Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Sosyal sorumluluk’ Category

– İstanbul’a dönüşümüz rahat oldu, jetlag yaşamadık. Ben sadece sabahları biraz daha erken kalkmaya başladım. Kıbrıs’a gitmek için iki haftamız vardı; bu arada Lara ile Kidzania‘ya gittik, birkaç gün dedemlerde kaldım ve Apple Yaz Kampı‘na katıldım.

Acarkent Collesium‘un önünde TEGEV stand kurmuş, Kiraz Festivali’nde Misbahçem‘den toplanan kirazlar dernek yararına satılıyordu. Biz kiraz alarak destek olduk ama dedem satışa da yardım etmem konusunda beni cesaretlendirdi. Başta biraz çekindim, sonra çok iyi satış yaptığımı görünce işi sahiplendim. Teklifimi reddetmeyerek benden kiraz alan tüm Acarkentliler’e teşekkür ederim. 🎈

– Geçtiğimiz sene da Apple Yaz Kampı’na katılmış ve çok iyi vakit geçirmiştim. Bu sefer konumuz ‘karakterler oluşturma ve beste yapma’ydı. Apple Pencil kullanarak resimler yaptık, sonra onları film haline getirdik ve Garage Band kullanarak yaptığımız müziği üzerine ekledik.

– Sıra, adı ‘orijinaller’ olan grubumuzla çıkacağımız Kıbrıs tatiline geldi. Babalarımız bu sefer Kaya Artemis‘i ayarlamış. Otel epey sıkıntılıydı; aşırı kalabalıktı, yemekler çok kötüydü, birçok hizmet aksıyordu… 2-3 gün önce yan komşularımız orada olduğundan biz onlardan havadisleri almıştık, bu yüzden beklentilerimizi minimuma indirerek gittik. Neyse ki çok uzun kalmadık, otelden memnuniyetsiz bir şekilde ayrılıp İstanbul’a döndük.

– İstanbul’a geldik desem de İstanbul’da kalamadık. Geldiğimiz gecenin ertesi sabahı erkenden evden çıkıp Hillside‘a gittik. İlk birkaç gün yalnızdık ama sonra ‘orijinaller’ üyelerinden Tunç Ailesi bize katıldı. Daha önceki yıllarda klüplere katılmamıştım ama Arda olunca kendimize bir program yapıp günü birlikte geçirdik. Bingo’da şampiyon olduk ve içecek kazandık. Erkeklerin gece futbol maçı oluyordu ve Arda oynuyordu. Ben de onu seyrediyordum. Babalarımız plaj voleybolu oynuyordu, biz tezahürat yapıyorduk. Baba-çocuk kano yarışlarına katıldık. Dalış denemesi yaptım ve çok sevdim. Arzu yine her fırsatta bizimleydi. Bir akşam annemler baş başa yemeğe çıktı, ben Arzu’yla kaldım. Şovlar ve danslar yine harikaydı… Yaza yaza bitiremem, kısa keseyim; Hillside’da harika vakit geçirdim.

– İstanbul’a sadece iki gün için döndük. Biri çamaşır ve tekrar valiz yapmakla geçti, diğerinde de Yelda ve Mert’le buluşup Zorlu Park‘a gittik. Yarın sabah Bodrum’a gidiyoruz. Görüşürüüzz! 🙋🏼‍♀️

Reklamlar

Read Full Post »

– Sınıf arkadaşlarım için el yapımı bir yılbaşı hediyesi fikrim vardı: Keçe ve abeslang kullanarak yapılacak bir kitap ayracı! Ağaçları hazır almayıp tek tek elle kestiğimiz için biraz oyalayacı oldu ama yılbaşı öncesine yetiştirdik. Üzerlerine yeni yıl mesajı da yazdım. Arkadaşlarım hiç beklemedikleri için çok şaşırdılar ve sevindiler. 🙂

– Bir diğer el emeği göz nuru çalışmamı Deniz’in sosyal sorumluluk projesine katkı olarak yaptım. Deniz, yılbaşı vesilesiyle Türkiye’de yaşayan mülteci çocukları sevindirecek, fakat maddi değeri olan bir şey yerine el yapımı bir hediye ile bizden projesine destek istedi. Benim de aklıma tahta boncuklardan bilezik yapmak geldi. Umarım hediyemi alan arkadaşların yüzünde de bilezikte olduğu gibi bir gülümseme belirmiştir.

– Bir hediye de annemden bana ve Rüzgar’a geldi. Tencere-kapak gibi değil miyiz? 🙂

Kanyon yılbaşı konserinde bu sene MFÖ vardı. Konser öncesi Gina‘da yerimizi aldık ve müzik eşliğinde yemeğimizi yedik.

– Çarşamba sinemasında bu kez Storks‘u izledik. Yer yer güldüren, yer yer duygulandıran çok tatlı bir filmdi.

– Sınıfça okuduğumız kitap yine bir Behiç Ak öyküsü olan Pat Karikatür Okulu‘ydu. Gülümseten Öyküler serisinin bir üyesi olan kitapta anlatılanlar da diğer kitaplardaki gibi komikti. Kahramanımız Aydın yeni okulundaki arkadaşlarıyla tanışır. Fakat bu okulda bir gariplik vardır; herkese ve her şeye isim takılmakta ve takma ismiyle seslenilmektedir. Hatta bu yüzden esas isimler unutulmaktadır. Aydın’a da gelir gelmez bir isim takarlar: Doğrucu Davut. Aydın başlangıçta bundan hoşlanmasa da zamanla alışır. Sıra arkadaşının lakabı Patates’tir. Olaylar bundan sonra Patates’in maceraları çerçevesinde gelişecektir… Eğer sizin de paylaşmaya değer öyküleriniz varsa ÇizeYaza projesi kapsamında öykülerinizi Behiç Ak’a gönderebilirsiniz. (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 16 TL)

– Kütüphaneme eklediğimiz kitaplar ise Sakar Cadı Vini serisinden Vini’nin Çiftliği ve Vini Spor Yapıyor oldu. Serinin diğer kitaplarındaki gibi bunlarda da çatlak Vini’nin dörder macerası yer alıyor. Şahsen ben çok seviyorum. (8-12 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 10 TL)

– Bugün 2016’nın son günü. Yılbaşını biz ailecek dedemlerde geçireceğiz. Herkese mutlu yıllar dilerim!

 

Read Full Post »

Dün sabah kahvaltıdan sonra baleye, ardından da babaannemle dedemi ziyarete gittik. Yaklaşan ‘2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’ için mavi t-shirt’ler giyip dedemin bağış toplamasına katkı sağlamak amacıyla video çektik.

IMG_0860.PNG

Bu sabah da Sabancı Müzesi‘ndeki ‘Ben ve Çizgiler’ adlı çalışmaya rezervasyonumuz vardı. Atölyede baleden arkadaşım Defne ile karşılaşınca çok mutlu oldum. Bu tür etkinlikler arkadaşla birlikte katılınca daha keyifli oluyor.

Ben atölyedeyken bizimkiler Sütiş‘te kahvaltı yapıyorlardı. Çalışmamız bitince ben de onlara katıldım. Dayım ve Mathilde de gelmişti. Buraya gelmişken Emirgan Parkı‘ndaki laleleri görmeye karar verdiler. Ben çıkacağımız yokuşu görünce su koydum. Yürümeyi sevmeyen bir insan olarak yokuş çıkmak daha da zor geliyor. Biraz babamın kucağı, biraz annemle koşu yarışı derken yol bitti. Kahve molası için güzel bir masa bulunca herkes sandalyelere yığıldı. Epey yorulmuşuz. Benim aklımsa parktaydı, kısa bir süre oturup annemle parka gittik.

IMG_9401.JPG
O ana kadar her şey güzeldi fakat birkaç dakika sonra kendimi halsiz hissettiğimi söyleyip eve gitmek istedim. Dayımlardan ayrıldık, anneannemi de alıp eve döndük. Yolda uyumuşum, eve gelince uyandım. Çizgi film izledikten sonra bir şeyler atıştırıp yattım. Yarın okula gitmeyeceğim de belli oldu.

Read Full Post »

Bugün kahvaltıdan sonra fazla oyalanmadan evden çıktık. Annemle Zorlu Çocuk Tiyatrosu tarafından sahnelenen ‘Karlar Ülkesi Müzikali’ne biletimiz vardı. Babamı kendi başına takılmak üzere bırakıp PSM’ye gittik. Bu arada ‘fazla oyalanmadan’ dediğime bakmayın, her zamanki gibi geç kaldık. Neredeyse oyunu kaçıracaktık.

Salon tıklım tıklım doluydu. Yerimiz çok iyiydi. (Sponsorum Önizim’e teşekkürlerimle..) Kibritçi Kız gibi bu oyunun da ciddi emek verilerek sahneye konduğu belliydi. Keyifle izledim. Oyunun isminden dolayı farklı beklentilerle gelenler olmuş, Elsa’yı göremediği için ağlayan çocuklar vardı. Hikayenin Frozen’la hiç alakası olmadığını baştan söyleyeyim. Oyunda; Tarçın ve Gerda’nın en yakın arkadaşları Kay’ı Karlar Ülkesi’nde yaşayan kötü kalpli kraliçenin elinden kurtarmak için çıktıkları yolculukta yaşadıkları macera, mevsimlerin farklıları eşliğinde anlatılıyor. Ben Karlar Ülkesi’ni çok beğendim, herkes mutlaka izlemeli derim. Çocuklara sanatı sevdirmeye yönelik sponsorluklar bence her daim alkışı hak ediyor!

IMG_7098.JPG
Oyundan sonra babamla buluşup yemek yedik. Ben her zamanki gibi amerikan servise resim yaparak vakit geçirdim.

IMG_7099.JPG

Yemekten sonra karşıya geçtik ama benim eve gidesim yoktu. Mızıldanmaya başladım. Babam yorgun olduğu için eve gitti, biz de yapmamız gereken bir değişim olduğu bahanesiyle Akasya‘ya gittik. Biraz alışveriş yaptık. Ben hem kendim hem de olmayan ama kalbimde yaşattığım erkek kardeşim için bir şeyler baktım.

IMG_7106.JPG

 

Sonunda annem de yoruldu ve eve gitme zamanı geldi. Yemek ve banyo sonrası kitap okuyup yattım.

PS: Karlar Ülkesi, uzunca bir süre daha Zorlu PSM’de sahnelenmeye devam edecek. Biletlerini gişeden ücretsiz olarak temin edebileceğiniz müzikalin program bilgisi için buraya tıklayabilirsiniz.

Read Full Post »

Sabah heyecanla okuluma koştum çünkü bugün yılbaşı partisinde eğlenecektik. Elimde öğretmenlerim ve Melek Teyze için aldığım küçük hediyeler vardı. AÇEV‘e katkı sağlamak amacıyla satılan el emeği göz nuru yılbaşı süslerini herkes çok beğendi.

20140228-204449.jpg

Okul dönüşü servisten beni babam karşıladı. Erken gelmiş! Benim için büyük sürpriz oldu. Eve girer gelmez “Hediyelerimi açabilir miyim?” diye sordum. Annem klasikten “Önce ellerini yıka ve üzerini değiştir.” dedi. Dediğini yapıp bu akşam için aldığımız elbiseyi ve parlak çorapları giydim. Aynı zamanda annem de hazırlandı, ama ben kesinlikle daha şıktım.

Hediyeleri açmaya prenses şatosundan başladım. Bu en çok istediğim şeydi. Annem masayı hazırlarken babam kurulum yaptı.

Resim malzemelerimi alıp içine girdim, bir süre resim yaptım. Sonra da hediye açmaya kaldığım yerden devam ettim. Sırada en çok istediğim ikinci şey vardı: Satranç takımı. Yanında bir de satranç kitabı. Hemen babamla oynamaya başladık.

20140228-212735.jpg

Dayım yemek sırasında bize katıldı. Sırada ailenin diğer üyelerinin aldığı hediyeler vardı. Oyuncaklardan sonra rengarenk kıyafetlerim oldu. Dayım pasta getirmiş, doğum günümmüş gibi mumları üfledim. Sonra dayım işe gitti, biz de satranç oynamaya devam ettik.

Saat 22’yi gösterdiğinde “Hadi anne, satrancı toplayalım ve yatalım artık.” dedim. Annem “İstersen yatmayalım, sana bir sürprizim daha var.” dedi. Çok heyecanlandım, hiç böyle bir şey beklemiyordum. Kısa bir süre sonra kapı çaldı ve Eylüller geldi. Bu ikimiz için de geç bir saat olmasına rağmen gayet enerjiktik.

20140228-205810.jpg

Bu sayede hayatımda ilk defa yeni yıla girdiğimizi gördüm. Taksim’de atılan havai fişekler pencereden görülüyordu, onları izledik. Yakınlarda bir yerlerden gökyüzüne dilek fenerleri bıraktılar. Yeni yıla girmek böyle bir şeymiş. O sırada anne babalarımız kalkıp öpüşmeye başladılar. Eylül bir anda göz yaşlarına boğuldu, “Ama bu çok az oldu!” diye ağladı. Meğer herkes öpüşünce eve gitme zamanının geldiğini zannetmiş. 🙂 Tuba onu öpüp de gitmediklerini söyleyince her şey normale döndü. Biz de içeri gidip oynamaya devam ettik.

Saat 1 oldu, sonunda uykumuz geldi. Eylüller gidince (pasta ile içmiş olmama rağmen) tekrar istedim, annem minik bir bardağa koyup getirdi. Gözlerim kapanıyordu. Sütümü içip uyudum.

Biz yeni yılı böyle karşıladık. Umarım 2014 herkes için güzel bir yıl olur. 🙂

20140228-214548.jpg

Read Full Post »

Geçtiğimiz hafta sonu Çirkin Ördek Yavrusu‘nu seyretmek üzere Kenter Tiyatrosu‘na gittiğimizde başka çocuk oyunu var mı diye baktık ve Caddebostan Kültür Merkezi‘nde Rapunzel‘in sahnelendiğini öğrendik. Rapunzel’in çok bilinen hikayesini hem müzikal hem de kukla gösterisi şeklinde izlemek isterseniz biletler burada.

Yaya olmak, trafik işaretleri ve trafikte doğru davranış biçimlerinin eğlenceli bir anlatımla öğretildiği Konuşan Trafik ise ajandamda 3 Aralık Cumartesi saat 11:00’da gidilmek üzere kayıtlı. Aralık ayı boyunca her cumartesi Profilo AVM‘de ücretsiz olarak izlenebilecek oyun için 0212 219 49 86 numaralı telefondan rezervasyon yaptırılması yeterli. Anaokulu ve ilköğretim okulu öğrencilerine hitap eden oyunla ilgili detaylı bilgi burada.

Read Full Post »

Bugün Öykü ile Trump Towers‘daki “12 ünlü evi”ni gezmek üzere sözleşmiştik. Bizi almak üzere arabada beklerken aklına ajansın yeni yerine gitmek gelmiş, “Önce TBWA‘e gidelim, ardından da Trump Towers’a. Ne dersiniz?” diye sordu.

“Tamam.” deyip düştük yola. Yeni TBWA kocaman, pırıl pırıl bir yer olmuş. Merdivenler daha da bollaşmış. Ama oyuncaklar azalmış. Önceki gidişimde her masada oynayacak bir şey bulmuştum. Annemin arkadaşlarıyla sohbet etmekten merdiven inip çıkmaya ve etrafı gezmeye çok vakit bulamadım. Zaten kısa bir süre kaldık. Herkes yemeğe gidiyordu. Benim de karnım acıktı. Vedalaşıp evleri gezmeden önce karnımızı doyurmaya karar verdik ve yol üzerinde Astoria‘ya uğrayıp Coco Clémentine‘e girdik.

Masaya oturur oturmaz köfte istediğimi söyledim. Annem de yanına ayran ekledi. Sonra bu ikisine kulp takıp yemedim. Midemi ekmekle doldurdum. Biraz Öykü’nün çikolatalı pudinginden yedim. Garson abiler de bana portakal suyu ikram ettiler.

Oyalanmadan Trump Towers’a geçtik. Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), Mudo Concept, Trump Towers ve Maison Française işbirliğinde 12 ünlü ve 12 mimarın birlikte dekore ettiği evleri gezdik. Ben en çok Acun’un evini beğendim. Salonda langırt vardı. Bir de kocaman telefon… Anneannemi arayıp geleceğimi haber verdim, sonra da diğer evlere geçtik.

Diğer evler demişken bana sadece bir tanesi hitap etti; o da çocuk odası olan tek ev olarak Kutluay ailesininkiydi.

Gitmeden önce anneme hiçbir şeyi ellemeyeceğime dair söz vermiştim ama tutamadım. O kadar çok aksesuar vardı ki! Duyduğum onlarca “Elleme lütfen Ela!”dan sonra “Tamam eyyemicem ama biyaz sevebiliimiyim?” diye sordum. Diğer ziyaretçilerin “Canııımmm ne tatlı şeysin sen öyle?” türü tepkileriyle karşılaşınca annem de “Tamam, sev!” dedi. Sevdiğim objeler arasında kestane, kozalak, sandalye, çam ağacı, oyuncak gibi  pek çok şey vardı. Sadece porselen vazoları sevmek istemem yürekleri hoplattı o kadar. 🙂 Annem ve Öykü peşimde koşmaktan neyi ne derece görebildiler bilemiyorum ama ben iyi vakit geçirdim.

Girişte verdiğimiz 10 TL, TOG tarafından yürütülen “Sokak Lambası” projesine aktarılacak. Giriş ücreti olarak elde edilecek gelirin tutarı kadar bir miktar da Mudo tarafından bağışlanacak. Böylece sokakta çalışan çocukların toplum yaşamına katılmalarına yardım etme amacındaki projeye bizlerin de katkısı olacak. Daireler 4 Aralık’a kadar 10:00-22:00 saatleri arasında gezilebilir.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: