Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Okul çağı kitapları’ Category

– Mayısın ilk etkinliği çok sevdiğimiz ve dört gözle beklediğimiz okul pikniği oldu. Herkes ev yapımı yiyecekler getirdi. Ben yine hepimizin favorisi olan m&m’li kurabiyelerden götürdüm. Silindi, süpürüldü! 😋

– Pazar günü de Mehmet bizi çiftliğe davet etti. Geçen yıldan tecrübeliydik, ayağımıza çizmeleri geçirip gittik. Bütün gün kırlarda koşup oynadık. Büyükler de vur patlasın çal oynasın modundaydı. Urfa lezzetleriyle taçlanan günü neşe içinde bitirip eve döndük.

– Film günümüzde annem Harry Potter serisini izlemeyi önerdi ben de kabul ettim. İlk film olan ‘Felsefe Taşı’nı izledik. İzlemez olaydım! Filmin sonunda kahramanlardan biri şapkasını çıkarınca kafasının arkasında bir yüz vardı. Büyücü Voldemort onun bedenine gizlenmiş meğer! O sahneyi aklımdan çıkaramıyorum. Çok etkilendim ve itiraf ediyorum korktum. Aslında hayal ürünü olduğunu biliyorum ama yine de korkumu engelleyemiyorum. Diğer Harry Potter filmlerini de görmek istemiyorum artık!

– Okulda anneler günü için hazırlıklara başladık. Bu sene kuru kuru resim/kart yapmak yerine çok daha efektif bir çalışma hazırladık. Karta bazı kuponlar iliştirdik. Kuponlarda yatakta sabah kahvaltısı, bulaşık yıkama, sarılma vb. hizmetler mevcut. Annelerimiz canları istedikleri zaman kullanıp keyfine varabilecekler.

– Hafta sonu tatlı Bademimizi görmeye gittik. Birlikte oyunlar oynadık, ponçik bacakları da biraz mıncırmış olabiliriz.

– Ve anneler günü… Sabah kahvaltısını babamla birlikte hazırlayıp annemi uyandırdık. Kahvaltıdan sonra babaannemle halamı görmek için Acarkent’e gittik. Bu sayede halamın kedi ve köpekleriyle de oynama fırsatım oldu. Birlikte yemek yiyip eve döndük.

– Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun! Yok ticariymiş, yok bir gün değil her gün olmalıymış.. Böyle şeylere aldırmıyorum. Özel günleri çok seviyorum ve en güzel şekilde kutlanmasını önemsiyorum. Anneciğimi de çok ama çok seviyorum! Bana hep “İyi ki benim kızım olmuşsun..” der ve kendimi çok özel hissettirir. Ben de ona “İyi ki..” diyorum. 💕

– Okulların kapanmasına az kala bizim yaz tatili planlarımız da netleşmeye başladı. Babaannem kız kıza Karayipler’e gitmeyi önerdi. Böyle bir öneriyi reddetmek mümkün olabilir mi? Hemen atladık tabii. Kısmetse 14 Haziran’da önce Miami’ye gidip orada birkaç gün kalacağız, sonra da Karayipler’e cruise turuna çıkacağız. Eminim yepyeni deneyimlerle dolu, harika bir yolculuk olacak!

– Tatil demişken ve yukarıda anneler gününden bahsetmişken, bu yıl babalar gününde babişimden ayrı olacağım için şimdiden üzgünüm. İlk kez Babalar Günü’nü ayrı geçirmek zorunda kalacağız. Ama babamın o kadar uzun süre işini bırakıp bizimle gelmesi mümkün değilmiş. 😔

– Sınıfça okuduğumuz kitapların da sonuncusuna gelmiş bulunuyoruz. Süleyman Bulut tarafından kaleme alınan ‘Kar Tanesi’ adlı hikayenin konusu kısaca şöyle: Yeni doğmuş bir kar tanesi (Adı sonradan Küçümen Karcık olarak değişir.) rüzgar sayesinde Karlar Ülkesi’ne ulaşır. Çok küçük ve tecrübesiz oluşu diğer kar tanelerini güldürür. Yıldızkar, Küçümen Karcık’a Karlar Ülkesi’ni gezdirir. Küçümen Karcık, sınırın ötesindeki Karkuyusu’na gitmemesi gerektiğini, Güneş’in en büyük düşmanları olduğunu, güçlü Buzkarlar’ın ülkeyi nasıl koruduğunu ve daha pek çok şeyi bu gezi sırasında öğrenir. Bir gün aniden savaş çıkar ve Küçümen Karcık öğreneceği daha çok şey olduğunu anlar… (8+, Can Çocuk Yayınları, 10 TL)

Reklamlar

Read Full Post »

İstanbul’da yaz henüz kendini göstermedi ama bizimkilerin tatil yapası gelmiş, Kutluğlar ile küçük bir kaçamak planlamışlar…

4 gündür Kıbrıs‘taydık. Aslında havanın daha iyi olacağını ummuştuk ama bu haliyle de keyfini çıkardık. Güneş güzeldi, gölgeler serindi, deniz soğuktu (yine de yüzdük). Burak’la Dilara’nın daha önce Girne‘ye inmediklerini öğrenince, onlara şehir turu yaptırdık. Girne eski zamanlarda çok önemli bir liman kentiymiş. Bugün de birçok medeniyetin izlerini taşıdığını görebilirsiniz. Bu yüzden sokaklarda yürümek çok zevkli. (Tabii havanın çoook sıcak olduğu yaz aylarında değil!) Venedik döneminden kalan kale, içindeki batık gemi müzesi ve hemen yanındaki kilise görülmesi gereken yerlerden birkaçı…

Sokaklar cıvıl cıvıldı, parklar çocuk doluydu. Balon yapıp satan bir palyaçoya rastlayınca hemen balon aldık, dondurma yedik ve birçok şeyin Türkiye’den ucuz olduğu marketlerden alışveriş yaptık. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız! Akşam yemeği için rezervasyonumuz vardı, alışverişi fazla uzatmayıp otele döndük.

Bu gidişimizde Merit Crystal Cove‘da kaldık. Ben burayı çok seviyorum çünkü küçük bir hayvanat bahçesi ve pony’ye binme imkanı var. Çocuk parkı da büyükçe. Buraya ilk kez 4,5 yaşındayken gelmiştim. Fotoğrafa bakınca artık pony’lik bir halim kalmamış gibi hissettim.

Göz açıp kapatıncaya kadar tatil bitti ve kendimizi İstanbul’da bulduk. Eve dönmeden önce dışarıda yemek yemeye karar verdik ve doğruca Kokoreççi Durmuş Usta‘ya gittik. Burası İstanbul’da yaşayan İzmirliler için bir cennet çünkü kokoreçi İzmir usulu yapıyor; domatese ve baharata boğmuyor. Annemin en sevdiği yerlerden biri, babamla ben de durumdan pek şikayetçi değiliz doğrusu! 🙂

Bu aralar Küçük Cadı Şeroks‘u okuyorum. Masallar Ülkesi’nin küçük cadısı Şeroks, yeni masallar bulması için Dünya’ya gönderilir. Burada pek çok karakter ile tanışır, hayatla ilgili ayrıntıların farkına varır ve büyür. Zevkle okunan fantastik bir hikaye… (9-11 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 15 TL)

Read Full Post »

– Son günlerde sinirli biri oldum çıktım. Her şey normalken beni sinirlendiren bir şey oluveriyor, bir saniye içinde bambaşka birine dönüşüyorum. Bu durumdan en çok annem muzdarip.

– 16 Nisan seçimlerinin ertesi günü okullar tatil edildi, biz de Zorlu‘da Arda’yla buluştuk. Hava çok güzeldi, parkta bol bol oynadık. Sonra da yemek yedik. Eve dönmek üzereyken babam aradı: Babaannem düşmüş! Gelip bizi aldı ve babaannemi görmeye gittik. Neyse ki kötü bir şey olmamıştı, keyfi yerindeydi. İçimiz rahatladıktan sonra klasik mekanımız olan Günaydın‘da yemek yiyip eve döndük.

– Bu sefer sinema programını babamla yaptık ve ‘Patron Bebek’i izledik.

– Cumartesi için Damla’nın annesi “Program yapalım mı?” diye sordu ama annem çok hastaydı. Bunun üzerine Sibel Teyze “Biz Ela’yı alırız, sen de dinlenirsin.” önerisini getirince çok mutlu oldum. Birlikte at binmeye gittik, sonra da evlerine dönüp film izledik. Akşam da beni eve bıraktılar. Annem gözlerini bile açamayacak durumda olduğu için o kadar makbule geçti ki… Aynı akşam Naz’ın nişanı vardı ama biz gidemedik, ben anneme refakatçi olarak evde kaldım. Ailemizi temsilen babam katıldı.

– ‘Felsefe ve Düşünce Eğitimi’ dersinde bizlere Homeros’un ‘İlyada’ ve ‘Odisseia’ adlı eserlerini okuma görevi verildi. Daha önce de bahsetmiştim, mitolojik kahramanlar o kadar çok ve isimleri o kadar değişik ki okurken kafam karışıyor, bir yandan da sorular oluşuyor. Bu yüzden kitapları annemle birlikte okuduk. Karakterler ve yaşananlar üzerinde sohbet ederek, geçmişte olanları hatırlayarak gittik. Böylesi daha zevkli oldu. Hem de okuduklarım bir bütün olarak bir şey ifade eder hale geldi. Kitapların ağır bir dili yok ve okunmaları kolay. ‘İlyada’ 9 yıl süren Truva Savaşı’nın 51 gününü konu ediyor. Truva kentinden, o zamanki insanların inanışlarından, kahramanlıklarından, hatalarından, bol bol da tanrılardan bahsediyor. ‘Odisseia’ ise Truva Savaşı’ndan sonra evine dönmeye çalışan İthaka kralı Odisseus’un yaşadıklarını anlatıyor. Bu kitabı daha hızlı okudum çünkü Odisseus ülkesine ulaşmaya çalıştıkça karşısına türlü türlü engeller çıkıyor, insan okurken “Hadi artık! Bu son olsun ve Odisseus evine kavuşsun!” diye diye heyecanla çeviriyor sayfaları. Tanrıların müdahalesi çok fazla olduğu için Odisseus ellerinde oyuncak olup maceradan maceraya koşuyor. Bu sırada onu bekleyen karısı ve oğlu da kolay günler geçirmiyor tabii… (9+, Can Çocuk Yayınları, 10,5 TL)

Read Full Post »

– Önce güzel bir haberle başlayayım. Gerçi benden geçti ama olsun… İlkokulda el yazısı kaldırıldı! Biz 1, 2 ve 3. sınıflarda el yazısı kullandık, 4. sınıf itibariyle (yani seneye) normal yazıya geçecektik. Okula yeni başlayan kardeşlerimiz adına mutluyum çünkü onlar bu çileyi çekmeyecekler. Haber burada.

– Şu sıralar okulda ‘açılar’ konusunu işlemeye başladık. Teneffüste de online oyunlar oynuyoruz. Örneğin; Banana Hunt. Verilen açının yerini tahmin etmek üzerine basitçe kurgulanmış bir oyun. Göz atmak isterseniz buraya tıklayın.

– Eskiden çok sıkıldığım, adını bile duyunca ofladığım ‘Felsefe ve Düşünce Eğitimi’ dersini çok sevmeye başladım. Bunda okuduğumuz kitapların, özellikle de mitolojinin çok etkisi oldu.

– Çarşambaları ödevsiz gün olduğundan rahatız. Genellikle sinema programı yaparız. Bu sefer okuldan sonra Lara ile Akasya‘da buluştuk.

– Bu sene yıl sonu gösterimizi biraz erken sahneye koyduk. Çoğunlukla danslardan oluşuyordu ve ebeveynlerimiz yine izlerken mest oldular. Ben Kırmızı Başlıklı Kız’lardan biriydim. Elimizde elma sepetimizle hoplaya zıplaya dans ettik.

– Hafta sonu Ayşe Bade ve Eda’yla birlikte Xtrem Aventures‘a gittik. Fakat Eda son dakika yukarı çıkmaktan vazgeçti. Biz de biraz ayrı takıldık, sonra tekrar buluşup Uniq içerisinde vakit geçirdik.

– Bizimkilerle ortak bir şeyler yapmaktan çok hoşlanıyorum. Maça gitmek, kutu oyunu oynamak, hepimize hitap eden bir film bulup birlikte izlemek… Listeye son olarak Texas Hold’em Poker‘i ekledim. Her akşam yemekten sonra oynuyoruz.

– Bu hafta sınıfça ‘Geçmiş Zaman Gezginleri’ serisinden ‘Dinozorlar Arasında’yı okuduk. Seride kahramanlar önce Taş Devri’ne sonra da Sümer Ülkesi’ne gitmişler. Henüz onları okumadık. Bu kitapta ise Dinozorlar Çağı’na yolculuk yaptılar. Hayatta kalmak, beslenmek ve barınmak gibi ihtiyaçları hallettikten sonra dinozorlarla arkadaş olup maceradan maceraya koştular. (8+, Kelime Yayınları, 12 TL)

– Kütüphaneden de ‘Sihirli Okul Otobüsü-Uzay Kaşifleri’ adlı kitabı aldım. Bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere; Joanna Cole’un yazdığı seri, Bayan Frizzle ve öğrencilerinin fen dersinde yaşadıklarını anlatıyor. Bu kitabın konusu uzaydı. Kitaptaki çocuklarla birlikte yıldız, gezegen, asteroid gibi kavramları, gezegenlerin güneşe uzaklıkları ve güneşin etrafında bir turu kaç dünya gününde tamamladıkları, vb kavramları öğrendim. (9-12 Yaş, Altın Kitaplar, 8 TL)

Read Full Post »

– Yeni yaşımın ilk etkinliği Galatasaray Odeabank – Unics Kazan maçı oldu. Maç benim için oldukça geç bir saatte; 21’deydi ama olsun. Maç boyunca “Egee!” diye bağırmaktan boğazım patladı. Bir ara bana top geldi, o an ne yapacağımı bilemedim ve topu hakeme verdim. Maçı 75-67 biz kazandık, kısık bir sesle yorgun argın eve dönüp kendimi yatağa attım. Harika bir maçtı!

– Anneannemle dedem İstanbul’dayken birlikte bol bol vakit geçirdik. Cumartesi Göztepe Parkı‘na gittik. Hava çok soğuktu ama insan oyuna dalınca anlamıyor. Hava kararınca park boşaldı, hepimiz zipline ile kaydık. Halimize çok güldük. Sonra da Misina‘da ziyafet çekip eve döndük.

– Pazar, Mert’le birlikte yine Öniz’in davetlisi olarak Zorlu PSM‘de Karton Şehir‘i izledik. Oyunun yazarı ‘Bir Hayal, Bir Oyun’ yarışmasını kazanan bizler gibi küçük bir çocuk. Bu ilk gösterimdi, oyunun sonunda sahneye çıktı, biz de bol bol alkışladık onu. Zorlu Çocuk Tiyatrosu yine sahneye çok güzel bir müzikal koymuş. Oyundaki kahramanımız yıl sonu gösterisinde başrol olmayı isterken sadece balon şişirme görevini alınca bozulur. Sonra da kendine kartondan bir şehir kurar ve oranın kralı olarak çılgın bir maceraya adım atar. (4+)

– Oyundan sonra karşıya geçip babaannemle dedeme gittik. Doğum günü partimde pastamı üflerken Mahir Dedem yanımda yoktu, bu yüzden akşam yemeğe çıktık ve bir pasta alıp küçük bir kutlama daha yaptık. Tekrar mum üfleme fırsatını kaçırır mıyım? Tabii Efe’den fırsat kalırsa! 🙂

– Doğum günüm için nasıl bir hediye istediğimi soran herkese “Shopkins!” demiştim. Bu sayede ev Shopkins doldu. Bu tür küçük ‘collectable’ oyuncakları bizimkiler para tuzağı olarak nitelendirseler de ben çok seviyorum. Bir ara Tsum Tsum alıyorduk, şimdi Shopkins… Topladıkça topluyorum, modası geçince bir kenarda kalıyorlar. Bir de oyunu var: Shopkins World. Ben neyse de annem acayip sardı. İki dakika boş kalsa hemen oynuyor. App Store linki burada.

– Çok küçüklüğümden beri Mahir Dedem’le bir kuş evi yapmak istiyorduk. Şirin bir şey bulup almış bana. (Alex – Home Tweet Home) Keyifle boyadım. Bahar geldiğinde kuşlara ziyafet çekeceğim!

– Annemle ‘Beauty and The Beast’i izledik. Babam gelmek istemedi çünkü 3D filmler başını ağrıtıyormuş. Filmi çok beğendik ama bu sefer de annemin migreni tuttu! Filmden sonra koşa koşa eve döndük.

– Felsefe ve Düşünce Eğitimi dersinde hepimize farklı bir mitolojik tanrı hakkında araştırma yapma ve resmini çizme ödevi verildi. Bana Hades çıktı. Araştırma yaptım yapmasına da, bazı şeyleri oturtamadım. Mitolojide çok fazla karakter var. Annem de Disney’in ‘Hercules’ adlı animasyonunu izlemeyi önerdi. Mitolojik kahramanlar çok ilgimi çekti ve birçok şeyi bu sayede öğrenmiş oldum.

– Bu hafta sınıfça okuduğumuz kitap Cemil Kavukçu’nun ‘Bir Öykü Yazalım mı?’ adlı kitabı oldu. En büyük hayali büyüyünce yazar olmak olan Fatoş, en sevdiği yazar okullarına geleceği için çok heyecanlıdır. Ondan hikaye yazmanın inceliklerini öğrenmeyi ummaktadır. Yazar okula gelir, konferans salonunda toplanan çocuklara yazmaya nereden başlanacağı, olay örgüsünün nasıl kurgulanacağı vb. konular hakkında bilgiler verir ve “Birlikte bir öykü yazalım mı?” diye sorar. Sadece ‘leylek’ kelimesinden başlayarak bir başlangıç yaparlar. Birkaç hafta sonra yazara iletilecek şekilde herkes kendi öyküsünü yazacaktır… Çocukları yazmak için heveslendiren ve nasıl başlayıp nasıl ilerleyecekleri hakkında fikirler veren güzel bir kitap. (9+, Can Çocuk Yayınları, 9,5 TL)

– Kütüphaneden de ‘Sihirli Okul Otobüsü-Dev Mikroplar’ adlı kitabı aldım. Joanna Cole’un yazdığı seri, Bayan Frizzle ve öğrencilerinin fen dersinde yaşadıklarını anlatıyor. Bayan Frizzle hangi konuyu işleyecekse ona göre giyiniyor ve çocukları sihirli bir maceraya çıkarıyor. Her kitapta farklı bir konu işleniyor. Bu kitabın konusu mikroplardı. Çocuklar piknikte bugüne kadar görmedikleri pek çok minik yaratığın da çevrede olduğunu öğrendiler. Serinin 8 kitabı Türkçe’ye çevrilmiş, aynı zamanda çizgi filmi de var. Youtube ya da Netflix’te (yeni bölümler) izleyebilirsiniz. (9-12 Yaş, Altın Kitaplar, 8 TL)

– Kitaplığıma da Eva Furnari’nin ‘Şair Kısakulak’ adlı kitabını ekledik. Kısakulak’ın bir kulağı diğerinden kısadır. Çocukluğundan beri arkadaşları bu yüzden onu kızdırmaktadır. Bu nedenle yalnız yaşamaktadır ve hiç arkadaşı yoktur. Bir gün otobiyografisini yazmaya karar vermişken, bir okur mektubu alır. Mektupta Kısakulak’ın eserlerindeki karamsar havadan şikayet eden okur, eserlerini farklı şekilde yazarak daha hoş olduğunu iddia eder. Kısakulak eleştiriye açık değildir. Önce çok bozulur fakat düşündükçe okura hak vermeye başlar… Kitapta kullanım kılavuzu, şiir, yemek tarifi, kartpostal vb. farklı metin türleri kullanılmış ve okuması çok keyifli. İllüstrasyonları da ödül almış. (8-11 Yaş, Tudem Yayınları, 14 TL)

Read Full Post »

– Geçtiğimiz hafta önemli bir gün vardı: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Sınıfça 8 Mart’ın hikayesini, anlamını ve önemini öğrendik. Artık kuru kuru “Kadınlar günün kutlu olsun!” demek yok.

– Yaklaşan doğum günüm için bende heyecan başladı. Annem bu sene pastayı hazır almak için yol yaptı ama kabul etmedim. Tasarımını aklımda netleştirdim diyebilirim. Cumartesi çıkmadık; pastamın süslerini hazırlamaya başladım. Sonra da annemle ponpon yaptık ama ponponlar bir türlü istediğimiz kadar sıkı ve pofidik olmadılar.

– Pazar sabahı babamın kuzeni Ertan’ın sürpriz doğum günü partisi için İTÜ Lokal‘de toplandık. Aslında pek çok kişiyi tanımama rağmen bana bir utangaçlık geldi. Yaşıtlarıma yanaşmadım, Doruk kendi arkadaşlarıyla takıldı. Partiden sonra eve dönerken başka programımız olmadığını öğrendim. Hava yağmurlu ve soğuktu. Zaten sabah sıkılmıştım, günün geri kalanında da evde sıkılacağımı düşünerek yol boyunca söylendim. Eve henüz dönmüştük ki Rüzgar’dan gelen mesajla havalara uçtum. Annesi Akasya’ya gelirken Rüzgar’ı bize bıraktı. Böylece günümün geri kalanı neşeli geçti.

– Yaklaşan doğum günüm için anneannemle dedem İstanbul’a geldiler. Kalabalık olunca oynamayı çok sevdiğim oyun hangisiydi? 🙂 Hemen Monopoly’ye başladık.

– Bugün de Ilgın’ın doğum günü partisi için Rahmi Koç Müzesi‘nde toplandık. Burası bize uzak olduğu için daha önce gitme fırsatı bulamamıştım. Partiden önce Lara’yla etrafı keşfettik. Renkli Matematik Dünyası‘nda çok eğlendik. Giant Soap Wall’da dev sabun köpüğünün içine girdik ve etkinlik alanındaki bulmacaları çözdük.


– Sınıfça okuduğumuz kitap bir Behiç Ak öyküsü olan ve yitirilen değerlere dikkat çeken Vapurları Seven Çocuk‘tu. Gülümseten Öyküler serisinden olan kitapta balon satarak para kazanan ve boğaz kıyısındaki bir semtte annesi, kardeşi ve kedisiyle yaşayan küçük Fırat’ın yaşadıklarını okuyoruz. Sevgi dolu bir mahallede komşularıyla yaşayan Fırat, vapurları çok sevmektedir. Mahalleli ve vapurlar, iç içe mutlu ve uyumlu bir yaşam sürmektedir. Bir gün, 100 yıllık yalıda oturan komşuları Meliha Hanım, çok yaşlandığı için mahalleden taşınır ve güzelim yalının zaman içerisinde harabeye dönmesi Fırat’ı çok üzer. Sadece yalı değil, eski vapurlar, ahşap iskele, yüz yıllık çınar ağacı da mahallelinin gözünde değersizleşmiştir. Fırat, mahalle ve mahallelideki bu değişime anlam verememekte ve bir şeyler yapması gerektiğini hissetmektedir… (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 16 TL)

– Kütüphaneme eklediğimiz kitaplar ise Klasiklerle Tanışıyorum serisinden Alice Harikalar Ülkesinde ve Define Adası oldu. Bu seride hikayeler renkli çizimler eşliğinde, akıcı bir dille anlatılıyor.

Alice Harikalar Ülkesinde, aslında bir matematikçi olan ve Lewis Carroll mahlasını kullanan Charles Lutwidge Dodgson tarafından 1862’de yazılmış. Ablasının okuduğu hikaye yüzünden sıkılan Alice’nin önünden acelesi olan bir tavşan geçer. Tavşanın ileride bir çukurun içine atladığını gören Alice de çukura atlar. Tavşan sonra bir tünele girer, Alice de peşinden tabii. Tünelin sonunda karşısına kapılar çıkar. Alice bu kapıların birinden geçtikten sonra birbirinden ilginç karakterlerle tanışır. (8-10 Yaş, Doğan Egmont, 9,5 TL)

Robert Louis Stevenson, Define Adası‘nı 1883’de yayınlamış ve kitap o günden bugüne hem çocuklar hem de büyükler tarafından severek okunmuş. Hatta bugün hepimizde olan tahta bacaklı, kanca kollu, omzunda papağan duran korsan imgesi bu kitap sayesinde oluşmuş. Kahramanımız küçük Jim Hawkins, ailesiyle birlikte Amiral Benbow Hanı’nı işletmektedir. Bir gün hana Billy Bones adında yaşlı bir denizci gelir. Billy’nin kocaman bir sandığı ve kendisinden kaçmaya çalıştığı tek bacaklı bir denizci vardır. Billy aniden ölünce, Jim sandığı açar ve içinden çıkanları alıp güvendiği Doktor Livesey’e götürür… (8-10 Yaş, Doğan Egmont, 9,5 TL)

Read Full Post »

– Bu aralar dünyada çok popüler iki şey var: Biri fidget spinner, diğeri Ed Sheeran‘ın şarkısı Shape of You. Fidget spinner modası nerden çıktı bilmiyorum ama bizim evde olan bir şeydi. Babam almış, elinde çevirip duruyordu. Yine de kendi fidget spinner’ım olsun istediğim için bir tane de ‘glow in the dark’ özellikli olanından aldık. Shape of You da aşırı popüler oldu. Her yerde çalıyor, sürekli dinliyoruz. Ayrıca Singing Dentist’in bir yorumu var ki beni çok güldürüyor. İzlemediyseniz buraya tıklayıp bakabilirsiniz.

– Bir de ev yapımı oyun hamuruna taktım. Yeni bir şey değil aslında ama annem uğraşmak istemediği için biz hiç yapmamıştık. Sınıf arkadaşlarım konuyu tekrar gündeme getirince, ben de girdim mutfağa. İnternette bir sürü tarif var. Siz de henüz yapmadıysanız deneyin derim. Hem yapması çok kolay, hem de güzel saklanırsa uzun süre kurumuyor.

– Okulda su hakkında çalışmalar yapıyoruz. Suyu boşa harcamamanın önemi, kuraklık, ileride çıkabilecek su savaşları vs. ile ilgili konuşuyoruz ve poster hazırlıyoruz. Bir de buraya tıklarsanız izleyebileceğiniz videodaki çocuk şarkısını ezberledik. Bu süreçte şarkıyı o kadar çok dinledim ve söyledim ki evdekiler de “Water, water, water, water…” diye dolaşıyordu. Durumdan bizde kalan Arzu da nasibini aldı. Okulculuk oyunumuzda şarkıyı ona da öğrettim.

– Heyecanla beklediğim bir film vardı: Lego Batman. Gösterime girdiği cuma okuldan döner dönmez gitmek istiyordum fakat cumaları resim okulum olduğundan gidemedim. Bu yüzden biraz ağlamış olabilirim. Annem de cumartesi sabahı ilk seansa gidebileceğimizi söyledi. Sabah Arzu’yu uğurlayıp erkenden sinemaya gittik. Filmi çok matrak bulduk ve aşırı beğendik. Gerçi ben dublajlı olmamasını tercih ederdim ama bu haliyle de başarılıydı. Biz sinemadayken Lara ve Banu aradı, Akasya‘ya geliyorlarmış. “Görüşelim mi?” diye sordular. Film bitince buluştuk ve öğleden sonrayı da birlikte geçirdik.

– Ertesi gün Elif’in Zorlu Funloft‘ta doğumgünü partisi vardı. Deli gibi eğlendik, hepimiz ter içinde kaldık. Bir türlü ayrılmak bilmedik. Parti bitti, biz ekstra krediler yükleyip oynamaya devam ettik. Cumartesi üstü pazar tam benlik iki gün oldu. 🙂

– Hafta içi Turkcell‘in Zeka Küpü projesi kapsamında öğrencilere dağıttığı temel maker ve kodlama kitiyle epey vakit geçirdim. Böyle bir şey düşünmeleri ve bizleri geleceğin dili olan kodlama ile tanıştırmayı amaçlamaları çok güzel bir düşünce. Kitten çıkan malzemelerle kendi robotumu yaptım fakat yapmakla kaldım. Çünkü robotumu kodlayabileceğim program sadece android tabanlı ve bizdeki bütün aletler IOS. Programı IOS işletim sistemiyle çalışan bir tablete yükleyemediğim için benim robotum deli danalar gibi dolaşmakla kaldı. Halbuki onu önüne engel çıktığında yönünü değiştirecek ya da belli bir rotada gidecek şekilde kodlayabilirdim. Heyecanla programın IOS uyumlu halini bekliyorum.

– Annemin sömestr öncesi sipariş ettiği ama kargodaki yoğunluktan ötürü gecikince Uludağ’a giderken yanımıza alamadığımız Four in a Row adlı oyunu da bol bol oynadık. Amaç tatilde Arda’yla beni oyalamaktı ama olmadı. Portatif olduğu için her yere taşıyabiliyoruz, Arda’yla bir dahaki buluşmamızda oynarız artık. Oyunun amacı; rakipten önce 4 pulu yan yana, üst üste ya da çarpraz olacak şekilde sıralamak ve aynı zamanda rakibin bunu başarmasını engellemek. Online olarak oynamak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

– Bu hafta sonu da cumartesiyi halamlarla dolayısıyla bir sürü kedi köpekle geçirdim. Pazar da Ayşe Bade’yle Kidzania‘ya gittik. Kim bilir kaçıncı gidişim ama yine çok eğlendim. Bu hafta sonunun neşesi de geçen hafta sonunu aratmadı.

– Kütüphaneme Sakar Cadı Vini serisinden 3 kitap daha ekledik; Vini’nin Zaman Yolculuğu, Vini Ormanda ve Vini Altın Arıyor. Serinin diğer kitaplarındaki gibi bunlarda da Vini’nin birbirinden komik dört macerası anlatılıyor. (8-12 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 10 TL)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: