Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Oyuncak’ Category

– Tekrar squishy yapımına döndüm. Bu hafta ‘Squishy vending machine’ ile uğraşıp durdum. Youtube’da videoları var, oradan bakıp yaptım. Para atıp kolu çevirince squishy düşüyor. Mekanizması için çok uğraştım.

– Bu aralar aramızda moda olan bir diğer şey de lades tutuşmak. Evde deli gibi sürekli lades tutuşuyoruz. Babam biraz daha iyi, annem arkasını döner dönmez unutuyor. Okulda öğretmenlerimizle de oynuyoruz.

– 2. dönemle birlikte Eczacıbaşı’nda üst sınıfa geçtim. Yaşıma uygun olacak şekilde 2008-2011’lerin bulunduğu gruptaydım fakat bu grupta amaç daha çok voleybolla tanışmak ve voleybolu sevdirmek gibiydi. Fazlasıyla oyunla geçiyordu ve beni geliştirmiyordu. Annemle babam konuyu öğretmenlerime açtılar. Onlardan onay alınca grubum değişti. Başta çok korkuyordum, benden büyük oldukları için ezilirim diye düşündüm ama öyle olmadı. Resmen kendimi buldum. Derslere çok mutlu gidip geliyorum. Tek bir handikap var o da dersler 9:00’da başlıyor. Benim için hava hoş da annem hafta sonları da 7’de kalkmak zorunda oldu. Öyle tembel tembel takılmak, uzun kahvaltılar artık yok.

– Pazar voleyboldan sonra misafirlerimiz vardı. Alp, Arel, Mert, ben ve ailelerimiz evde güzel bir gün geçirdik.

– Coys bana evde mini tarım yapabilmem için ‘Benim İlk Botanik Bahçem’i almış. İçinde organik ıspanak ve marul tohumları var. Heyecanla ekip bitkilerimin çıkmasını beklemeye başladım. (7-10 Yaş)

– Sınıf arkadaşım Elif’in doğum günü için Zorlu’da toplandık. Eataly‘de yemek yedikten sonra Funloft‘a geçtik. Jetonlu oyuncaklar, karaoke derken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız. Çok güzel bir gün oldu. İyi ki doğdun Elif!

– Ertesi günü de babaannemin doğum günü dolayısıyla aile saadetiyle geçirdik. İyi ki doğmuşsun babaannecim!

– Müzik öğretmenime söz verdim, hafta içi iki kez flüt çalışıyorum. Sene sonuna doğru Karayip Korsanları’nın müziğini çalabilir hale geleceğiz. Hepimiz bunun için çalışıyoruz.

– Digiturk’te ‘Mucize’ adlı filme denk gelince ailecek izledik. Genetik bir hastalıktan ötürü yüzünde deformasyonla doğan Auggie, annesiyle ev okulunda eğitim görmektedir. Fakat diğer çocuklara karışıp okula gitme zamanı gelince Auggie bazı zorluklarla karşılaşır. Farklılıklara nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda öğütler de içeren harika ötesi bir film. Mutlaka izleyin!

– İngilizce derslerinde bu dönem E.B. White‘ın 1952’de yazdığı ‘Charlotte’s Web’ adlı klasiği okuyoruz. Küçük Fern, diğer domuzlara göre cılız doğan yavruyu sahiplenir ve ona Wilbur adını verir. Wilbur sağlıklı bir şekilde büyümeye başlar ve çiftliğe gönderilir. Burada örümcek Charlotte ve diğer hayvanlarla tanışır. Onlardan yaz bitip de kış geldiğinde yeterince gelişeceğini ve kesilmek üzere satılacağını öğrenir… (7+, Puffin Books, £6.99)

– Türkçe derslerinde sınıfça okuduğumuz kitap ise ‘İkiz Gezginler İstanbul’dan Bodrum’a’ oldu. 4 kitaptan oluşan ‘İkiz Gezginler’ adlı serinin bu kitabında; Ege ve Peri adında tatillerde seyahat etmeyi çok seven ikizler, ebeveynleri arkeoloji eğitimi aldığı için bebekliklerinden beri masal diye dinledikleri efsanelerin peşine düşüyorlar. Serinin bu kitabında Boğaz’a neden Bosphorus dendiğini, Troya’da yaşananları, Ayvalık’ta neden Şeytan Sofrası olduğunu, Manisa’daki Ağlayan Kaya’yı ve daha nicesini İstanbul’dan Bodrum’a yaptıkları araba yolculuğunda öğreniyorlar. (8-11 Yaş, Tudem Yayınları, 16 TL)

– Can’dan bir Tom Gates kitabı daha aldım; ‘Tom Gates – Sınıfın Birincisi’. Serinin bu kitabında Tom hem okul meclisine seçiliyor hem de sınavda sınıf birincisi oluyor. İnanılmaz değil mi? Tom da her şeyin bu kadar yolunda gitmesine inanamıyor zaten. Ve zaten gitmiyor da… (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

– Lara’dan da ‘İyi ki Doğdun Kötü Kedi’yi aldım. Serinin bu kitabında Kötü Kedi’nin doğum günü kutlanıyor. Kötü Kedi çok özel hediyeler bekliyor fakat işler umduğu gibi gitmiyor. (7-10 Yaş, Epsilon Yayınevi, 19,50 TL)

Reklamlar

Read Full Post »

– Aralık sonunda havalar biraz soğur gibi olmuştu, kar yağar diye ümitlendik ama olmadı. Bu ara yer yer 20 dereceyi gördük. Geçen sene bu zamanlarda kar yağıyordu.

– Yılbaşı hediyelerim yüzünden squishy çalışmalarına ara verdim. Çünkü hepsi faaliyet içeriyor ve ilk heves olduğundan elimden bırakamıyorum. İtiraf edeyim; anneannemle dedemin gönderdikleri hediyeleri yılbaşını beklemeden açtım. 🙈 Annem çok şaşkın çünkü bebekliğimden beri sabırla beklediğim hediye konusu iki senedir dırdıra vırvıra dönüştü. “Ay bekleyemeyeceğim!”, “Açsam ne olur?”, “Yılbaşına kaç gün kaldı?” diye diye annemi bıktırdım, o da hediyeleri açmamın hepimizin ruh sağlığı açısından daha iyi olacağına kanaat getirdi.

– Anneannemle dedemin hediyesi olan ‘Sew Cool’ dikiş makinesi ve keçe kalıpları görünce havaya zıpladım! Başladım dikmeye… Dikiş makinasının yanında bu kalıplardan da ayrıca bir paket almışlar. Böylece kendi peluş oyuncağımı yapabilir hale geldim. Sadece oyuncak değil, çanta, defter kabı vb. de yapılabilir. Oyuncağın tanıtım videosu burada. (8+)

– Babaannemle dedem yılbaşı için istediğim hediyeyi seçebileceğimi söylemişlerdi. Aklımda 3 boyutlu çizim kalemi ‘3D Doodler Pen’ vardı. Efe için hediyemizi alırken bunu da bulduk ve hemen paketlettik. Setin içinde şablonlar mevcut, isterseniz onları kullanarak isterseniz aklınızdan geçen başka bir şeyi 3 boyutlu olarak çizebiliyorsunuz. Fikir verici videolar için buraya tıklayabilirsiniz. (8+)

– Annemle babamın hediyesi ise ‘Scotland Yard’ adlı strateji oyunu oldu. Bu tür oyunları çok sevdiğimi düşünürsek isabetli bir seçim. Oyunculardan biri Bay X, diğerleri ajan oluyor. Bay X, Londra sokaklarında taksi, otobüs ve metro kullanarak kaçıyor fakat bu hamleleri gizli yapıyor. Arada bir görünüp tekrar kayboluyor. Ajanlar da kullandığı ulaşım aracına bakarak nerede olabileceğini tahmin etmeye çalışıyor. Oyun sürekli olarak hamle düşünme, bir sonraki hamleyi hesaplama, oradan gittiyse buradadır, şuradan gidip buraya da ulaşmış olabilir gibi planlamayla geçiyor. Bayıldım! (8+)

– Natgeo’da ‘Origins’ belgeseli başladı. Belgesel dediğime bakmayın, sinema filmi kıvamında. Kaydedip akşam yemeğimizi yerken izliyoruz. Denk gelirseniz mutlaka bakın derim.

– Çarşamba sinemasında annemle ‘Kubo ve Sihirli Telleri’ni izledik. Kubo ve annesi Japonya’nın bir köyünde yaşamaktadırlar. Kubo, origamiden yaptığı şekilleri gitarının tellerini tıngırdatarak canlandırmak gibi özel bir güce sahiptir. Gündüzleri bu gösteriyle para kazanıp geceleri annesinin yanına giderek mağarada saklanmaktadır. Bir gün Kubo hava kararmadan mağaraya yetişemez. Böylece Ay Kral ve teyzeleriyle tanışır ve macera başlar. Bir tür kendini bulma hikayesi.. Çok beğendik. Müzikleri de harika.

– Başka bir gün de ‘Ayı Kardeşler 2 – Büyülü Kış’ı izledim. ‘Kurtarma Operasyonu’nun devamı olan filmde; Kristal Tepeler’de gizemli bir hayvan dolaşmaya başlayınca ödül avcıları hayvanın peşine düşer. Kavgalı olan Ayı Kardeşler ve Oduncu Vick ya aynı tarafta olup ödül avcılarıyla mücadele edecek ya da kavgaya devam edeceklerdir. Duygusal bir filmdi. Bir balık burcu olarak yine gözyaşlarımı tutamadım.

– 3. sınıfta derste işlemek üzere bize ‘The Twits’i aldırmışlardı fakat ne olduysa kitabı elimize bile almadan sene bitti. Belki 4. sınıfta okuturlar düşüncesiyle kitabı kitaplığıma yerleştirdik, öyle de kaldı. Baktık sınıfta okutacakları yok, ben yatmadan önce okuyup bitirdim. Roald Dahl’ın diğer öyküleri gibi çok matrak ama bu sanki daha bir çatlak gibi. 😂 İlk kez 1980’de yayımlanan hikayedeki kahramanlarımız olan Twit çifti biraz acayip. Adamın sakalında yemek artıkları var, kadının bir gözü camdan vb. Aslında bunlar eskiden normal insanlardır ama kötü düşüncelerle dolu oldukları için görünüşleri de yıllar geçtikçe kötüleşir. Twitler birbirlerine iğrenç şakalar yaparak günlerini geçirirken bir gün Bayan Twit kocasına solucanlı spagetti yedirir. Bunun üzerine Bay Twit intikam dolu bir plan hazırlar. Bu noktadan sonra yaşanan tüm acayip şeyler çiftimizin sonunu getirir. Harika illüstrasyonlar yine Quentin Blake’e ait. Kitabın sonunda ‘James and The Giant Peach’in ilk birkaç sayfası var. Başka kitaplar hakkında fikir sahibi olmak için güzel fikir.. (8+, Puffin Books, £5.99)

– App Store’da ‘Twit or Miss’ diye aratırsanız karşınıza bir oyun çıkacak. Oyunda Twitler karşılıklı olarak masada oturuyor. Bayan Twit uyuyor, Bay Twit sandviç yiyor. Sandviçinden fırlayan yiyecekler Bayan Twit’i uyandırıyor. Sizin göreviniz fırlayan yiyeceklerin Bayan Twit’e çarpmasını önlemek. Oyun ücretsiz, reklam yok, uygulama içi satın alma yok. 6-11 yaşa uygun ama annem benden fazla oynuyor. 🙈

‘House of Twits’ ise Twitler’in evindeki odalar içinde kitapta yaşananlara paralel mini oyunlar sunuyor. Reklam yok, uygulama içi satın alma yok. (6-11 yaş, 8,99 TL)

– Roald Dahl’dan bu kadar bahsetmişken yazıyı güzel bir sözüyle noktalıyorum.

If you have good thoughts, they will shine out of your face like sunbeams and you will always look lovely.

Read Full Post »

Yılbaşına yaklaşırken hediye alışverişlerimizi tamamladık, bu sırada bir Bingo da ben kaptım. Son günlerde sürekli bingo/tombala oynar olduk. Yeni yıla da böyle gireceğiz gibi görünüyor.

Hepinize oyunlarda hep galip geleceğiniz, sağlıklı ve mutlu bir yıl diliyorum! 😘

Read Full Post »

– Squishy çılgınlığı devam ediyor! Her gün eve gelir gelmez Youtube videoları izleyip yeni squishy’ler yapıyorum. Akrilik boyayı saç köpüğü ile karıştırınca ‘puffy paint’ elde ediliyor. Sünger bu boya ile boyanınca sertleşmiyor ve üzerine basıldıktan sonra yavaş kalkma etkisi oluyor. Bir de hafızalı sünger siparişi verdik, o gelince daha da yavaş kalkan squishy’ler yapacağım.

– Bu aralar İngilizce derslerinde ‘Rabbit Proof Fence’ adlı kitap/film üzerinde çalışıyoruz. Hikaye gerçek hayattan alınmış ve 1930’lu yıllarda Avustralya’da geçiyor. Avustralya’nın yerli halkı olan Aborjinleri tamamen ortadan kaldırıp tek renk insanlardan oluşan toplum yaratmak amacıyla çocukları köle olarak alan bir organizasyon, bu organizasyonun başında da Mr. Neville var. Mr. Neville’in yaptırdığı araştırmaya göre bir beyaz ve bir melez evlenince bu evlilikten doğan çocuk beyaz insana daha çok benziyor. Daha sonra o çocuk da bir beyazla evlendiriliyor ve bir nesilden sonra doğan çocuklar tamamen beyaz insana benziyor ve yerli ırktan iz taşımıyor. Mr. Neville bu şekilde Avustralya’yı tamamen Aborjinler’den temizlemek istiyor. Hikayenin devamında yerli halkın yaşadıkları bölgelerden kaçırılan melez çocuklardan Molly, Daisy ve Gracie’nin kamptan kaçarak kurtulma mücadelesini öğreniyoruz. Zorluklarla dolu bu kaçış yaklaşık 2.000 km sürüyor. 2002’de kitabın film uyarlaması yapılmış. Türkçe’ye ‘Çit’ olarak çevrilmiş. Çok etkileyici.. Mutlaka okuyun/izleyin!

– Temiz kıyafet almak için çekmecemi açtığımda her şeyin incelikle düzenlenmiş olduğunu gördüm. Eskiden aşağıdan yukarı doğru katlı biçimde duran t-shirtler, çamaşırlar, pantolonlar, her şey çekmecelere daha farklı yerleştirilmiş. Böylece hiçbir şey üst üste konduğu için altta/arkada kalmıyor, yukarıdan bakınca her şeyi görüyorsunuz. Annem bu düzen şeklini Tuba’dan duymuş. Önce “Uğraşamam!” demiş. Sonra t-shirt çekmecemle başlamış. Sonucu görünce bütün çekmecelerimi, dolaplarımı bu şekilde katlayarak yerleştirmiş. Metodu Marie Condo’dan öğrendik. Şurada komik bir videosu da var.

– Ne zamandır Sude’yle bizi buluştursunlar diye annelerimize yalvarıyorduk. Sonunda hepimize uyan bir gün bulundu ve birlikte Kidzania‘ya gittik. İçeride de Cansu’yla karşılaştık. Yılbaşı öncesi olduğu için çekiliş vb. değişik şeyler de vardı. Çok güzel vakit geçirdik.

– Annemle dayımın küçükken oynadıkları ‘Şans Yolu’ diye bir oyun varmış. Anneannemler geçen gelişlerinde getirmişler. Annem oyunu çıkardı ve sürekli bunu oynar olduk. Hayata atılıyoruz, büyüyoruz, evleniyoruz, çocuk sahibi oluyoruz ve attığımız zarlarla/yaptığımız seçimlerle emekli olduktan sonra elimizde kalana göre hayatımızı değerlendiriyoruz. (8+)

– 2017’nin son sinema keyfinde annemle Ferdinand‘ı izledik. Sahibi Nina ve ailesi ile bir çiftlikte yaşayan Ferdinand, kocaman ve güçlü olmasına rağmen pamuk gibi bir kalbe sahiptir. Bir gün yanlışlıkta pazarda olay çıkarınca başka bir çiftliğe gönderilir ve boğa güreşleri için yetiştirilmeye çalışılır. Ferdinand ya ölecektir ya matadoru öldürecektir. Başka çaresi olmadığını öğrendiğinde kaçmaya karar verir… Çok güzel ve duygusal bir filmdi, yine gözyaşlarımı tutamadım.

– Celal Dedem’in hediyesi olan ‘Dünyaya Yön Verenler’ serisinden Aziz Sancar‘ın öyküsünü bir çırpıda okumuştum ama buraya yazmayı unutmuşum. İlk Nobel ödülünü alan Türk olarak göğsümüzü kabartan Aziz Sancar’ın hayat hikayesi ve başarıları bu çizgi romanda özetlenmiş. Her Türk çocuğunun mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Serinin diğer kitaplarında Da Vinci, Einstein, Newton gibi dünyaya yön veren başka bilim insanlarına da yer verilmiş. (8+, Karakarga Junior, 18 TL)

‘Benim Adım Jack’, çocuk gelişimi uzmanı bir öğretmen olan Susanne Gervay tarafından yazılmış. Jack, okulda mutlu olan normal bir öğrenciyken bir gün sınıf arkadaşı ona “Popo Kafa!” der. Zamanla okuldaki tüm çocuklar Jack’e aynı şekilde seslenmeye başlayınca Jack kötü günler geçirmeye başlar. ‘Benim Adım Jack’, okuldaki zorbalıklar ve bunlarla nasıl baş edileceği üzerine eğlenceli bir serinin ilk kitabı. (8+, Martı Yayınları, 14 TL)

Read Full Post »

– Squishy’lerim geldi fakat sürekli “Şunu da alalım, bu son!” diye diye siparişlerin ardı arkası kesilmez oldu. Ne yapayım o kadar çok çeşit var ve hepsi o kadar sevimli ki dayanamıyorum. Bir de her gün okuldan gelip heyecanla posta kutusuna bakmak adetim oldu. Aldıklarımız yetmedi, Youtube’daki videoları izleyip kendi squishy’lerimi yapmaya başladım.

– Şu sıralar akşam yemeklerinde Grundig ve Mehmet Gürs’ün ‘Ruhun Doysun’ adlı programını izliyoruz. Programın amacı; doğaya saygının ve bilinçli tüketimin öneminin altını çizmek. Program şimdilik sadece Youtube’da. Buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.

– Bazen teneffüste dışarı çıkmıyoruz ve sınıfta oyun oynuyoruz. Derslerde işlediğimiz konularda pratik yapabildiğimiz oyunlardan çok keyif alıyoruz. mathplayground.com‘da kesirler, çarpma/bölme, geometri vb. konularda oyunlar var.

– iPad’e MindSnacks‘in ‘Learn German’ aplikasyonunu yükledik. Okuldan gelince oynuyorum. Almanca öğrenmeye başlayanlar için eğlenceli hem de öğretici bir vakit geçirme aracı… Uygulama ücretsiz fakat dersleri arttırmak için ekstra satın alma yapmak gerekiyor. (4+, 22,99 TL)

– Cumartesi Lara bizi evine davet etti. Voleyboldan çıkar çıkmaz gittik. Bunu duyan Emre de bize katıldı. Biraz evde takıldık, sonra Tepe Nautilus‘e geçtik. Ayı Paddington 2’yi izleriz diye düşünmüştük ama bilet kalmamış. Keşke evden çıkmadan kontrol etseydik diye hayıflandık. Sinema olmayınca parka gittik. Biraz da parkta oynayıp eve döndük.

– Pazar da Derin’le buluştuk. Hava yine aralık ayı için fazlasıyla ılıktı. Biraz ZorluPark‘ta biraz da Funloft‘ta oynadık, deliler gibi eğlendik.

– Sınıfta birbirimizden kitap ödünç almaya devam ediyoruz. Bu sefer Liz Pichon’un bol ödüllü Tom Gates serisinin 8. kitabı ‘Evet! Hayır. (Belki…)’yi aldım. Seri bizim sınıfta erkekler arasında popüler. Saftirik gibi haylaz bir oğlan çocuğunun maceraları olarak özetlenebilir. Düz okunan bir seri değil; bolca grafikten, çizimden ve karalamalardan oluşuyor. Bu kitapta annesi Tom’un çizgi romanlarını satmaya karar veriyor. Tom bununla uğraşmak zorundayken bir de okuldaki Girişimcilik Günü için fikir üretmesi gerekiyor. Tom’u daha yakından tanımak isterseniz burada videoları var. (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

– Annem bir ara Judy Moody serisinin ilk kitabını almış ve sonra unutmuş, kitap koyduğu yerde kalmış. (Maalesef böyle şeyler bizde çok oluyor… Sağdan soldan hiç giyilmemiş ayakkabılar, hiç okunmamış kitaplar çıkıyor. Sonra “Aaa! Tamamen unutmuşum!”) Bulup da bana verince, kitabı çok sevdim ve başladık serinin diğer kitaplarını almaya. Soyadından da anlaşılacağı üzere Judy’nin havası sık sık değişiyor. Başından geçen olayların neredeyse tamamı yazar Megan McDonald ve dört ablasının yaşadıklarından esinlenerek yaratılmış. Megan küçüklen tıpkı Judy gibiymiş. Çizer Peter H. Reynolds da Nokta‘dan tanıdık ve bu seriyi de harika resmetmiş. Serinin ilk kitabında Judy’yi 3. sınıfa başlama stresi sarıyor; sıra değişimi, yanına kimin oturacağı vs. Her kitapta işlenen farklı konuda Judy’nin huysuzlukları, değişen modları ve maceralarını okuyoruz. Judy’nin bir de websitesi var, ayrıca kardeşi Stink de ünlü olup kendi maceralarını yaşamaya başladı. (7-9 Yaş Artemis Yayınları, 15 TL)

– Aralık ayına girmek demek, yılbaşı ağacını kurmak demek! Bu sene ağacımızı kırmızı, beyaz ve gümüş renkleriyle süsledik. Bence şimdiye kadarki en güzel ağaç bu oldu. (Gerçi her sene aynı şeyi söylüyorum…)

– Yılbaşı heyecanı dört bir yanımızı sardı. Annemin ısrarları doğrultusunda Noel pazarlarını gezmek üzere yarın Viyana’ya gidiyoruz. Evet babacım, soğuk olacak ama bence çok eğleneceğiz! 🤗

Read Full Post »

– Hafta başında bizimkiler Budapeşte’ye gitti. Anneannemle dedem bizdeydi, beni okula gönderip/karşılama, Bilsem’e ve Eczacıbaşı’na götürme görevlerini seve seve üstlendiler. Yemeklerimi güzel yedim, ödevler zaten tamam, geç de yatmadığım için aferinleri topladım. Anneme alışveriş çılgınlığı yaşamayacağıma dair söz vermiştim. Biraz kırtasiye malzemesi, birkaç da Hatchimals Colleggtables aldırdım. O kadar olur artık…

– Bu aralar bir de Squishy çılgınlığı başladı. Yeni para tuzağımız bunlar olacak. İlk siparişlerimizi Aliexpress’den verdik. Heyecanla bekliyorum.

– Artık iyi bir de voleybol izleyicisiyim. Babamla birlikte Eczacıbaşı-Vakıfbank maçına gittik. Yine çekişmeli bir maç sonunda gülen taraf biz olduk.

– Yael’in kardeşini ziyarete gitmeden önce Tunçlar’a uğradık. Kasım ayında olmamıza rağmen havalar güzel gidiyor. Biz çocuklar oyun oynarken büyükler sohbet ettiler. Sonra da Hayretler’e geçtik.

– İris çok tatlı, sanki oyuncak bebek gibiydi. Annem kucağında gezdirirken uyudu. Hemen yatağına koyduk, uyanmasın diye biraz salladık. Biz Yael’le oyun oynadık, uyanınca biraz daha sevdik kendisini. 💕

– Bodrum’dan Eylül geldi, bende bir bayram havası! Günü Kidzania‘da geçirdik. Birbirimizi çok özlemişiz. Bir daha yaza kadar görüşemeyeceğiz gibi..

– Kidzania sonrası bize fanatik taraftar Mert geldi. Birlikte maç izledik. 2-0 kazanınca Mert de biz de mutlu olduk.

– Pazar günü ne yapsak diye düşünürken, Zeynep bize gelmek istemiş. Dünyalar benim oldu. Ömer-Zeynep-ben güzel bir üçlüyüz. Hiç sorun çıkmadan saatlerce takılabiliyoruz. Hava hala balkonda oturabilecek kadar ılık olunca anneler balkonda, çocuklar evde ve herkesin keyfi yerindeydi.

– Annemle çarşamba sinemasında ‘Balerin ve Afacan Mucit’i izledik. Filmde yetimhanede büyüyen iki çocuğun hayallerinin peşinden koşmaları anlatılıyor. İlham verici, tatlı bir film..

– Sınıf arkadaşlarım bu aralar ‘Küçük Cadı Şeroks’u okuyorlar. Ama ben daha önce okuduğum için öğretmenim tekrar okumama gerek olmadığını söyledi.

– Ben de Derin’den ‘Çubuk Köpek – Pizza Peşinde’yi ödünç aldım. Tom Watson’ın köpeklerin maceralarını kendi komik çizimleriyle anlattığı seride, sokakta yaşayan tuhaf isimli 5 köpeği tanıyoruz. Çubuk Köpek hayatta en çok yemeğe önem veriyor ve insanlar bütün yemekleri kendilerine sakladıkları için onlardan hoşlanmıyor. Serinin bu kitabında köpekler yeni bir lezzet keşfediyorlar: Pizza! Tabii pizzaya ulaşma yolunda başlarına birçok şey geliyor. (9-12 Yaş, Pena Yayınları, 22 TL)

– Aslı Eti’nin ‘Unutma Beni’ adlı kitabını çok sevmiştim. Bir sonrakini kitabını bekliyordum. Annem kitapçıda yeni çıkanlar arasında ‘Dünyanın On Dört Günü’nü görünce hemen almış. Kahramanımız Dünya, uzak bir köyde yaşamaktadır. Köyde güneş söner, yıldızlar görülmez olur. Sonra bir gün zaman durur. Dünya köyün en küçüğü olmasına rağmen durumu çözmeye çalışır ve on dört gün boyunca bunun için uğraşır. Siz de Dünya gibi yapın, dileklerinizin peşinde koşmaktan asla vazgeçmeyin. (9+, Kırmızı Kedi Yayınevi, 10 TL)

Read Full Post »

– Bu senenin bir diğer üzücü olayı da Rüzgar’ın taşınması oldu. Cumadan pazara iki ev arasında mekik dokuyarak ne güzel vakit geçiriyorduk. Çok uzağa gitmediler ama aynı apartmanda olmak gibi değil tabii.. Artık mümkün olduğunca sık görüşmeye çalışacağız.

– Bizimkiler geçtiğimiz mayıs Londra’ya gittiklerinde Türkiye’de olmayan kahvaltılık gevrekler almışlardı. (Değişik şeyler denemek hoşuma gittiği için bunu hep yapıyoruz..) Ürünlerin ambalajlarında çekilişe katılmak için kodlar vardı. Hiç umudumuz yoktu aslında çünkü gün içinde herhangi bir saatte kodu girince rastlantısal olarak o saniye ödülü kazanılıyordu. Şansa bakın ki kazanan ben oldum! Ve hediyem bugün bana ulaştı; bir Minion karakteri olan ve el ile kontrol edilerek uçan Fluffy! Oyuncak çalıştırılınca uçmaya başlıyor, aşağı doğru indikçe alttan elinizi uzatarak tekrar yukarı çıkmasını sağlıyorsunuz. (Oyuncağımın bana ulaşmasını sağlayan Charlotte ve Ilgaz’a öpücüklerimi gönderiyorum!)

– Berra’dan gelen teklifle sınıftan birkaç arkadaş Zorlu‘da toplandık. Aslında parkta oynayacaktık ama o kadar kalabalıktı ki mümkün olmadı. Biz de Funloft‘a geçtik. Çılgınlar gibi eğlendik diyebilirim. Sonrasında bizim başka programımız vardı; No. 1903‘te Zeynep ve Ömer’le buluştuk. Güzel havayı değerlendirdik, sonra da onlara geçtik.

– Doruk ve Mark, Hillside’ın içindeki Daily News Cafe‘de ortak doğum günü yaptılar. Sınıfça oradaydık. Yine bol bol kudurduk, film izleyip pasta kestikten sonra evlere dağıldık.

– 17 Ekim’de güzeller güzeli bir kız dünyaya geldi: Lisya ve Rubi’nin İris‘i. 😍 Hastane ziyaretine gidemedim ama ilk fırsatta evlerine gideceğim.

– Güzel havaları değerlendirmeye devam! Cumaları Bilsem’den sonra Göztepe Parkı‘ndayız. Bekleriz.. ✌🏻

– Çok sevdiğimiz ama sık görüşemediğimiz Tiryakiler ile Yeniköy’deki Arnavutköy Balıkçısı‘nda buluştuk. Arda’yla yine çok uyumluyduk. O da benim gibi sanatsal işleri seviyor. Resim yapıp sergi açtık ve eserlerimizi Seda satın aldı. Zenginiz!

– Zeynep ve Ömer’le geçen buluşmamızın tadı damağımızda kaldı, arayı açmadan tekrar buluştuk. Bu sefer Zorlu‘ya gittik. Yemek yedik ve ‘Bak Şu Leyleğe’ adlı filmi izledik. Leylekler tarafından büyütülen küçük serçe Richard, ailesi göç ederken arkada kalınca aslında bir leylek olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Biz filmi çok sevdik. 🙂

– 25 Ekim’de ise Öniz’le Serdar’ın Can‘ı dünyaya geldi. Annemin dediğine göre çok ponçik, çok uslu bir bebekmiş. Sevmek için sabırsızlanıyorum.

– Cadılar Bayramı’nda Sihirli Spatula‘yı konsepte uygun süslemişler. Biz de Lara’yla gittik, bir şeyler yiyip biraz takıldık.

– Cumhuriyet çocukları olarak okulda ve Eczacıbaşı’nda 29 Ekim’i coşkuyla kutladık.

– Sınıfça okuduğumuz kitap Behiç Ak’ın ‘Akvaryumdaki Tiyatro’suydu. Toroslar’ın eteğindeki Balıklı Köy’de balıkları çok seven ve doğal bir hayat yaşayan insanlar vardır. Balıkları o kadar çok severler ki, hepsi evlerinde akvaryumda balık beslerler. Yalnız bu köyün bir sorunu vardır; gölün suları yükselmektedir. Köylüler “Nasılsa bir çözüm bulunur..” diye düşünürken köye film çekmek üzere bir yönetmen gelir. Bir anda herkes bu sorunu unutur ve köyün tek konusu bu film olur…  (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 19 TL)

– İlk sömestr boyunca İngilizce dersinde Roald Dahl’ın ‘The Witches’ adlı kitabını okuyoruz. Tüm sömestre yayılan bir çalışma olduğu için yavaş ilerliyoruz. Kitap çok sürükleyici olduğundan ben dayanamadım ve sınıftan önde gitmeye başladım. Fakat sınavda kitabın başında sorulan küçük detayları hatırlayamayınca böyle yapmamaya karar verdim, artık sınıfla birlikte gidiyorum. Bazılarımız kitabı korkutucu buldu. Ben öyle düşünmüyorum. İlk kez 1983’te yayımlanan hikayede; annesini ve babasını trafik kazasında kaybeden bir çocuğun Norveçli büyükannesiyle yaşadıkları, cadılar hakkında öğrendikleri, Cadıların Cadısı’nın İngiltere’deki tüm çocuklardan kurtulma planları ve kahramanımızın bunu engellemek için yaptıkları anlatılıyor. İzlemek isterseniz kitabın 1990 yapımı filmi de var. (8+, Puffin Books, £6.99)

– Bu sene kütüphaneden daha çok kitap almaya karar verdim. İlki Enid Blyton’ın yazdığı ‘The Pig with Green Spots and Other Stories’ oldu. İçinde okuması kolay birkaç hikaye var, çabucak bitiverdi. Bulursam serinin diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: