Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Tatil’ Category

– Cuma okula giderken biraz boğazım ağrıyordu, annem “İstersen gitme.” dedi ama kabul etmedim. Zaten ikinci dersten sonra karne alıp eve dönecektik. O iki derste de film izledik, oyun oynadık. Zaman çabucak geçti. Eve döner dönmez ıhlamur, adaçayı ve zencefil kampına girdim. Ateşim olmadığı için keyfim yerindeydi.

– Sıcak içecekler çabuk etki gösterdi ve boğaz ağrım geçti. Bir süre sonra sıkıldım ve dışarı çıkmak istedim ama bizimkilerden izin koparamadım.

– Cumartesi neyse de pazar iyice sıkıldım. Öğleden sonra annemle çıkıp kitap almaya gittik. Sömestr tatilinde ödev verilmedi. Tatilde çözmek üzere nasıl bir kitap alsam diye bakınırken Bilsem Matematik ve Zeka Kitabı‘nı görüp aldım. Sonra babam da bize katıldı. Yemek yiyip eve döndük.

Kitap epey zorlayıcı çıktı. “Bir grupta en az kaç kişi bulunmalı ki yılın aynı ayında doğmuş üç kişi garanti bulunsun?” Off, iyi mi ettim kötü mü ettim bilmiyorum. Ne güzel ödev de yoktu. Otur uğraş şimdi bunlarla!

– Pazartesi annemle sinemaya gittik ve Coco‘yu izledik. Aile olmak, geçmişe saygı, hayallerinden vazgeçmemek üzerine muhteşem ötesi bir film. Sonra yine kitap bakmaya gittik. Bu sefer ‘The Boy in the Dress’i aldım ve orada okumaya başladım. Akşam yemeğini evde yemek istemedim, babam yine yanımıza geldi. Yemek yedik, filmde olanları heyecanla ona anlattım. Ve eve dönüp kitaba kaldığım yerden devam ettim.

David Walliams komik ve çok satan çocuk kitaplarıyla ünlü bir yazar, komedyen, sunucu ve oyuncu. Hatta ilgiyle izlediğim Britain’s Got Talent’ta jüri. Bu kitabı da sürükleyici ve bir çırpıda okunuyor. İllüstrasyonlar Quentin Blake’e ait. Kahramanımız Dennis sıkıcı bir evde babası ve abisiyle sıkıcı bir hayat sürmektedir. Annesi onları terk etmiştir. Babası çok mutsuzdur ve bu mutsuzluk tüm eve yansımaktadır. Annesini özlediğinde Dennis’in ağlaması yasaktır, babası ona hiç sarılmaz, abisi de hep üstüne gelmektedir. Bir gün Vogue dergisinin kapağından çok etkilenir ve dergiyi alır. Bu arada Lisa ile arkadaş olurlar ve olaylar yer yer duygusal, yer yer komik bir şekilde gelişmeye başlar. (8+, HarperCollins, £6.99)

– Ertesi gün çantamı toplayıp Acarkent’e taşındım. Tatilin en sevdiğim yanlarından biri bu; Efe’yle takılmak!

– Dedemlerde çok kalamadım çünkü annem beni dublaj atölyesine yazdırmış. Neden? Çünkü çoğunlukla dublajları beğenmiyorum ve mecbur kalmadıysam orijinal dilinde izlemeyi tercih ediyorum. Eleştirim özellikle tv programları için geçerli ama bazı sinema filmlerinde de aynı şeyi görüyorum. Koca koca kadınlar/adamlar seslerini değiştirerek çocukları seslendiriyorlar ve bu işi yapan az kişi var herhalde ki Küçük Prens’in sesini başka bir kahramanda duyuyorum. Ve yadırgıyorum. Ben böyle dışarıdan eleştirip durunca annem işin detaylarını/zorluklarını öğrenmemin iyi olacağını düşünmüş ve beni Kadıköy’deki Sesstanbul‘da çocuklar için düzenlenen dublaj atölyelerine yazdırmış. Benim için muhteşem bir deneyim oldu. İşin inceliklerini, dilimizi düzgün kullanmanın ve kendimizi doğru ifade etmenin önemini, beden dilini vs. öğrendik. Tabii kısa bir zaman dilimi tüm bunları hazmetmek için yeterli olmayabilir ama çok şey kattı diyebilirim. Ice Age’den iki sahneyi seslendirdik. Elimizde güzel bir de anı kaldı.

– Kadıköy’e inmişken gittiğimiz yerlerden biri İş Bankası Yayınları’nın kitapçısıdır. Tatilde okumak üzere ‘Süper Kedi’ serisini aldım. Jeanne Willis’in yarattığı 3 kitaplık seride kahramanımız Kaplan bir gün toksik bir çorap yalar ve bazı güçlere kavuşarak Süper Kedi olur. En iyi arkadaşı James ile birlikte Kont Gerisayım’ın başının altından çıkan kötülükleri önlemek üzere kolları sıvar. Hikayeler komik ve çabuk okunuyor, ben sevdim. Sınıfta sunmak üzere powerpoint hazırlayıp kitapları arkadaşlarıma da tanıtacağım. (7-11 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 14 TL)

– Tatilimin çoğu bitmiş azı kalmışken, çarşamba sabahı hafif ateşle uyandım ama keyfim yerindeydi. “Hoppalaa!” şeklinde gelen ilk tepki üzerine beklenen oldu: Günü evde dinlenerek geçirmece. Netflix’te ‘Pettersson und Findus: Das schönste Weihnachten überhaupt’ filmine denk geldik ve keyifle onu izledik. Keşke başka filmleri de olsa diye aradık ama yoktu. Filmde bizimkiler şimdiye kadarki en iyi yılbaşını geçirmek istiyorlar. Fakat havanın kötü olması, güzel bir çam ağacı bulamamaları gibi bazı sorunlar var.. Burada kar yokken böyle kar dolu tatlı bir yılbaşı filmi izlemek çok iyi geldi. Bu arada ateşim de geçti.

– Ertesi gün erkenden kalkıp kuaföre gittik. Ne zamandır saçımı kestirmek istiyordum, sömestr tatiline bırakmıştık. Sonra Eda’yla Akmerkez‘de buluştuk. Buz pateni yapma hayallerimiz vardı ama pistin yanına gidince bir de ne görelim? Erimiş! Biz d günü evlerinde geçirdik. Hatta daha bile iyi oldu, çok eğlendik.

– Cumartesi için planımız Arda’yla ‘Uniq Hall’daki ‘Akıllı Çocuklar Klubü’ adlı sihirbazlık gösterisini izlemekti. Gösteriden sonra Tamirane‘de bir şeyler yedik ve Xtreme Aventures‘a gittik. Buz patenini hiç değerlendirmedik çünkü pist çok kalabalıktı.

– Tatilin son gününde Zeynep ve Ömer bize geldiler. Gelirken ailenin yeni üyesi Jingle’ı da getirdiler. Benim için ekstra bir mutluluk oldu.

– Böylece bir sömestr tatilini daha bitirdik. Gelsin yine ödevler, sınavlar sunumlar… Yeni dönemde görüşmek üzere!

Reklamlar

Read Full Post »

– Bu sene değişiklik yapalım, kayağa sömestr tatili dışında gidelim dedik ve tatilden önceki haftaya rezervasyonumuzu yaptırdık. Yine Uludağ 2. bölgeye Ağaoğlu My Mountain‘a gittik. Orijinaller grubumuz eksiksiz olarak toplandı. (Fotoğrafta yok ama Tanju da vardı.) Bir değişiklik olarak Neslihan mikrofonunu da getirmişti. Şarkılı-türkülü, çok eğlenceli bir tatil oldu. Ve ben yine kaymaya doyamadım. 😬 Maden’e en son Burak’la çıkıp indik. “Seneye birlikte çıkarız, Ela kendi iner. Bana hiç ihtiyacı yok.” deyince bizimkiler kara kara düşünmeye başladı. Tek başıma kayacak kadar büyüdüm mü gerçekten?

– İngilizce derslerinde bir süredir soyu tükenmekte olan hayvanlarla ilgili proje hazırlıyorduk. Bu hafta sunumları yaptık. Ben pandalar hakkındaki çalışmamı sundum.

– İlk dönemin son haftasındayız. ‘The Witches’ kitabını ve etkinliklerini bitirdik, filmini izlemeye başladık.

– Havalar güzel gittiği için teneffüslerde dışarıdayız. Hep birlikte saklambaç oynuyoruz. Yalnız küçük bir hilemiz var; ebe sayarken montları değişiyoruz. Uzaktan montumu görüp “Ela! Sobe!” diye seslendiğinde o kişi aslında ben olmuyorum ve çanak-çömlek patlıyor. 😆

– Çarşamba annemle ‘Muhteşem Showman’e gittik. P.T. Barnum dünyanın en muhteşem gösterisini sunmak hayaliyle yola çıkar ve tarihin ilk sirkini kurmak üzere çalışmalara başlar. Dünyanın her yerinden ilginç yetenekleri ya da anormallikleri olan insanları davet eder. Başta zorluklarla karşılaşsa da İngiltere Kraliçesi’nin bile izlemek isteyeceği muhteşem bir gösteri ortaya çıkarır. Ailecek izlenecek harika bir film. Sakın kaçırmayın!

– Çok önce alınmış olan ama bazı matematiksel kavramlara (asal sayılar vb.) aşina olmadığım için sırasını bekleyen ‘The Boy Who Loved Maths’i okudum. Ağır bir dili yok aslında, daha önce de okusaymışım olurmuş. Kitapta matematik dahisi Paul Erdös’ün (Erdöş diye okunuyor.) hayatı anlatılıyor. Paul Erdös o kadar sevilen biriymiş ki, onunla matematik yapma şerefine erişenlerin bir numarası varmış. Eğer tanışıyorlarsa numaları 1, eğer onunla tanışan biriyle çalışmışlarsa numaraları 2. İnsanlar bu numaralarıyla gurur duyuyorlarmış. Kitabı çok sevdim, arkadaşlarımın ödünç alabilmeleri için okula götürdüm. Okulda küçük bir kütüphanem var… İsteyen alıp okuyor. (7+, Roaring Book Press, $18.99)

– Okuduğum diğer kitap; Lara’dan ödünç aldığım ‘Kötü Kedi – Okulu Karıştırıyor’ oldu. Nick Bruel tarafından yaratılan kahramanımız aslında iyi bir kedi olmaya çalışan ama bazı talihsizlikler yüzünden kötü olan bir kedi. Serinin bu kitabında aynı evi paylaştıkları köpekle sürekli kavga ettiklerinden, düzgün davranmayı öğrenmeleri için okula gönderiliyorlar. Komik çizimlerle, bazen hiç yazı olmayan sayfalarıyla okuması çok kolay bir kitap. Bir günde bitti! (7-10 Yaş, Epsilon Yayınevi, 19,50 TL)

– Kötü Kedi çabucak bitince, Osman’dan ‘Tom Gates – Parlak Fikirler’i aldım. Serinin okuduğum ikinci kitabı oldu. Haylaz Tom yine harika fikirler üretiyor. Bu sefer kıskanç Marcus onunla rekabete giriyor. (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

Read Full Post »

– Viyana’daki ikinci sabahımızda çok methedilen Ulrich’e gittik ama yer bulamadık. Biz de kahvaltımızı Der Mann‘da yaptık ve güneşli bir pazar sabahına yakışacak şekilde yürüyüşe çıkıp parka gittik. 🤗

– Daha sonra Hundertwasserhaus‘u ziyaret ettik. Ben bu rengarenk binayı çok sevdim. Bu sıradan apartmanın cephesi Avusturyalı sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından tasarlanmış.

– Sonra merkeze indik ve yürüyerek şehri gezmeye devam ettik. Kärtner Str. ve Graben‘de dolaştık. Kahve molası için Demel‘e gittik. Burası kraliçenin pastacısıymış, birbirinden güzel pastalar arasında seçim yapmakta zor oldu.

– Öğleden sonra Rathausplatz‘da kurulan ve Viyana’daki Noel pazarlarının en büyüğü olan Wiener Weihnachtstraum‘a gittik. Burayı heyecanla bekliyordum çünkü buz pateni pisti ve çocuklar için kurulmuş olan büyük bir eğlence parkı vardı. Bu pazarın en büyük pazar oluşu sebebiyle stand kiraları yüksekmiş. Dolayısıyla her şey diğer pazarlara göre pahalıymış. Ben yine dayanamadım ve hatıra olacak bir şeyler aldım. Oyuncakların jetonları da TL olarak düşününce pahalıydı ama olsun buraya geldiysek eğlenmeliydik. Aynı şeylere ikişer üçer kez bindim. Çok ama çok eğlendim. İyi ki buraya gelmişiz. Best day ever!

– Akşam yemeği için Plachutta‘ya gittik. Bildiğimiz yahni olan ‘tafelspitz’ sipariş ettik. Son gecemiz olduğu için tekrar şinitzel tercih edenler de oldu. Cansu ilk kez burada sebzeli bir yemek bulduğu için o da biz de ekstra mutluyduk.

– Otelimize doğru yürürken yine Stephansdom‘un önünden geçtik. Bu sefer içeriye girdik. Noel zamanı kiliselerde korolar oluyor fakat biz hiç o saatlere denk gelmediğimiz için görememiştik, bu sefer de göremedik. Bir rivayete göre Beethoven bu kilisenin çan kulesine baktığında kuşların uçuşunu görüp çan sesini duymadığı için sağır olduğunu ilk kez burada fark etmiş. Kilisenin içi de dışı da görkemliydi. Çıkmadan birer mum dikip dilekte bulunduk.

– Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra otelden ayrıldık.

–  Böylece bir seyahatin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Evet, bu mevsimde Viyana soğuktu ama havaya uygun giyinince soğuğu dert olmadı, buraya ve Noel’e özgü birçok şey deneyimleyebildik. Kısacık zamana çok şey sığdırmaya çalışsak da eksikler kaldı tabii. Artık onlar da bir dahaki sefere… Fröhliche Weihnachten Wien! 🎄🎅🏼⛄️

Read Full Post »

– Bizimkiler 6 sene önce bensiz ilk Viyana’ya gittiklerinde, şehre beni getirdikleri zaman neler yapacağımızı az çok belirlemişler. Seyahat amacımız Noel pazarlarını gezmek olunca biraz Viyana klasikleri, biraz da Noel ruhu çerçevesinde yapacaklarımızı planladık. Cansular da bizimle birlikteydi. Dolayısıyla hem biz çocukları mutlu edecek, hem de yorulmadan şehri tanımamızı sağlayacak bir gezi programımız vardı. (Bu arada benden size tavsiye; Noel zamanı Avrupa’daki hangi büyük kente giderseniz gidin uçağınızı, otelinizi ve restoran rezervasyonlarınızı çok önceden halledin.)

– Gider gitmez otele eşyaları bırakıp kendimizi Figlmüller‘e attık. Kurt gibi acıkmışız, bir güzel karnımızı doyurduk.

– Yemekten sonra ışıklı Viyana sokaklarında yürüdük ve Stephansdom yanında kurulmuş olan Weihnachtsmarkt am Stephansplatz‘ı gezdik.

– Kohlmarkt Str.‘ den yürüyüp Hofburg Sarayı önünde, Michaeler Meydanı‘nda kurulmuş olan K.u.K Weihnachtsmarkt‘a gittik. Oradan Kahramanlar Meydanı‘na çıktık. Maria-Theresien-Meydanı’nda kurulmuş olan Weihnachtsdorf Maria-Theresien-Platz‘ı dolaştık. Sonra da otelimize yakın bir cafede kahve içip çok gecikmeden yattık… Ki ertesi güne dinlenmiş olarak başlayalım.

– Ertesi sabah kahvaltı için otelimize yakın bir mahalle fırını olan Felzl‘a gittik. Otelde yemeyip güzel kahvaltıcıları deneyimleme planımız vardı fakat şehir o kadar kalabalıktı ki gittiğimizde boş olan bir yer bulamadık. O saatten sonra rezervasyon da almıyorlardı çünkü zaten dolulardı. İyi ki Felzl‘a denk gelmişiz. Fırından taze çıkan kruvasan, yoğurtlu ve meyveli granola, taze portakal suyu ve süt ile karnımı doyurdum.

– Kahvaltıdan sonra ilk durağımız Schönbrunn Sarayı oldu. Sarayın bahçesinde Viyana’nın en büyük Noel pazarlarından biri kuruluyor: Kultur und Weihnachtsmarkt & Neujahrsmarkt Schloss Schönbrunn. Biz de pazarı gezdik ve Cansu’yla çocuklar için ayrılmış alanlarda oyun oynadık. Burada normalde çocuklara sarayı gezdiren turlar oluyor ama biz günü farklı şekilde geçirmeyi tercih ettik. Labirente girecektik fakat kışın kapalıymış.

– Sırada Burggarten‘daki Schmetterlingshaus vardı. Dışarısı buz gibiyken burası sıcak ve nemliydi. İlk önce kelebekleri göremedik ve moralimiz bozuldu. Sonra etrafı taramaya başladık. Birbirinden güzel kelebekleri gizlendikleri yerlerde bulduk. Kelebeklerin kozalarından çıkışını, kanatlarını esnetip ilk kez uçmalarını izledik. Büyüleyiciydi!

– Epey yürümüştük, hem dinlenmek hem de bir şeyler yiyip içmek için bizimkilerin favori mekanlarından biri olan WEIN&CO.‘ya gittik. Bu arada Cansu yemek konusunda seçici olduğu için gittiğimiz yerlerde pek bir şey yemiyor. Kalktıktan sonra onun seveceği şeyler bulacağı başka bir yere gidiyoruz. Ben orada bir posta da Cansu’nun yediğinden yiyorum. Ne yapayım bütün gün yürüyünce insan acıkıyor. 🙈

– Sırada Riesenrad vardı. Bunun için Prater‘a gittik. Işıklandırılmış şehri bir de tepeden gördük. Tabii gitmişken Wintermarkt am Riesenradplatz‘ı da gezdik. Burada Cansu’nun aklı dönen salıncakta kaldı ama hava çok soğuk olduğu için annesinden izin çıkmadı.

– Akşam yemeğini İtalyan restoranı Da Capo‘da yedik. Tatlı için Cafe Sacher‘e yürüdük ve Sachertorte’lerimizi mideye indirdik.

– Sonra otelimize geçtik. Günün bu kısmını sabırsızlıkla bekliyordum çünkü yatmadan bilardo oynuyoruz.

Bugünlük benden bu kadar! Yarın yeni yerler ve yeni havadislerle görüşmek üzere.. 👋🏻

Read Full Post »

– Bodrum’dan sonra Foça’ya geçtik ve tatilimizin son iki haftasını burada geçirdik. Bebekliğimden beri her gelişimizde ritüellerimiz aynı. Gittiğimiz plajlar, anneannemle pazar alışverişi, dedemle bahçe bakımı, 5 çayı ve limonlu lor kurabiyesi keyfi, Kale’nin önünden dal-çık, menüde bolca balık, akşam yürüyüşleri ve bitmek bilmeyen dondurma kuyruğu, tüm sokak hayvanlarına sevgi gösterisi ve mama desteği… Bu kez değişiklik olarak annemle Alsancak’a indik ve küçüklüğünden beri doktoru olan Gökhan Amca’yı ziyaret ettik. Ben de arada kontrolden geçer not aldım. Sadece dilimle ön dişimi ittiriyormuşum, onu yapmasam iyi olurmuş ama tam çözemedim neyi nasıl yaptığımı…

Anneannemle dedem yine ben mutlu olayım diye gözümün içine baktılar. Ben de torun olmanın keyfini sonuna kadar yaşadım. 💕 Ve böylece bir yaz tatilinin daha sonuna geldik. Artık okul moduna girmek için İstanbul’a dönme zamanı… 🙋🏼‍♀️

Read Full Post »

3 haftadır Bodrum’dayız. Birkaç gün halamların Gölköy‘de kiraladıkları evde kaldık, sonra hep birlikte Gündoğan‘a Cennet Park‘a geçtik. Babaannemle dedem de bize katıldılar. Efe’yle 7/24 birlikte olmak çok güzeldi. Otelde bizim yaşlarda arkadaşlar da vardı. Hiç sıkılmadık. Öğlen yemekleri için adresimiz Çakıltaşı‘ydı. Akşamları da genellikle sahilde sıralanmış balıkçılardan birindeydik. Tabii bol bol dondurma yedim, arada Lokmacı Ana kaçamaklarım da oldu. Bazı akşamlar da Palmarina‘ya gittik.

– Bodrum demek Eylül demek. 💕 Gölköy’deyken gündüzleri Orkide‘nin plajına takılıyorduk. Bir onlar bize geldi, bir biz onlara gittik derken bol bol görüşmüş olduk. Üzerimdeki mayo Ayşe Bade’nin hediyesiydi, bütün yaz çok severek giydim. Eylül geldiğinde şöyle bir bakıştık ve pişti! 🙈

– Gucigum Edam da her yaz Bodrum’da oluyor. Bir gün de onların sitesine gittik, bütün günü beraber geçirdik. Çok özleşmişiz..

– Eylül’ün babaannesinin Yalıkavak‘ta yazlığı var. Orası da buluşma noktalarımızdan biri. Aynı sitede babamın kuzeni Eda da ev tutmuş. İkizi Seda da gelince tam bir kuzenler buluşması yaşandı.

– Bu yaz Bodrum’da saçına boncuk ördürmeyeni dövüyorlardı. Dolayısıyla ben de bu modadan kaçamadım. Önce birdi, sonra iki oldu. Üçe de niyetlendim ama kalabalık görünecek diye vazgeçtim.

– Cennet Park’taki son hafta sonumuzda anneannemle dedem de bize katıldılar. Böylece keyfimiz ikiye katlandı. 💕 Birkaç günü birlikte geçirdik. Anneannemle dedem, annemle beni alıp Foça’ya götürdüler. Babam dedemle İstanbul’a döndü. Ekibin geri kalanı tatile devam etti.

– Hoşçakal Bodrum! Çok keyifli vakit geçirdim, şimdi istikamet Foça.

Read Full Post »

– İstanbul’a dönüşümüz rahat oldu, jetlag yaşamadık. Ben sadece sabahları biraz daha erken kalkmaya başladım. Kıbrıs’a gitmek için iki haftamız vardı; bu arada Lara ile Kidzania‘ya gittik, birkaç gün dedemlerde kaldım ve Apple Yaz Kampı‘na katıldım.

Acarkent Collesium‘un önünde TEGEV stand kurmuş, Kiraz Festivali’nde Misbahçem‘den toplanan kirazlar dernek yararına satılıyordu. Biz kiraz alarak destek olduk ama dedem satışa da yardım etmem konusunda beni cesaretlendirdi. Başta biraz çekindim, sonra çok iyi satış yaptığımı görünce işi sahiplendim. Teklifimi reddetmeyerek benden kiraz alan tüm Acarkentliler’e teşekkür ederim. 🎈

– Geçtiğimiz sene da Apple Yaz Kampı’na katılmış ve çok iyi vakit geçirmiştim. Bu sefer konumuz ‘karakterler oluşturma ve beste yapma’ydı. Apple Pencil kullanarak resimler yaptık, sonra onları film haline getirdik ve Garage Band kullanarak yaptığımız müziği üzerine ekledik.

– Sıra, adı ‘orijinaller’ olan grubumuzla çıkacağımız Kıbrıs tatiline geldi. Babalarımız bu sefer Kaya Artemis‘i ayarlamış. Otel epey sıkıntılıydı; aşırı kalabalıktı, yemekler çok kötüydü, birçok hizmet aksıyordu… 2-3 gün önce yan komşularımız orada olduğundan biz onlardan havadisleri almıştık, bu yüzden beklentilerimizi minimuma indirerek gittik. Neyse ki çok uzun kalmadık, otelden memnuniyetsiz bir şekilde ayrılıp İstanbul’a döndük.

– İstanbul’a geldik desem de İstanbul’da kalamadık. Geldiğimiz gecenin ertesi sabahı erkenden evden çıkıp Hillside‘a gittik. İlk birkaç gün yalnızdık ama sonra ‘orijinaller’ üyelerinden Tunç Ailesi bize katıldı. Daha önceki yıllarda klüplere katılmamıştım ama Arda olunca kendimize bir program yapıp günü birlikte geçirdik. Bingo’da şampiyon olduk ve içecek kazandık. Erkeklerin gece futbol maçı oluyordu ve Arda oynuyordu. Ben de onu seyrediyordum. Babalarımız plaj voleybolu oynuyordu, biz tezahürat yapıyorduk. Baba-çocuk kano yarışlarına katıldık. Dalış denemesi yaptım ve çok sevdim. Arzu yine her fırsatta bizimleydi. Bir akşam annemler baş başa yemeğe çıktı, ben Arzu’yla kaldım. Şovlar ve danslar yine harikaydı… Yaza yaza bitiremem, kısa keseyim; Hillside’da harika vakit geçirdim.

– İstanbul’a sadece iki gün için döndük. Biri çamaşır ve tekrar valiz yapmakla geçti, diğerinde de Yelda ve Mert’le buluşup Zorlu Park‘a gittik. Yarın sabah Bodrum’a gidiyoruz. Görüşürüüzz! 🙋🏼‍♀️

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: