ya, bir ayağımız çukurda misali… Kimse de garipsemedi bu takım adını. Meğer ‘Sam and Terry’miş. Ninecik takımın adını tekrar edince kahkaha, kıyamet koptu. Çünkü gerçekten hepimiz ‘semeteri’ diye duyduk ve hiç garipsemedik. Hızlı söylediği için ‘semendteri’ oldu bize ‘semeteri’. Çok güldük ama. 🤣

– Dışarısı çok rüzgarlıydı. Hiç ümidimiz yoktu ama bu rüzgarda sulu kaydırak açık mıdır diye bakmaya gittik. Açıkmış! Hemen geminin diğer tarafındaki odamıza yürüdük, üst değiştirip geri geldik. Son 25 dk.’ya yetişmişiz. 25 dk. sıra bekledik, ben kaydım ve kaydırak kapandı. (Öğle tatili) Bir saat sonra açılacaktı. O arada yemek yiyip geldik. Annem 45 dk. daha güneşin altında ayakta bekledi ki ben kayabileyim. 3 kere kayabildim. Çünkü hem çok sıra var, hem de yukarıdan girenin aşağıdan çıktığını görmeden bir sonraki kişinin kaymasına izin vermiyorlar. Bu yüzden çok yavaş ilerliyor. Neyse, hevesimi aldım en azından…

– Öğleden sonra biraz odada, biraz da Top Sail Lounge’da vakit geçirip yemek yiyip yattık. Yarın sabah St. Maarten’e yanaşacağız.

Read Full Post »

– Bu hafta okulda ilginç bir şey oldu. Fen dersindeki sorulardan birinde hem Gaye hem Ela adı geçiyordu. Çok hoşuma gitti. Tüm soruyu kalpler içine alacaktım, sayfanın her yerini kalplerle dolduracaktım ama kendimi zor tuttum.

– Son günlerde keyifle seyrettiğim bir program var: Cake Boss. Tematik kanalları çok seviyorum, akşam yemeği sırasında ya yemek programı, ya yarışma ya da belgesel açık oluyor. Genellikle üçümüzün de ilgisini çekecek programlar bulmaya çalışıyoruz ama ben biraz domine ediyorum ve yemek yarışması ya da yemek programı oldu mu bizimkilere tercih şansı bırakmıyorum. Cake Boss’un her bölümünde Buddy Valastro ve ailesi farklı bir müşteriden brief alıyor. Müşteri aklındaki parti konseptini ya da pastayı kim için/hangi amaçla yaptırdığını anlatıyor. Sonra da Buddy ve ekibi yeteneklerini konuşturuyor ve ortaya şahane tasarımlar çıkıyor.

– Bizimkilerin küçükken oynadığı Solo Test diye bir oyun varmış. Annem dolaşırken gözüne çarpınca bir tane de bana almış. “Ben de neredeyse 30 yıldır oynamamışımdır, dur bakalım nasıl oynanıyordu bu? Bir hatırlamaya çalışayım…”  diyerek bir yandan da bana oyunu anlatmak amacıyla göstererek oynadı. Sonuçta ‘gerizekalı’ çıkınca biraz bozuldu tabii. Zaten zor sabretmişim, annem bitirir bitmez “Ben! Ben!” diye atladım. Kolay gibi gözüküyordu, ‘bilgin’ çıkarım derken ‘tecrübesiz’ çıktım. Annem birkaç kez daha denememi söyledi. Sıra ona gelince tekrar oynadı, böylece gözümdeki imajını da düzeltmiş oldu. Meğer annem ‘zeki’ymiş. Sonra beni oyunla başbaşa bırakıp gitti. Ben de her oynayışta daha az piyon bırakarak aynı mertebeye yükseldim. Fiyuuuvvv!

– Sınıfta çok popüler olan futbol kartlarıyla oynanan oyuna ben de kendi kartlarımla katılabilmek adına bizimkilere bir kutu Panini FIFA 365 Adrenalyn XL kart aldırdım. Aslında oyun kart üzerindeki futbolcunun gücüne vs. göre oynanıyormuş ama biz öyle yapmıyoruz, başka bir kurgumuz var.

– Çarşamba günü sinemasında bu hafta ‘Finding Dory’i izledim.

– Kışın çok parka gitmiyorum ama bazen hava güzelse eve çıkmadan bir maymun barı yapıyorum.

– Cumartesi Ayşe Bade’nin annesi bizi ve Doruklar’ı yemeğe davet etti. ‘Biraz erken buluşalım ki çocukların uyku saatini geçirmeyelim.’ demiş. (Malum ayrılamama durumu..) Biz de öğleden sonra kapıyı çaldık. Ayşe Bade bize bahçede hazine avı oyunu hazırlamış. Hemen koştuk. Sonra da çeşitli oyunlar yarattık. Ayrılmak yine çok kolay olmadı ve planlanandan daha geç kalktık. Olsun, çok güzel bir geceydi.

– Pazar programımız Kostandoflar’la Polonezköy’e gitmekti. Kahvaltı faslını geçirip Country Club‘a mangala gidelim dedik. Hava da bize torpil geçti. Çevredeki hayvanlarla bol bol haşır neşir olabildiğim, at bindiğim harika bir gün oldu.

– Bu hafta 3 kitap aldık. Bildiğiniz üzere Charlie’nin Çikolata Fabrikası bir klasik ve Roadl Dahl biz çocuklara nasıl merak içinde sayfa çevirttirileceğini çok iyi biliyor. Kahramanımız Charlie Bucket çok fakir olduğu için, çikolatayı çok sevmesine rağmen yılda bir kez küçücük bir çikolata yiyebilmektedir. Bir gün şehirdeki kocaman çikolata fabrikasının sahibi Bay Wonka, gazeteye ilan vererek dünyanın dört bir yanına dağılmış çikolata ambalajlarındaki 5 altın bileti bulan 5 çocuğa fabrikayı gezdireceğini ve ömür boyu yetecek kadar çikolata vereceğini açıklar. Charlie çok heyecanlanır ama sadece bir çikolata alarak altın bileti bulma şansı ne kadar olabilir ki? (8+, Can Çocuk Yayınları, 16 TL)

(Diğer iki kitabı hep önünden geçtiğimiz Göztepe’deki YKY dükkanından aldık. Aklınızda olsun burada kitaplar hep indirimli.) Stefania Lepera’nın yazdığı Üç Dedektif ve İki Matematik Bulmacası, annesi-babası seyahatte olduğu için bir hafta dayısıyla kalacak olan Arda’nın maceralarını anlatıyor. Dayısı ilk gece Arda’yı yemeğe götürür. Bizimkiler sakince yemeklerini yerken yan masada tartışma çıkar. Dayısı polis olduğu için hemen duruma müdahale eder. 3 müşteri, 25 TL gelen hesap için 10’ar TL verdiklerini, gelen 5 TL para üstünden 1’er TL alarak garsona 2 TL bahşiş bıraktıklarını söylerler. Fakat akıllarına takılır; 3×9+2=29 etmektedir. Müşteriler 30 TL ödediklerine göre 1 TL nerededir? Cevabı bilen yorum olarak yazsın! 😉 İkinci bulmacayı da kitabı okuyunca görürsünüz. Bu arada en sonda ‘yanıltıcı mantık’ ve ‘yanal düşünce’ kavramları da örneklerle açıklanmış. (8-10 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 10 TL)

Son kitap; Silvia Vecchini’nin yazdığı Erkekler Kızlara Karşı ise, okuyucuyu önyargılar ve öğretilmiş roller üzerinde düşünmeye yöneltiyor. Eşit sayıda kız ve erkekten oluşan sınıfa ezberbozan bir karakter dahil olur: Zoe. O güne kadar sınıftaki erkek ve kızların yapacakları kesin çizgilerle ayrılmıştır; kızların ve erkeklerin oyunları, zevkleri farklıdır. Zoe’nin babası öldükten sonra annesi birlikte kurdukları işi devam ettirmiş ve kamyon şoförü olmuştur. Zoe’ye dedesi bakmaktadır. Cinsiyetçi dayatmalarla büyümemiş olan Zoe, sınıfın dinamiklerini de değiştirir. (9-12 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 14 TL)

Read Full Post »

 – Bu haftanın bombası Snapchat oldu! Hayatımıza girişiyle birlikte abuk sabuk ama bizi gülmekten öldüren video ve fotoğraflar çeker olduk. 🙂

– Şu an tam 6 dişim sallanıyor. Bunların hepsi aynı anda mı düşecek acaba? Tam bir nineye benzeyeceğim. 🙂

– Bu hafta ‘Kokosnuss Ormandaki Hazine’yi okudum. Bu küçük ejderha ile daha önce okula başlama macerası sayesinde tanışmıştım. Serinin bu kitabında; Kokosnuss arkadaşlarıyla oynarken üzerinde garip resimler olan bir deri parçası buluyor. Bunun bir define haritası olduğunu düşünüp işaretleri takip ederek hep birlikte ormanın içine giriyorlar. Böylece daha başka haritalar ve yeni hayvanlarla karşılaşacakları bir maceraya başlamış oluyorlar. (5-8 yaş, ABM Yayınevi, 15 TL) 

Kokosnuss serisinde 10’dan fazla kitap var. Hepsi de büyük puntolarla yazılmış, bol resimli hikayeler. Özellikle 1. ve 2. sınıf öğrencileri için okuması rahat ve keyifli bir seri… Kitapçılarda orijinal dilinde yani Almanca olarak basılmış olarak da mevcut. Bir de 2014 yapımı ‘Sevimli Ejderha Kokonat/Der Kleine Drache Kokosnuss’ adında animasyonu var.

– Bugün okuldan bizi Ayşe Bade’nin babası aldı. Birlikte Kidzania‘ya gittik. Defalarca gitmeme rağmen hiç sıkılmadım, burada hala çok güzel vakit geçiriyorum.


– Yarın iki günlüğüne Eskişehir‘e gideceğiz. Dönüşte görüşmek üzere…

Read Full Post »

Bugün okuldan sonra hiç oyalanmadan Rüzgar ile buluşup Zorlu‘ya gittik. Slava’s Snowshow‘a biletimiz vardı, öncesinde de parkta biraz vakit geçirip yemek yeriz diye plan yapmıştık. Başlangıçta her şey çok güzeldi.. Ta ki parkın kapalı olduğunu görene kadar! Çalışma varmış, parkı kapatmışlar. Planımız suya düştü diye bozulduk, sinirlendik, epey de söylendik. Tatlı bir şeyler yiyelim de moralimiz yerine gelsin diye Jamie’s‘e oturduk ama o negatiflik üzerimizden gitmedi. Annelerimiz ilk fırsatta tekrar geleceğimize dair söz verdiler ama ne fayda.. Bir türlü anlaşamadık; tartıştık, küstük, barıştık, sonra da kalkıp biraz dolaşmaya karar verdik. ‘Yaratıcı Minikler Zorlu’da’ adlı etkinliğe katıldık. Ardından şovu izlemek üzere Zorlu PSM‘ye geçtik.

Dünyaca ünlü palyaço Slava Polunin ve ekibi, eğlenceli bir gösteri hazırlamış. Gösteride konuşma yok, palyaçolar vücut dili ve mimiklerle bize bir hikaye anlatıyorlar. Arada seyircilerin arasına karışıp koltukların üzerinde yürüyorlar. Seyircinin başından aşağı minik kağıtlar boşaltıyor, birinin çantasını kapıp başka bir yere fırlatıyorlar mesela… Böyle abuklukları komik bulduğum için ben epey eğlendim. Çok detaya girmeyeyim ki henüz gitmemiş olanlar için sürpriz bozulmasın. Bu arada gösteriyi anlamsız bulanlar olmuş. Ben öyle düşünmüyorum. Slava’s Snowshow’u izlemek isteyenlere bunun bir ‘palyaço’ gösterisi olduğunu ve bolca hayal gücü içerdiğini hatırlatmak isterim. 😉

    

Read Full Post »

– Sabırsızlıkla beklediğim ‘Küçük Prens’ gösterime girdiğinde annem yurtdışındaydı, filme ilk gün anneannem ve dedemle gitmiştim. Anneme de onunla tekrar gidebileceğimi söylemiştim, sözümü yerine getirdim.

image

– Küçük Prens başlamadan önce gösterilen tanıtımlarda ‘Hotel Transylvania 2’ye rastladık. İlk filme gideli 3 sene olmuş, filmle ilgili hiçbir şey hatırlamıyordum. Cuma günleri erken geldiğim için bazen annemle mısır patlatıp film keyfi yaparız, bir cuma da ‘Hotel Transylvania’yı izledik. Şimdi sabırsızlıkla beklediğim film; ‘Hotel Transylvania 2’ oldu.

BBC‘de yayınlanan ödüllü çocuk programı ‘Nina and the Neurons’u çok severek izliyorum. Nina, her programda çocukların sorduğu bir soruya 5 duyunun yardımıyla cevap veriyor ve laboratuvarında çocuklarla birlikte deney yapıyor. Aslında bu epey eski bir program. Bu aralar tekrar yayınlamaya başlamışlar. Kaydedip akşam yemeğimizi yerken izliyoruz.

Kanyon‘da düzenlenen ‘Silikon Vadisi’ etkinliğinin, son günündeki son seansına yetiştim. Kanyon’a epeydir gelmemişiz, ne kadar soğuk olabildiğini de unutmuşuz. Ben montumu arabada bırakmıştım. Neyse ki annemin yeleği yanındaydı, üzerime onu geçirdim.

image

– Kanyon’daki yeniliklerden biri de Escale‘di. Gitmişken bir şeyler atıştırmak için uğradık. Ben limonata istemiştim, hayatımda gördüğüm en büyük limonata geldi. Resmen gözlerim yuvalarından fırladı! Yediğimiz her şey de çok lezzetliydi.

image

– Sınıfça okuduğumuz kitap ise ‘Renk Cüceleri’ oldu. Hikayedeki güzel ülkede, kralın düzen merakı doğrultusunda her şeyden tek bir tane varmış ve bunların da önceden belirlenmiş olan tek bir rengi… Örneğin tüm gömlekler beyaz, tüm pantolonlar maviymiş, herkesin evindeki tabak-çanak aynıymış ve tek bir kitapçı, restoran vs. varmış. Çünkü her şey çok renkli ve çeşitli olunca kralın gözleri rahatsız oluyor, bu yüzden ülkeyi yönetemiyormuş. Halkın da bu durumdan pek bir şikayeti yokmuş. Fakat bir gün, oyuncak fabrikasında renkleri oluşturan cücelerden biri bu durumdan sıkılıp değişik bir şey yapmış… Sonra her şey beklenmedik bir şekilde gelişmiş. (5-8 yaş, Tudem Yayınları, 10 TL)

image

 

Read Full Post »

Okulların kapanmasına çok az bir süre kaldı. Okulumuz bir hafta erken açıldığı için bir hafta erken kapanacak. Bu hafta programımızı tamamladık ve tüm kitapları bitirdik. Bir yıl boyunca sınıfta yaptığımız çalışmaları toplayıp eve getirdik. Artık ödev de olmayacak. Okul bitti diyebilirim.

Görsel Sanatlar derslerinde yaptığımız çalışmalar okulun bahçesinde sergilendi. Bizim sınıf sergiye, tuval üzerine yaptığımız Picasso‘nun ‘Güvercinli Çocuk’ adlı tablosunun reprodüksiyonu ile katıldı. Picasso bu tablosunu 19 yaşındayken yapmış.

IMG_0565.JPG
Hiçbirimiz resmimizi orijinaline benzetemedik. Ama önemli olan çalışmak değil mi? 🙂

IMG_2436.JPG

Sınıfça okuduğumuz son kitap ‘Dansçı Caretta’ oldu. Banu Bozdemir’in yazdığı öykü, yumurtasından çıkan minik deniz kaplumbağasının denize ulaşma çabasını anlatıyor. Carettamız aynı zamanda dans etmeyi çok seviyor ve denizlerdeki kirlenmenin önüne geçmek istiyor. (7+, Kelime Yayınları, 8 TL)

IMG_2693-0.JPG

Bunun dışında ‘Bizim Okul Bi’ Acayip’ serisini okumaya devam ettim. Babaannemle alışverişe çıktığımızda 3. ve 4. kitapları da almıştık. Serinin pek bir edebi değeri olduğunu söyleyemeyeceğim ama okuması çok kolay ve eğlenceli. Benim yaşımdaki çocukların okul maceralarını anlatıyor. Çabucak da bitiyor. (7+, Epsilon Yayınları, 17,5 TL)

IMG_2695.JPG

Okul dönüşlerinde parkta zaman geçirdik. Pek kimse olmuyor, biraz sallanıp biraz ip atlayıp sıkılınca eve çıkıyoruz.

IMG_0602.JPG

Son olarak literatürüme giren iki yeni ifadeden bahsedeyim: ‘Yalvarırım’ ve ‘Yemin ederim’. Yalnız bu ikisini bazen karıştırıyorum. Ortaya komik cümleler çıkıyor tabii. “Yemin ederim biraz daha kalalım anne, nooluur!” gibi… 🙂

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: