Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Okul maceram’ Category

– Tekrar squishy yapımına döndüm. Bu hafta ‘Squishy vending machine’ ile uğraşıp durdum. Youtube’da videoları var, oradan bakıp yaptım. Para atıp kolu çevirince squishy düşüyor. Mekanizması için çok uğraştım.

– Bu aralar aramızda moda olan bir diğer şey de lades tutuşmak. Evde deli gibi sürekli lades tutuşuyoruz. Babam biraz daha iyi, annem arkasını döner dönmez unutuyor. Okulda öğretmenlerimizle de oynuyoruz.

– 2. dönemle birlikte Eczacıbaşı’nda üst sınıfa geçtim. Yaşıma uygun olacak şekilde 2008-2011’lerin bulunduğu gruptaydım fakat bu grupta amaç daha çok voleybolla tanışmak ve voleybolu sevdirmek gibiydi. Fazlasıyla oyunla geçiyordu ve beni geliştirmiyordu. Annemle babam konuyu öğretmenlerime açtılar. Onlardan onay alınca grubum değişti. Başta çok korkuyordum, benden büyük oldukları için ezilirim diye düşündüm ama öyle olmadı. Resmen kendimi buldum. Derslere çok mutlu gidip geliyorum. Tek bir handikap var o da dersler 9:00’da başlıyor. Benim için hava hoş da annem hafta sonları da 7’de kalkmak zorunda oldu. Öyle tembel tembel takılmak, uzun kahvaltılar artık yok.

– Pazar voleyboldan sonra misafirlerimiz vardı. Alp, Arel, Mert, ben ve ailelerimiz evde güzel bir gün geçirdik.

– Coys bana evde mini tarım yapabilmem için ‘Benim İlk Botanik Bahçem’i almış. İçinde organik ıspanak ve marul tohumları var. Heyecanla ekip bitkilerimin çıkmasını beklemeye başladım. (7-10 Yaş)

– Sınıf arkadaşım Elif’in doğum günü için Zorlu’da toplandık. Eataly‘de yemek yedikten sonra Funloft‘a geçtik. Jetonlu oyuncaklar, karaoke derken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız. Çok güzel bir gün oldu. İyi ki doğdun Elif!

– Ertesi günü de babaannemin doğum günü dolayısıyla aile saadetiyle geçirdik. İyi ki doğmuşsun babaannecim!

– Müzik öğretmenime söz verdim, hafta içi iki kez flüt çalışıyorum. Sene sonuna doğru Karayip Korsanları’nın müziğini çalabilir hale geleceğiz. Hepimiz bunun için çalışıyoruz.

– Digiturk’te ‘Mucize’ adlı filme denk gelince ailecek izledik. Genetik bir hastalıktan ötürü yüzünde deformasyonla doğan Auggie, annesiyle ev okulunda eğitim görmektedir. Fakat diğer çocuklara karışıp okula gitme zamanı gelince Auggie bazı zorluklarla karşılaşır. Farklılıklara nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda öğütler de içeren harika ötesi bir film. Mutlaka izleyin!

– İngilizce derslerinde bu dönem E.B. White‘ın 1952’de yazdığı ‘Charlotte’s Web’ adlı klasiği okuyoruz. Küçük Fern, diğer domuzlara göre cılız doğan yavruyu sahiplenir ve ona Wilbur adını verir. Wilbur sağlıklı bir şekilde büyümeye başlar ve çiftliğe gönderilir. Burada örümcek Charlotte ve diğer hayvanlarla tanışır. Onlardan yaz bitip de kış geldiğinde yeterince gelişeceğini ve kesilmek üzere satılacağını öğrenir… (7+, Puffin Books, £6.99)

– Türkçe derslerinde sınıfça okuduğumuz kitap ise ‘İkiz Gezginler İstanbul’dan Bodrum’a’ oldu. 4 kitaptan oluşan ‘İkiz Gezginler’ adlı serinin bu kitabında; Ege ve Peri adında tatillerde seyahat etmeyi çok seven ikizler, ebeveynleri arkeoloji eğitimi aldığı için bebekliklerinden beri masal diye dinledikleri efsanelerin peşine düşüyorlar. Serinin bu kitabında Boğaz’a neden Bosphorus dendiğini, Troya’da yaşananları, Ayvalık’ta neden Şeytan Sofrası olduğunu, Manisa’daki Ağlayan Kaya’yı ve daha nicesini İstanbul’dan Bodrum’a yaptıkları araba yolculuğunda öğreniyorlar. (8-11 Yaş, Tudem Yayınları, 16 TL)

– Can’dan bir Tom Gates kitabı daha aldım; ‘Tom Gates – Sınıfın Birincisi’. Serinin bu kitabında Tom hem okul meclisine seçiliyor hem de sınavda sınıf birincisi oluyor. İnanılmaz değil mi? Tom da her şeyin bu kadar yolunda gitmesine inanamıyor zaten. Ve zaten gitmiyor da… (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

– Lara’dan da ‘İyi ki Doğdun Kötü Kedi’yi aldım. Serinin bu kitabında Kötü Kedi’nin doğum günü kutlanıyor. Kötü Kedi çok özel hediyeler bekliyor fakat işler umduğu gibi gitmiyor. (7-10 Yaş, Epsilon Yayınevi, 19,50 TL)

Reklamlar

Read Full Post »

– Bu sene değişiklik yapalım, kayağa sömestr tatili dışında gidelim dedik ve tatilden önceki haftaya rezervasyonumuzu yaptırdık. Yine Uludağ 2. bölgeye Ağaoğlu My Mountain‘a gittik. Orijinaller grubumuz eksiksiz olarak toplandı. (Fotoğrafta yok ama Tanju da vardı.) Bir değişiklik olarak Neslihan mikrofonunu da getirmişti. Şarkılı-türkülü, çok eğlenceli bir tatil oldu. Ve ben yine kaymaya doyamadım. 😬 Maden’e en son Burak’la çıkıp indik. “Seneye birlikte çıkarız, Ela kendi iner. Bana hiç ihtiyacı yok.” deyince bizimkiler kara kara düşünmeye başladı. Tek başıma kayacak kadar büyüdüm mü gerçekten?

– İngilizce derslerinde bir süredir soyu tükenmekte olan hayvanlarla ilgili proje hazırlıyorduk. Bu hafta sunumları yaptık. Ben pandalar hakkındaki çalışmamı sundum.

– İlk dönemin son haftasındayız. ‘The Witches’ kitabını ve etkinliklerini bitirdik, filmini izlemeye başladık.

– Havalar güzel gittiği için teneffüslerde dışarıdayız. Hep birlikte saklambaç oynuyoruz. Yalnız küçük bir hilemiz var; ebe sayarken montları değişiyoruz. Uzaktan montumu görüp “Ela! Sobe!” diye seslendiğinde o kişi aslında ben olmuyorum ve çanak-çömlek patlıyor. 😆

– Çarşamba annemle ‘Muhteşem Showman’e gittik. P.T. Barnum dünyanın en muhteşem gösterisini sunmak hayaliyle yola çıkar ve tarihin ilk sirkini kurmak üzere çalışmalara başlar. Dünyanın her yerinden ilginç yetenekleri ya da anormallikleri olan insanları davet eder. Başta zorluklarla karşılaşsa da İngiltere Kraliçesi’nin bile izlemek isteyeceği muhteşem bir gösteri ortaya çıkarır. Ailecek izlenecek harika bir film. Sakın kaçırmayın!

– Çok önce alınmış olan ama bazı matematiksel kavramlara (asal sayılar vb.) aşina olmadığım için sırasını bekleyen ‘The Boy Who Loved Maths’i okudum. Ağır bir dili yok aslında, daha önce de okusaymışım olurmuş. Kitapta matematik dahisi Paul Erdös’ün (Erdöş diye okunuyor.) hayatı anlatılıyor. Paul Erdös o kadar sevilen biriymiş ki, onunla matematik yapma şerefine erişenlerin bir numarası varmış. Eğer tanışıyorlarsa numaları 1, eğer onunla tanışan biriyle çalışmışlarsa numaraları 2. İnsanlar bu numaralarıyla gurur duyuyorlarmış. Kitabı çok sevdim, arkadaşlarımın ödünç alabilmeleri için okula götürdüm. Okulda küçük bir kütüphanem var… İsteyen alıp okuyor. (7+, Roaring Book Press, $18.99)

– Okuduğum diğer kitap; Lara’dan ödünç aldığım ‘Kötü Kedi – Okulu Karıştırıyor’ oldu. Nick Bruel tarafından yaratılan kahramanımız aslında iyi bir kedi olmaya çalışan ama bazı talihsizlikler yüzünden kötü olan bir kedi. Serinin bu kitabında aynı evi paylaştıkları köpekle sürekli kavga ettiklerinden, düzgün davranmayı öğrenmeleri için okula gönderiliyorlar. Komik çizimlerle, bazen hiç yazı olmayan sayfalarıyla okuması çok kolay bir kitap. Bir günde bitti! (7-10 Yaş, Epsilon Yayınevi, 19,50 TL)

– Kötü Kedi çabucak bitince, Osman’dan ‘Tom Gates – Parlak Fikirler’i aldım. Serinin okuduğum ikinci kitabı oldu. Haylaz Tom yine harika fikirler üretiyor. Bu sefer kıskanç Marcus onunla rekabete giriyor. (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

Read Full Post »

– Squishy çılgınlığı devam ediyor! Her gün eve gelir gelmez Youtube videoları izleyip yeni squishy’ler yapıyorum. Akrilik boyayı saç köpüğü ile karıştırınca ‘puffy paint’ elde ediliyor. Sünger bu boya ile boyanınca sertleşmiyor ve üzerine basıldıktan sonra yavaş kalkma etkisi oluyor. Bir de hafızalı sünger siparişi verdik, o gelince daha da yavaş kalkan squishy’ler yapacağım.

– Bu aralar İngilizce derslerinde ‘Rabbit Proof Fence’ adlı kitap/film üzerinde çalışıyoruz. Hikaye gerçek hayattan alınmış ve 1930’lu yıllarda Avustralya’da geçiyor. Avustralya’nın yerli halkı olan Aborjinleri tamamen ortadan kaldırıp tek renk insanlardan oluşan toplum yaratmak amacıyla çocukları köle olarak alan bir organizasyon, bu organizasyonun başında da Mr. Neville var. Mr. Neville’in yaptırdığı araştırmaya göre bir beyaz ve bir melez evlenince bu evlilikten doğan çocuk beyaz insana daha çok benziyor. Daha sonra o çocuk da bir beyazla evlendiriliyor ve bir nesilden sonra doğan çocuklar tamamen beyaz insana benziyor ve yerli ırktan iz taşımıyor. Mr. Neville bu şekilde Avustralya’yı tamamen Aborjinler’den temizlemek istiyor. Hikayenin devamında yerli halkın yaşadıkları bölgelerden kaçırılan melez çocuklardan Molly, Daisy ve Gracie’nin kamptan kaçarak kurtulma mücadelesini öğreniyoruz. Zorluklarla dolu bu kaçış yaklaşık 2.000 km sürüyor. 2002’de kitabın film uyarlaması yapılmış. Türkçe’ye ‘Çit’ olarak çevrilmiş. Çok etkileyici.. Mutlaka okuyun/izleyin!

– Temiz kıyafet almak için çekmecemi açtığımda her şeyin incelikle düzenlenmiş olduğunu gördüm. Eskiden aşağıdan yukarı doğru katlı biçimde duran t-shirtler, çamaşırlar, pantolonlar, her şey çekmecelere daha farklı yerleştirilmiş. Böylece hiçbir şey üst üste konduğu için altta/arkada kalmıyor, yukarıdan bakınca her şeyi görüyorsunuz. Annem bu düzen şeklini Tuba’dan duymuş. Önce “Uğraşamam!” demiş. Sonra t-shirt çekmecemle başlamış. Sonucu görünce bütün çekmecelerimi, dolaplarımı bu şekilde katlayarak yerleştirmiş. Metodu Marie Condo’dan öğrendik. Şurada komik bir videosu da var.

– Ne zamandır Sude’yle bizi buluştursunlar diye annelerimize yalvarıyorduk. Sonunda hepimize uyan bir gün bulundu ve birlikte Kidzania‘ya gittik. İçeride de Cansu’yla karşılaştık. Yılbaşı öncesi olduğu için çekiliş vb. değişik şeyler de vardı. Çok güzel vakit geçirdik.

– Annemle dayımın küçükken oynadıkları ‘Şans Yolu’ diye bir oyun varmış. Anneannemler geçen gelişlerinde getirmişler. Annem oyunu çıkardı ve sürekli bunu oynar olduk. Hayata atılıyoruz, büyüyoruz, evleniyoruz, çocuk sahibi oluyoruz ve attığımız zarlarla/yaptığımız seçimlerle emekli olduktan sonra elimizde kalana göre hayatımızı değerlendiriyoruz. (8+)

– 2017’nin son sinema keyfinde annemle Ferdinand‘ı izledik. Sahibi Nina ve ailesi ile bir çiftlikte yaşayan Ferdinand, kocaman ve güçlü olmasına rağmen pamuk gibi bir kalbe sahiptir. Bir gün yanlışlıkta pazarda olay çıkarınca başka bir çiftliğe gönderilir ve boğa güreşleri için yetiştirilmeye çalışılır. Ferdinand ya ölecektir ya matadoru öldürecektir. Başka çaresi olmadığını öğrendiğinde kaçmaya karar verir… Çok güzel ve duygusal bir filmdi, yine gözyaşlarımı tutamadım.

– Celal Dedem’in hediyesi olan ‘Dünyaya Yön Verenler’ serisinden Aziz Sancar‘ın öyküsünü bir çırpıda okumuştum ama buraya yazmayı unutmuşum. İlk Nobel ödülünü alan Türk olarak göğsümüzü kabartan Aziz Sancar’ın hayat hikayesi ve başarıları bu çizgi romanda özetlenmiş. Her Türk çocuğunun mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Serinin diğer kitaplarında Da Vinci, Einstein, Newton gibi dünyaya yön veren başka bilim insanlarına da yer verilmiş. (8+, Karakarga Junior, 18 TL)

‘Benim Adım Jack’, çocuk gelişimi uzmanı bir öğretmen olan Susanne Gervay tarafından yazılmış. Jack, okulda mutlu olan normal bir öğrenciyken bir gün sınıf arkadaşı ona “Popo Kafa!” der. Zamanla okuldaki tüm çocuklar Jack’e aynı şekilde seslenmeye başlayınca Jack kötü günler geçirmeye başlar. ‘Benim Adım Jack’, okuldaki zorbalıklar ve bunlarla nasıl baş edileceği üzerine eğlenceli bir serinin ilk kitabı. (8+, Martı Yayınları, 14 TL)

Read Full Post »

– Squishy’lerim geldi fakat sürekli “Şunu da alalım, bu son!” diye diye siparişlerin ardı arkası kesilmez oldu. Ne yapayım o kadar çok çeşit var ve hepsi o kadar sevimli ki dayanamıyorum. Bir de her gün okuldan gelip heyecanla posta kutusuna bakmak adetim oldu. Aldıklarımız yetmedi, Youtube’daki videoları izleyip kendi squishy’lerimi yapmaya başladım.

– Şu sıralar akşam yemeklerinde Grundig ve Mehmet Gürs’ün ‘Ruhun Doysun’ adlı programını izliyoruz. Programın amacı; doğaya saygının ve bilinçli tüketimin öneminin altını çizmek. Program şimdilik sadece Youtube’da. Buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.

– Bazen teneffüste dışarı çıkmıyoruz ve sınıfta oyun oynuyoruz. Derslerde işlediğimiz konularda pratik yapabildiğimiz oyunlardan çok keyif alıyoruz. mathplayground.com‘da kesirler, çarpma/bölme, geometri vb. konularda oyunlar var.

– iPad’e MindSnacks‘in ‘Learn German’ aplikasyonunu yükledik. Okuldan gelince oynuyorum. Almanca öğrenmeye başlayanlar için eğlenceli hem de öğretici bir vakit geçirme aracı… Uygulama ücretsiz fakat dersleri arttırmak için ekstra satın alma yapmak gerekiyor. (4+, 22,99 TL)

– Cumartesi Lara bizi evine davet etti. Voleyboldan çıkar çıkmaz gittik. Bunu duyan Emre de bize katıldı. Biraz evde takıldık, sonra Tepe Nautilus‘e geçtik. Ayı Paddington 2’yi izleriz diye düşünmüştük ama bilet kalmamış. Keşke evden çıkmadan kontrol etseydik diye hayıflandık. Sinema olmayınca parka gittik. Biraz da parkta oynayıp eve döndük.

– Pazar da Derin’le buluştuk. Hava yine aralık ayı için fazlasıyla ılıktı. Biraz ZorluPark‘ta biraz da Funloft‘ta oynadık, deliler gibi eğlendik.

– Sınıfta birbirimizden kitap ödünç almaya devam ediyoruz. Bu sefer Liz Pichon’un bol ödüllü Tom Gates serisinin 8. kitabı ‘Evet! Hayır. (Belki…)’yi aldım. Seri bizim sınıfta erkekler arasında popüler. Saftirik gibi haylaz bir oğlan çocuğunun maceraları olarak özetlenebilir. Düz okunan bir seri değil; bolca grafikten, çizimden ve karalamalardan oluşuyor. Bu kitapta annesi Tom’un çizgi romanlarını satmaya karar veriyor. Tom bununla uğraşmak zorundayken bir de okuldaki Girişimcilik Günü için fikir üretmesi gerekiyor. Tom’u daha yakından tanımak isterseniz burada videoları var. (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

– Annem bir ara Judy Moody serisinin ilk kitabını almış ve sonra unutmuş, kitap koyduğu yerde kalmış. (Maalesef böyle şeyler bizde çok oluyor… Sağdan soldan hiç giyilmemiş ayakkabılar, hiç okunmamış kitaplar çıkıyor. Sonra “Aaa! Tamamen unutmuşum!”) Bulup da bana verince, kitabı çok sevdim ve başladık serinin diğer kitaplarını almaya. Soyadından da anlaşılacağı üzere Judy’nin havası sık sık değişiyor. Başından geçen olayların neredeyse tamamı yazar Megan McDonald ve dört ablasının yaşadıklarından esinlenerek yaratılmış. Megan küçüklen tıpkı Judy gibiymiş. Çizer Peter H. Reynolds da Nokta‘dan tanıdık ve bu seriyi de harika resmetmiş. Serinin ilk kitabında Judy’yi 3. sınıfa başlama stresi sarıyor; sıra değişimi, yanına kimin oturacağı vs. Her kitapta işlenen farklı konuda Judy’nin huysuzlukları, değişen modları ve maceralarını okuyoruz. Judy’nin bir de websitesi var, ayrıca kardeşi Stink de ünlü olup kendi maceralarını yaşamaya başladı. (7-9 Yaş Artemis Yayınları, 15 TL)

– Aralık ayına girmek demek, yılbaşı ağacını kurmak demek! Bu sene ağacımızı kırmızı, beyaz ve gümüş renkleriyle süsledik. Bence şimdiye kadarki en güzel ağaç bu oldu. (Gerçi her sene aynı şeyi söylüyorum…)

– Yılbaşı heyecanı dört bir yanımızı sardı. Annemin ısrarları doğrultusunda Noel pazarlarını gezmek üzere yarın Viyana’ya gidiyoruz. Evet babacım, soğuk olacak ama bence çok eğleneceğiz! 🤗

Read Full Post »

– Ekim sonunda kış saatine geçilmesi gerekiyordu ama geçilmedi. Yine sabah karanlıkta yollara düşer olduk. 😔

– Bilsem çıkışı Göztepe Parkı buluşmasını bu kez Rüzgar’la yaptık. Çok eğlendik, hava karardı ama biz hala koşup oynuyorduk.

– Babaannemler sahibi vefat eden bir kediyi sahiplendiler. İsmi Peri. Bizim Pamuk’umuza çok benziyor, onun gibi yumuşacık beyaz tüyleri var. Ben bebekken Pamuk diyemediğim zamanlarda Pampu dediğim için Pamuk’un adı bir anda Pampu olmuştu. Peri’ye de PeriPampu diyoruz.

– Bu aralar sınıfça ‘Bidigago’ çalışıyoruz. Hatta yazarı Eda Albayrak okulumuza geldi, bizimle tanışıp kitaplarımızı imzaladı. Bidigago için okuyoruz yerine çalışıyoruz dediğimi fark etmişsinizdir. Çünkü kitap yaratıcı düşünceyi teşvik eden oyun ve etkinliklerden oluşuyor. Özgün düşünceyi, hayal kurmayı, kurgu yapmayı öğretiyor. Yaratıcı düşünmenin bize faydası ise; daha fazla -orijinal- fikir üretebilme ve problemler karşısında farklı çözümler sunabilme şeklinde oluyor. (ABM Yayınevi, 4-7 Yaş ebeveyn/öğretmen eşliğinde, 7-12 Yaş bireysel olarak, 15,90 TL)

– Uykudan önce kitap okumayı seven anne-kız olarak bu aralar favorimiz ‘Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler’. Kitapta dünyanın farklı yerlerinde kendilerine dayatılan kurallara ve geleneklere isyan etme gücü bulan kadınların hikayelerini okuyoruz. Hikayeler çok çok kısa otobiyografi tarzında. Dolayısıyla çok detay vermediği için ve hikayelerde örgü olmadığı için eleştiriliyor ama olsun. 9 yaşında bir kız olarak ben bu kitap sayesinde birçok karakter tanıdım ve pes etmemenin gücünü gördüm. (Tek üzüldüğüm konu hiçbir Türk kızına yer verilmemiş olması. Amerika’nın ilk dövme sanatçısı, Sudan’dan kaçıp manken olmuş kız vs. var ama ilham verecek bir hikayesi olan bir Türk kızı yok..) Kadınları yine dünyanın farklı yerlerinden kadın illüstratörler resmetmiş. Çizimleri ve illüstratörlerin farklı tarzlarını incelemek de çok hoşuma gidiyor. Ben fazla detay içermeyen, keskin hatlı çizimleri seviyorum. Dolayısıyla favorim Claudia Carieri! (Hep Kitap, 39 TL)

PS: Bu tarz ilham verici kitapları seviyorsanız Chelsea Clinton ve Alexandra Boiger’ın yazdığı ‘She Persisted’ ve ‘She Persisted Around the World’e de göz atabilirsiniz. 

Read Full Post »

Bugün itibariyle 4. sınıf öğrencisiyim. Bu sene bazı yenilikler var;

– Matematik, sosyal bilgiler vb. derslere sınıf öğretmeni yerine branş öğretmenleri girecek.

– Sınav, not, takdir/teşekkür gibi şeyler söz konusu. 🙈

– İkinci yabancı dil olarak Almanca seçtim. İngilizce’den sonra Almanca öğrenmenin kolay olduğunu söylediler. Bazı kelimeler de benziyormuş; bread/brot vb.

– Müzik aleti seçimim de flütten yana oldu. Çalması çok zor ve narin bir enstrüman, bakalım başarabilecek miyim?

– Sporda ve klüpte seçimim yine voleybol. Bir de Eczacıbaşı’na yazıldım. Haftada iki gün okulda, iki gün klüpte voleybol oynayacağım.

Hepimiz için başarılarla dolu, güzel bir eğitim/öğretim yılı olmasını dilerim!

Read Full Post »

– İstanbul’a döner dönmez okul alışverişini yaptık. Kitaplarımı kapladık, kıyafetlerimi yıkayıp ütüledik. Çok istediğim bir okul çantası vardı. Onu Miami’den almıştım. Kırtasiye alışverişini yapıp kalem kutumu da doldurduk. Her şey hazır!

– Yaz başında yapmaya başladığım 555 parçalık puzzle’ı tamamladım. Canım istedikçe ara sıra gidip birkaç parça koyuyordum. Tatil dönüşü hızlandırdım ve okul başlamadan bitirip kaldırdık.

– Sude’yle birbirimizi çok özlemişiz. Bir gün buluşup Çılgın Hırsız 3‘e gittik ve yemek yedik. Çok eğlendik. Bu sene sınıflar değişmeyeceği için yine ayrı sınıflardayız. Umarım 5. sınıfta aynı sınıfta oluruz.

– Bir hafta sonunu halamlarda geçirdik. Tie Break Cafe’de kahvaltı, Collesium’da havuz keyfi yaptık. Bu vesileyle bol bol kedi&köpek sevdim. Gölge’yi çok özlemişim. Bulut da iyice aileden olmuş.

– Tatilin son günlerini değerlendirmek adına fırsat buldukça havuza gittik. Su biraz soğuk ama olsun.. Gitmişken bir de olmazsa olmazım var; o da smoothie içmek.

– Bir sinema buluşması da Oya’yla yaptık ve birlikte Emoji Filmi‘ni izledik.

– Bugün okula gidip malzemelerimi dolabıma yerleştirdik… 4. sınıf için hazırım!

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: