Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Parti mekanı’ Category

– Geçtiğimiz hafta önemli bir gün vardı: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Sınıfça 8 Mart’ın hikayesini, anlamını ve önemini öğrendik. Artık kuru kuru “Kadınlar günün kutlu olsun!” demek yok.

– Yaklaşan doğum günüm için bende heyecan başladı. Annem bu sene pastayı hazır almak için yol yaptı ama kabul etmedim. Tasarımını aklımda netleştirdim diyebilirim. Cumartesi çıkmadık; pastamın süslerini hazırlamaya başladım. Sonra da annemle ponpon yaptık ama ponponlar bir türlü istediğimiz kadar sıkı ve pofidik olmadılar.

– Pazar sabahı babamın kuzeni Ertan’ın sürpriz doğum günü partisi için İTÜ Lokal‘de toplandık. Aslında pek çok kişiyi tanımama rağmen bana bir utangaçlık geldi. Yaşıtlarıma yanaşmadım, Doruk kendi arkadaşlarıyla takıldı. Partiden sonra eve dönerken başka programımız olmadığını öğrendim. Hava yağmurlu ve soğuktu. Zaten sabah sıkılmıştım, günün geri kalanında da evde sıkılacağımı düşünerek yol boyunca söylendim. Eve henüz dönmüştük ki Rüzgar’dan gelen mesajla havalara uçtum. Annesi Akasya’ya gelirken Rüzgar’ı bize bıraktı. Böylece günümün geri kalanı neşeli geçti.

– Yaklaşan doğum günüm için anneannemle dedem İstanbul’a geldiler. Kalabalık olunca oynamayı çok sevdiğim oyun hangisiydi? 🙂 Hemen Monopoly’ye başladık.

– Bugün de Ilgın’ın doğum günü partisi için Rahmi Koç Müzesi‘nde toplandık. Burası bize uzak olduğu için daha önce gitme fırsatı bulamamıştım. Partiden önce Lara’yla etrafı keşfettik. Renkli Matematik Dünyası‘nda çok eğlendik. Giant Soap Wall’da dev sabun köpüğünün içine girdik ve etkinlik alanındaki bulmacaları çözdük.


– Sınıfça okuduğumuz kitap bir Behiç Ak öyküsü olan ve yitirilen değerlere dikkat çeken Vapurları Seven Çocuk‘tu. Gülümseten Öyküler serisinden olan kitapta balon satarak para kazanan ve boğaz kıyısındaki bir semtte annesi, kardeşi ve kedisiyle yaşayan küçük Fırat’ın yaşadıklarını okuyoruz. Sevgi dolu bir mahallede komşularıyla yaşayan Fırat, vapurları çok sevmektedir. Mahalleli ve vapurlar, iç içe mutlu ve uyumlu bir yaşam sürmektedir. Bir gün, 100 yıllık yalıda oturan komşuları Meliha Hanım, çok yaşlandığı için mahalleden taşınır ve güzelim yalının zaman içerisinde harabeye dönmesi Fırat’ı çok üzer. Sadece yalı değil, eski vapurlar, ahşap iskele, yüz yıllık çınar ağacı da mahallelinin gözünde değersizleşmiştir. Fırat, mahalle ve mahallelideki bu değişime anlam verememekte ve bir şeyler yapması gerektiğini hissetmektedir… (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 16 TL)

– Kütüphaneme eklediğimiz kitaplar ise Klasiklerle Tanışıyorum serisinden Alice Harikalar Ülkesinde ve Define Adası oldu. Bu seride hikayeler renkli çizimler eşliğinde, akıcı bir dille anlatılıyor.

Alice Harikalar Ülkesinde, aslında bir matematikçi olan ve Lewis Carroll mahlasını kullanan Charles Lutwidge Dodgson tarafından 1862’de yazılmış. Ablasının okuduğu hikaye yüzünden sıkılan Alice’nin önünden acelesi olan bir tavşan geçer. Tavşanın ileride bir çukurun içine atladığını gören Alice de çukura atlar. Tavşan sonra bir tünele girer, Alice de peşinden tabii. Tünelin sonunda karşısına kapılar çıkar. Alice bu kapıların birinden geçtikten sonra birbirinden ilginç karakterlerle tanışır. (8-10 Yaş, Doğan Egmont, 9,5 TL)

Robert Louis Stevenson, Define Adası‘nı 1883’de yayınlamış ve kitap o günden bugüne hem çocuklar hem de büyükler tarafından severek okunmuş. Hatta bugün hepimizde olan tahta bacaklı, kanca kollu, omzunda papağan duran korsan imgesi bu kitap sayesinde oluşmuş. Kahramanımız küçük Jim Hawkins, ailesiyle birlikte Amiral Benbow Hanı’nı işletmektedir. Bir gün hana Billy Bones adında yaşlı bir denizci gelir. Billy’nin kocaman bir sandığı ve kendisinden kaçmaya çalıştığı tek bacaklı bir denizci vardır. Billy aniden ölünce, Jim sandığı açar ve içinden çıkanları alıp güvendiği Doktor Livesey’e götürür… (8-10 Yaş, Doğan Egmont, 9,5 TL)

Reklamlar

Read Full Post »

– Bu hafta evimiz çok şenlikliydi. Salı gecesi Ayşe Bade bizde kaldı, çarşamba okul çıkışı Eda bize geldi, cuma akşamı da Rüzgar bizdeydi.

– Cumartesi Irmak’ın doğum günü dolayısıyla sınıfça Funloft‘ta toplandık. Yine çok eğlendik.


– Partiden sonra doğruca Ardalar’a gittik. Gece de onlarda kaldık. Çok güzel vakit geçirdik.


– Pazar sabahı harika bir bahar havasına uyandık. Kahvaltı keyfini öğlene kadar uzattık, hatta Kutluğs da sonradan bize katıldılar. Günün geri kalanı için Zeynepler’e sözümüz vardı, güneşin bizi daha fazla mayıştırmasına izin vermeden kalkıp Öztezeller’e geçtik. Bir sürü oyun kurduk, sonra da Minecraft’ta Zeynep’le ortak bir dünyamız vardı, onunla uğraştık. Ne zaman akşam olmuş anlamadık. Ertesi gün okul olduğu için fazla gecikmeden eve döndük.

– Bol buluşmalı bol oyunlu süpper bir hafta oldu!

Read Full Post »

– Bu aralar dünyada çok popüler iki şey var: Biri fidget spinner, diğeri Ed Sheeran‘ın şarkısı Shape of You. Fidget spinner modası nerden çıktı bilmiyorum ama bizim evde olan bir şeydi. Babam almış, elinde çevirip duruyordu. Yine de kendi fidget spinner’ım olsun istediğim için bir tane de ‘glow in the dark’ özellikli olanından aldık. Shape of You da aşırı popüler oldu. Her yerde çalıyor, sürekli dinliyoruz. Ayrıca Singing Dentist’in bir yorumu var ki beni çok güldürüyor. İzlemediyseniz buraya tıklayıp bakabilirsiniz.

– Bir de ev yapımı oyun hamuruna taktım. Yeni bir şey değil aslında ama annem uğraşmak istemediği için biz hiç yapmamıştık. Sınıf arkadaşlarım konuyu tekrar gündeme getirince, ben de girdim mutfağa. İnternette bir sürü tarif var. Siz de henüz yapmadıysanız deneyin derim. Hem yapması çok kolay, hem de güzel saklanırsa uzun süre kurumuyor.

– Okulda su hakkında çalışmalar yapıyoruz. Suyu boşa harcamamanın önemi, kuraklık, ileride çıkabilecek su savaşları vs. ile ilgili konuşuyoruz ve poster hazırlıyoruz. Bir de buraya tıklarsanız izleyebileceğiniz videodaki çocuk şarkısını ezberledik. Bu süreçte şarkıyı o kadar çok dinledim ve söyledim ki evdekiler de “Water, water, water, water…” diye dolaşıyordu. Durumdan bizde kalan Arzu da nasibini aldı. Okulculuk oyunumuzda şarkıyı ona da öğrettim.

– Heyecanla beklediğim bir film vardı: Lego Batman. Gösterime girdiği cuma okuldan döner dönmez gitmek istiyordum fakat cumaları resim okulum olduğundan gidemedim. Bu yüzden biraz ağlamış olabilirim. Annem de cumartesi sabahı ilk seansa gidebileceğimizi söyledi. Sabah Arzu’yu uğurlayıp erkenden sinemaya gittik. Filmi çok matrak bulduk ve aşırı beğendik. Gerçi ben dublajlı olmamasını tercih ederdim ama bu haliyle de başarılıydı. Biz sinemadayken Lara ve Banu aradı, Akasya‘ya geliyorlarmış. “Görüşelim mi?” diye sordular. Film bitince buluştuk ve öğleden sonrayı da birlikte geçirdik.

– Ertesi gün Elif’in Zorlu Funloft‘ta doğumgünü partisi vardı. Deli gibi eğlendik, hepimiz ter içinde kaldık. Bir türlü ayrılmak bilmedik. Parti bitti, biz ekstra krediler yükleyip oynamaya devam ettik. Cumartesi üstü pazar tam benlik iki gün oldu. 🙂

– Hafta içi Turkcell‘in Zeka Küpü projesi kapsamında öğrencilere dağıttığı temel maker ve kodlama kitiyle epey vakit geçirdim. Böyle bir şey düşünmeleri ve bizleri geleceğin dili olan kodlama ile tanıştırmayı amaçlamaları çok güzel bir düşünce. Kitten çıkan malzemelerle kendi robotumu yaptım fakat yapmakla kaldım. Çünkü robotumu kodlayabileceğim program sadece android tabanlı ve bizdeki bütün aletler IOS. Programı IOS işletim sistemiyle çalışan bir tablete yükleyemediğim için benim robotum deli danalar gibi dolaşmakla kaldı. Halbuki onu önüne engel çıktığında yönünü değiştirecek ya da belli bir rotada gidecek şekilde kodlayabilirdim. Heyecanla programın IOS uyumlu halini bekliyorum.

– Annemin sömestr öncesi sipariş ettiği ama kargodaki yoğunluktan ötürü gecikince Uludağ’a giderken yanımıza alamadığımız Four in a Row adlı oyunu da bol bol oynadık. Amaç tatilde Arda’yla beni oyalamaktı ama olmadı. Portatif olduğu için her yere taşıyabiliyoruz, Arda’yla bir dahaki buluşmamızda oynarız artık. Oyunun amacı; rakipten önce 4 pulu yan yana, üst üste ya da çarpraz olacak şekilde sıralamak ve aynı zamanda rakibin bunu başarmasını engellemek. Online olarak oynamak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

– Bu hafta sonu da cumartesiyi halamlarla dolayısıyla bir sürü kedi köpekle geçirdim. Pazar da Ayşe Bade’yle Kidzania‘ya gittik. Kim bilir kaçıncı gidişim ama yine çok eğlendim. Bu hafta sonunun neşesi de geçen hafta sonunu aratmadı.

– Kütüphaneme Sakar Cadı Vini serisinden 3 kitap daha ekledik; Vini’nin Zaman Yolculuğu, Vini Ormanda ve Vini Altın Arıyor. Serinin diğer kitaplarındaki gibi bunlarda da Vini’nin birbirinden komik dört macerası anlatılıyor. (8-12 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 10 TL)

Read Full Post »

– Bu sene de dolu dolu bir sömestr tatili geçirdim. Cuma okuldan gelir gelmez “Rüzgar bize gelebilir mi?” sorusuyla yapılan ilk program ile tatil başlamış oldu. İnsanın aynı apartmanda oturan arkadaşı olunca program yapmak için ekstra çaba sarf etmesine gerek kalmıyor. Kibarlığı elden bırakmamak adına öncesinde bizimkilere mutlaka sorup izin alıyorum. Sürekli bir gel-git halindeyiz Rüzgar’la. Bazen tek evde takılıyoruz bazen de in-çık yaparak mekan değiştiriyoruz.

– Tatil hediyelerimden biri Quoridor adlı ödüllü strateji oyunuydu. Oyunda amaç rakipten önce karşı tarafa ulaşmak. Oyun sırası gelince rakibi engellemek için önüne set koymak ya da kendi piyonunu ilerletmek arasında seçip yapıp hamlede bulunmak gerekiyor. Bir sonraki hamleyi hesaplayarak gitmeyi gerektiren, kafa çalıştırıcı bir oyun. Ben çok sevdim. (8+)

– Ertesi gün soluğu dedemlerde aldım. Uludağ’a gitmeden önce birkaç gün orada kaldım. Böylece Efe’yle de birlikte zaman geçirdik. Dedemlerin üst katında oturan bir arkadaşım var; Ilgaz. Onunla da buluşup Minecraft vs. oynadık.

– Bu sene kayak tatili için Uludağ‘a gittik ve 2. bölgedeki Ağaoğlu My Mountain‘da kaldık. Otelin hemen pistin yanında oluşu, 1. bölge kadar kalabalık olmayışı ve kayak dışında da keyifli vakit geçirebilmemiz sebebiyle memnun kaldık. Uludağ’a ayak basar basmaz felaket bir tipi başladı. Kardan göz gözü görmüyordu. Ama bu bizi yıldırmadı. Arda’yla ben başımızda bir kayak hocasıyla ailelerimizden ayrı takıldık. Ayrılacağımız gün kar durdu ve güneş açtı. Uludağ’ın bize sürprizi oldu diyelim, sonuçta keyifli zaman geçirmemize engel olmadı.

– Tatilin ikinci haftası geçen sene olduğu gibi Kraft‘taki atölyelere yazıldım. Babam her sabah işe giderken beni atölyeye bıraktı, öglen de annem aldı. Polimer kil modelleme, özgün resim çizme, terrarium, ahşap maket ve oyuncak yapma gibi çalışmalar yaptık. İşte bu da benim terrariumum.

– Ve yine geçen sene olduğu gibi öğleden sonraları arkadaş buluşmaları, etkinlikler ve sinema gibi aktivitelere ayırdık. Bir gün Lara ile buluştuk. Bir gün Eda ile Kanyon‘daki Modern Hiyeroglifler atölyesine katıldık. İstanbul Modern işbirliği ile düzenlenen atölyede tarih öncesi zamana ait hiyerogliflerle günümüzün emojilerini karşılaştırıp oyun oynadık. Sonra isimlerimizi simgeler kullanarak yazmayı öğrendik.

– Başka bir gün Ayşe Bade ile Legoland‘e gittik. Çocuklara eğlenceli vakit geçirtecek güzel bir mekan yapmışlar. Her yer lego dolu. Bir o kadar da çocuk! Aşırı kalabalıktı! Biz çok eğlendik de annelerimiz kalabalıktan bunaldılar. Elif dayanabildiği kadar dayandı ama bir noktada pes etti. Annemse “Burası eve çok uzak. Bir daha bu kadar yolu gelemem. İyice hevesini al Elacığım.” diyerek çaresizce beklemeye devam etti. Ayşe Bade gittikten sonra biz 2,5 saat daha kaldık. Bu sürenin çoğunu araba yapıp yarıştırmakla geçirdim. Ev lego dolu ama pek oynadığım yok. Ama buraya gelince deli gibi oynayasım geldi. Doya doya da oynadım. Çıkışta mağazadan bir şeyler aldık. Sonra da berbat bir trafikle mücadele edip pillerimiz bitmiş olarak eve döndük.

– Diğer bir gün annemle sinemaya gittik. Disney’in yeni prensesi Moana nedense fragmanıyla annemin ilgisini çekmemişti, izlemesem de olur diyordu. Yine de bir şans verdi ve filmi benimle izledi. Sonuç: İkimiz de bayıldık. İyi ki gitmişiz. Eve döner dönmez filmin soundtrack’ini indirdik. Yatıp kalkıp Moana dinliyoruz: “See the line where the sky meets the sea? It calls meeeee!….”

– Boş zamanlarımda da arkadaşlarımla whatsapp üzerinden smiley oyunu oynadım. Oyunun amacı hepimizin bildiği film ya da hikayeleri emoji kullanarak simgeleştirmek ve karşındakine sormak. Bilin bakalım bu hangi hikaye: 🐸👑?

– Bir de evde ailecek Vitus‘u izledik. 2006 yapımı film, üstün zekalı bir çocuğun anne-babasının baskısından kurtulup kendi istekleri ve yetenekleri doğrultusunda hayatını şekillendirmesini anlatıyor. Meslek seçiminde çocuğun koşullandırılmasının ya da baskı altına alınmasının yanlışlığına değiniyor.

– Tatilin son etkinliği olarak babamla Galatasaray-Panathinaikos maçına gittik. Kıran kırana giden maçı 5 sayıyla kaybettik.

– Bu kadar gezme tozmanın yanında kitap okumaya da zaman ayırmam gerekiyordu. Çubuk Köpek sınıf arkadaşlarımda gördüğüm, ilgimi çeken bir kitaptı. Biz serinin ikinci kitabı olan Sosis Peşinde‘yi aldık. Seride sokakta yaşayan tuhaf isimli 5 köpeğin maceraları anlatılıyor. Çubuk köpek hayatta en çok yemeğe önem veriyor ve insanlar bütün yemekleri kendilerine sakladıkları için onlardan hoşlanmıyor. Yazar Tom Watson köpeklerin maceralarını kendi komik çizimleriyle anlatıyor. Çok matrak bir seri. (9-12 Yaş, Pena Yayınları, 22 TL)

– Neslihan karne hediyesi olarak Arda’ya ve bana Bil Bakalım Neden? adlı mini ansiklopediyi almış. Ansiklopedi diyorum çünkü annemin söylediğine göre benim yaşlarımdayken sahip olduğu bir çocuk ansiklopedi serisi varmış. Bil Bakalım Neden?’in onun minyatürü gibi olduğunu söyledi. İçinde tarih, doğa, vücudumuz, hayvanlar, gündelik hayat ve evrenimiz hakkında 180 soru var. Fırsat buldukça açıp okuyorum. Örneğin İngiltere’de trafiğin neden soldan aktığını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız cevabı bu kitapta var. (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 52 TL)

– Uzun lafın kısası; güzel bir tatil geçirdim. İkinci döneme hazırım! 🙂

Read Full Post »

– Doğum günü partileri tüm hızıyla sürüyor: Gymboree‘de Deniz’in, Pique‘de Ayşe Bade’nin, Bizim Tepe‘de Mert’in doğum günlerini kutladık.

– Haftada 2 gün tenis dersi almaya başladım. Babamın tenis öğretmeni olan arkadaşı Serkan, bizim sitenin kortunda bana tenis öğretiyor. İlk izlenimlere göre yeteneğim de isteğim de var. Bana kalırsa en eğlenceli dakikalar dersin sonunda oyun oynadığımız zamanlar. 🙂

– Hava müsait oldukça Caddebostan sahilinde bisiklet turlarına devam…

– Araba yolculuklarımız boyunca sürekli oyun oynadığımızdan bahsetmiş miydim? Çoğunlukla kelime merdiveni ya da son iki harf gibi sözcük oyunları oynuyoruz. Bizimkiler Eğlen Öğren‘in 8-9 yaş için soru setini almışlar. Türkçe, dil bilgisi, fiil çekimleri, kelime bilgisi, deyimler, tarih, coğrafya, matematik, geometri, teknoloji, fen, doğa, spor, sanat ve eğlence gibi konularda 500 soru var.  (8-9 Yaş, DStil Tasarım, 20 TL)

– Bu aralar Akasya‘da Kukla Festivali var. Farklı ülkelerden kukla sanatçıları her hafta sonu gösteri yapıyorlar. Biz de Varna State Puppet Theatre‘in gösterisi Sihirli Aşçılar‘ı izledik.

– Son günlerde Supa Strikas‘a sardım. Disney Channel’da Süper Golcüler adıyla gösteriliyor ama pek denk gelemiyorum. Neyse ki Youtube var.

– Sınıfça okuduğumuz kitap Denizler Altında Yirmi Bin Fersah oldu. Jules Verne’nin klasik öyküsünü, Dave Eggers 14 yaşındaki Consuelo’nun gözünden anlatmış. Ünlü okyanus bilimci Pierre Arronax ve ekibi, gemileri batıran gizemli sualtı canavarını avlamak için denize açılır. Zamanla görürler ki; deniz canavarı sandıkları şey aslında Nautilus adında bir denizaltıdır ve eşsiz zekasını tehlikeli fikirlere adamış Kaptan Nemo tarafından yönetilmektedir. Kahramanlarımız için asıl macera Kaptan Nemo ile tanışmalarıyla başlar. (7+ Yaş, Domingo Yayınları, 20 TL)

Read Full Post »

– Küçük parmağımda bir şişlikle uyanıp da nasıl olduğunu hatırlamayınca soluğu doktorda aldık. Aslında çok önemli gibi görünmüyordu ama şu an önemsemeyip ileride başımızı ağrıtacak bir şey çıkmasın diye doktora göstermek istedik. Yumuşak doku zedelenmesi teşhisi ile doktorun yanından ayrıldık. Sonra da Mert’i görmeye gitik.

– Ada’yla Kidzania‘ya gittik. Bu sefer farklı istasyonları deneme kararı aldık. Arkeoloji Müzesi’ni gezip kazılarda bulunan parçalanmış bir tabletleti birleştirdik, diskoda karaoke yaptık, bir de ben inşaat alanında kontrolörlük yaptım. Yine zamanın nasıl geçtiğini anlamadan gün bitiverdi. 6D ile sinema keyfinin ardından, Ada’nın bir sonraki İstanbul ziyaretinde görüşmek üzere ayrıldık.


– Bodrum doğumlu meleğimiz Bade, İstanbul’a geldi. Biz de hemen görmeye gittik. Gitmeden önce annem, Bade henüz çok küçük olduğu için fazla dokunmamamı tembih etti ama dinleyen kim? Bade’nin dibinden ayrılmadım. Ne yapayım o kadar tatlı ki! Sevmeden duramadım!

– Babam Fenerbehçe-Galatarasay derbisini arkadaşlarıyla Kalamış’ta izleyecekti. Onlar biraz erken buluştular. Ben de maçı babamla birlikte izlemek istediğim için maç saatine yakın annemle çıkıp klübe gittik. Yine gülen taraf biz olamadık ama neyse…

-28 Ekim’de okullar yarım gün açık olduğu için sadece üç ders yapıp 10:40’da eve dönecektik. Annem istersem gitmeyebileceğimi söyledi ama ben gitmek istedim çünkü iki ders beden eğitimi vardı. Beden eğitimi derslerinde çok eğleniyoruz diye kaçırmak istemedim. 29 Ekim sabahı okulda kısa bir tören düzenlendi. Sonra da Mark’ın doğum günü partisine katılmak üzere Kemer Country’deki Kidsville‘e gittik. Bolca kudurduk dememe gerek yok sanırım.

– 30 Ekim de tatildi! Hafta sonuyla birleşince beş gün tatil çıktı bize! O günü de Alp’le buluşarak değerlendirdik.

– Aylin ve Cem’in doğum günü dolayısıyla Green Paradise‘da toplandık. Beni bırakacak kimse olmayınca programa ben de dahil oldum. İyi günümdeydim, bizimkilere sorunsuz eşlik ettim.

– 1 Kasım seçimlerinin ertesi günü olduğu için 2 Kasım Pazartesi de tatil edildi. Bizim tatil çıktı altı güne! Ne zamandır saçımı kestirmek istiyordum, o günü de Nişantaşı‘na giderek değerlendirdik. Annemin hayalinde ana-kız gezip tozmak, kuaföre gidip alışveriş yapmak gibi kızsal şeyler vardı fakat hayal ettiği gibi olmadı çünkü tersliğim üzerimdeydi. Her şeye ‘Hayır!’ cevabı verdiğim ve sadece benim dediğim olsun istediğim için annemi üzdüm. Bu arada haberim yoktu; iki hafta sonra beni Amsterdam’a götürmeyi istiyormuş annem. “Seninle daha Nişantaşı’na gidilmiyor, Amsterdam neyine!” diyerek yaptığı tüm planları çöpe attı. Bizimkilerle yurt dışına çıkmayı hiçbir zaman başaramayacağım sanırım. Şu inatçılığı bırakmam gerekiyor ama nasıl?

– Nişantaşı’ndaki eğlenceli (!!) programı noktalayıp babamın ofisine geçtik. Sinemaya gitmek üzere sözleşmiştik. Pek tadımız kalmadı ama yine de planı bozmadık çünkü Hotel Transylvania 2‘nin gösterime girmesini heyecanla bekliyorduk. O kadar tatlı bir filmdi ki o gün yaşananları unutturdu ve sinemadan yüzlerimiz gülerek çıktık.

Read Full Post »

Bu hafta sonu iki doğum günü partisine katıldım. 1 yaşını dolduran Mert’in partisi Torch Tarabya‘da, 7 yaşını dolduran Ayşe Bade’nin partisi ise kendi evlerinde oldu.

IMG_3023-0.JPG

image

Bir de güzel havadan istifade ederek, UNIQ İstanbul‘daki Xtrem Aventures‘a gittik. Ağaçların tepesinde koruyucu ağlarla çevrili bir oyun alanı yaratmışlar. Ben 4-8 yaş grubu için olan parkurda vakit geçirdim. Çok ama çok eğlendim! Tekrar gitmek için sabırsızlanıyorum!

IMG_3046.JPG

IMG_3033.JPG

(Bilet fiyatları: Bir saat 30, iki saat 40 TL. Kış mevsiminde gitmeden önce rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: