Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Oyun’ Category

25 Haziran Pazar. Mutlu bayramlar! 🤗😘

– Sabah kalkar kalkmaz programa bakıp günümüzü planladım. Kahvaltıdan sonra morning trivia’ya katıldık. İngiltere ve 70’ler konulu olmayan soruları bilebildik. 1974’te Oscar’ı hangi filmin aldığını ben nerden bileyim? Dünyada bile yoktum! Sonra Jenga turnuvasına koştuk. Orada bir arkadaş edindim. Ama hala junior club’a girmedim. Doğru düzgün yemek de yemiyorum. Annem artık üzülmeye başladı.

– “Güneşlensek mi?” dedik ama çok rüzgarlı diye çıkmadık. Rüzgar olunca sulu kaydırağı da açmadılar. Biz de Top Sail Lounge’da takıldık.

– Sonra bowling oynamaya gittik. 2 küçük lane var. Neyse ki bekleme sırası yok. Çünkü bir el $8. 😒 El dediğim de sadece 5 atış. Çabucak bitiyor. 3 el oynadım, sonra F1 simülatörüne gittik fakat boy sınırı varmış. Ben küçük kaldığım için giremedim. Geminin her yerinde bir etkinlik var, sıkılmak mümkün değil. Dil kursları bile vardı. Annem İspanyolca’ya katılalım istedi ama beni çekmedi.

– Gemide pazar kuruldu. Babaannemle birlikte gezdik, sonra da yemeğe indik. Değişiklik yapıp makarna yedim. Bu arada yemeklerde benimkilere sürekli oyun oynatıyorum; sessiz sinema ve son iki harfle kelime türetmece..

– Gemide ikinci haftamız olduğu için şovlar tekrara düştü. Sunucunun anlattığı komik şeyleri ben gerçek sanıyordum. Annem de komiklik yapmak için kafadan attığını söylüyordu. Gösteriler aynen tekrar edilince gösteri öncesi yapılan talk-show’daki esprilerin de birebir aynı olduğunu gördüm. Annem haklıymış! Geçen hafta Maske’yi izlemiştik, ben tekrar gitmek isteyince babaannem bana eşlik etti. Annem de kafa dinlemek umuduyla odaya çıktı. Yarın yine denizdeyiz…

Reklamlar

Read Full Post »

– Önce güzel bir haberle başlayayım. Gerçi benden geçti ama olsun… İlkokulda el yazısı kaldırıldı! Biz 1, 2 ve 3. sınıflarda el yazısı kullandık, 4. sınıf itibariyle (yani seneye) normal yazıya geçecektik. Okula yeni başlayan kardeşlerimiz adına mutluyum çünkü onlar bu çileyi çekmeyecekler. Haber burada.

– Şu sıralar okulda ‘açılar’ konusunu işlemeye başladık. Teneffüste de online oyunlar oynuyoruz. Örneğin; Banana Hunt. Verilen açının yerini tahmin etmek üzerine basitçe kurgulanmış bir oyun. Göz atmak isterseniz buraya tıklayın.

– Eskiden çok sıkıldığım, adını bile duyunca ofladığım ‘Felsefe ve Düşünce Eğitimi’ dersini çok sevmeye başladım. Bunda okuduğumuz kitapların, özellikle de mitolojinin çok etkisi oldu.

– Çarşambaları ödevsiz gün olduğundan rahatız. Genellikle sinema programı yaparız. Bu sefer okuldan sonra Lara ile Akasya‘da buluştuk.

– Bu sene yıl sonu gösterimizi biraz erken sahneye koyduk. Çoğunlukla danslardan oluşuyordu ve ebeveynlerimiz yine izlerken mest oldular. Ben Kırmızı Başlıklı Kız’lardan biriydim. Elimizde elma sepetimizle hoplaya zıplaya dans ettik.

– Hafta sonu Ayşe Bade ve Eda’yla birlikte Xtrem Aventures‘a gittik. Fakat Eda son dakika yukarı çıkmaktan vazgeçti. Biz de biraz ayrı takıldık, sonra tekrar buluşup Uniq içerisinde vakit geçirdik.

– Bizimkilerle ortak bir şeyler yapmaktan çok hoşlanıyorum. Maça gitmek, kutu oyunu oynamak, hepimize hitap eden bir film bulup birlikte izlemek… Listeye son olarak Texas Hold’em Poker‘i ekledim. Her akşam yemekten sonra oynuyoruz.

– Bu hafta sınıfça ‘Geçmiş Zaman Gezginleri’ serisinden ‘Dinozorlar Arasında’yı okuduk. Seride kahramanlar önce Taş Devri’ne sonra da Sümer Ülkesi’ne gitmişler. Henüz onları okumadık. Bu kitapta ise Dinozorlar Çağı’na yolculuk yaptılar. Hayatta kalmak, beslenmek ve barınmak gibi ihtiyaçları hallettikten sonra dinozorlarla arkadaş olup maceradan maceraya koştular. (8+, Kelime Yayınları, 12 TL)

– Kütüphaneden de ‘Sihirli Okul Otobüsü-Uzay Kaşifleri’ adlı kitabı aldım. Bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere; Joanna Cole’un yazdığı seri, Bayan Frizzle ve öğrencilerinin fen dersinde yaşadıklarını anlatıyor. Bu kitabın konusu uzaydı. Kitaptaki çocuklarla birlikte yıldız, gezegen, asteroid gibi kavramları, gezegenlerin güneşe uzaklıkları ve güneşin etrafında bir turu kaç dünya gününde tamamladıkları, vb kavramları öğrendim. (9-12 Yaş, Altın Kitaplar, 8 TL)

Read Full Post »

– Bu aralar dünyada çok popüler iki şey var: Biri fidget spinner, diğeri Ed Sheeran‘ın şarkısı Shape of You. Fidget spinner modası nerden çıktı bilmiyorum ama bizim evde olan bir şeydi. Babam almış, elinde çevirip duruyordu. Yine de kendi fidget spinner’ım olsun istediğim için bir tane de ‘glow in the dark’ özellikli olanından aldık. Shape of You da aşırı popüler oldu. Her yerde çalıyor, sürekli dinliyoruz. Ayrıca Singing Dentist’in bir yorumu var ki beni çok güldürüyor. İzlemediyseniz buraya tıklayıp bakabilirsiniz.

– Bir de ev yapımı oyun hamuruna taktım. Yeni bir şey değil aslında ama annem uğraşmak istemediği için biz hiç yapmamıştık. Sınıf arkadaşlarım konuyu tekrar gündeme getirince, ben de girdim mutfağa. İnternette bir sürü tarif var. Siz de henüz yapmadıysanız deneyin derim. Hem yapması çok kolay, hem de güzel saklanırsa uzun süre kurumuyor.

– Okulda su hakkında çalışmalar yapıyoruz. Suyu boşa harcamamanın önemi, kuraklık, ileride çıkabilecek su savaşları vs. ile ilgili konuşuyoruz ve poster hazırlıyoruz. Bir de buraya tıklarsanız izleyebileceğiniz videodaki çocuk şarkısını ezberledik. Bu süreçte şarkıyı o kadar çok dinledim ve söyledim ki evdekiler de “Water, water, water, water…” diye dolaşıyordu. Durumdan bizde kalan Arzu da nasibini aldı. Okulculuk oyunumuzda şarkıyı ona da öğrettim.

– Heyecanla beklediğim bir film vardı: Lego Batman. Gösterime girdiği cuma okuldan döner dönmez gitmek istiyordum fakat cumaları resim okulum olduğundan gidemedim. Bu yüzden biraz ağlamış olabilirim. Annem de cumartesi sabahı ilk seansa gidebileceğimizi söyledi. Sabah Arzu’yu uğurlayıp erkenden sinemaya gittik. Filmi çok matrak bulduk ve aşırı beğendik. Gerçi ben dublajlı olmamasını tercih ederdim ama bu haliyle de başarılıydı. Biz sinemadayken Lara ve Banu aradı, Akasya‘ya geliyorlarmış. “Görüşelim mi?” diye sordular. Film bitince buluştuk ve öğleden sonrayı da birlikte geçirdik.

– Ertesi gün Elif’in Zorlu Funloft‘ta doğumgünü partisi vardı. Deli gibi eğlendik, hepimiz ter içinde kaldık. Bir türlü ayrılmak bilmedik. Parti bitti, biz ekstra krediler yükleyip oynamaya devam ettik. Cumartesi üstü pazar tam benlik iki gün oldu. 🙂

– Hafta içi Turkcell‘in Zeka Küpü projesi kapsamında öğrencilere dağıttığı temel maker ve kodlama kitiyle epey vakit geçirdim. Böyle bir şey düşünmeleri ve bizleri geleceğin dili olan kodlama ile tanıştırmayı amaçlamaları çok güzel bir düşünce. Kitten çıkan malzemelerle kendi robotumu yaptım fakat yapmakla kaldım. Çünkü robotumu kodlayabileceğim program sadece android tabanlı ve bizdeki bütün aletler IOS. Programı IOS işletim sistemiyle çalışan bir tablete yükleyemediğim için benim robotum deli danalar gibi dolaşmakla kaldı. Halbuki onu önüne engel çıktığında yönünü değiştirecek ya da belli bir rotada gidecek şekilde kodlayabilirdim. Heyecanla programın IOS uyumlu halini bekliyorum.

– Annemin sömestr öncesi sipariş ettiği ama kargodaki yoğunluktan ötürü gecikince Uludağ’a giderken yanımıza alamadığımız Four in a Row adlı oyunu da bol bol oynadık. Amaç tatilde Arda’yla beni oyalamaktı ama olmadı. Portatif olduğu için her yere taşıyabiliyoruz, Arda’yla bir dahaki buluşmamızda oynarız artık. Oyunun amacı; rakipten önce 4 pulu yan yana, üst üste ya da çarpraz olacak şekilde sıralamak ve aynı zamanda rakibin bunu başarmasını engellemek. Online olarak oynamak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

– Bu hafta sonu da cumartesiyi halamlarla dolayısıyla bir sürü kedi köpekle geçirdim. Pazar da Ayşe Bade’yle Kidzania‘ya gittik. Kim bilir kaçıncı gidişim ama yine çok eğlendim. Bu hafta sonunun neşesi de geçen hafta sonunu aratmadı.

– Kütüphaneme Sakar Cadı Vini serisinden 3 kitap daha ekledik; Vini’nin Zaman Yolculuğu, Vini Ormanda ve Vini Altın Arıyor. Serinin diğer kitaplarındaki gibi bunlarda da Vini’nin birbirinden komik dört macerası anlatılıyor. (8-12 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 10 TL)

Read Full Post »

– Bu sene de dolu dolu bir sömestr tatili geçirdim. Cuma okuldan gelir gelmez “Rüzgar bize gelebilir mi?” sorusuyla yapılan ilk program ile tatil başlamış oldu. İnsanın aynı apartmanda oturan arkadaşı olunca program yapmak için ekstra çaba sarf etmesine gerek kalmıyor. Kibarlığı elden bırakmamak adına öncesinde bizimkilere mutlaka sorup izin alıyorum. Sürekli bir gel-git halindeyiz Rüzgar’la. Bazen tek evde takılıyoruz bazen de in-çık yaparak mekan değiştiriyoruz.

– Tatil hediyelerimden biri Quoridor adlı ödüllü strateji oyunuydu. Oyunda amaç rakipten önce karşı tarafa ulaşmak. Oyun sırası gelince rakibi engellemek için önüne set koymak ya da kendi piyonunu ilerletmek arasında seçip yapıp hamlede bulunmak gerekiyor. Bir sonraki hamleyi hesaplayarak gitmeyi gerektiren, kafa çalıştırıcı bir oyun. Ben çok sevdim. (8+)

– Ertesi gün soluğu dedemlerde aldım. Uludağ’a gitmeden önce birkaç gün orada kaldım. Böylece Efe’yle de birlikte zaman geçirdik. Dedemlerin üst katında oturan bir arkadaşım var; Ilgaz. Onunla da buluşup Minecraft vs. oynadık.

– Bu sene kayak tatili için Uludağ‘a gittik ve 2. bölgedeki Ağaoğlu My Mountain‘da kaldık. Otelin hemen pistin yanında oluşu, 1. bölge kadar kalabalık olmayışı ve kayak dışında da keyifli vakit geçirebilmemiz sebebiyle memnun kaldık. Uludağ’a ayak basar basmaz felaket bir tipi başladı. Kardan göz gözü görmüyordu. Ama bu bizi yıldırmadı. Arda’yla ben başımızda bir kayak hocasıyla ailelerimizden ayrı takıldık. Ayrılacağımız gün kar durdu ve güneş açtı. Uludağ’ın bize sürprizi oldu diyelim, sonuçta keyifli zaman geçirmemize engel olmadı.

– Tatilin ikinci haftası geçen sene olduğu gibi Kraft‘taki atölyelere yazıldım. Babam her sabah işe giderken beni atölyeye bıraktı, öglen de annem aldı. Polimer kil modelleme, özgün resim çizme, terrarium, ahşap maket ve oyuncak yapma gibi çalışmalar yaptık. İşte bu da benim terrariumum.

– Ve yine geçen sene olduğu gibi öğleden sonraları arkadaş buluşmaları, etkinlikler ve sinema gibi aktivitelere ayırdık. Bir gün Lara ile buluştuk. Bir gün Eda ile Kanyon‘daki Modern Hiyeroglifler atölyesine katıldık. İstanbul Modern işbirliği ile düzenlenen atölyede tarih öncesi zamana ait hiyerogliflerle günümüzün emojilerini karşılaştırıp oyun oynadık. Sonra isimlerimizi simgeler kullanarak yazmayı öğrendik.

– Başka bir gün Ayşe Bade ile Legoland‘e gittik. Çocuklara eğlenceli vakit geçirtecek güzel bir mekan yapmışlar. Her yer lego dolu. Bir o kadar da çocuk! Aşırı kalabalıktı! Biz çok eğlendik de annelerimiz kalabalıktan bunaldılar. Elif dayanabildiği kadar dayandı ama bir noktada pes etti. Annemse “Burası eve çok uzak. Bir daha bu kadar yolu gelemem. İyice hevesini al Elacığım.” diyerek çaresizce beklemeye devam etti. Ayşe Bade gittikten sonra biz 2,5 saat daha kaldık. Bu sürenin çoğunu araba yapıp yarıştırmakla geçirdim. Ev lego dolu ama pek oynadığım yok. Ama buraya gelince deli gibi oynayasım geldi. Doya doya da oynadım. Çıkışta mağazadan bir şeyler aldık. Sonra da berbat bir trafikle mücadele edip pillerimiz bitmiş olarak eve döndük.

– Diğer bir gün annemle sinemaya gittik. Disney’in yeni prensesi Moana nedense fragmanıyla annemin ilgisini çekmemişti, izlemesem de olur diyordu. Yine de bir şans verdi ve filmi benimle izledi. Sonuç: İkimiz de bayıldık. İyi ki gitmişiz. Eve döner dönmez filmin soundtrack’ini indirdik. Yatıp kalkıp Moana dinliyoruz: “See the line where the sky meets the sea? It calls meeeee!….”

– Boş zamanlarımda da arkadaşlarımla whatsapp üzerinden smiley oyunu oynadım. Oyunun amacı hepimizin bildiği film ya da hikayeleri emoji kullanarak simgeleştirmek ve karşındakine sormak. Bilin bakalım bu hangi hikaye: 🐸👑?

– Bir de evde ailecek Vitus‘u izledik. 2006 yapımı film, üstün zekalı bir çocuğun anne-babasının baskısından kurtulup kendi istekleri ve yetenekleri doğrultusunda hayatını şekillendirmesini anlatıyor. Meslek seçiminde çocuğun koşullandırılmasının ya da baskı altına alınmasının yanlışlığına değiniyor.

– Tatilin son etkinliği olarak babamla Galatasaray-Panathinaikos maçına gittik. Kıran kırana giden maçı 5 sayıyla kaybettik.

– Bu kadar gezme tozmanın yanında kitap okumaya da zaman ayırmam gerekiyordu. Çubuk Köpek sınıf arkadaşlarımda gördüğüm, ilgimi çeken bir kitaptı. Biz serinin ikinci kitabı olan Sosis Peşinde‘yi aldık. Seride sokakta yaşayan tuhaf isimli 5 köpeğin maceraları anlatılıyor. Çubuk köpek hayatta en çok yemeğe önem veriyor ve insanlar bütün yemekleri kendilerine sakladıkları için onlardan hoşlanmıyor. Yazar Tom Watson köpeklerin maceralarını kendi komik çizimleriyle anlatıyor. Çok matrak bir seri. (9-12 Yaş, Pena Yayınları, 22 TL)

– Neslihan karne hediyesi olarak Arda’ya ve bana Bil Bakalım Neden? adlı mini ansiklopediyi almış. Ansiklopedi diyorum çünkü annemin söylediğine göre benim yaşlarımdayken sahip olduğu bir çocuk ansiklopedi serisi varmış. Bil Bakalım Neden?’in onun minyatürü gibi olduğunu söyledi. İçinde tarih, doğa, vücudumuz, hayvanlar, gündelik hayat ve evrenimiz hakkında 180 soru var. Fırsat buldukça açıp okuyorum. Örneğin İngiltere’de trafiğin neden soldan aktığını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız cevabı bu kitapta var. (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 52 TL)

– Uzun lafın kısası; güzel bir tatil geçirdim. İkinci döneme hazırım! 🙂

Read Full Post »

– Yeni yıl gelirken beraberinde kar yağışını da getirdi. Tabii ki bu durum evimizde şenliklerle karşılandı. Bu kez inanılmaz ama inanılmaz çok kar yağdı. O kadar çok yağdı ki balkonumuz bile kar doldu. Okulların da tatil edilmesiyle benim için iş iyice eğlenceye döndü. Bizimkileri günde 3 kez mutlaka dışarı çıkarıyordum, balkon da kar dolu olunca 2-3 kez de balkona çıkıp karla oynadım. Bütün günüm dışarda geçti diyebilirim. Harikaydı!


– Evdeki sayılı dakikalar da kutu oyunu oynamak ya da kurabiye yapmak gibi aktivitelerle geçti.


– Kar bitince de hayat eski temposuna döndü. Büyükler işe, çocuklar okula…

– Kitaplığıma iki kitap ekledik. İlki; Filozof Çocuk serisinden Neden Varım? Oscar Brenifier’in 3-6 yaşa hitap eden Küçük Filozof serisinden daha önce bahsetmiştim. 18 kitaplık Filozof Çocuk serisi ise 6 yaş ve üzeri çocuklara göre. Neden Varım? fazla kafa karıştırmadan insanın neden varolduğunu sorgulayan çocukları konu üzerinde düşünmeye yönlendiriyor. (6-12 Yaş, Tudem Yayınları, 10 TL)

– Jonathan Swift’in 1726 yılında kaleme aldığı Güliver Küçük İnsanlar Ülkesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın İlköğretim Öğrencileri İçin 100 Temel Eser Listesi’nde yer alan bir klasik. Kahramanımız Gulliver hem doktor, hem kaptan, hem de maceraperesttir. Çalıştığı gemi bir fırtınada batar ve sadece Gulliver kurtulur. Kıyıya çıktığı Lilliput ülkesinde yaşayanların 20 cm boyunda minicik insanlar olduğunu görür. Lilliputlular önce Gulliver’den korkar ama günler geçtikçe onun iyi niyetli biri olduğunu anlarlar… Yazar bu kitabı zamanın İngiltere’sini ve İngilizler’i eleştirmek amaçlı siyasi hiciv tarzında yazmış olsa da kitap zamanla çocuk klasikleri arasına girmiş. Açıkçası kullanılan dil de anlatım tarzı da bana değişik geldi. Kitabı yarıladıktan sonra okumak istemedim ama sonunda ne olacağını da çok merak ediyordum. Konusu ilgimi çekmeyi başarmış olsa da dilini biraz ağır buldum ve resimleri hoşuma gitmedi. Böyle iki arada bir derede kalınca kitabın kalanını annemle birlikte okuyarak kendimizce bir çözüm bulduk. (6-10 Yaş, Arkadaş Yayıncılık, 3,90 TL)

Read Full Post »

– Artık sonbahar iyice yüzünü göstermeye başladı. Sitenin kortu çok rüzgarlı oluyordu, neyse ki kapattılar. Haftada 2 tenis derslerine devam ediyorum.

– Her yıl ekim ayı sonunda yaz saati uygulaması sonlandırılırdı. Fakat bu sene yaz saati uygulamasının yıl boyunca sürmesine karar verildi. Bunun bana bazı etkileri oldu. Sabah 7:35’te karanlıkta evden çıkıyorum. Akşam da bir türlü yatmak bilmiyorum. Annem de beni okula gönderdikten sonra hava hala karanlık olduğu için dayanamayıp yatıyormuş. Sonra da bir türlü uyanamıyormuş. Hiç sevmedik biz bu uygulamayı!

– Arkadaş buluşmalarında bu hafta; Alpler bize geldi. Rüzgar da bize gelmek isteyince “Memnuniyetle!” diye cevap verdik; üçümüz birlikte kah anlaşarak, kah anlaşamayarak oyun oynadık.


– TEOG dolayısıyla okullar iki gün tatil edildi. Biz de Playland‘e gittik, sonra da Trolls‘ü izledik. Filmi aşırı beğendim. Eve gelir gelmez soundtrack albümünü indirdik. Sabahtan akşama dinliyoruz. Dinlemediğimiz zamanlarda da ben söylüyorum.

– Ve tabii bol bol da oyun oynadık. Upwords evde açılmayı bekleyen oyunlardan biriydi. Harfleri üst üste koyarak da kelime türetilebildiği için Scrabble’a göre biraz kafa karıştırıcı ama daha çok kelime türetme şansı veriyor.

– Bir akşam Lia bize misafir oldu. Babalarımız birlikte dışarı çıkmıştı, Ayça da işten çıkıp gelene kadar Lia ile biz ilgilendik. Evde her türlü oyalama malzemesi olduğu için hiç zorlanmadık. Herkesin keyfi yerindeydi.

– Hafta sonu dedemleri ziyarete gittik. Uğur Park’ta yürüyüş yaptık. Dedem fotoğraf çekmeyi ve çekilmeyi çok sever. Yapraklardan yapılan kalbi görünce de fırsatı kaçırmadı: ‘Ne güzeldir sevgili torunum Ela ile doğa keyfi…’

– Sınıfça okuduğumuz kitap Eşekliğini Unutan Eşek oldu. Kitapta hayvan kahramanların yer aldığı 12 öykü var, Eşekliğini Unutan Eşek sadece biri. (7-9 Yaş, Can Çocuk Yayınları, 10 TL)

– Okuduğum bir diğer kitap Doruk’un hediyesi olan Havva ile Kaplumbağa‘ydı. Konuşmayı pek sevmeyen küçük Elif, anne ve babasıyla birlikte Akdeniz’de bir sahil kasabasında yaşamaktadır. Üniversitede öğretim üyesi olan ailesi, kuşlarla ilgili bir projede çalıştıkları için Elif’le Havva isminde bir kadın ilgilenmektedir. Hayat dolu bir kadın olan Havva’nın Elif’in hayatında önemli bir yeri vardır. Bir gün anne ve babası Elif’e kuşlarla ilgili projenin tamamlandığını, bundan sonra deniz kaplumbağalarıyla ilgili bir projede çalışmak için Adana’ya taşınacaklarını söyler. Hem Havva’dan hem yaşadığı yerden ayrılmayı hiç beklemeyen Elif, çok bozulur ama gitmek zorunda oldukları için sesini çıkaramaz. Adana’ya vardıklarında yeni projeye Elif de dahil olur… Hayvan sevgisi, sahiplenme ve bağlanma üzerine tatlı bir öykü… (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 16 TL)

– Kitaplığıma eklediğimiz kitap ise yine bir Behiç Ak öyküsü; Kedilerin Kaybolma Mevsimi oldu. Kedileri çok severim, farklılıklar ve uyum içinde yaşamanın önemine dikkat çeken bu akıcı kitabı bir günde bitirdim. Çekingen bir kız çocuğu olan Sevgi’nin kendisi gibi çekingen bir kedisi vardır: Titrek. Mahallede sahipleriyle benzer özelliklere sahip başka kediler de vardır ve hepsi bir anda ortadan kaybolur. Herkes deli gibi kedisini aramaktadır. Haftalar geçip de kedilerini bulamayınca bir dernek kurmaya karar verirler. Dernek kurulunca, kedilerinin kaybolduğunu söyleyen başka insanlar da akın akın gelmeye başlarlar. Ortaya ilginç bir gerçek çıkar; tüm kediler 18 Haziran’da kaybolmuştur. Sevgi bu işi çözmeye karar verir ve arkadaşlarından yardım ister. (7-9 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 15 TL)

Read Full Post »

– Bu hafta okulda ilginç bir şey oldu. Fen dersindeki sorulardan birinde hem Gaye hem Ela adı geçiyordu. Çok hoşuma gitti. Tüm soruyu kalpler içine alacaktım, sayfanın her yerini kalplerle dolduracaktım ama kendimi zor tuttum.

– Son günlerde keyifle seyrettiğim bir program var: Cake Boss. Tematik kanalları çok seviyorum, akşam yemeği sırasında ya yemek programı, ya yarışma ya da belgesel açık oluyor. Genellikle üçümüzün de ilgisini çekecek programlar bulmaya çalışıyoruz ama ben biraz domine ediyorum ve yemek yarışması ya da yemek programı oldu mu bizimkilere tercih şansı bırakmıyorum. Cake Boss’un her bölümünde Buddy Valastro ve ailesi farklı bir müşteriden brief alıyor. Müşteri aklındaki parti konseptini ya da pastayı kim için/hangi amaçla yaptırdığını anlatıyor. Sonra da Buddy ve ekibi yeteneklerini konuşturuyor ve ortaya şahane tasarımlar çıkıyor.

– Bizimkilerin küçükken oynadığı Solo Test diye bir oyun varmış. Annem dolaşırken gözüne çarpınca bir tane de bana almış. “Ben de neredeyse 30 yıldır oynamamışımdır, dur bakalım nasıl oynanıyordu bu? Bir hatırlamaya çalışayım…”  diyerek bir yandan da bana oyunu anlatmak amacıyla göstererek oynadı. Sonuçta ‘gerizekalı’ çıkınca biraz bozuldu tabii. Zaten zor sabretmişim, annem bitirir bitmez “Ben! Ben!” diye atladım. Kolay gibi gözüküyordu, ‘bilgin’ çıkarım derken ‘tecrübesiz’ çıktım. Annem birkaç kez daha denememi söyledi. Sıra ona gelince tekrar oynadı, böylece gözümdeki imajını da düzeltmiş oldu. Meğer annem ‘zeki’ymiş. Sonra beni oyunla başbaşa bırakıp gitti. Ben de her oynayışta daha az piyon bırakarak aynı mertebeye yükseldim. Fiyuuuvvv!

– Sınıfta çok popüler olan futbol kartlarıyla oynanan oyuna ben de kendi kartlarımla katılabilmek adına bizimkilere bir kutu Panini FIFA 365 Adrenalyn XL kart aldırdım. Aslında oyun kart üzerindeki futbolcunun gücüne vs. göre oynanıyormuş ama biz öyle yapmıyoruz, başka bir kurgumuz var.

– Çarşamba günü sinemasında bu hafta ‘Finding Dory’i izledim.

– Kışın çok parka gitmiyorum ama bazen hava güzelse eve çıkmadan bir maymun barı yapıyorum.

– Cumartesi Ayşe Bade’nin annesi bizi ve Doruklar’ı yemeğe davet etti. ‘Biraz erken buluşalım ki çocukların uyku saatini geçirmeyelim.’ demiş. (Malum ayrılamama durumu..) Biz de öğleden sonra kapıyı çaldık. Ayşe Bade bize bahçede hazine avı oyunu hazırlamış. Hemen koştuk. Sonra da çeşitli oyunlar yarattık. Ayrılmak yine çok kolay olmadı ve planlanandan daha geç kalktık. Olsun, çok güzel bir geceydi.

– Pazar programımız Kostandoflar’la Polonezköy’e gitmekti. Kahvaltı faslını geçirip Country Club‘a mangala gidelim dedik. Hava da bize torpil geçti. Çevredeki hayvanlarla bol bol haşır neşir olabildiğim, at bindiğim harika bir gün oldu.

– Bu hafta 3 kitap aldık. Bildiğiniz üzere Charlie’nin Çikolata Fabrikası bir klasik ve Roadl Dahl biz çocuklara nasıl merak içinde sayfa çevirttirileceğini çok iyi biliyor. Kahramanımız Charlie Bucket çok fakir olduğu için, çikolatayı çok sevmesine rağmen yılda bir kez küçücük bir çikolata yiyebilmektedir. Bir gün şehirdeki kocaman çikolata fabrikasının sahibi Bay Wonka, gazeteye ilan vererek dünyanın dört bir yanına dağılmış çikolata ambalajlarındaki 5 altın bileti bulan 5 çocuğa fabrikayı gezdireceğini ve ömür boyu yetecek kadar çikolata vereceğini açıklar. Charlie çok heyecanlanır ama sadece bir çikolata alarak altın bileti bulma şansı ne kadar olabilir ki? (8+, Can Çocuk Yayınları, 16 TL)

(Diğer iki kitabı hep önünden geçtiğimiz Göztepe’deki YKY dükkanından aldık. Aklınızda olsun burada kitaplar hep indirimli.) Stefania Lepera’nın yazdığı Üç Dedektif ve İki Matematik Bulmacası, annesi-babası seyahatte olduğu için bir hafta dayısıyla kalacak olan Arda’nın maceralarını anlatıyor. Dayısı ilk gece Arda’yı yemeğe götürür. Bizimkiler sakince yemeklerini yerken yan masada tartışma çıkar. Dayısı polis olduğu için hemen duruma müdahale eder. 3 müşteri, 25 TL gelen hesap için 10’ar TL verdiklerini, gelen 5 TL para üstünden 1’er TL alarak garsona 2 TL bahşiş bıraktıklarını söylerler. Fakat akıllarına takılır; 3×9+2=29 etmektedir. Müşteriler 30 TL ödediklerine göre 1 TL nerededir? Cevabı bilen yorum olarak yazsın! 😉 İkinci bulmacayı da kitabı okuyunca görürsünüz. Bu arada en sonda ‘yanıltıcı mantık’ ve ‘yanal düşünce’ kavramları da örneklerle açıklanmış. (8-10 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 10 TL)

Son kitap; Silvia Vecchini’nin yazdığı Erkekler Kızlara Karşı ise, okuyucuyu önyargılar ve öğretilmiş roller üzerinde düşünmeye yöneltiyor. Eşit sayıda kız ve erkekten oluşan sınıfa ezberbozan bir karakter dahil olur: Zoe. O güne kadar sınıftaki erkek ve kızların yapacakları kesin çizgilerle ayrılmıştır; kızların ve erkeklerin oyunları, zevkleri farklıdır. Zoe’nin babası öldükten sonra annesi birlikte kurdukları işi devam ettirmiş ve kamyon şoförü olmuştur. Zoe’ye dedesi bakmaktadır. Cinsiyetçi dayatmalarla büyümemiş olan Zoe, sınıfın dinamiklerini de değiştirir. (9-12 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 14 TL)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: