Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Seyahat’ Category

– 14 günlük gemi seyahatimizin sonuna geldik ve 15. günün sabahı Port Miami’ye yanaştık. Çok alışmışım gemide olmaya, herkesi ve her şeyi çok özleyeceğim. Bu güzel tatil planı ve yepyeni deneyimler için babaanneme sonsuz teşekkürler! 😘

– Ben farkında değildim ama dün gece uykumda tir tir titremişim. Gece ateşim yokmuş ama sabah hafif ateşli uyandım. Kolumu kaldıracak halim yoktu. Birol Abi’yle 10’da buluşuruz diye sözleşmiştik. Sabah erken saatte odayı boşalttığımız için 9:30’a kadar Top Sail Lounge’da uzandım. Sonra da herkesle vedalaşıp gemiden ayrıldık.

– Valizlerimizi dün gece kapının önüne bırakıp yatmıştık. Gemiden indikten sonra aynı havaalanında olduğu gibi valizlerin döndüğü bantlar var. Valizlere kalınan kabinin türüne göre farklı renklerde etiketler takılıyor. Bizimkisi yeşildi. Hemen gözlerimiz yeşil etiketli valizleri aramaya başladı. Gemiden geç indiğimiz için valizlerimiz banttan indirilmiş, grup halinde ortada duruyordu. Fakat en büyük valiz görünürde yoktu! Telaşla bir oraya bir buraya koşturmaya başladık. Bu süreç çok sinir bozucuydu. Hafif halsizliğim var demiştim, uçtu gitti. Bir anda canavar gibi oldum. Kayıp valiz için form doldurduk ama bu olay o kadar çok oluyormuş ki kimsenin umrunda değildi. Annem oranın sorumlusu kişiyi buldu. Şansa en yakın arkadaşı Türkmüş. 🙈 Bize cep telefonunu verdi. 2 saat sonra aramamızı söyledi. “Belki de biri yanlış almıştır, fark edince getirir.” dedi. Bu çok küçük bir ihtimaldi ama iyi düşünmeye çalışarak limandan ayrıldık. Annem çok üzüldü çünkü en büyük valiz oydu ve ona ait her şey içindeydi. 20 günlük bir seyahat olduğundan ikimiz de yanımızda çok şey getirmiştik. Hatta son dakika benim valizim rahatlasın diye eşyalarımı çıkarıp büyük valize koymuş! Dolayısıyla benim de epey eşyam ondaymış. Giden gitti moduna girdik. 😔

– Neyse ki uçağımız akşamdı, bu sayede valizin peşini bırakmadık. 2 saat sonra aradığımızda “Bir valiz gelmiş ama sizinki mi bilmiyoruz.” dediler. Annem de etiketi kontrol etmelerini rica etti. (Limandan uzaklaşmıştık, yok yere limana dönmek istemedi.) Yarım saat sonra tekrar aramamızı söylediler. O sırada yemek yiyorduk. Birol Abi ve Aline, bizi sevdikleri bir uzakdoğu restoranına götürmüşlerdi. Annem yarım saat sonra tekrar aradı ve etiketin üzerindeki ismi okuduklarında hepimiz bayram ettik! Gerçekten de birisi bizim dev gibi valizi yanlışlıkla almış ve geri getirmiş!! Yemeğimizi bitirip limana döndük ve valizimize kavuştuk. Anlayacağınız gezinin son günü epey heyecanlı geçti..

– Artık rahatlamış bir şekilde Miami’deki son birkaç saati geçirebilirdik. Birol Abi bizi Miami Lakes’deki evlerine götürdü. Biraz köpekleriyle oynadım. Sonra da havaalanına gitmek üzere yola çıktık.

– Valizleri verip uçak saatini beklemeye başladık. O sırada annemin migreni tuttu. Bu yüzden uçağa biner binmez uyudu. O uyuyunca ben de uyudum. Babaannem zaten hastaydı, o da uyudu. Gelirken yolculuğumuz 12 saat sürmüştü ve çok kısa kestirmiştik, dönüş yolculuğumuz 10 saat sürdü ve tamamen uyuyarak geçti.

– Babam bizi karşılamaya gelmiş. Onu çok ama çok özlemişim! Hemen koşup sarıldım ve heyecanla olanları anlatmaya başladım. Çok şükür ki bu harika tatil kötü bir anıyla bitmedi.. O zaman ne diyoruz? Merhaba İstanbul! 🤗🇹🇷

Reklamlar

Read Full Post »

30 Haziran Cuma, Bahamalar’ın başkenti Nassau’dan tekrar merhaba!🙋🏼

– Bahamalar 🇧🇸 700 adadan oluşuyormuş. Biz bugün yine başkent Nassau‘daydık. Burası İngiltere’nin hakimiyetinde. Her sene kurtuluş gününde (10 Temmuz) kraliçe geliyormuş.Tahmin edeceğiniz gibi trafik tersten akıyor.

– Bahamalar korsanların hakimiyetine geçmesin diye zamanında çok uğraşılmış ama başarılı olamamışlar. Zaten 700 adayı nasıl koruyabilirsin ki? Korsanlar her yerde cirit atıyormuş.

– Nassau’ya önceki gelişimizde plaj turu almıştık. Bu sefer şehir turu aldık; Queen’s Staircase‘e, Fincastle Kalesi‘ne romlu kek dükkanına ve rom fabrikasına gittik. Zaten küçücük bir yer. Bana göre pek ilgi çekici bir şey yoktu.

– Kayıp ülke Atlantis‘in burada olduğu düşünülüyormuş. Paradise Island denen bölgede Atlantis adında bir tatil köyü ve avm var. Yunuslarla yüzme imkanı burada da mevcut (Atlantis Dolphin Cay) ve Karayiplerin en iyi aquapark’ı olan Aquaventure da Nassau’da.

– Tur bitince gemiye dönüp son keyiflerimizi yaptık. Sonra annem valizleri topladı. Bu arada dün gece babaannemin boğazı şişti. Zaten geldiğimizden beri gribal durumu devam ediyordu. Antibiyotiğe başladı. Onu dinlensin diye odada bıraktık.

– Akşam yemeğimizi yiyip son şovumuzu izledik ve yattık. Miami’de görüşmek üzere! 🙋🏼

Read Full Post »

Dün geceyi denizde geçirdik, bu sabah Puerto Rico‘nun başkenti San Juan‘a yanaştık. 🇵🇷

– Limandan bakarken annem “Burası Madrid görünümlü Amerika.” dedi. Binalar tipik İspanyol tarzı, markalarsa Polo Ralph Lauren, Swissotel, CVS vs. 😎

– Burayı da Colomb keşfetmiş ve Puerto Rico (Rich Port) yıllar içerisinde birçok ülkenin hakimiyetine girmiş. İngilizler bile fethetmeye çalışmışlar. En son İspanyollar’da kalmış ve Amerika-İspanya savaşını kaybeden İspanyollar burayı Amerika’ya vermek zorunda kalmışlar. Yani Puerto Rico, Amerikan toprağı. Para birimi USD. Vatandaşlarda 🇺🇸 pasaportu var. Ama olimpiyatlarda kendi ülkeleri adına yarışıyorlar ve 🇺🇸 başkan seçiminde oy kullanamıyorlar. Yönetim sistemi de biraz karışık, şimdi yazması çok uzun sürer.

– Biz şehir turu aldık. Önce otobüsle dolaşıp hiç susmayan rehberimizden Puerto Rico hakkında bilgiler aldık. Sonra devasa bir kaleyi (Castillo de San Cristóbal) gezdik. Epey yüksek surları ve uzun yer altı tünelleriyle çok karmaşık bir yapıydı. “Niye bu kadar kasmışlar?” derseniz; burayı alan tüm Karayip Denizi’ne hakim olduğu için burası çok stratejik bir noktaymış. Dolayısıyla sürekli saldırı alıyormuş. Bu yüzden 1500’lerde kocaman kaleler inşa etmişler.

– Puerto Rico’da 3 ırk yaşıyor: Yerliler, İspanyollar ve ağır işlerde çalışmak üzere getirilen Afrikalılar. Halk çoğunlukla ticaretle uğraşıyor.

– Old town yanında bir de new town var ki tüm Amerikan markaları, otelleri vs. burada. Hilton, Amerika dışındaki ilk otelini burada açmış. San Juan, bölgede New York’tan sonraki ikinci büyük limanmış.

– 2 saatlik şehir turunda görülmesi gereken her yeri gezdik. Çok güzel plajları, endemik bitkiler ve buraya özel hayvanlarla dolu yağmur ormanları (El Yungue), gelgitle oluşmuş bataklığı, kelebek çiftliği, at ve golf klüpleri var. Artık bir dahaki gelişte buraları gezeriz. İstikamet➡tekrar Bahamalar’ın başkenti Nassau.

Read Full Post »

– 27 Haziran Salı, St. Maarten‘den merhaba! 🙋🏼 Burası ilginç bir yer; adanın bir kısmı Hollanda’nın, bir kısmı Fransa’nın egemenliğinde. Kuralları, para birimleri, telefon-elektrik santralleri bile farklı. Adanın iki tarafı arasındaki telefon görüşmeleri uluslararası sayılıyormuş.

– Burayı da Colomb keşfetmiş. Doğal kaynakları yüzünden (özellikle de tuz) ada bir çok kez el değiştirmiş. Hollanda’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin ve İspanya’nın egemenliğine girip çıkmış. En son 🇳🇱 ve 🇫🇷 adayı paylaşmışlar. Bir rivayete göre; adanın en uzak iki ucundan bir Fransız ve bir Hollandalı aynı anda yürümeye başlamışlar. Sonra da birbirleri ile birleştikleri yerde sınır çizilmiş. Yalnız orada küçük bir hile olmuş çünkü 37 sq/ml olan adanın 21’ni Fransızlar 16’sını Hollandalılar almış.

– Hollanda tarafının başkenti Phillipsburg, Fransa tarafının başkenti Marigot.

– Doğa buraya o kadar cömert davranmış ki.. Hiç toprak görmedim. Dağların en tepe noktasına kadar her yer yemyeşil. Kuruyan dere yataklarında bile gelişigüzel otlar yeşermiş.

– Phillipsburg’e yanaştığımız için önce Hollanda tarafını gezdik. Fransa tarafına geçmeden son olarak Hollanda tarafının meşhur yeri olan Airport Beach‘e (Maho Beach) uğradık. Bu plajın olayı hemen yandaki Princess Juliana Airport‘tan uçaklar kalkarken jet motorun arkasında durmak! 🙈 Babaannemle ben geride bekleyip yan açıdan inip kalkan uçakları izlerken annem hemen pistin sonuna konuşlandı. Normalde tellerde onlarca insan olması lazım ama pek kimse yoktu. Meğer buraların yüksek sezonu kasım-mayıs arasıymış. Limanda iki gemiydik. (Bir biz, bir de Royal Cr.) Yüksek sezonda aynı anda 8 gemi yanaşırmış adaya…

– Sonra Fransız tarafına geçtik. Burası mağazalarıyla, marketleriyle küçük Fransa gibi. Hollanda tarafına göre daha düzenli ve şık. Hollanda tarafında plajlarda nudizm yasak ama bu tarafta mayo zorunlu değilmiş. Marigot’ta yarım saat kadar mola verildi, dolaşıp gemiye döndük.

– Rehberimiz yol boyunca konuştu, anlatabileceği her şeyi anlattı, trafikte beklerken bilmece sordu mesela. Sürekli şakalar, espriler derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Çok keyifli bir tur oldu.

Read Full Post »

– Bugün Miami-St. Maarten arası yolculuğumuzun ikinci günü ve biz yine denizdeydik.

– Kahvaltıdan sonra ‘morning trivia’ya katıldık. Bu sefer daha da kötüydük. 20 soruda 3 doğru! 🙈Sorular çok zordu. Mesela; ‘Kwagga’ nasıl bir hayvandır? İlk Amerikan bayrağında kaç yıldız vardı? Şükran günü ne zaman kutlanır? vs. Bu arada hatırladıkça güldüğümüz bir olay oldu, hemen onu da anlatayım. Oyun başlarken animatör herkese takımının adını sordu. (Bizimki ‘trivia girls’) Ben diyeyim 75, siz deyin 80 yaşında bir çift takımlarının adını söylediler. Animatör ‘cemetary’ diye tekrar etti. Hani çok yaşlılar ya, bir ayağımız çukurda misali… Kimse de garipsemedi bu takım adını. Meğer ‘Sam and Terry’miş. Ninecik takımın adını tekrar edince kahkaha, kıyamet koptu. Çünkü gerçekten hepimiz ‘semeteri’ diye duyduk ve hiç garipsemedik. Hızlı söylediği için ‘semendteri’ oldu bize ‘semeteri’. Çok güldük ama. 🤣

– Dışarısı çok rüzgarlıydı. Hiç ümidimiz yoktu ama bu rüzgarda sulu kaydırak açık mıdır diye bakmaya gittik. Açıkmış! Hemen geminin diğer tarafındaki odamıza yürüdük, üst değiştirip geri geldik. Son 25 dk.’ya yetişmişiz. 25 dk. sıra bekledik, ben kaydım ve kaydırak kapandı. (Öğle tatili) Bir saat sonra açılacaktı. O arada yemek yiyip geldik. Annem 45 dk. daha güneşin altında ayakta bekledi ki ben kayabileyim. 3 kere kayabildim. Çünkü hem çok sıra var, hem de yukarıdan girenin aşağıdan çıktığını görmeden bir sonraki kişinin kaymasına izin vermiyorlar. Bu yüzden çok yavaş ilerliyor. Neyse, hevesimi aldım en azından…

– Öğleden sonra biraz odada, biraz da Top Sail Lounge’da vakit geçirip yemek yiyip yattık. Yarın sabah St. Maarten’e yanaşacağız.

Read Full Post »

25 Haziran Pazar. Mutlu bayramlar! 🤗😘

– Sabah kalkar kalkmaz programa bakıp günümüzü planladım. Kahvaltıdan sonra morning trivia’ya katıldık. İngiltere ve 70’ler konulu olmayan soruları bilebildik. 1974’te Oscar’ı hangi filmin aldığını ben nerden bileyim? Dünyada bile yoktum! Sonra Jenga turnuvasına koştuk. Orada bir arkadaş edindim. Ama hala junior club’a girmedim. Doğru düzgün yemek de yemiyorum. Annem artık üzülmeye başladı.

– “Güneşlensek mi?” dedik ama çok rüzgarlı diye çıkmadık. Rüzgar olunca sulu kaydırağı da açmadılar. Biz de Top Sail Lounge’da takıldık.

– Sonra bowling oynamaya gittik. 2 küçük lane var. Neyse ki bekleme sırası yok. Çünkü bir el $8. 😒 El dediğim de sadece 5 atış. Çabucak bitiyor. 3 el oynadım, sonra F1 simülatörüne gittik fakat boy sınırı varmış. Ben küçük kaldığım için giremedim. Geminin her yerinde bir etkinlik var, sıkılmak mümkün değil. Dil kursları bile vardı. Annem İspanyolca’ya katılalım istedi ama beni çekmedi.

– Gemide pazar kuruldu. Babaannemle birlikte gezdik, sonra da yemeğe indik. Değişiklik yapıp makarna yedim. Bu arada yemeklerde benimkilere sürekli oyun oynatıyorum; sessiz sinema ve son iki harfle kelime türetmece..

– Gemide ikinci haftamız olduğu için şovlar tekrara düştü. Sunucunun anlattığı komik şeyleri ben gerçek sanıyordum. Annem de komiklik yapmak için kafadan attığını söylüyordu. Gösteriler aynen tekrar edilince gösteri öncesi yapılan talk-show’daki esprilerin de birebir aynı olduğunu gördüm. Annem haklıymış! Geçen hafta Maske’yi izlemiştik, ben tekrar gitmek isteyince babaannem bana eşlik etti. Annem de kafa dinlemek umuduyla odaya çıktı. Yarın yine denizdeyiz…

Read Full Post »

– 24 Haziran Cumartesi, merhaba 🇺🇸! Sabah gemiden indik ve taksiye binip Dolphin Mall‘a gittik. Canım mozzarella sandviç çektiği için Starbucks‘a girdik. Wifi olduğundan rahat rahat internette takıldım. Biraz mağazaları dolaşıp alışveriş yaptık.

– Sonra babam “Benim için Cheesecake Factory‘ye gidin.” dediği için oraya gittik. Girişte titreşimli bir alet verip 20 dk. bekleme süresi olduğunu söylediler. Annem arkamızdan geldiğinden bu uzun bekleme süresinden haberi yoktu. 5 dk. sonunda “Ben çok sıkıldım, gitsek mi acaba?” deyince babaannem acı gerçeği söyledi. Hepimiz birbirimize baktık, meğer hiçbirimizin canı cheesecake yemek istemiyormuş! 🙂 Biz de çıktık.

– 18’de gemiye döndük. Biniş işlemleri tamamlanmış olduğu için ortalık sakindi. Yemekten sonra 80’ler trivia vardı. Koşa koşa ona yetiştik. (Trivia müptelası oldum, artık hepsine katılıyoruz.) Konu 80’lerin müziği olduğu için anneme güveniyordum. Şarkıların hepsinin melodilerini bilmesine rağmen bazılarının isimlerini bilemedi. İlginçtir onun bilmediği bir şarkıyı ben bildim! ‘Jump’ diye bir şarkıydı, Sing filminde izlemiştim, oradan hatırladım. Sonuç; yine kazanamadık. Triviadan sonra odaya döndük. Aslında 22:30’da sinema vardı ama geç olduğu için annem götürmek istemedi. Söylendim ama yatar yatmaz uyudum.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: