Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Seyahat’ Category

– Viyana’daki ikinci sabahımızda çok methedilen Ulrich’e gittik ama yer bulamadık. Biz de kahvaltımızı Der Mann‘da yaptık ve güneşli bir pazar sabahına yakışacak şekilde yürüyüşe çıkıp parka gittik. 🤗

– Daha sonra Hundertwasserhaus‘u ziyaret ettik. Ben bu rengarenk binayı çok sevdim. Bu sıradan apartmanın cephesi Avusturyalı sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından tasarlanmış.

– Sonra merkeze indik ve yürüyerek şehri gezmeye devam ettik. Kärtner Str. ve Graben‘de dolaştık. Kahve molası için Demel‘e gittik. Burası kraliçenin pastacısıymış, birbirinden güzel pastalar arasında seçim yapmakta zor oldu.

– Öğleden sonra Rathausplatz‘da kurulan ve Viyana’daki Noel pazarlarının en büyüğü olan Wiener Weihnachtstraum‘a gittik. Burayı heyecanla bekliyordum çünkü buz pateni pisti ve çocuklar için kurulmuş olan büyük bir eğlence parkı vardı. Bu pazarın en büyük pazar oluşu sebebiyle stand kiraları yüksekmiş. Dolayısıyla her şey diğer pazarlara göre pahalıymış. Ben yine dayanamadım ve hatıra olacak bir şeyler aldım. Oyuncakların jetonları da TL olarak düşününce pahalıydı ama olsun buraya geldiysek eğlenmeliydik. Aynı şeylere ikişer üçer kez bindim. Çok ama çok eğlendim. İyi ki buraya gelmişiz. Best day ever!

– Akşam yemeği için Plachutta‘ya gittik. Bildiğimiz yahni olan ‘tafelspitz’ sipariş ettik. Son gecemiz olduğu için tekrar şinitzel tercih edenler de oldu. Cansu ilk kez burada sebzeli bir yemek bulduğu için o da biz de ekstra mutluyduk.

– Otelimize doğru yürürken yine Stephansdom‘un önünden geçtik. Bu sefer içeriye girdik. Noel zamanı kiliselerde korolar oluyor fakat biz hiç o saatlere denk gelmediğimiz için görememiştik, bu sefer de göremedik. Bir rivayete göre Beethoven bu kilisenin çan kulesine baktığında kuşların uçuşunu görüp çan sesini duymadığı için sağır olduğunu ilk kez burada fark etmiş. Kilisenin içi de dışı da görkemliydi. Çıkmadan birer mum dikip dilekte bulunduk.

– Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra otelden ayrıldık.

–  Böylece bir seyahatin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Evet, bu mevsimde Viyana soğuktu ama havaya uygun giyinince soğuğu dert olmadı, buraya ve Noel’e özgü birçok şey deneyimleyebildik. Kısacık zamana çok şey sığdırmaya çalışsak da eksikler kaldı tabii. Artık onlar da bir dahaki sefere… Fröhliche Weihnachten Wien! 🎄🎅🏼⛄️

Reklamlar

Read Full Post »

– Bizimkiler 6 sene önce bensiz ilk Viyana’ya gittiklerinde, şehre beni getirdikleri zaman neler yapacağımızı az çok belirlemişler. Seyahat amacımız Noel pazarlarını gezmek olunca biraz Viyana klasikleri, biraz da Noel ruhu çerçevesinde yapacaklarımızı planladık. Cansular da bizimle birlikteydi. Dolayısıyla hem biz çocukları mutlu edecek, hem de yorulmadan şehri tanımamızı sağlayacak bir gezi programımız vardı. (Bu arada benden size tavsiye; Noel zamanı Avrupa’daki hangi büyük kente giderseniz gidin uçağınızı, otelinizi ve restoran rezervasyonlarınızı çok önceden halledin.)

– Gider gitmez otele eşyaları bırakıp kendimizi Figlmüller‘e attık. Kurt gibi acıkmışız, bir güzel karnımızı doyurduk.

– Yemekten sonra ışıklı Viyana sokaklarında yürüdük ve Stephansdom yanında kurulmuş olan Weihnachtsmarkt am Stephansplatz‘ı gezdik.

– Kohlmarkt Str.‘ den yürüyüp Hofburg Sarayı önünde, Michaeler Meydanı‘nda kurulmuş olan K.u.K Weihnachtsmarkt‘a gittik. Oradan Kahramanlar Meydanı‘na çıktık. Maria-Theresien-Meydanı’nda kurulmuş olan Weihnachtsdorf Maria-Theresien-Platz‘ı dolaştık. Sonra da otelimize yakın bir cafede kahve içip çok gecikmeden yattık… Ki ertesi güne dinlenmiş olarak başlayalım.

– Ertesi sabah kahvaltı için otelimize yakın bir mahalle fırını olan Felzl‘a gittik. Otelde yemeyip güzel kahvaltıcıları deneyimleme planımız vardı fakat şehir o kadar kalabalıktı ki gittiğimizde boş olan bir yer bulamadık. O saatten sonra rezervasyon da almıyorlardı çünkü zaten dolulardı. İyi ki Felzl‘a denk gelmişiz. Fırından taze çıkan kruvasan, yoğurtlu ve meyveli granola, taze portakal suyu ve süt ile karnımı doyurdum.

– Kahvaltıdan sonra ilk durağımız Schönbrunn Sarayı oldu. Sarayın bahçesinde Viyana’nın en büyük Noel pazarlarından biri kuruluyor: Kultur und Weihnachtsmarkt & Neujahrsmarkt Schloss Schönbrunn. Biz de pazarı gezdik ve Cansu’yla çocuklar için ayrılmış alanlarda oyun oynadık. Burada normalde çocuklara sarayı gezdiren turlar oluyor ama biz günü farklı şekilde geçirmeyi tercih ettik. Labirente girecektik fakat kışın kapalıymış.

– Sırada Burggarten‘daki Schmetterlingshaus vardı. Dışarısı buz gibiyken burası sıcak ve nemliydi. İlk önce kelebekleri göremedik ve moralimiz bozuldu. Sonra etrafı taramaya başladık. Birbirinden güzel kelebekleri gizlendikleri yerlerde bulduk. Kelebeklerin kozalarından çıkışını, kanatlarını esnetip ilk kez uçmalarını izledik. Büyüleyiciydi!

– Epey yürümüştük, hem dinlenmek hem de bir şeyler yiyip içmek için bizimkilerin favori mekanlarından biri olan WEIN&CO.‘ya gittik. Bu arada Cansu yemek konusunda seçici olduğu için gittiğimiz yerlerde pek bir şey yemiyor. Kalktıktan sonra onun seveceği şeyler bulacağı başka bir yere gidiyoruz. Ben orada bir posta da Cansu’nun yediğinden yiyorum. Ne yapayım bütün gün yürüyünce insan acıkıyor. 🙈

– Sırada Riesenrad vardı. Bunun için Prater‘a gittik. Işıklandırılmış şehri bir de tepeden gördük. Tabii gitmişken Wintermarkt am Riesenradplatz‘ı da gezdik. Burada Cansu’nun aklı dönen salıncakta kaldı ama hava çok soğuk olduğu için annesinden izin çıkmadı.

– Akşam yemeğini İtalyan restoranı Da Capo‘da yedik. Tatlı için Cafe Sacher‘e yürüdük ve Sachertorte’lerimizi mideye indirdik.

– Sonra otelimize geçtik. Günün bu kısmını sabırsızlıkla bekliyordum çünkü yatmadan bilardo oynuyoruz.

Bugünlük benden bu kadar! Yarın yeni yerler ve yeni havadislerle görüşmek üzere.. 👋🏻

Read Full Post »

– 14 günlük gemi seyahatimizin sonuna geldik ve 15. günün sabahı Port Miami’ye yanaştık. Çok alışmışım gemide olmaya, herkesi ve her şeyi çok özleyeceğim. Bu güzel tatil planı ve yepyeni deneyimler için babaanneme sonsuz teşekkürler! 😘

– Ben farkında değildim ama dün gece uykumda tir tir titremişim. Gece ateşim yokmuş ama sabah hafif ateşli uyandım. Kolumu kaldıracak halim yoktu. Birol Abi’yle 10’da buluşuruz diye sözleşmiştik. Sabah erken saatte odayı boşalttığımız için 9:30’a kadar Top Sail Lounge’da uzandım. Sonra da herkesle vedalaşıp gemiden ayrıldık.

– Valizlerimizi dün gece kapının önüne bırakıp yatmıştık. Gemiden indikten sonra aynı havaalanında olduğu gibi valizlerin döndüğü bantlar var. Valizlere kalınan kabinin türüne göre farklı renklerde etiketler takılıyor. Bizimkisi yeşildi. Hemen gözlerimiz yeşil etiketli valizleri aramaya başladı. Gemiden geç indiğimiz için valizlerimiz banttan indirilmiş, grup halinde ortada duruyordu. Fakat en büyük valiz görünürde yoktu! Telaşla bir oraya bir buraya koşturmaya başladık. Bu süreç çok sinir bozucuydu. Hafif halsizliğim var demiştim, uçtu gitti. Bir anda canavar gibi oldum. Kayıp valiz için form doldurduk ama bu olay o kadar çok oluyormuş ki kimsenin umrunda değildi. Annem oranın sorumlusu kişiyi buldu. Şansa en yakın arkadaşı Türkmüş. 🙈 Bize cep telefonunu verdi. 2 saat sonra aramamızı söyledi. “Belki de biri yanlış almıştır, fark edince getirir.” dedi. Bu çok küçük bir ihtimaldi ama iyi düşünmeye çalışarak limandan ayrıldık. Annem çok üzüldü çünkü en büyük valiz oydu ve ona ait her şey içindeydi. 20 günlük bir seyahat olduğundan ikimiz de yanımızda çok şey getirmiştik. Hatta son dakika benim valizim rahatlasın diye eşyalarımı çıkarıp büyük valize koymuş! Dolayısıyla benim de epey eşyam ondaymış. Giden gitti moduna girdik. 😔

– Neyse ki uçağımız akşamdı, bu sayede valizin peşini bırakmadık. 2 saat sonra aradığımızda “Bir valiz gelmiş ama sizinki mi bilmiyoruz.” dediler. Annem de etiketi kontrol etmelerini rica etti. (Limandan uzaklaşmıştık, yok yere limana dönmek istemedi.) Yarım saat sonra tekrar aramamızı söylediler. O sırada yemek yiyorduk. Birol Abi ve Aline, bizi sevdikleri bir uzakdoğu restoranına götürmüşlerdi. Annem yarım saat sonra tekrar aradı ve etiketin üzerindeki ismi okuduklarında hepimiz bayram ettik! Gerçekten de birisi bizim dev gibi valizi yanlışlıkla almış ve geri getirmiş!! Yemeğimizi bitirip limana döndük ve valizimize kavuştuk. Anlayacağınız gezinin son günü epey heyecanlı geçti..

– Artık rahatlamış bir şekilde Miami’deki son birkaç saati geçirebilirdik. Birol Abi bizi Miami Lakes’deki evlerine götürdü. Biraz köpekleriyle oynadım. Sonra da havaalanına gitmek üzere yola çıktık.

– Valizleri verip uçak saatini beklemeye başladık. O sırada annemin migreni tuttu. Bu yüzden uçağa biner binmez uyudu. O uyuyunca ben de uyudum. Babaannem zaten hastaydı, o da uyudu. Gelirken yolculuğumuz 12 saat sürmüştü ve çok kısa kestirmiştik, dönüş yolculuğumuz 10 saat sürdü ve tamamen uyuyarak geçti.

– Babam bizi karşılamaya gelmiş. Onu çok ama çok özlemişim! Hemen koşup sarıldım ve heyecanla olanları anlatmaya başladım. Çok şükür ki bu harika tatil kötü bir anıyla bitmedi.. O zaman ne diyoruz? Merhaba İstanbul! 🤗🇹🇷

Read Full Post »

30 Haziran Cuma, Bahamalar’ın başkenti Nassau’dan tekrar merhaba!🙋🏼

– Bahamalar 🇧🇸 700 adadan oluşuyormuş. Biz bugün yine başkent Nassau‘daydık. Burası İngiltere’nin hakimiyetinde. Her sene kurtuluş gününde (10 Temmuz) kraliçe geliyormuş.Tahmin edeceğiniz gibi trafik tersten akıyor.

– Bahamalar korsanların hakimiyetine geçmesin diye zamanında çok uğraşılmış ama başarılı olamamışlar. Zaten 700 adayı nasıl koruyabilirsin ki? Korsanlar her yerde cirit atıyormuş.

– Nassau’ya önceki gelişimizde plaj turu almıştık. Bu sefer şehir turu aldık; Queen’s Staircase‘e, Fincastle Kalesi‘ne romlu kek dükkanına ve rom fabrikasına gittik. Zaten küçücük bir yer. Bana göre pek ilgi çekici bir şey yoktu.

– Kayıp ülke Atlantis‘in burada olduğu düşünülüyormuş. Paradise Island denen bölgede Atlantis adında bir tatil köyü ve avm var. Yunuslarla yüzme imkanı burada da mevcut (Atlantis Dolphin Cay) ve Karayiplerin en iyi aquapark’ı olan Aquaventure da Nassau’da.

– Tur bitince gemiye dönüp son keyiflerimizi yaptık. Sonra annem valizleri topladı. Bu arada dün gece babaannemin boğazı şişti. Zaten geldiğimizden beri gribal durumu devam ediyordu. Antibiyotiğe başladı. Onu dinlensin diye odada bıraktık.

– Akşam yemeğimizi yiyip son şovumuzu izledik ve yattık. Miami’de görüşmek üzere! 🙋🏼

Read Full Post »

Dün geceyi denizde geçirdik, bu sabah Puerto Rico‘nun başkenti San Juan‘a yanaştık. 🇵🇷

– Limandan bakarken annem “Burası Madrid görünümlü Amerika.” dedi. Binalar tipik İspanyol tarzı, markalarsa Polo Ralph Lauren, Swissotel, CVS vs. 😎

– Burayı da Colomb keşfetmiş ve Puerto Rico (Rich Port) yıllar içerisinde birçok ülkenin hakimiyetine girmiş. İngilizler bile fethetmeye çalışmışlar. En son İspanyollar’da kalmış ve Amerika-İspanya savaşını kaybeden İspanyollar burayı Amerika’ya vermek zorunda kalmışlar. Yani Puerto Rico, Amerikan toprağı. Para birimi USD. Vatandaşlarda 🇺🇸 pasaportu var. Ama olimpiyatlarda kendi ülkeleri adına yarışıyorlar ve 🇺🇸 başkan seçiminde oy kullanamıyorlar. Yönetim sistemi de biraz karışık, şimdi yazması çok uzun sürer.

– Biz şehir turu aldık. Önce otobüsle dolaşıp hiç susmayan rehberimizden Puerto Rico hakkında bilgiler aldık. Sonra devasa bir kaleyi (Castillo de San Cristóbal) gezdik. Epey yüksek surları ve uzun yer altı tünelleriyle çok karmaşık bir yapıydı. “Niye bu kadar kasmışlar?” derseniz; burayı alan tüm Karayip Denizi’ne hakim olduğu için burası çok stratejik bir noktaymış. Dolayısıyla sürekli saldırı alıyormuş. Bu yüzden 1500’lerde kocaman kaleler inşa etmişler.

– Puerto Rico’da 3 ırk yaşıyor: Yerliler, İspanyollar ve ağır işlerde çalışmak üzere getirilen Afrikalılar. Halk çoğunlukla ticaretle uğraşıyor.

– Old town yanında bir de new town var ki tüm Amerikan markaları, otelleri vs. burada. Hilton, Amerika dışındaki ilk otelini burada açmış. San Juan, bölgede New York’tan sonraki ikinci büyük limanmış.

– 2 saatlik şehir turunda görülmesi gereken her yeri gezdik. Çok güzel plajları, endemik bitkiler ve buraya özel hayvanlarla dolu yağmur ormanları (El Yungue), gelgitle oluşmuş bataklığı, kelebek çiftliği, at ve golf klüpleri var. Artık bir dahaki gelişte buraları gezeriz. İstikamet➡tekrar Bahamalar’ın başkenti Nassau.

Read Full Post »

– 27 Haziran Salı, St. Maarten‘den merhaba! 🙋🏼 Burası ilginç bir yer; adanın bir kısmı Hollanda’nın, bir kısmı Fransa’nın egemenliğinde. Kuralları, para birimleri, telefon-elektrik santralleri bile farklı. Adanın iki tarafı arasındaki telefon görüşmeleri uluslararası sayılıyormuş.

– Burayı da Colomb keşfetmiş. Doğal kaynakları yüzünden (özellikle de tuz) ada bir çok kez el değiştirmiş. Hollanda’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin ve İspanya’nın egemenliğine girip çıkmış. En son 🇳🇱 ve 🇫🇷 adayı paylaşmışlar. Bir rivayete göre; adanın en uzak iki ucundan bir Fransız ve bir Hollandalı aynı anda yürümeye başlamışlar. Sonra da birbirleri ile birleştikleri yerde sınır çizilmiş. Yalnız orada küçük bir hile olmuş çünkü 37 sq/ml olan adanın 21’ni Fransızlar 16’sını Hollandalılar almış.

– Hollanda tarafının başkenti Phillipsburg, Fransa tarafının başkenti Marigot.

– Doğa buraya o kadar cömert davranmış ki.. Hiç toprak görmedim. Dağların en tepe noktasına kadar her yer yemyeşil. Kuruyan dere yataklarında bile gelişigüzel otlar yeşermiş.

– Phillipsburg’e yanaştığımız için önce Hollanda tarafını gezdik. Fransa tarafına geçmeden son olarak Hollanda tarafının meşhur yeri olan Airport Beach‘e (Maho Beach) uğradık. Bu plajın olayı hemen yandaki Princess Juliana Airport‘tan uçaklar kalkarken jet motorun arkasında durmak! 🙈 Babaannemle ben geride bekleyip yan açıdan inip kalkan uçakları izlerken annem hemen pistin sonuna konuşlandı. Normalde tellerde onlarca insan olması lazım ama pek kimse yoktu. Meğer buraların yüksek sezonu kasım-mayıs arasıymış. Limanda iki gemiydik. (Bir biz, bir de Royal Cr.) Yüksek sezonda aynı anda 8 gemi yanaşırmış adaya…

– Sonra Fransız tarafına geçtik. Burası mağazalarıyla, marketleriyle küçük Fransa gibi. Hollanda tarafına göre daha düzenli ve şık. Hollanda tarafında plajlarda nudizm yasak ama bu tarafta mayo zorunlu değilmiş. Marigot’ta yarım saat kadar mola verildi, dolaşıp gemiye döndük.

– Rehberimiz yol boyunca konuştu, anlatabileceği her şeyi anlattı, trafikte beklerken bilmece sordu mesela. Sürekli şakalar, espriler derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Çok keyifli bir tur oldu.

Read Full Post »

– Bugün Miami-St. Maarten arası yolculuğumuzun ikinci günü ve biz yine denizdeydik.

– Kahvaltıdan sonra ‘morning trivia’ya katıldık. Bu sefer daha da kötüydük. 20 soruda 3 doğru! 🙈Sorular çok zordu. Mesela; ‘Kwagga’ nasıl bir hayvandır? İlk Amerikan bayrağında kaç yıldız vardı? Şükran günü ne zaman kutlanır? vs. Bu arada hatırladıkça güldüğümüz bir olay oldu, hemen onu da anlatayım. Oyun başlarken animatör herkese takımının adını sordu. (Bizimki ‘trivia girls’) Ben diyeyim 75, siz deyin 80 yaşında bir çift takımlarının adını söylediler. Animatör ‘cemetary’ diye tekrar etti. Hani çok yaşlılar ya, bir ayağımız çukurda misali… Kimse de garipsemedi bu takım adını. Meğer ‘Sam and Terry’miş. Ninecik takımın adını tekrar edince kahkaha, kıyamet koptu. Çünkü gerçekten hepimiz ‘semeteri’ diye duyduk ve hiç garipsemedik. Hızlı söylediği için ‘semendteri’ oldu bize ‘semeteri’. Çok güldük ama. 🤣

– Dışarısı çok rüzgarlıydı. Hiç ümidimiz yoktu ama bu rüzgarda sulu kaydırak açık mıdır diye bakmaya gittik. Açıkmış! Hemen geminin diğer tarafındaki odamıza yürüdük, üst değiştirip geri geldik. Son 25 dk.’ya yetişmişiz. 25 dk. sıra bekledik, ben kaydım ve kaydırak kapandı. (Öğle tatili) Bir saat sonra açılacaktı. O arada yemek yiyip geldik. Annem 45 dk. daha güneşin altında ayakta bekledi ki ben kayabileyim. 3 kere kayabildim. Çünkü hem çok sıra var, hem de yukarıdan girenin aşağıdan çıktığını görmeden bir sonraki kişinin kaymasına izin vermiyorlar. Bu yüzden çok yavaş ilerliyor. Neyse, hevesimi aldım en azından…

– Öğleden sonra biraz odada, biraz da Top Sail Lounge’da vakit geçirip yemek yiyip yattık. Yarın sabah St. Maarten’e yanaşacağız.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: