Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Seyahat’ Category

Bilsem‘den sömestr ödevi olarak bir stop-motion film çekmemiz istenmişti. Ben lego kullanarak bir film çektim ve tatil dönüşü ilk derste teslim ettim. Fakat filmin 150 kare olması gerekiyormuş; benimki 149 kare çıktı! Zaten zar zor çekmiştim, tüm emeklerim çöpe gitti diye sinir oldum ama tavşan evini kullanarak başka bir film çekip götürdüm. Bu sefer de minik kamera kaymaları vardı. Öğretmenim yeni bir film daha istedi. Gerçekten çok uğraşmıştım, bunda da pürüz çıkınca iyice sinir oldum! Ama yılmadım ve üçüncü filmi de çektim. Bu sefer yiyeceklerle bir şeyler yapayım diye düşünerek anneme “Akşama ne yemek var?” diye sordum. Pırasa mücver varmış. Hemen işe koyulduk. Önce kameranın hareket etmemesini sağlayacak bir düzenek kurduk. Artık işi şansa bırakamazdım. Anneme şunu getir, bunu götür diyerek filmi çektim. Çok titiz çalıştığım için yemek olması gerekenden daha geç hazır oldu. Ama filmim de çok güzel oldu! 😋 Tam kurtuldum derken, öğretmenim bir görev daha verdi: Filmini çektiğim yemeği okula getirip arkadaşlarıma ikram etmek.. 🎈

– Cansular bu kış hemen hemen her hafta sonu Kartepe‘ye gittiler. Bu hafta sonu biz de onlara takıldık ve İstanbul’a en yakın mesafedeki kayak merkezini keşfettik. Kıratoğlu Turizm ile konforlu bir yolculuktan sonra zirveye vardık. Burada tek bir otel var: Green Park. Ekipmanları biz otelden kiraladık ama araçta yer varsa yol üzerinde Penguentepe vb. yerlerden de kiralamak mümkün. Bol bol inip çıkarız diye günlük skipass aldık fakat kaymaya değil de gezmeye gelen o kadar çok kişi, dolayısıyla da o kadar uzun bir sıra vardı ki düşündüğümüz kadar çok tur yapamadık. Bizim gittiğimiz gün kayakçıdan çok turist vardı. Bir de ben daha önce hiç ezilmemiş karda kaymamıştım. Her yer öbek öbek taze kardı. Böyle pistte kaymak çok yorucuymuş. Bacaklarımda derman kalmadı. Annem zaten yorgun gelmişti, o da çok düştü. Açıkçası pek keyif alamadık. Mehmet “15:30’da kontak çalışır!” demişti. Saatimizi kontrol edip kayakları çıkardık ve kafede oturup bir şeyler atıştırırken ekibin kalanını bekledik.

Dönüş yolculuğumuz da çok rahattı. O yorgunlukla uyuyakalmışım. Mehmet bizi eve bırakmadan Ataşehir’deki Sembol Ocakbaşı‘na götürdü. Bu yorucu günü bir ziyafetle sonlandırdık.

– Kısa bir süre gösterimde kaldığı için kaçırdığım, sonra da bir türlü izlemeye fırsat bulamadığım ‘Küçük Vampir’i sonunda izledim. Angela Sommer-Bodenburg’un çok satan roman serisinden uyarlanan film, 13 yaşındaki vampir Rudolph’un maceralarını anlatıyor. Filmi izleyememiş ama kitabını okumuştum, burada da bahsetmiştim.

– İkinci dönemle birlikte sınıfça okuyacağımız yeni bir kitaba daha başladık: ‘The Boy Who Harnessed The Wind’. Kitap kısa bir özetle geçilmeyi hak etmiyor, mutlaka okunması gereken bir otobiyografi olduğunu söyleyebilirim… 13 yaşındaki William Kamkwamba, kuraklık yüzünden açlıkla tanışır ve köyündeki bazı insanların açlıktan öldüğüne tanık olur. Parasızlık yüzünden okulu bırakmak zorunda kalsa da, her gün kütüphaneye giderek fen kitaplarını okur. Köyüne bir yel değirmeni yaparak elektrik ve su getirmeyi kafaya koyar ama onca imkansızlığın içinde herkes ona deli gözüyle bakmaktadır… Yazarın Tedx konuşmasını buradan izleyebilirsiniz. Türkçe’ye ‘Rüzgarı Dizginleyen Çocuk’ olarak çevrilen kitabın filmi de çekiliyor. Netflix’de izleyebileceğiz. (10+ Yaş, Puffin Books, $8.99)

Reklamlar

Read Full Post »

Heyecanla beklediğimiz Sarıkamış tatili geldi çattı. Her sene olduğu gibi sömestr kalabalığını çekmemek için yine okul zamanı kaçamak yaptık. Çok da iyi oldu, hiçbir yer tıklım tıklım olmadığı için rahat ettik.

Tatilin özelliği; çok sevdiğim Zeynep ve Ömer’le hiç ayrılmadan 5 gün geçirecek ve kara doyacak olmamızdı. Sarıkamış tam bir doğa harikası, pistleri çok geniş, sarı çamların altında kaymak ise ayrı bir keyif…

Sarıkamış yaklaşık 2.500 mt. yükseklikte bir platoda, sarı çam ormanları arasında yer alıyor. Havaalanından ulaşım yaklaşık 40 dk. Kar kalitesi ise muhteşem! Alpler’de görülen kristal kar Türkiye’de sadece Sarıkamış’ta mevcutmuş. Dolayısıyla kaymak da çok keyifli. Piste pudra şekeri serpilmiş gibi.. Her seviyeye göre pist mevcut. Biz bir tek 5 ve 6 numaralı siyah pistlerden kaymadık. Bu arada Seda muhteşem kayıyor… Bu yüzden o her pisti denedi ve çok keyif aldı. Tek sıkıntı telesiyejlerin çok yavaş olması ama bu sorun seneye hallolmuş olacak. Yeni bir telesiyej yapılıyor.

Habitat Otel’de konakladık. Evimizde gibi rahat ettik. Odalarımız yan yanaydı. Sabah uyanır uyanmaz Ömer bizim odaya geliyordu. Zeynep uyanana kadar oyun oynuyorduk. Akşam yemeğinden sonra bir odada toplanıp yatana kadar yine oyun oynuyorduk.

Biz çocuklar sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde ikişer saat ders aldık. Ders dışı zamanlarda annelerimizle kaydık. Kaymadığımız zamanlarda oyun oynadık, havuza girdik, kardan adam yaptık.

Çok ama çok güzel bir tatil geçirdik. Hepimiz çok memnun kaldık. Seneye tekrar Sarıkamış’a gitmek için sabırsızlanıyoruz!

Read Full Post »

Tatil ödevlerimizden biri, tarihi önemi olan bir yeri gezmek ve izlenimlerimizi yazmaktı. Biz de hemen yanıbaşımızdaki Halikarnas Mozolesi‘ni ziyaret ettik. Burası önemli ve çok eski bir anıt mezar, ayrıca da dünyanın yedi harikasından biri. MÖ. 353 yılında ölen Karya Kralı Mousollos için karısı ve kızkardeşi tarafından yaptırılan bu dev mezar, hem Yunan (yüksek kolonlar) hem de Mısır mimarisinden (piramit şekilli çatı) izler taşıyor.

Kral Mousollos’un mezarına halk ‘mozole’ demeye başlamış ve bu tür büyük anıt mezarlar bu isimle anılır olmuş. Halikarnas Mozolesi yaklaşık 1500 yıl ayakta kalmış ve 1304 yılındaki Büyük Anadolu Depremi’nde yıkılmış. 15. yüzyılda Saint Jean şövalyeleri Bodrum’a geldiklerinde, mozoleye yıkık olarak rastlamış ve kalan taş parçalarından Bodrum Kalesi’ni inşa etmişler. Tarihi eser, kralın mezarını arayan defineciler tarafından da yağmalanmaktan kurtulamamış. Eserin ayakta kalan parçaları ise British Museum’a götürülmüş. Şu an bir çukur içerisinde sadece kalıntılarını görebildiğimiz mozolenin eskiden nasıl göründüğünü anlatan bir maket olmasa, üç-beş taşa bakarak buranın bir zamanlar ne kadar görkemli bir yer olduğunu hayal etmek çok zor olurdu…

Mozoleden kalanlar, bugün açık hava müzesinde sergileniyor. Bir rivayete göre mozolenin cam ve aluminyum konstrüksiyonla inşa edilip sergilenmesi düşünülüyormuş…

Bu arada, dünyanın yedi harikasından birinin Bodrum’da olduğunu benden duyan herkes çok şaşırdı. ‘Bunca yıldır Bodrum’a geliyoruz, böyle bir yerin olduğundan haberimiz yok!’ dediler. Hemen Google’a girip kontrol eden bile oldu. Ben de öğrendiklerimi keyifle anlatıp çektiğim fotoğrafları gösterdim. Bu vesileyle dünyanın yedi harikasına da bir göz atalım ve bundan sonra gezeceğimiz yerler listesine ekleyelim derim. 😉

Read Full Post »

22 Haziran Cuma, yine bolca yeşil tonu eşliğinde Flåm turumuzu yaptık. Flåm; Sognefjord’un bir kolu olan Aurlandsfjord’un bittiği noktada bulunuyor. Burada 400 kadar insan yaşıyor ama yılda 500.000 turist ağırlanıyor. Bu küçücük yer coğrafi olarak o kadar şanslı ki çevrenize baktıkça huzur doluyorsunuz.

Myrdal-Flåm arasında yapılan tren yolculuğu (Flåmsbana) ise buraya geldiğinizde yapmadan dönmemeniz gereken şeylerden biri. Bu nostaljik tren yolculuğu boyunca birbirinden güzel dağ, nehir, vadi, şelale ve fiyord manzaraları eşliğinde ilerledik. Arada geyik bulmaca yarışması yapmaya çalıştık ama sürekli tünellere girip çıktığımızdan oyunumuz bölündü diye vazgeçtim. Yaklaşık 20 km.lik yolculuk boyunca 20 kadar tünele girdik. Tren 225 m.den dökülen Kjosfossen Şelalesi‘nde kısa bir mola verdi. Bu noktada turistlerin ilgisini çekecek bir şov hazırlamışlar, hep birlikte dans eden kırmızı elbiseli kızı izledik.

Sonraki durağımız Voss‘du. Burada yine harika bir manzara eşliğinde öğle yemeği ve kahve molası verdik. Çok rüzgar vardı ama güneş insanın içini ısıtıyordu. Biz yemekten biraz erken kalkıp etrafta yürüdük, sonra da grubun geri kalanıyla buluşup Gudvangen’a gitmek üzere otobüse bindik.

Yol üzerinde Skulestadmo‘daki Tvindefossen şelalesinde kısa bir mola verdik.

Tekrar otobüse binip Vossestrand‘daki çiftleri izleyerek Stalheim vadisi boyunca yolculuğumuza devam ettik.

Vardığımız nokta ise yine başka bir doğa harikasıydı. Norveç’in en uzun fiyordu olan 18 km.lik Sognefjord‘da cruise gemileri salınıyor ama öyle bir nokta var ki sadece 500 m. genişliğinde. O da: Naeroyfjord.

Doğanın güzelliğini kelimelerle anlatmak mümkün değil. Bu yüzden burada geçirdiğimiz süre yetmedi, uzun uzun oturup tadı çıkarılması gereken bir yer. Her yer karavan doluydu. Zaten Norveçliler çok fazla yurtdışına çıkmazlarmış ama hiç evde de oturmazlarmış. Karavanları ile en kısa tatilde bile doğayla baş başa olacakları yurt içi seyahatlere çıkarlarmış. Ne güzel!

Gezinin sonuna geldiğimiz için otobüse binip Flåm‘a döndük. Geminin kalkacağı saate kadar biraz vaktimiz vardı. Çevrede turlama ve hediyelik eşya alma gibi aktivitelerle süremizi doldurup gemiye bindik. Bu biniş ile de Norveç tatilimizin sonuna gelmiş olduk. Hamburg’a doğru dönüş yolculuğumuz başladı. Yaklaşık 1,5 gün denizde olup 24 Haziran sabahı Hamburg‘a yanaşacağız.

Norveç kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Doğal güzellikleri sayesinde insana birçok yeni deneyim yaşamayı vaadediyor. Pek çok yeri gezmemize rağmen tekrar tekrar gelmekten sıkılmayacağımız, her gelişimizde de farklı duygular yaşatacağından emin olduğum bir yer. Umarım bir gün tekrar Norveç’e yolumuz düşer. Seyahat notlarımın sonuna gelirken babaannemle dedeme çok ama çok teşekkür etmek istiyorum. Onlar sayesinde yeni yerler gezip gördüm ve harika vakit geçirdim. Sizi çok seviyorum! 💕

Read Full Post »

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen yolculuğun sonunda Hellesylt‘e yanaştık. Böyle diyorum çünkü deniz çok dalgalıydı, koca gemi beşik gibi sallandı ve yapılabilecek her şeyi yaptık, bütün eğlenceyi tükettik. Bizimkilerle konken oynamaya başladım, o derece! Neyse ki demir attığımız yerde harika bir manzara bizi karşıladı. Her taraf yemyeşildi, resmen içimiz açıldı. Ağaçlara filan sarıldık. Temiz havayı bol bol içimize çektik.

Otobüse binip yeşil renk tonları eşliğinde göller, nehirler, şelaleler gördük.

Avrupa’nın en derin gölü olan Hornindal Gölü ve dağ kıyısındaki Stryn Gölü‘nde mola verdik. Bazı noktalarda durup fotoğraf çekildik. Sonra da Geirangerfjord manzarasını tepeden görebileceğimiz bir yere; Dalsnibba‘ya (1.500 m) çıktık. Yine gökyüzünün kapalı olduğu bir ana denk geldik ama olsun… Burada hala kar vardı. Küçük bir kardan adam yaptım. ⛄️ Yükseklik korkusu olmayanlar için metal bir ızgara üzerinde yürüyerek ‘skywalk’ yapma imkanı da var.

Sonra Geiranger’e indik ve yemek yedik. Biraz etrafı gezip gemiye çıktık. Gemimiz hareket ettikten sonra 2 saat boyunca Geirangerfjord‘da dolaştı. Biz de bu sırada De Syv SøstreneSeven Sisters Şelalesi‘ni yani yedi ayrı ırmağın yedi ayrı yerden 250 mt. yükseklikten dökülüşünü izledik. Ardından tekrar yola koyulduk. Neyse ki yolculuk bu sefer çok uzun sürmeyecek. İstikamet; Flåm.

Read Full Post »

18 Haziran Pazartesi sabahı Honningsvåg açıklarında demirledik. Hava 5-7C civarında ve güneşliydi. Akşama doğru Nordkapp’a gideceğimiz için biraz gemide keyif yaptık, sonra da şehri keşfe çıktık.

Burası Norveç’in en kuzeyinde bulunan, yaklaşık 2500 kişinin yaşadığı küçücük bir yer. Deniz donmadığı için harika deniz ürünleri yetişiyor ve halk çoğunlukla balıkçılık yaparak geçim sağlıyor. Çok eskiden insanlar Honningsvåg’ın dünyanın kıyısında yer aldığına inanırlarmış.

Turistlerinse burada yapacağı iki şey var; biri Artico adlı buz barda drink almak, diğeri ise her biri 8-10 kg civarında olan kral yengeci tatmak. Yengeçleri yerinde yakalayıp orada pişirip yemek mümkün. (Bota binip 1 saat yol gidip fiyordlardan birine yanaşıp denizden yengeç çıkarıp pişirip yeme.) Bunu fazla maceracı bulanlar Honningsvåg’da bir yerde oturup sakince yengecini de yiyebilir tabii..

Artico Ice Bar’ı Lapland’dan kalıp kalıp kesilip getirilen buzlarla yapmışlar. Termal kıyafetler giyilerek içeri giriliyor ve içki içiliyor. Aynı zamanda hediyelik eşya dükkanı da var. Benim esas ilgimi çeken ise Lonchas adlı Alaska Malamutu oldu. (Bu cinsi Beyaz Diş adlı ünlü hikayeden hatırlarsınız..) Kocaman ve çok sevilesiydi fakat yanındaki panoda dokunmanın yasak olduğu yazıyordu. Ben de uzaktan baktığımla kaldım.

Gemiden indiğimizde harika bir ışık vardı, çekilen tüm fotoğraflar sanki yağlı boya tablo gibiydiler. Fakat ansızın başlayan sağanak yağmur fotoğraf keyfimize noktayı koydu. Nordkapp’a gitmeden önce 1 saatimiz vardı, koşarak Corner Cafe’ye sığınıp bişeyler içtik. Aslında harika pizza kokuları geliyordu ama tok olduğumuz için yiyemedik.

Nordkapp’a gidiş vakti geldiğinde grubumuzla buluştuk ve yaklaşık 30 km. sürecek yolculuğumuz için otobüsteki yerimizi aldık. Nordkapp’ta 22:00-02:00 arası güneş ufuk çizgisine en yakın yerde durduğu için rehberimizin yönlendirmesiyle özellikle bu geç saati seçtik. Nasılsa 24 saat gündüzü yaşıyorduk ve uykumuz yoktu. Yol üzerinde Norveç’in kuzeyinde yaşayan Sami insanlarının yerleşim yerine uğradık. Çadırlar, geyikler, değişik el işleri gördük. Toprakları İsveç, Norveç, Finlandiya ve Rusya arasında paylaşılan bu halkın dil, kültür, din ve gelenekleri yasaklanmış. Yeni yeni bazı haklara kavuşmaya başlamışlar ve halen daha mücadele ediyorlamış. Samilerin özelliklerini yazmaya kalksam çok uzun sürer ama şöyle özetleyeyim; doğaya saygılılar, hiçbir şeyi ziyan etmeden, kendi imkanlarıyla, izole bir halde kuzeyde yaşıyorlar. Daha doğrusu yaşıyorlarmış. Artık entegre (asimile) olmuşlar.

Nordkapp ya da North Cape; Avrupa karasının en uç noktası ve 71. paralelde yer alıyor. Buraya bir merkez inşa edilmiş. İçerisinde müze, restoran, bar, Nordkapp hakkında film gösterilen sinema salonu, şapel vs. bulunuyor. Ayrıca buradan posta kartı da atılıyor. (Grand Cayman’deki Hell gibi! 😈Güneşin hiç batmadığı günleri (midnight sun) yaşadığımız için harika fotoğraflar çekme imkanı var. Fakat şansımıza hava o kadar bulutluydu ki, güneşi göremedik bile. Ne yapalım kısmet böyleymiş.

Bulutlar olmasaydı güneş hangi saatte nasıl görünüyordu sorusunun cevabı ise şöyle:

Nordkapp’ın rüzgarına dayanabilirseniz dünya küresini, Children of the World heykelini, Kral Oscar’ın dikilitaşını ve Nordkapp miltaşını görebilir, küçük taşları üst üste dizmek geleneğine uyabilirsiniz.

Nordkapp’dan ayrıldıktan sonra gemiye dönüşümüz 01:30’u buldu. Gece denize açıldık, yaklaşık 2 gün denizde olacağız. Çok yukarı çıkmışız artık aşağı iniyoruz. 🙈 İstikamet; Hellesylt.

Read Full Post »

16 Haziran Cumartesi bu seyahati özel kılan yerlerden birine ayak bastık: Svalbard.

Artık kutup noktasına çok yakınız. Şu an güneşin hiç batmadığı günlerde olduğumuz için her saat gündüz yaşanıyor. Svalbard’ın %60’ı buzullarla kaplı ve gerçekten çok soğuk. Bir diğer ilginç nokta; burada insandan çok kutup ayısı yaşıyor. Belli sınırların dışına çıkıldığında kutup ayılarının saldırısına uğrama tehlikesi var. Bu yüzden ruhsatlı silahı olmayanların şehir merkezi dışına çıkma izni yok.

78. paralelde bulunan Svalbard, Norveç’e bağlı takım adalardan oluşuyor. Özerk bir yönetim şekli var. 42 ülkenin imzaladığı anlaşmaya göre o ülkelerin vatandaşları burada yaşayıp çalışabiliyor. Vergi yok. Başkenti Longyearbyen. Bir de kömür madenleri olan ve çoğunlukla Rusların yaşadığı Barentsburg var.

Svalbard’ın özelliği dünyanın en kuzeyindeki yönetim birimi olması. Dolayısıyla en kuzeydeki kilise, en kuzeydeki üniversite, en kuzeydeki bar vs. burada.

Hiç yeşil olmasa da, her yer siyah-gri ve beyaz olsa da Svalbard’ın doğa harikası olduğunu söylememe gerek yok sanırım. İnanılmaz bir çeşitlilik ve buraya özgü hayvanlar var; çok özel kuşlar, kutup tilkisi, kutup martıları, foklar, balinalar, geyikler… Biz bol bol kuş gördük ama kutup ayısı göremedik. O kadar çok olmalarına rağmen kutup ayılarını görmek zor. İsteyenler özel turlara katılıp teknelerler kıyı kıyı geziyorlar. Garantisi yok tabii, eli boş dönmek de mümkün.

Longyearbyen’de 2100, Barentsburg’da 450 kişi yaşıyor. Ruslar Barentsburg’ü sahiplenmişler ve stratejik olarak bırakmak istemiyorlar, buradaki kömür madenlerini işletiyorlar. Svalbard’da azıcık insan yaşıyor ama folklor kulübünden tutun, kütüphaneye, sıcak havuza, müzeye kadar her şeyleri var.

Bir de Pyramiden denilen ve artık kimsenin yaşamadığı bir yer var. Eskiden kömür çıkarıyorlarmış. 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’nın eline geçebileceği endişesiyle Ruslar kendi elleriyle şehri yerle bir etmişler.

Svalbard’daki bir diğer önemli yer: Küresel Tohum Deposu (Global Seed Vault). Nükleer savaş ya da meteor düşmesi gibi felaketler sonucu yok olabilecek bitki-sebze-meyveleri tekrar üretebilmek amacıyla burada tohumlar saklanıyor.

Svalbard’daki turumuz tamamlandıktan sonra gemimiz bizi dev bir buzulun (glacier) yakınına götürdü. Fiyordların arasındaki tabak gibi bir buz kütlesini izledikten sonra yolculuğumuza devam ettik.

Kara kara dağlar daha doğrusu fiyordlar arasında ilerliyoruz. Yaklaşık 2 gün denizde seyredeceğiz. İstikamet: Honningsvåg.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: