Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Oyuncak’ Category

– Okulumuzun bahçesinde coşkuyla 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızı kutladık.

– Play-off’larda Eczacıbaşı’nın maçları çok çekişmeli geçiyor. Biz de takımımızı desteklemeye devam ediyoruz.

– Havalar güzelleşti, Caddebostan sahili biz piknikçilere açıldı. Tam oturmuştuk ki Cansular “Oradaysanız geliyoruz.” diye mesaj attılar. Neşeli bir öğleden sonra geçirdik.

– Arda’nın hediyesi olan ‘My Fairy Unicorn Garden’ı hazırladım. Çimler çıktığı zaman içinde dilek kuyusu ve peri de olan çok güzel bir bahçem olacak.

– Rüzgar’la Kidzania‘da buluştuk. Annem de bizimleydi. Normalde bizi kapıdan teslim eder, içeri girmezdi. O kadar güzel vakit geçirdik ki, annem de bizimle birlikte eğlendiğini söyleyip çıkmaktan vazgeçti.

– Almanca dersinde t-shirt boyama yaptık. Dersi çok sevdiğimiz için etkinlik de güzel geçti. Bu arada sınıfta herkes seçtiği ikinci yabancı dilden memnun. Almanca seçenler Almanca’yı, Fransızca seçenler Fransızca’yı severek öğreniyor. 💕

– Yan komşularımız tatile giderken bize su kaplumbağalarını bıraktılar. Yemek verip sularını değiştirdik. Bol bol da neler yaptıklarını gözlemledik. Kısacık sürede kendilerini sevdirdiler. Ayrılık zor oldu. 😢

– Çarşamba sinemasında annemle ‘A Dog’s Purpose’ı izledik. Tam da benim gibi bir hayvansevere göreydi! Film, birkaç kez ölüp farklı cins olarak tekrar dünyaya gelen ve hayatın anlamını arayan bir köpeğin hikayesini anlatıyor. Karşılık beklemeyen sevgi, bağlılık, aşk, dostluk, aile gibi kavramlarla örülmüş hikayenin sonunda bir de güzel sürpriz var. Ailecek izlenebilecek çok tatlı bir film! 🐶

– Hafta içi günlerde Playstation’a izin yok ama bu kuralın tek istisnası var; o da Trivial Pursuit Live! Çünkü bu oyunu ailecek oynuyoruz ve birlikte zaman geçirdiğimiz için kutu oyunu muamelesi görüp kısıtlamaya takılmıyor. İşin garibi bu oyun sayesinde iç güdülerimin çok iyi durumda olduğu ortaya çıktı çünkü hayatımda izlemediğim bir filmin kahramanı ya da gitmediğim bir yerin özelliği vs. hakkında doğru cevaplar veriyorum. Bu yüzden annemle babam beni paylaşamıyorlar. Ben de kim daha az puana sahipse onun takımında oluyorum. Bu arada annemin favori kategorisi sanat, babamınki spor. İkisinin de en başarılı olduğu kategori ise coğrafya. Kutu oyunu olarak da bu kadar eğlenceli midir bilmiyorum ama Playstation’da Trivial Pursuit Live! oynamak çok keyifli! (44,99 TL)

Reklamlar

Read Full Post »

– Eczacıbaşı, CEV kupası finalinde Minchanka Minsk ile oynayıp kupayı kaldırdı. Biz de minik Eczacıbaşılılar olarak Eda’yla takımımızın yanındaydık.

– Çarşamba sinemasında bu kez Lara ile ‘Fındık İşi-2’yi izledik. Surly ve arkadaşları fındık dükkanından parka taşınmak zorunda kalırlar. Tam bu hayata alışmaya çalışırken parkın lunapark haline getirileceğini öğrenirler ve bunu engellemek için maceraya atılırlar. Eğlenceli bir filmdi.

– Zeynep ve Ömer’le birlikte Miyabi Sushi‘de origami atölyesine katıldık. Origamiyi çok seviyorum, evde origami kitaplarım da var. Origami aynı zamanda teneffüslerde bizi oyalayan aktivitelerden biri. Dolayısıyla etkinlikten çok keyif aldım. Sonra Zeynepler’in evine geçtik, biraz da evde takıldıktan sonra ayrıldık.

– Sudeler bizi kahvaltıya davet ettiler. Program kahvaltıyla başlayınca bütün günü birlikte geçirdik. Biraz evde oynadık, biraz bahçede. Sonra yakındaki AVM’ye gittik. Kısa bir duvar tırmanışı yaptık. Çok güzel vakit geçirdik, keşke yakın oturup sık görüşebilseydik.

Eve döndükten sonra annemle Akasya’ya gittik ve ne gördük???? Pikmi Pops gelmiş!!!! Heyecanla bir tane seçtim. Bir tane de L.O.L Confetti Pop aldım. Benden mutlusu yoktu!

– Bu yıl sınıfça okuduğumuz son kitap ‘Louis Braille-Görmezlerin Kitap Okumasını Sağlayan Çocuk’ oldu. Hepimiz Braille alfabesini biliyoruz ama Louis’nin alfabeyi 15 yaşında oluşturduğunu, alfabenin yaygınlaştırılmasında ne zorluklar yaşadığını, alfabenin kabul görmesi için 25 yıl uğraştığını ve hayatındaki diğer detayları bu kitap sayesinde öğreniyoruz. (7+, Can Çocuk Yayınları, 9 TL)

Komiser Mert‘i çok sevdiğimi söylemiştim. Kitap bittikten sonra başka bulmacalı kitap arayışındaydım. Annemin ‘Einstein Bulmacası’ kitabındaki çerezler ile idare ediyorken anneannemle dedem ‘Tehlikesavar Matematik Cambazları’nı görünce seveceğimi düşünüp almışlar. Kitapta akıl yürütme, dört işlem, geometri vb. bilgilerimiz sayesinde kurtulacağımız bazı sakat durumlar anlatılıyor. Çözmesi çok zevkli. Tabii Mert’in çözdüğü kadar basit olaylar değil, iyi bir matematik bilgisi şart. Kitabın tanıtım videosu burada. (10-14 Yaş, Tudem Yayınları, 32 TL)

Read Full Post »

– Doğum günüm için ne istediğimi soran herkese aynı cevabı verdim: L.O.L ya da Num Noms. Yeni ‘collectables’ yani ebeveyn dilinde ‘para tuzakları’ bunlar! Bir de Pikmi Pops var, Youtube’da gördüm ama henüz Türkiye’de bulamadık.

“L.O.L’in ne özelliği var?” derseniz, kat kat paket açtırıyor ve içinden ne çıkacağı belli değil. Hayvan, bebek, kız kardeş, peluş gibi farklı seriler var. Bir tane aldın mı bitmiyor. Aldıkça alasın geliyor. L.O.L bir de ‘confetti pop’ çıkardı. İpini çekince etrafa konfeti saçarak patlıyor. Çocuklara satın aldırma yaptırmak için her şeyi düşünmüşler.

Eczacıbaşı‘nın maçlarına gitmeye devam ediyoruz. Bu hafta FB ile oynadık, çok çekişmeli bir maç sonunda biz kazandık. Maçtan sonra “Kokoreççi Dede’ye mi gitsek?” diye sordum. Bizimkiler zaten dünden razı, kendimizi Durmuş Usta‘ya atıp bir güzel karnımızı doyurduk.

– Bu yaz Bodrum’da ev tutma planımız var. Hazır anneannem buradayken, annemle babam ev bakmaya gittiler. Hanzade ve Emre bir ev bulmuşlardı, hiç dolaşmadan onu tutup gelmişler.

– Hafta sonu babam yoktu. Annem, anneannem ve ben kız kızaydık. Anneannemi voleyboldan sonra Emaar‘a götürdük. Benim asıl amacım Pikmi Pop aramaktı. Gittiğim her yerde bakıyorum ama yok! Kimse de bilmiyor.

‘Einstein Bulmacası’ hep salonda ortalarda bir yerde duran, annemin ara ara okuduğu bir kitap. Annem soruları babamla bana da soruyor. Bazıları gerçekten çok zor ama çerezlik olanları çözebiliyorum. Tam da böyle düşünmeye zorlayan bulmacalardan hoşlananlara göre bir kitap! (Domingo Yayınevi, 18 TL)

Read Full Post »

– Tekrar squishy yapımına döndüm. Bu hafta ‘Squishy vending machine’ ile uğraşıp durdum. Youtube’da videoları var, oradan bakıp yaptım. Para atıp kolu çevirince squishy düşüyor. Mekanizması için çok uğraştım.

– Bu aralar aramızda moda olan bir diğer şey de lades tutuşmak. Evde deli gibi sürekli lades tutuşuyoruz. Babam biraz daha iyi, annem arkasını döner dönmez unutuyor. Okulda öğretmenlerimizle de oynuyoruz.

– 2. dönemle birlikte Eczacıbaşı’nda üst sınıfa geçtim. Yaşıma uygun olacak şekilde 2008-2011’lerin bulunduğu gruptaydım fakat bu grupta amaç daha çok voleybolla tanışmak ve voleybolu sevdirmek gibiydi. Fazlasıyla oyunla geçiyordu ve beni geliştirmiyordu. Annemle babam konuyu öğretmenlerime açtılar. Onlardan onay alınca grubum değişti. Başta çok korkuyordum, benden büyük oldukları için ezilirim diye düşündüm ama öyle olmadı. Resmen kendimi buldum. Derslere çok mutlu gidip geliyorum. Tek bir handikap var o da dersler 9:00’da başlıyor. Benim için hava hoş da annem hafta sonları da 7’de kalkmak zorunda oldu. Öyle tembel tembel takılmak, uzun kahvaltılar artık yok.

– Pazar voleyboldan sonra misafirlerimiz vardı. Alp, Arel, Mert, ben ve ailelerimiz evde güzel bir gün geçirdik.

– Coys bana evde mini tarım yapabilmem için ‘Benim İlk Botanik Bahçem’i almış. İçinde organik ıspanak ve marul tohumları var. Heyecanla ekip bitkilerimin çıkmasını beklemeye başladım. (7-10 Yaş)

– Sınıf arkadaşım Elif’in doğum günü için Zorlu’da toplandık. Eataly‘de yemek yedikten sonra Funloft‘a geçtik. Jetonlu oyuncaklar, karaoke derken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız. Çok güzel bir gün oldu. İyi ki doğdun Elif!

– Ertesi günü de babaannemin doğum günü dolayısıyla aile saadetiyle geçirdik. İyi ki doğmuşsun babaannecim!

– Müzik öğretmenime söz verdim, hafta içi iki kez flüt çalışıyorum. Sene sonuna doğru Karayip Korsanları’nın müziğini çalabilir hale geleceğiz. Hepimiz bunun için çalışıyoruz.

– Digiturk’te ‘Mucize’ adlı filme denk gelince ailecek izledik. Genetik bir hastalıktan ötürü yüzünde deformasyonla doğan Auggie, annesiyle ev okulunda eğitim görmektedir. Fakat diğer çocuklara karışıp okula gitme zamanı gelince Auggie bazı zorluklarla karşılaşır. Farklılıklara nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda öğütler de içeren harika ötesi bir film. Mutlaka izleyin!

– İngilizce derslerinde bu dönem E.B. White‘ın 1952’de yazdığı ‘Charlotte’s Web’ adlı klasiği okuyoruz. Küçük Fern, diğer domuzlara göre cılız doğan yavruyu sahiplenir ve ona Wilbur adını verir. Wilbur sağlıklı bir şekilde büyümeye başlar ve çiftliğe gönderilir. Burada örümcek Charlotte ve diğer hayvanlarla tanışır. Onlardan yaz bitip de kış geldiğinde yeterince gelişeceğini ve kesilmek üzere satılacağını öğrenir… (7+, Puffin Books, £6.99)

– Türkçe derslerinde sınıfça okuduğumuz kitap ise ‘İkiz Gezginler İstanbul’dan Bodrum’a’ oldu. 4 kitaptan oluşan ‘İkiz Gezginler’ adlı serinin bu kitabında; Ege ve Peri adında tatillerde seyahat etmeyi çok seven ikizler, ebeveynleri arkeoloji eğitimi aldığı için bebekliklerinden beri masal diye dinledikleri efsanelerin peşine düşüyorlar. Serinin bu kitabında Boğaz’a neden Bosphorus dendiğini, Troya’da yaşananları, Ayvalık’ta neden Şeytan Sofrası olduğunu, Manisa’daki Ağlayan Kaya’yı ve daha nicesini İstanbul’dan Bodrum’a yaptıkları araba yolculuğunda öğreniyorlar. (8-11 Yaş, Tudem Yayınları, 16 TL)

– Can’dan bir Tom Gates kitabı daha aldım; ‘Tom Gates – Sınıfın Birincisi’. Serinin bu kitabında Tom hem okul meclisine seçiliyor hem de sınavda sınıf birincisi oluyor. İnanılmaz değil mi? Tom da her şeyin bu kadar yolunda gitmesine inanamıyor zaten. Ve zaten gitmiyor da… (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

– Lara’dan da ‘İyi ki Doğdun Kötü Kedi’yi aldım. Serinin bu kitabında Kötü Kedi’nin doğum günü kutlanıyor. Kötü Kedi çok özel hediyeler bekliyor fakat işler umduğu gibi gitmiyor. (7-10 Yaş, Epsilon Yayınevi, 19,50 TL)

Read Full Post »

– Aralık sonunda havalar biraz soğur gibi olmuştu, kar yağar diye ümitlendik ama olmadı. Bu ara yer yer 20 dereceyi gördük. Geçen sene bu zamanlarda kar yağıyordu.

– Yılbaşı hediyelerim yüzünden squishy çalışmalarına ara verdim. Çünkü hepsi faaliyet içeriyor ve ilk heves olduğundan elimden bırakamıyorum. İtiraf edeyim; anneannemle dedemin gönderdikleri hediyeleri yılbaşını beklemeden açtım. 🙈 Annem çok şaşkın çünkü bebekliğimden beri sabırla beklediğim hediye konusu iki senedir dırdıra vırvıra dönüştü. “Ay bekleyemeyeceğim!”, “Açsam ne olur?”, “Yılbaşına kaç gün kaldı?” diye diye annemi bıktırdım, o da hediyeleri açmamın hepimizin ruh sağlığı açısından daha iyi olacağına kanaat getirdi.

– Anneannemle dedemin hediyesi olan ‘Sew Cool’ dikiş makinesi ve keçe kalıpları görünce havaya zıpladım! Başladım dikmeye… Dikiş makinasının yanında bu kalıplardan da ayrıca bir paket almışlar. Böylece kendi peluş oyuncağımı yapabilir hale geldim. Sadece oyuncak değil, çanta, defter kabı vb. de yapılabilir. Oyuncağın tanıtım videosu burada. (8+)

– Babaannemle dedem yılbaşı için istediğim hediyeyi seçebileceğimi söylemişlerdi. Aklımda 3 boyutlu çizim kalemi ‘3D Doodler Pen’ vardı. Efe için hediyemizi alırken bunu da bulduk ve hemen paketlettik. Setin içinde şablonlar mevcut, isterseniz onları kullanarak isterseniz aklınızdan geçen başka bir şeyi 3 boyutlu olarak çizebiliyorsunuz. Fikir verici videolar için buraya tıklayabilirsiniz. (8+)

– Annemle babamın hediyesi ise ‘Scotland Yard’ adlı strateji oyunu oldu. Bu tür oyunları çok sevdiğimi düşünürsek isabetli bir seçim. Oyunculardan biri Bay X, diğerleri ajan oluyor. Bay X, Londra sokaklarında taksi, otobüs ve metro kullanarak kaçıyor fakat bu hamleleri gizli yapıyor. Arada bir görünüp tekrar kayboluyor. Ajanlar da kullandığı ulaşım aracına bakarak nerede olabileceğini tahmin etmeye çalışıyor. Oyun sürekli olarak hamle düşünme, bir sonraki hamleyi hesaplama, oradan gittiyse buradadır, şuradan gidip buraya da ulaşmış olabilir gibi planlamayla geçiyor. Bayıldım! (8+)

– Natgeo’da ‘Origins’ belgeseli başladı. Belgesel dediğime bakmayın, sinema filmi kıvamında. Kaydedip akşam yemeğimizi yerken izliyoruz. Denk gelirseniz mutlaka bakın derim.

– Çarşamba sinemasında annemle ‘Kubo ve Sihirli Telleri’ni izledik. Kubo ve annesi Japonya’nın bir köyünde yaşamaktadırlar. Kubo, origamiden yaptığı şekilleri gitarının tellerini tıngırdatarak canlandırmak gibi özel bir güce sahiptir. Gündüzleri bu gösteriyle para kazanıp geceleri annesinin yanına giderek mağarada saklanmaktadır. Bir gün Kubo hava kararmadan mağaraya yetişemez. Böylece Ay Kral ve teyzeleriyle tanışır ve macera başlar. Bir tür kendini bulma hikayesi.. Çok beğendik. Müzikleri de harika.

– Başka bir gün de ‘Ayı Kardeşler 2 – Büyülü Kış’ı izledim. ‘Kurtarma Operasyonu’nun devamı olan filmde; Kristal Tepeler’de gizemli bir hayvan dolaşmaya başlayınca ödül avcıları hayvanın peşine düşer. Kavgalı olan Ayı Kardeşler ve Oduncu Vick ya aynı tarafta olup ödül avcılarıyla mücadele edecek ya da kavgaya devam edeceklerdir. Duygusal bir filmdi. Bir balık burcu olarak yine gözyaşlarımı tutamadım.

– 3. sınıfta derste işlemek üzere bize ‘The Twits’i aldırmışlardı fakat ne olduysa kitabı elimize bile almadan sene bitti. Belki 4. sınıfta okuturlar düşüncesiyle kitabı kitaplığıma yerleştirdik, öyle de kaldı. Baktık sınıfta okutacakları yok, ben yatmadan önce okuyup bitirdim. Roald Dahl’ın diğer öyküleri gibi çok matrak ama bu sanki daha bir çatlak gibi. 😂 İlk kez 1980’de yayımlanan hikayedeki kahramanlarımız olan Twit çifti biraz acayip. Adamın sakalında yemek artıkları var, kadının bir gözü camdan vb. Aslında bunlar eskiden normal insanlardır ama kötü düşüncelerle dolu oldukları için görünüşleri de yıllar geçtikçe kötüleşir. Twitler birbirlerine iğrenç şakalar yaparak günlerini geçirirken bir gün Bayan Twit kocasına solucanlı spagetti yedirir. Bunun üzerine Bay Twit intikam dolu bir plan hazırlar. Bu noktadan sonra yaşanan tüm acayip şeyler çiftimizin sonunu getirir. Harika illüstrasyonlar yine Quentin Blake’e ait. Kitabın sonunda ‘James and The Giant Peach’in ilk birkaç sayfası var. Başka kitaplar hakkında fikir sahibi olmak için güzel fikir.. (8+, Puffin Books, £5.99)

– App Store’da ‘Twit or Miss’ diye aratırsanız karşınıza bir oyun çıkacak. Oyunda Twitler karşılıklı olarak masada oturuyor. Bayan Twit uyuyor, Bay Twit sandviç yiyor. Sandviçinden fırlayan yiyecekler Bayan Twit’i uyandırıyor. Sizin göreviniz fırlayan yiyeceklerin Bayan Twit’e çarpmasını önlemek. Oyun ücretsiz, reklam yok, uygulama içi satın alma yok. 6-11 yaşa uygun ama annem benden fazla oynuyor. 🙈

‘House of Twits’ ise Twitler’in evindeki odalar içinde kitapta yaşananlara paralel mini oyunlar sunuyor. Reklam yok, uygulama içi satın alma yok. (6-11 yaş, 8,99 TL)

– Roald Dahl’dan bu kadar bahsetmişken yazıyı güzel bir sözüyle noktalıyorum.

If you have good thoughts, they will shine out of your face like sunbeams and you will always look lovely.

Read Full Post »

Yılbaşına yaklaşırken hediye alışverişlerimizi tamamladık, bu sırada bir Bingo da ben kaptım. Son günlerde sürekli bingo/tombala oynar olduk. Yeni yıla da böyle gireceğiz gibi görünüyor.

Hepinize oyunlarda hep galip geleceğiniz, sağlıklı ve mutlu bir yıl diliyorum! 😘

Read Full Post »

– Squishy çılgınlığı devam ediyor! Her gün eve gelir gelmez Youtube videoları izleyip yeni squishy’ler yapıyorum. Akrilik boyayı saç köpüğü ile karıştırınca ‘puffy paint’ elde ediliyor. Sünger bu boya ile boyanınca sertleşmiyor ve üzerine basıldıktan sonra yavaş kalkma etkisi oluyor. Bir de hafızalı sünger siparişi verdik, o gelince daha da yavaş kalkan squishy’ler yapacağım.

– Bu aralar İngilizce derslerinde ‘Rabbit Proof Fence’ adlı kitap/film üzerinde çalışıyoruz. Hikaye gerçek hayattan alınmış ve 1930’lu yıllarda Avustralya’da geçiyor. Avustralya’nın yerli halkı olan Aborjinleri tamamen ortadan kaldırıp tek renk insanlardan oluşan toplum yaratmak amacıyla çocukları köle olarak alan bir organizasyon, bu organizasyonun başında da Mr. Neville var. Mr. Neville’in yaptırdığı araştırmaya göre bir beyaz ve bir melez evlenince bu evlilikten doğan çocuk beyaz insana daha çok benziyor. Daha sonra o çocuk da bir beyazla evlendiriliyor ve bir nesilden sonra doğan çocuklar tamamen beyaz insana benziyor ve yerli ırktan iz taşımıyor. Mr. Neville bu şekilde Avustralya’yı tamamen Aborjinler’den temizlemek istiyor. Hikayenin devamında yerli halkın yaşadıkları bölgelerden kaçırılan melez çocuklardan Molly, Daisy ve Gracie’nin kamptan kaçarak kurtulma mücadelesini öğreniyoruz. Zorluklarla dolu bu kaçış yaklaşık 2.000 km sürüyor. 2002’de kitabın film uyarlaması yapılmış. Türkçe’ye ‘Çit’ olarak çevrilmiş. Çok etkileyici.. Mutlaka okuyun/izleyin!

– Temiz kıyafet almak için çekmecemi açtığımda her şeyin incelikle düzenlenmiş olduğunu gördüm. Eskiden aşağıdan yukarı doğru katlı biçimde duran t-shirtler, çamaşırlar, pantolonlar, her şey çekmecelere daha farklı yerleştirilmiş. Böylece hiçbir şey üst üste konduğu için altta/arkada kalmıyor, yukarıdan bakınca her şeyi görüyorsunuz. Annem bu düzen şeklini Tuba’dan duymuş. Önce “Uğraşamam!” demiş. Sonra t-shirt çekmecemle başlamış. Sonucu görünce bütün çekmecelerimi, dolaplarımı bu şekilde katlayarak yerleştirmiş. Metodu Marie Condo’dan öğrendik. Şurada komik bir videosu da var.

– Ne zamandır Sude’yle bizi buluştursunlar diye annelerimize yalvarıyorduk. Sonunda hepimize uyan bir gün bulundu ve birlikte Kidzania‘ya gittik. İçeride de Cansu’yla karşılaştık. Yılbaşı öncesi olduğu için çekiliş vb. değişik şeyler de vardı. Çok güzel vakit geçirdik.

– Annemle dayımın küçükken oynadıkları ‘Şans Yolu’ diye bir oyun varmış. Anneannemler geçen gelişlerinde getirmişler. Annem oyunu çıkardı ve sürekli bunu oynar olduk. Hayata atılıyoruz, büyüyoruz, evleniyoruz, çocuk sahibi oluyoruz ve attığımız zarlarla/yaptığımız seçimlerle emekli olduktan sonra elimizde kalana göre hayatımızı değerlendiriyoruz. (8+)

– 2017’nin son sinema keyfinde annemle Ferdinand‘ı izledik. Sahibi Nina ve ailesi ile bir çiftlikte yaşayan Ferdinand, kocaman ve güçlü olmasına rağmen pamuk gibi bir kalbe sahiptir. Bir gün yanlışlıkta pazarda olay çıkarınca başka bir çiftliğe gönderilir ve boğa güreşleri için yetiştirilmeye çalışılır. Ferdinand ya ölecektir ya matadoru öldürecektir. Başka çaresi olmadığını öğrendiğinde kaçmaya karar verir… Çok güzel ve duygusal bir filmdi, yine gözyaşlarımı tutamadım.

– Celal Dedem’in hediyesi olan ‘Dünyaya Yön Verenler’ serisinden Aziz Sancar‘ın öyküsünü bir çırpıda okumuştum ama buraya yazmayı unutmuşum. İlk Nobel ödülünü alan Türk olarak göğsümüzü kabartan Aziz Sancar’ın hayat hikayesi ve başarıları bu çizgi romanda özetlenmiş. Her Türk çocuğunun mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Serinin diğer kitaplarında Da Vinci, Einstein, Newton gibi dünyaya yön veren başka bilim insanlarına da yer verilmiş. (8+, Karakarga Junior, 18 TL)

‘Benim Adım Jack’, çocuk gelişimi uzmanı bir öğretmen olan Susanne Gervay tarafından yazılmış. Jack, okulda mutlu olan normal bir öğrenciyken bir gün sınıf arkadaşı ona “Popo Kafa!” der. Zamanla okuldaki tüm çocuklar Jack’e aynı şekilde seslenmeye başlayınca Jack kötü günler geçirmeye başlar. ‘Benim Adım Jack’, okuldaki zorbalıklar ve bunlarla nasıl baş edileceği üzerine eğlenceli bir serinin ilk kitabı. (8+, Martı Yayınları, 14 TL)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: