Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Spor’ Category

– Annemle babam birkaç günlüğüne Londra’ya gittiler. Ben de fırsattan istifade valizimi hazırlayıp babaannemlere taşındım.

– Bizimkiler dönüşte beni aldılar ve hayatımıza kaldığımız yerden devam ederek babamla Galatasaray Odeabank – Anadolu Efes maçına gittik. Keyifli bir maçtı; 73-63 yendik.

– Lara, Ataşehir’deki Watergarden‘da çocuklar için tırmanma alanı olduğundan bahsetmişti. Biz de merak edip gittik ama kapalı olduğunu söylediler. Bir şeyler atıştırdıktan sonra bowling salonunu gördük. Yerler o kadar kaygandı ki ayakta durmakta bile zorlandık. Meğer dün açılmış. Zorlu koşullar altında annemle babamı yenip havamı attım.

– Çarşamba sinemasında annemle ‘Alice Through the Looking Glass’i izledik.

– Bağdat Caddesi’nde yürürken önümüzde çift katlı bir otobüs durdu. “Binelim mi, anne?” diye sordum. Annem de “İstiyorsan binelim.” dedi. Hemen üst kata çıkıp en ön sıraya oturdum. Etrafı izleye izleye gezdik.

– Ve 3. sınıfı da başarıyla bitirdim! Dün karneleri verdiler ve okulu tatil ettiler. Karne aldıktan sonra Damla bize geldi, akşama kadar oyun oynadık. Bugün de Sude’yle buluştuk. Oyuncakçıları gezip ‘Captain Underpants’e gittik. Tatile güzel bir başlangıç yapmış oldum. Yaz için güzel planlarımız var. Yaşasın tatil!

Reklamlar

Read Full Post »

– Yeni yaşımın ilk etkinliği Galatasaray Odeabank – Unics Kazan maçı oldu. Maç benim için oldukça geç bir saatte; 21’deydi ama olsun. Maç boyunca “Egee!” diye bağırmaktan boğazım patladı. Bir ara bana top geldi, o an ne yapacağımı bilemedim ve topu hakeme verdim. Maçı 75-67 biz kazandık, kısık bir sesle yorgun argın eve dönüp kendimi yatağa attım. Harika bir maçtı!

– Anneannemle dedem İstanbul’dayken birlikte bol bol vakit geçirdik. Cumartesi Göztepe Parkı‘na gittik. Hava çok soğuktu ama insan oyuna dalınca anlamıyor. Hava kararınca park boşaldı, hepimiz zipline ile kaydık. Halimize çok güldük. Sonra da Misina‘da ziyafet çekip eve döndük.

– Pazar, Mert’le birlikte yine Öniz’in davetlisi olarak Zorlu PSM‘de Karton Şehir‘i izledik. Oyunun yazarı ‘Bir Hayal, Bir Oyun’ yarışmasını kazanan bizler gibi küçük bir çocuk. Bu ilk gösterimdi, oyunun sonunda sahneye çıktı, biz de bol bol alkışladık onu. Zorlu Çocuk Tiyatrosu yine sahneye çok güzel bir müzikal koymuş. Oyundaki kahramanımız yıl sonu gösterisinde başrol olmayı isterken sadece balon şişirme görevini alınca bozulur. Sonra da kendine kartondan bir şehir kurar ve oranın kralı olarak çılgın bir maceraya adım atar. (4+)

– Oyundan sonra karşıya geçip babaannemle dedeme gittik. Doğum günü partimde pastamı üflerken Mahir Dedem yanımda yoktu, bu yüzden akşam yemeğe çıktık ve bir pasta alıp küçük bir kutlama daha yaptık. Tekrar mum üfleme fırsatını kaçırır mıyım? Tabii Efe’den fırsat kalırsa! 🙂

– Doğum günüm için nasıl bir hediye istediğimi soran herkese “Shopkins!” demiştim. Bu sayede ev Shopkins doldu. Bu tür küçük ‘collectable’ oyuncakları bizimkiler para tuzağı olarak nitelendirseler de ben çok seviyorum. Bir ara Tsum Tsum alıyorduk, şimdi Shopkins… Topladıkça topluyorum, modası geçince bir kenarda kalıyorlar. Bir de oyunu var: Shopkins World. Ben neyse de annem acayip sardı. İki dakika boş kalsa hemen oynuyor. App Store linki burada.

– Çok küçüklüğümden beri Mahir Dedem’le bir kuş evi yapmak istiyorduk. Şirin bir şey bulup almış bana. (Alex – Home Tweet Home) Keyifle boyadım. Bahar geldiğinde kuşlara ziyafet çekeceğim!

– Annemle ‘Beauty and The Beast’i izledik. Babam gelmek istemedi çünkü 3D filmler başını ağrıtıyormuş. Filmi çok beğendik ama bu sefer de annemin migreni tuttu! Filmden sonra koşa koşa eve döndük.

– Felsefe ve Düşünce Eğitimi dersinde hepimize farklı bir mitolojik tanrı hakkında araştırma yapma ve resmini çizme ödevi verildi. Bana Hades çıktı. Araştırma yaptım yapmasına da, bazı şeyleri oturtamadım. Mitolojide çok fazla karakter var. Annem de Disney’in ‘Hercules’ adlı animasyonunu izlemeyi önerdi. Mitolojik kahramanlar çok ilgimi çekti ve birçok şeyi bu sayede öğrenmiş oldum.

– Bu hafta sınıfça okuduğumuz kitap Cemil Kavukçu’nun ‘Bir Öykü Yazalım mı?’ adlı kitabı oldu. En büyük hayali büyüyünce yazar olmak olan Fatoş, en sevdiği yazar okullarına geleceği için çok heyecanlıdır. Ondan hikaye yazmanın inceliklerini öğrenmeyi ummaktadır. Yazar okula gelir, konferans salonunda toplanan çocuklara yazmaya nereden başlanacağı, olay örgüsünün nasıl kurgulanacağı vb. konular hakkında bilgiler verir ve “Birlikte bir öykü yazalım mı?” diye sorar. Sadece ‘leylek’ kelimesinden başlayarak bir başlangıç yaparlar. Birkaç hafta sonra yazara iletilecek şekilde herkes kendi öyküsünü yazacaktır… Çocukları yazmak için heveslendiren ve nasıl başlayıp nasıl ilerleyecekleri hakkında fikirler veren güzel bir kitap. (9+, Can Çocuk Yayınları, 9,5 TL)

– Kütüphaneden de ‘Sihirli Okul Otobüsü-Dev Mikroplar’ adlı kitabı aldım. Joanna Cole’un yazdığı seri, Bayan Frizzle ve öğrencilerinin fen dersinde yaşadıklarını anlatıyor. Bayan Frizzle hangi konuyu işleyecekse ona göre giyiniyor ve çocukları sihirli bir maceraya çıkarıyor. Her kitapta farklı bir konu işleniyor. Bu kitabın konusu mikroplardı. Çocuklar piknikte bugüne kadar görmedikleri pek çok minik yaratığın da çevrede olduğunu öğrendiler. Serinin 8 kitabı Türkçe’ye çevrilmiş, aynı zamanda çizgi filmi de var. Youtube ya da Netflix’te (yeni bölümler) izleyebilirsiniz. (9-12 Yaş, Altın Kitaplar, 8 TL)

– Kitaplığıma da Eva Furnari’nin ‘Şair Kısakulak’ adlı kitabını ekledik. Kısakulak’ın bir kulağı diğerinden kısadır. Çocukluğundan beri arkadaşları bu yüzden onu kızdırmaktadır. Bu nedenle yalnız yaşamaktadır ve hiç arkadaşı yoktur. Bir gün otobiyografisini yazmaya karar vermişken, bir okur mektubu alır. Mektupta Kısakulak’ın eserlerindeki karamsar havadan şikayet eden okur, eserlerini farklı şekilde yazarak daha hoş olduğunu iddia eder. Kısakulak eleştiriye açık değildir. Önce çok bozulur fakat düşündükçe okura hak vermeye başlar… Kitapta kullanım kılavuzu, şiir, yemek tarifi, kartpostal vb. farklı metin türleri kullanılmış ve okuması çok keyifli. İllüstrasyonları da ödül almış. (8-11 Yaş, Tudem Yayınları, 14 TL)

Read Full Post »

– Bu sene de dolu dolu bir sömestr tatili geçirdim. Cuma okuldan gelir gelmez “Rüzgar bize gelebilir mi?” sorusuyla yapılan ilk program ile tatil başlamış oldu. İnsanın aynı apartmanda oturan arkadaşı olunca program yapmak için ekstra çaba sarf etmesine gerek kalmıyor. Kibarlığı elden bırakmamak adına öncesinde bizimkilere mutlaka sorup izin alıyorum. Sürekli bir gel-git halindeyiz Rüzgar’la. Bazen tek evde takılıyoruz bazen de in-çık yaparak mekan değiştiriyoruz.

– Tatil hediyelerimden biri Quoridor adlı ödüllü strateji oyunuydu. Oyunda amaç rakipten önce karşı tarafa ulaşmak. Oyun sırası gelince rakibi engellemek için önüne set koymak ya da kendi piyonunu ilerletmek arasında seçip yapıp hamlede bulunmak gerekiyor. Bir sonraki hamleyi hesaplayarak gitmeyi gerektiren, kafa çalıştırıcı bir oyun. Ben çok sevdim. (8+)

– Ertesi gün soluğu dedemlerde aldım. Uludağ’a gitmeden önce birkaç gün orada kaldım. Böylece Efe’yle de birlikte zaman geçirdik. Dedemlerin üst katında oturan bir arkadaşım var; Ilgaz. Onunla da buluşup Minecraft vs. oynadık.

– Bu sene kayak tatili için Uludağ‘a gittik ve 2. bölgedeki Ağaoğlu My Mountain‘da kaldık. Otelin hemen pistin yanında oluşu, 1. bölge kadar kalabalık olmayışı ve kayak dışında da keyifli vakit geçirebilmemiz sebebiyle memnun kaldık. Uludağ’a ayak basar basmaz felaket bir tipi başladı. Kardan göz gözü görmüyordu. Ama bu bizi yıldırmadı. Arda’yla ben başımızda bir kayak hocasıyla ailelerimizden ayrı takıldık. Ayrılacağımız gün kar durdu ve güneş açtı. Uludağ’ın bize sürprizi oldu diyelim, sonuçta keyifli zaman geçirmemize engel olmadı.

– Tatilin ikinci haftası geçen sene olduğu gibi Kraft‘taki atölyelere yazıldım. Babam her sabah işe giderken beni atölyeye bıraktı, öglen de annem aldı. Polimer kil modelleme, özgün resim çizme, terrarium, ahşap maket ve oyuncak yapma gibi çalışmalar yaptık. İşte bu da benim terrariumum.

– Ve yine geçen sene olduğu gibi öğleden sonraları arkadaş buluşmaları, etkinlikler ve sinema gibi aktivitelere ayırdık. Bir gün Lara ile buluştuk. Bir gün Eda ile Kanyon‘daki Modern Hiyeroglifler atölyesine katıldık. İstanbul Modern işbirliği ile düzenlenen atölyede tarih öncesi zamana ait hiyerogliflerle günümüzün emojilerini karşılaştırıp oyun oynadık. Sonra isimlerimizi simgeler kullanarak yazmayı öğrendik.

– Başka bir gün Ayşe Bade ile Legoland‘e gittik. Çocuklara eğlenceli vakit geçirtecek güzel bir mekan yapmışlar. Her yer lego dolu. Bir o kadar da çocuk! Aşırı kalabalıktı! Biz çok eğlendik de annelerimiz kalabalıktan bunaldılar. Elif dayanabildiği kadar dayandı ama bir noktada pes etti. Annemse “Burası eve çok uzak. Bir daha bu kadar yolu gelemem. İyice hevesini al Elacığım.” diyerek çaresizce beklemeye devam etti. Ayşe Bade gittikten sonra biz 2,5 saat daha kaldık. Bu sürenin çoğunu araba yapıp yarıştırmakla geçirdim. Ev lego dolu ama pek oynadığım yok. Ama buraya gelince deli gibi oynayasım geldi. Doya doya da oynadım. Çıkışta mağazadan bir şeyler aldık. Sonra da berbat bir trafikle mücadele edip pillerimiz bitmiş olarak eve döndük.

– Diğer bir gün annemle sinemaya gittik. Disney’in yeni prensesi Moana nedense fragmanıyla annemin ilgisini çekmemişti, izlemesem de olur diyordu. Yine de bir şans verdi ve filmi benimle izledi. Sonuç: İkimiz de bayıldık. İyi ki gitmişiz. Eve döner dönmez filmin soundtrack’ini indirdik. Yatıp kalkıp Moana dinliyoruz: “See the line where the sky meets the sea? It calls meeeee!….”

– Boş zamanlarımda da arkadaşlarımla whatsapp üzerinden smiley oyunu oynadım. Oyunun amacı hepimizin bildiği film ya da hikayeleri emoji kullanarak simgeleştirmek ve karşındakine sormak. Bilin bakalım bu hangi hikaye: 🐸👑?

– Bir de evde ailecek Vitus‘u izledik. 2006 yapımı film, üstün zekalı bir çocuğun anne-babasının baskısından kurtulup kendi istekleri ve yetenekleri doğrultusunda hayatını şekillendirmesini anlatıyor. Meslek seçiminde çocuğun koşullandırılmasının ya da baskı altına alınmasının yanlışlığına değiniyor.

– Tatilin son etkinliği olarak babamla Galatasaray-Panathinaikos maçına gittik. Kıran kırana giden maçı 5 sayıyla kaybettik.

– Bu kadar gezme tozmanın yanında kitap okumaya da zaman ayırmam gerekiyordu. Çubuk Köpek sınıf arkadaşlarımda gördüğüm, ilgimi çeken bir kitaptı. Biz serinin ikinci kitabı olan Sosis Peşinde‘yi aldık. Seride sokakta yaşayan tuhaf isimli 5 köpeğin maceraları anlatılıyor. Çubuk köpek hayatta en çok yemeğe önem veriyor ve insanlar bütün yemekleri kendilerine sakladıkları için onlardan hoşlanmıyor. Yazar Tom Watson köpeklerin maceralarını kendi komik çizimleriyle anlatıyor. Çok matrak bir seri. (9-12 Yaş, Pena Yayınları, 22 TL)

– Neslihan karne hediyesi olarak Arda’ya ve bana Bil Bakalım Neden? adlı mini ansiklopediyi almış. Ansiklopedi diyorum çünkü annemin söylediğine göre benim yaşlarımdayken sahip olduğu bir çocuk ansiklopedi serisi varmış. Bil Bakalım Neden?’in onun minyatürü gibi olduğunu söyledi. İçinde tarih, doğa, vücudumuz, hayvanlar, gündelik hayat ve evrenimiz hakkında 180 soru var. Fırsat buldukça açıp okuyorum. Örneğin İngiltere’de trafiğin neden soldan aktığını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız cevabı bu kitapta var. (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 52 TL)

– Uzun lafın kısası; güzel bir tatil geçirdim. İkinci döneme hazırım! 🙂

Read Full Post »

– Artık sonbahar iyice yüzünü göstermeye başladı. Sitenin kortu çok rüzgarlı oluyordu, neyse ki kapattılar. Haftada 2 tenis derslerine devam ediyorum.

– Her yıl ekim ayı sonunda yaz saati uygulaması sonlandırılırdı. Fakat bu sene yaz saati uygulamasının yıl boyunca sürmesine karar verildi. Bunun bana bazı etkileri oldu. Sabah 7:35’te karanlıkta evden çıkıyorum. Akşam da bir türlü yatmak bilmiyorum. Annem de beni okula gönderdikten sonra hava hala karanlık olduğu için dayanamayıp yatıyormuş. Sonra da bir türlü uyanamıyormuş. Hiç sevmedik biz bu uygulamayı!

– Arkadaş buluşmalarında bu hafta; Alpler bize geldi. Rüzgar da bize gelmek isteyince “Memnuniyetle!” diye cevap verdik; üçümüz birlikte kah anlaşarak, kah anlaşamayarak oyun oynadık.


– TEOG dolayısıyla okullar iki gün tatil edildi. Biz de Playland‘e gittik, sonra da Trolls‘ü izledik. Filmi aşırı beğendim. Eve gelir gelmez soundtrack albümünü indirdik. Sabahtan akşama dinliyoruz. Dinlemediğimiz zamanlarda da ben söylüyorum.

– Ve tabii bol bol da oyun oynadık. Upwords evde açılmayı bekleyen oyunlardan biriydi. Harfleri üst üste koyarak da kelime türetilebildiği için Scrabble’a göre biraz kafa karıştırıcı ama daha çok kelime türetme şansı veriyor.

– Bir akşam Lia bize misafir oldu. Babalarımız birlikte dışarı çıkmıştı, Ayça da işten çıkıp gelene kadar Lia ile biz ilgilendik. Evde her türlü oyalama malzemesi olduğu için hiç zorlanmadık. Herkesin keyfi yerindeydi.

– Hafta sonu dedemleri ziyarete gittik. Uğur Park’ta yürüyüş yaptık. Dedem fotoğraf çekmeyi ve çekilmeyi çok sever. Yapraklardan yapılan kalbi görünce de fırsatı kaçırmadı: ‘Ne güzeldir sevgili torunum Ela ile doğa keyfi…’

– Sınıfça okuduğumuz kitap Eşekliğini Unutan Eşek oldu. Kitapta hayvan kahramanların yer aldığı 12 öykü var, Eşekliğini Unutan Eşek sadece biri. (7-9 Yaş, Can Çocuk Yayınları, 10 TL)

– Okuduğum bir diğer kitap Doruk’un hediyesi olan Havva ile Kaplumbağa‘ydı. Konuşmayı pek sevmeyen küçük Elif, anne ve babasıyla birlikte Akdeniz’de bir sahil kasabasında yaşamaktadır. Üniversitede öğretim üyesi olan ailesi, kuşlarla ilgili bir projede çalıştıkları için Elif’le Havva isminde bir kadın ilgilenmektedir. Hayat dolu bir kadın olan Havva’nın Elif’in hayatında önemli bir yeri vardır. Bir gün anne ve babası Elif’e kuşlarla ilgili projenin tamamlandığını, bundan sonra deniz kaplumbağalarıyla ilgili bir projede çalışmak için Adana’ya taşınacaklarını söyler. Hem Havva’dan hem yaşadığı yerden ayrılmayı hiç beklemeyen Elif, çok bozulur ama gitmek zorunda oldukları için sesini çıkaramaz. Adana’ya vardıklarında yeni projeye Elif de dahil olur… Hayvan sevgisi, sahiplenme ve bağlanma üzerine tatlı bir öykü… (8-10 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 16 TL)

– Kitaplığıma eklediğimiz kitap ise yine bir Behiç Ak öyküsü; Kedilerin Kaybolma Mevsimi oldu. Kedileri çok severim, farklılıklar ve uyum içinde yaşamanın önemine dikkat çeken bu akıcı kitabı bir günde bitirdim. Çekingen bir kız çocuğu olan Sevgi’nin kendisi gibi çekingen bir kedisi vardır: Titrek. Mahallede sahipleriyle benzer özelliklere sahip başka kediler de vardır ve hepsi bir anda ortadan kaybolur. Herkes deli gibi kedisini aramaktadır. Haftalar geçip de kedilerini bulamayınca bir dernek kurmaya karar verirler. Dernek kurulunca, kedilerinin kaybolduğunu söyleyen başka insanlar da akın akın gelmeye başlarlar. Ortaya ilginç bir gerçek çıkar; tüm kediler 18 Haziran’da kaybolmuştur. Sevgi bu işi çözmeye karar verir ve arkadaşlarından yardım ister. (7-9 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 15 TL)

Read Full Post »

– Kukla Festivali bu hafta da devam etti. Sude ile birlikte Kuklita‘nın sergilediği İyiliksever Canavar adlı gösteriyi izledik. Gösteriden sonra Hamleys‘e gittik. Lonpos Crazy Cone adlı zeka oyununun tanıtımı vardı. Oyun hiperaktivite ve dikkat eksikliğinde konsantrasyonu arttırmak için, unutkanlık, stres, vb. durumlarda odaklanma ve görsel hafızayı güçlendirmek için tavsiye ediliyor. Gittikçe zorlaşan seviyeleri sayesinde de oyuncunun sabrını ve azmini artıyor. Sude’de varmış, ben yeni keşfettim ve çok beğendim. Uzun süre oyalayıcı bir oyuncak arayan varsa düşünmeden alın. Tanıtım videosu için buraya tıklayabilirsiniz.

– Okulda işlediğimiz konuları daha iyi anlamamızı sağlayacak çizgi filmler izliyoruz. How The Body Works de bunlardan biri. Chloe ve Nurb’ün insan vücudu hakkında bilgi verdiği kısa videolarda kemikler ne işe yarar, sinir/sindirim/boşaltım sistemi nasıl çalışır vb. bilgiler eğlenceli bir şekilde veriliyor. Göz atmak isterseniz link burada.

– Arda ve Kuzey ile Abdi İpekçi’deki Galatasaray-Kızılyıldız basketbol maçına gittik. Hatta bu sefer benim annemle Kuzey’in annesi de geldiler. Atmosfer harikaydı. Ben statta yediğimiz yemekleri de seviyorum. Devre arasında yediğimiz gofret de cabası. Her şey güzeldi, bağırmaktan sesim kısıldı. Bir de 2 sayıyla yenilmeseydik iyiydi.

– Hafta sonu dedemleri ziyarete gittik. Dedemle tenis oynadık, Efe’yle Collesium’un oyun odasına gittik, en klasiğinden Mezzaluna’da pizzamızı yiyip eve döndük.

– Annemle Justice League Attack of the Legion of Doom adlı animasyonu izledik. Legolu filmleri çok seviyorum. Bunu da çok beğendim.

– Sınıfça okuduğumuz kitap Canan Tan’ın Beyaz Evin Gizemi adlı eseriydi. Eray ve ablası, yazı geçirmek üzere ailelerin yeni aldığı yazlık eve giderler. Sitede herkes birbirini tanıyordur, hemen arkadaşlarıyla tatilin tadını çıkarmaya başlarlar. Sitenin yanındaki beyaz ev hemen dikkatlerini çeker ve orada kimin yaşadığını öğrenmek üzere araştırmalara başlarlar. Zamanla evin pek de bir gizemi olmadığını, orada çok tatlı insanların yaşadığını görürler… (9-12 Yaş, Doğan Egmont, 10 TL)
– Kütüphaneme eklediğimiz kitap ise Goscinny ve Sempé’nin çok sevilen serisinin ikinci kitabı Pıtırcığın Bisikleti oldu. (İlk kitaptan burada bahsetmiştim.) Yaşananların bir çocuğun gözünden çok doğal ve içtenlikle anlatıldığı serinin bu kitabında; babası Nicholas’a matematik sınavında ilk 10 kişinin arasında olursa ona yeni bir bisiklet alacağını söyler. Pıtırcık 10. olur. (Sınava 11 kişi girmiş ama olsun, ‘önemli olan katılmak’ diyelim.) Tam da hayalindeki gibi kırmızı bir bisiklet alınır fakat olaylar hiç de Pıtırcık’ın tahmin ettiği gibi gelişmez… Kitapta bunun dışında 10 öykü daha var. (8+, Can Çocuk Yayınları, 9,5 TL)

PS: Pıtırcık’ı seviyorsanız 2009 yapımı Le Petit Nicholas ve 2014 yapımı Les Vacances du Petit Nicolas‘ı izleyebilirsiniz.

Read Full Post »

– Doğum günü partileri tüm hızıyla sürüyor: Gymboree‘de Deniz’in, Pique‘de Ayşe Bade’nin, Bizim Tepe‘de Mert’in doğum günlerini kutladık.

– Haftada 2 gün tenis dersi almaya başladım. Babamın tenis öğretmeni olan arkadaşı Serkan, bizim sitenin kortunda bana tenis öğretiyor. İlk izlenimlere göre yeteneğim de isteğim de var. Bana kalırsa en eğlenceli dakikalar dersin sonunda oyun oynadığımız zamanlar. 🙂

– Hava müsait oldukça Caddebostan sahilinde bisiklet turlarına devam…

– Araba yolculuklarımız boyunca sürekli oyun oynadığımızdan bahsetmiş miydim? Çoğunlukla kelime merdiveni ya da son iki harf gibi sözcük oyunları oynuyoruz. Bizimkiler Eğlen Öğren‘in 8-9 yaş için soru setini almışlar. Türkçe, dil bilgisi, fiil çekimleri, kelime bilgisi, deyimler, tarih, coğrafya, matematik, geometri, teknoloji, fen, doğa, spor, sanat ve eğlence gibi konularda 500 soru var.  (8-9 Yaş, DStil Tasarım, 20 TL)

– Bu aralar Akasya‘da Kukla Festivali var. Farklı ülkelerden kukla sanatçıları her hafta sonu gösteri yapıyorlar. Biz de Varna State Puppet Theatre‘in gösterisi Sihirli Aşçılar‘ı izledik.

– Son günlerde Supa Strikas‘a sardım. Disney Channel’da Süper Golcüler adıyla gösteriliyor ama pek denk gelemiyorum. Neyse ki Youtube var.

– Sınıfça okuduğumuz kitap Denizler Altında Yirmi Bin Fersah oldu. Jules Verne’nin klasik öyküsünü, Dave Eggers 14 yaşındaki Consuelo’nun gözünden anlatmış. Ünlü okyanus bilimci Pierre Arronax ve ekibi, gemileri batıran gizemli sualtı canavarını avlamak için denize açılır. Zamanla görürler ki; deniz canavarı sandıkları şey aslında Nautilus adında bir denizaltıdır ve eşsiz zekasını tehlikeli fikirlere adamış Kaptan Nemo tarafından yönetilmektedir. Kahramanlarımız için asıl macera Kaptan Nemo ile tanışmalarıyla başlar. (7+ Yaş, Domingo Yayınları, 20 TL)

Read Full Post »

– TBL play-off maçları benim için harika oldu. Geçen hafta iki maça gitmiştik, karşılaşmalar devam ettiği için kendimi yine Abdi İpekçi Arena‘da ekmek arası köfte yerken buldum. 🙂

– Resim dersinde sene boyunca yaptığımız çalışmalardan bazıları okulumuzun bahçesinde sergilendi.

– Dans klübü öğrencileri olarak ailelerimize ‘Geçmişten Günümüze Dans’ adlı bir gösteri sunduk. Farklı yaş grupları 1920’lerden günümüze kadar gelen hit parçalarla dans etti. Bizim grup Macarena, Mambo Number 5 ve Maria ile performans sergiledi; seyirciyi epey coşturduk! Annemin diğer favorisi 70’ler ve 80’lerdi. Ben de özellikle bu ablaları kayda almasını istemiştim ki eve gidince seyredebileyim. Gimme! Gimme! Gimme!, Boogie Wonderland, Cheri Cheri Lady, I Love Rock’N Roll ve Thriller… Bu şarkıları dinlemeye doyamıyorum!

– Ayşe Bade voleyboldan sonra bizde kaldı. Tabii öncesinde yemek, Kidzania, parkta oynama vb. şeylerle vakit geçirdik. Hava kararmıştı, biz hala parktaki maymun barında sallanıyorduk. Eve çıktıktan sonra da biraz Wii ile vakit geçirip sonra da kitap okuyup yattık. Annesi gece uyanıp eve gitmek ister mi diye endişe ediyordu ama ikimiz de sabaha kadar deliksiz uyuduk.

– Yan komşumuz bir Yorkshire Terrier yavrusu aldı. Adı da Limon. O kadar tatlı ki! Çok enerjik, yerinde duramıyor ve kendini sevdirmeye bayılıyor. Her fırsatta balkonlarımız arasındaki daracık boşluktan bizim tarafa kaçıyor. Şebnem arayı kapatmaya çalışsa da Limon Efendi engel tanımıyor. Biz de içten içe bu durumdan memnunuz. Şu tipe bakar mısınız; şikayetçi olmak gibi bir şansımız olabilir mi?

– 2016 resmi mangal sezonu Buraklar’da açıldı. Bana da afiyetle yemek düştü.

– 2 Haziran Perşembe günü karnelerimizi alarak 2. sınıfa ve iki yıldır bizimle olan Meral Öğretmenimiz ve Miss Diane’e veda ettik. Benim için biraz hüzünlü oldu çünkü hem öğretmenlerimi hem sınıf arkadaşlarımı çok seviyorum. Seneye sınıflar karılacak ve öğretmenlerimiz değişecek. Bakalım 3. sınıfta bizleri nasıl maceralar bekliyor? 

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: