Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Tatil’ Category

– Bu sene de dolu dolu bir sömestr tatili geçirdim. Cuma okuldan gelir gelmez “Rüzgar bize gelebilir mi?” sorusuyla yapılan ilk program ile tatil başlamış oldu. İnsanın aynı apartmanda oturan arkadaşı olunca program yapmak için ekstra çaba sarf etmesine gerek kalmıyor. Kibarlığı elden bırakmamak adına öncesinde bizimkilere mutlaka sorup izin alıyorum. Sürekli bir gel-git halindeyiz Rüzgar’la. Bazen tek evde takılıyoruz bazen de in-çık yaparak mekan değiştiriyoruz.

– Tatil hediyelerimden biri Quoridor adlı ödüllü strateji oyunuydu. Oyunda amaç rakipten önce karşı tarafa ulaşmak. Oyun sırası gelince rakibi engellemek için önüne set koymak ya da kendi piyonunu ilerletmek arasında seçip yapıp hamlede bulunmak gerekiyor. Bir sonraki hamleyi hesaplayarak gitmeyi gerektiren, kafa çalıştırıcı bir oyun. Ben çok sevdim. (8+)

– Ertesi gün soluğu dedemlerde aldım. Uludağ’a gitmeden önce birkaç gün orada kaldım. Böylece Efe’yle de birlikte zaman geçirdik. Dedemlerin üst katında oturan bir arkadaşım var; Ilgaz. Onunla da buluşup Minecraft vs. oynadık.

– Bu sene kayak tatili için Uludağ‘a gittik ve 2. bölgedeki Ağaoğlu My Mountain‘da kaldık. Otelin hemen pistin yanında oluşu, 1. bölge kadar kalabalık olmayışı ve kayak dışında da keyifli vakit geçirebilmemiz sebebiyle memnun kaldık. Uludağ’a ayak basar basmaz felaket bir tipi başladı. Kardan göz gözü görmüyordu. Ama bu bizi yıldırmadı. Arda’yla ben başımızda bir kayak hocasıyla ailelerimizden ayrı takıldık. Ayrılacağımız gün kar durdu ve güneş açtı. Uludağ’ın bize sürprizi oldu diyelim, sonuçta keyifli zaman geçirmemize engel olmadı.

– Tatilin ikinci haftası geçen sene olduğu gibi Kraft‘taki atölyelere yazıldım. Babam her sabah işe giderken beni atölyeye bıraktı, öglen de annem aldı. Polimer kil modelleme, özgün resim çizme, terrarium, ahşap maket ve oyuncak yapma gibi çalışmalar yaptık. İşte bu da benim terrariumum.

– Ve yine geçen sene olduğu gibi öğleden sonraları arkadaş buluşmaları, etkinlikler ve sinema gibi aktivitelere ayırdık. Bir gün Lara ile buluştuk. Bir gün Eda ile Kanyon‘daki Modern Hiyeroglifler atölyesine katıldık. İstanbul Modern işbirliği ile düzenlenen atölyede tarih öncesi zamana ait hiyerogliflerle günümüzün emojilerini karşılaştırıp oyun oynadık. Sonra isimlerimizi simgeler kullanarak yazmayı öğrendik.

– Başka bir gün Ayşe Bade ile Legoland‘e gittik. Çocuklara eğlenceli vakit geçirtecek güzel bir mekan yapmışlar. Her yer lego dolu. Bir o kadar da çocuk! Aşırı kalabalıktı! Biz çok eğlendik de annelerimiz kalabalıktan bunaldılar. Elif dayanabildiği kadar dayandı ama bir noktada pes etti. Annemse “Burası eve çok uzak. Bir daha bu kadar yolu gelemem. İyice hevesini al Elacığım.” diyerek çaresizce beklemeye devam etti. Ayşe Bade gittikten sonra biz 2,5 saat daha kaldık. Bu sürenin çoğunu araba yapıp yarıştırmakla geçirdim. Ev lego dolu ama pek oynadığım yok. Ama buraya gelince deli gibi oynayasım geldi. Doya doya da oynadım. Çıkışta mağazadan bir şeyler aldık. Sonra da berbat bir trafikle mücadele edip pillerimiz bitmiş olarak eve döndük.

– Diğer bir gün annemle sinemaya gittik. Disney’in yeni prensesi Moana nedense fragmanıyla annemin ilgisini çekmemişti, izlemesem de olur diyordu. Yine de bir şans verdi ve filmi benimle izledi. Sonuç: İkimiz de bayıldık. İyi ki gitmişiz. Eve döner dönmez filmin soundtrack’ini indirdik. Yatıp kalkıp Moana dinliyoruz: “See the line where the sky meets the sea? It calls meeeee!….”

– Boş zamanlarımda da arkadaşlarımla whatsapp üzerinden smiley oyunu oynadım. Oyunun amacı hepimizin bildiği film ya da hikayeleri emoji kullanarak simgeleştirmek ve karşındakine sormak. Bilin bakalım bu hangi hikaye: 🐸👑?

– Bir de evde ailecek Vitus‘u izledik. 2006 yapımı film, üstün zekalı bir çocuğun anne-babasının baskısından kurtulup kendi istekleri ve yetenekleri doğrultusunda hayatını şekillendirmesini anlatıyor. Meslek seçiminde çocuğun koşullandırılmasının ya da baskı altına alınmasının yanlışlığına değiniyor.

– Tatilin son etkinliği olarak babamla Galatasaray-Panathinaikos maçına gittik. Kıran kırana giden maçı 5 sayıyla kaybettik.

– Bu kadar gezme tozmanın yanında kitap okumaya da zaman ayırmam gerekiyordu. Çubuk Köpek sınıf arkadaşlarımda gördüğüm, ilgimi çeken bir kitaptı. Biz serinin ikinci kitabı olan Sosis Peşinde‘yi aldık. Seride sokakta yaşayan tuhaf isimli 5 köpeğin maceraları anlatılıyor. Çubuk köpek hayatta en çok yemeğe önem veriyor ve insanlar bütün yemekleri kendilerine sakladıkları için onlardan hoşlanmıyor. Yazar Tom Watson köpeklerin maceralarını kendi komik çizimleriyle anlatıyor. Çok matrak bir seri. (9-12 Yaş, Pena Yayınları, 22 TL)

– Neslihan karne hediyesi olarak Arda’ya ve bana Bil Bakalım Neden? adlı mini ansiklopediyi almış. Ansiklopedi diyorum çünkü annemin söylediğine göre benim yaşlarımdayken sahip olduğu bir çocuk ansiklopedi serisi varmış. Bil Bakalım Neden?’in onun minyatürü gibi olduğunu söyledi. İçinde tarih, doğa, vücudumuz, hayvanlar, gündelik hayat ve evrenimiz hakkında 180 soru var. Fırsat buldukça açıp okuyorum. Örneğin İngiltere’de trafiğin neden soldan aktığını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız cevabı bu kitapta var. (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 52 TL)

– Uzun lafın kısası; güzel bir tatil geçirdim. İkinci döneme hazırım! 🙂

Reklamlar

Read Full Post »

– Bu sene tatil sezonunun resmi açılışını Nuh’un Gemisi‘nde yaptık. Haziran ayında olmamıza rağmen İstanbul’da hava hafif serin olduğu için yazın geldiğini Kıbrıs’ta anladık diyebilirim. Cansu’yla aramız çok iyiydi. Kaydıraklar sabah ve öğleden sonra ikişer saatliğine açıktı. Günde dört saat boyunca bir an bile ara vermeden kaydık. Yine de pilimiz bitmedi. Kaydıraklar kapanınca da plaja gittik. Harika vakit geçirdim.

– Kıbrıs dönüşü dedemin koşu programına dahil olduk ve bu sayede Güral Sapanca‘da bir hafta sonu geçirdik. Doğrusu dedem kadar sportif olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Bizimki daha çok ye-iç-yat şeklindeydi. Sapanca tatilinden aklımızda kalan ve ara sıra gündeme getirip güldüğümüz olay yemek sırasında fıskiyelerin açılmasıydı. Eniştemin şu cümlesi tarihe geçti: “Efe koş, fıskiyeler!” 🙂 Aslında amacı henüz banyo yapıp temiz kıyafetler giyerek yemeğe inen Efe’nin ıslanmasını önlemek üzere yanına çağırmaktı. Ama Efe bu cümleyi fıskıyelere koşması gerektiği şeklinde anlayınca olanlar oldu. Ben de anında eğlenceye katıldım tabii… Sırılsıklam olsak da acayip eğlendik!

– Sapanca’dan döndükten sonra annemle babam bir haftalığına Yunanistan’a gittiler. Ben ilk 3-4 günü halamlarda, diğer günleri dedemlerde geçirdim. Keyifler tıkırındaydı. Birbirimize fotoğraf ve video gönderip durduk. Bu haftanın en önemli olayı ise uzun zamandır sallanan sağ ön dişimin düşmesi oldu. Süt dişim düşmeden arkadan yeni diş geldiği için kendisi hemen yerine geçerek boşluğu doldurdu.

– Annemle babam Yunanistan’dan döndükten sonra Hillside’a gidene kadar bir haftamız vardı. Bu süre zarfında kelebeklerim kozadan çıktı, Ayşe Bade bize geldi, Apple Store’daki iMovie eğitimine katıldım, saçımı kestirdim ve bol bol bizimkilerle oyun oynadım.


– Hillside’da geçirdiğimiz hafta yine çok güzeldi. Babam eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Böylece ben de Alp ile tanışmış oldum. Birlikte çok eğlendik. Junior Club’da her gün birbirinden güzel etkinlikler vardı ama bir tanesine bile katılmadım. Hillside’da harika bir deniz var; yüzmek, atlamak, balıkları izlemek çok zevkli. Bu yüzden sahilden bir yere ayrılamıyorum. Çocukların bir hafta boyunca hazırlanıp sergiledikleri bir gösteri var. Ona da katılmak istemedim. Ama akşamki şovların hiçbirini kaçırmadım. Bu sene şemsiye/şezlong rezervasyonu için yeni bir uygulama başlatmışlar. 7’de bile gitsek bir ya da iki tane boş şemsiye bulabiliyorduk. Sabahın köründe kalkan biri olarak duruma el koydum ve gözümü açtığım gibi plaja gidip yer tuttum. Bu seneyle ilgili bir diğer yenilik Arzu’nun Hillside’da işe başlamasıydı. Çocukla çocuk olabilen insanlardan olduğu için onu çok seviyorum. Gün içinde fırsat buldukça, mesaisi bittikten sonra da hep bizimleydi.

– Hillside’dan dönünce soluğu Ayvalık’ta aldık. Ayşe Bade ile birlikte kalacağımız için çok heyecanlıydık. Bir de o kadar yaramazlık yapmasaydık anne-babalarımız için de güzel bir tatil olabilirdi. Bu arada alt ön iki dişimin yanındakiler de Ayvalık’ta düştü.

– Ayvalık’tan otobüse atladığımız gibi Foça‘ya geçtik. Bu benim ilk şehirlerarası otobüs yolculuğumdu. Gerçi Ayvalık ve Foça çok yakın olduğundan fazla uzun bir yolculuk olmadı. Anneannemle dedem yaz başından beri yolumuzu gözlüyorlardı. Biz de onları çok özlemiştik. Foça’ya gider gitmez artık iyice aşağı sarkan sol ön dişim de düştü.

– İzmir’deki ilk hafta sonumuzda havaalanında babamla buluşup Çeşme‘ye geçtik. Bu sefer aquapark’a daha çok gidelim diye Ilıca Otel’de kaldık ama aquapark çok kalabalık, havuz suyu da pis olunca sadece bir kez kısa bir süreliğine gittik. Bir gün Zeynep ve Ömer’e, bir gün de Arda’ya uğrayarak klasik Çeşme turumuzu tamamlamış olduk. Annemle ben Foça’ya dönerken babamı İstanbul’a uğurladık.


– Bir sonraki hafta sonu babam yanımıza Foça’ya geldi. Boyozlu kahvaltılar, balıkçıda rakı tokuşturmalar, Mambo Beach’de iskeleden atlamalar ve dondurmalı akşam yürüyüşleriyle klasik Foça hafta sonunu babama da yaşatmış olduk. Babamı tekrar İstanbul’a uğurladıktan sonra anneannemin doğum gününe kadar Foça’da kaldık. Bu arada üstten bir diş daha düşürdüm. Anneannemle dedeme her şey için teşekkür ederek yaz tatilimizin son durağı olan Bodrum’a geçtik.

– Bir şehirlerarası otobüs yolculuğu da İzmir-Bodrum arası yaptık. Bu da çok kısa sürdü. Babam İstanbul’dan geldi, buluştuk ve birkaç gün de halamlarla birlikte geçirdik. Efe’yle keyfimize diyecek yoktu. Sallanan son dişimi de Bodrum’da düşürdüm.


– Ege sahillerinde diş döke döke geçirdiğim yaz tatilini bugün itibariyle noktalayıp evimize döndük. Şimdi yeni okul dönemi için hazırlık zamanı…

Read Full Post »

Bu hafta sonu halamlar bizi Eskişehir’e götürdüler. Cumartesi sabah erkenden buluşup yola çıktık. Çok uzun bir yol değildi, bu yüzden sıkılmadım. Eskişehir’e varır varmaz doğruca Regülatör‘e gittik. Burası ormanın içinde, nehir kenarında bir piknik alanı. (Alana giriş ücretsiz.) İsterseniz yanınızda getireceğiniz malzemeler ile mangalınızı yakabilir, isterseniz restoranı tercih edebilirsiniz. Biz restorana gittik. Karnımız çok açtı, hemen sipariş verdik. Yemeklerin gelmesini beklerken etrafı kolaçan ettim. Ördeklerin kafesine gittiğimde hasta bir ördek yavrusunun çamur içinde yerde yattığını gördüm. Masaya dönüp bizimkilere söyleyince halam anında duruma müdahale etti ve ördeği alıp sarıp sarmalayarak masaya getirdik. Biraz ısınmanın iyi geleceğini umuyorduk.

 
Yemek bitti ama bizim ördekçiğin durumu düzelmedi. Biz de en yakındaki veterinerleri araştırırken ‘Nuh’un Gemisi Veteriner Kliniği’ni bulduk. Hastamızı alıp oraya götürdük. Durum pek parlak görünmüyordu, gece boyunca sıcak bir yerde tutup sabah bize haber vereceklerini söylediler.


Ördekçikle vedalaşıp Odunpazarı‘nın yolunu tuttuk. Burası Eskişehir’in ilk yerleşim yeriymiş. Etrafta birçok tarihi bina ve müze vardı. Evlerin mimari özellikleri korunmuş, sokaklar bozulmamıştı. Her yer çeşitli hünerlerin sergilendiği tezgahlarla doluydu. Ben de dolaşıp birkaç hatıra eşyası topladım. Kurşunlu Külliyesi’ndeki Lületaşı Müzesi‘ni, sonra da Çağdaş Cam Sanatları Müzesi‘ni gezip otelimize geçtik.

Biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için halamların Eskişehir’deki favori mekanlarından biri olan Teras Balık‘a gittik. Annemin doğum gününü de sürpriz bir organizasyonla burada kutladık. Ben biraz çizgi film izledim, biraz da kitaplarımla oyalandım.

Ertesi sabah veterinerden gelen telefonla kötü haberi aldık. Çok üzüldük ama elimizden geleni yaptığımız ve yavru ördeği hasta bir şekilde çamurun içinde bırakmadığımızdan biraz olsun içimiz rahattı.

Pazar programına çocuk cenneti diyebileceğim Sazova Bilim, Sanat ve Kültür Parkı ile başladık. Burası 400.000 m2 üzerine kurulmuş ve içinde envai çeşit etkinlik alanı barındıran kocaman bir park. (Giriş ücretsiz.) Benim gibi ailesiyle gelen çocukların yanında okul gezisi ile gelmiş her yaştan öğrenci grubu mevcuttu. İlk önce Yapay Gölet‘in çevresinde yürüyüş yapıp Korsan Gemisi‘ne çıktık. (Bilet fiyatı: 1 TL.) 

Sırada merakla beklediğim Masal Şatosu vardı. Burası ilk bakışta Disney şatosunu andırsa da, kuleleri Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan yapılardan izler taşıyordu. (Galata Kulesi, Yivli Minare vb.) Ne yazık ki tadilatta olduğundan içine giremedik. İçeride özel dekorlu alanlar, heykeller ve masal dinleyebileceğiniz odalar varmış ve buraları gezebilmek için rehberli turlar düzenleniyormuş.

Maalesef Sabancı Uzay Evi ve Bilim Deney Merkezi‘ne de okul gruplarının rezervasyonlu ziyaretleri yüzünden giremedim. Sırada Eti Sualtı Dünyası vardı. Burada dünyanın farklı deniz ve göllerinden getirilen 2000’den fazla deniz canlısı yaşıyormuş. (Bilet fiyatı: Tam: 3 TL, Öğrenci: 2 TL.) 


Sazova Parkı’nda Hayvanat Bahçesi ve Türk Dünyası Bilim Kültür Sanat Merkezi gibi yapımı devam eden tesisler de vardı. Girişte çocuklara parkı gezdiren bir de tren mevcuttu ama çalıştığını görmedik. Masal Şatosu’na, Uzay Evi’ne ve Bilim Merkezi’ne de giremediğimi düşünürsek burası kesinlikle bir ziyareti daha hak ediyor diyebilirim.

Parktan çıkıp bir sonraki ‘checkpoint’imiz olan Porsuk Çayı‘na gittik. Porsuk Çayı, Sakarya Irmağı’nın en uzun koluymuş. Adalar Bölgesi denen yerde nehir kıyısında çok güzel köprüler, kafe ve restoranlar var. Nehir turu yapmak istedik fakat inanılmaz bir sıra vardı. Görevli, bekleme süremizi 40 dk. olarak öngörünce bu kadar zaman ayakta bekleyecek halimiz olmadığından nehir turunu da bir sonraki gelişimize bıraktık. İstanbul’a doğru yola çıkmadan önce Sempre‘de yemeğimizi yedik ve arabaya atlayıp evin yolunu tuttuk.

Bu güzel hafta sonu için halamla enişteme teşekkür ediyor, Eskişehir’e tekrar gelmek için sabırsızlanıyorum.

Read Full Post »

8. sınıftaki abla ve abileri hafta sonu da okula getirten ve onlar için hayati derecede önemli olan TEOG sınavı, şu an bana sadece tatili çağrıştırıyor. 🙂 Geçen seneki İzmir kaçamağımız çok hoşuma gitmişti; bu sene planlarımızı önceden yaptık ve 28 Nisan sabahı erkenden İzmir’e uçtuk. Anneannem, dedem ve Rifat Dayım da bu ziyaretten en az benim kadar memnunlardı.

Geçen seneden beri merak ediyordum: Acaba Afrika Penguenleri Doğal Yaşam Parkı‘na gelmişler miydi? Konuyu gidip yerinde incelemek üzere parkı ziyaret ettik. Geçen sene pek yürümek istememiştim, bu sene mızmızlanmayacağıma dair söz verdim. Parka girer girmez heyecanla penguenlerin olması gereken yere koştum ama yine koca bir boşlukla karşılaştım. Kızdım, söylendim. İki sene oldu, hala gelemedi şu penguenler! Sonra sözümü tuttum ve hep birlikte bütün parkı dolaştık. Tavuskuşları buranın muhtarı gibiydiler. Her yerde özgürce dolaşıp bağırıp duruyorlardı.

 

Doğal Yaşam Parkı’ndan sonra da Kuş Cenneti‘ne gittik. (Bu kez flamingo görme umudum vardı.) Fakat ortada kuş-muş yoktu. Kendilerini görebilmek için epey bir yürümek gerekiyormuş. Doğal Yaşam Parkı’ndaki yürüyüş benim için yeterli olduğundan daha fazlasını istemedim. Gözlem kulesine çıkıp etrafa baktık ve bir leylek sürüsünü uçarken gördük. Bu bana yetti de arttı. Yere oturup toprakla oynamaya başladım, şekiller filan çizdim, sonra annem için papatya topladım. Kuş Cenneti’ne gelip havaya bakarak kuş gözlemlemek yerine yere bakıp toprakla, çiçekle, böcekle uğraşınca ziyaretin konsepti temiz hava almak olarak güncellendi. Biraz etrafı gezip eve döndük.

Ertesi gün Mavi Bahçe‘de Rifat Dayım ile buluştuk. Burası yeni açılmış, bizim de ilk gelişimizdi. Fun Time diye bir oyun salonuna rastladık. Orada acayip eğlendim.



Yemekten sonra büyükler kahve içerken ben de Veli Usta‘dan dondurma yedim. Ben oyun salonunda oynarken anneannem ve Rifat Dayım, “Ela’ya ne alsak mutlu olur?” diye sormuşlar. Annem de ‘Pet Parade’ diye tüyo vermiş. Bizimkileri ellerinde oyuncakçı poşetiyle görünce hemen atladım. Koleksiyonuma iki köpek daha eklendi, çok teşekkür ederim!

Sayılı gün çabucak geçti, cumartesi İstanbul’a döndük. Bu kısa tatil hepimize çok iyi geldi. Seneye tekrar geleceğim, beni bekleyin tamam mı? 😉

Read Full Post »

– Sonunda yarıyıl tatili geldi çattı. Her gün için program yapmıştık; arkadaşlarımla görüşüp sanatsal etkinliklere katıldığım ve bol bol oyun oynadığım bir tatil dönemi geçirdim. Karın ya da yağmurun çok şiddetli olduğu günlerde karşıya geçmemizi gerektiren programlar bile oldu ama sıcacık evimizde tembellik yapmak yerine yollara düştük. İyi ki de öyle yapmışız. Her gününden ayrı keyif aldığımı söyleyebilirim.

– İlk hafta Rüzgar’la birlikte sabahtan öğlene kadar süren beş günlük bir atölye programına katıldık. ‘Kraft Junior Sömestr Sanat Kampı’nda seramik heykel, polimer kil ve millefiori tekniği ile çerçeve, portre çalışması, Kandinsky ile tuval üzerine resim ve stopmotion film yaptık. Son gün de annelerimizin katıldığı küçük bir kokteyl ile çalışmalarımızı sergiledik. Gerçekten bitsin istemedim…

– Keyifle katıldığım bir diğer sanat etkinliği ise ‘DotKanyonda Çocuk Atölyeleri’ oldu. Tiyatro atölyelerinin iki tanesinin gün ve saatine uyabildik. Hatta birine Eylül ile birlikte katıldık. Çok eğlenceliydi… Bundan sonra Dot’un tüm etkinliklerine koşa koşa giderim!

Zorlu‘da 13 Mart’a kadar sürecek olan Sanat Atölyeleri başladı. Bu serinin kitaplarını küçüklüğümden beri keyifle okuduğumdan hepsi benim için tanıdıktı. İlk haftanın konusu ‘Picasso ve At Kuyruğu Saçlı Kız’ atölyesiydi; Eylül ile birlikte katıldık.

– Uzun bir zamandır sokaklarda ve metrolarda Shrek Müzikali‘nin billboardlarını görüyordum. Sonunda Shrek geldi, biz de izleme imkanı bulabildik. Bizim gittiğimiz gün salon tıklım tıklım doluydu. Birçok arkadaşımı gördüm, neredeyse herkes oradaydı. Gösteriyi çok beğendim, ilgiyle de izledim. İyi ki gitmişiz!

Akasya‘da Ali Poyrazoğlu‘nun düzenlediği yaratıcı drama atölyesine katıldım. Dot’ta harika vakit geçirdiğim için yüksek beklentiyle gittim sanırım, bu atölye bana bebeksi geldi. Yaş grubu 4-8 olarak belirtilmiş olmasına rağmen…

– Keyifli etkinliklere katılmanın yanı sıra ev buluşmaları da gerçekleştirdik. Rüzgar, Zeynep, Ömer, Derin ve Alp’le buluşup evde oyun oynadık.

  

– Bir de Bansko kaçamağımız oldu; Arda, Cansu ve Ela çetesi olarak kayakla tanıştık. Bütün gün kaymamıza rağmen yorulmak nedir bilmedik.

– Milli Eğitim Bakanlığı okullara yazı göndererek, sömestr tatilinde çocuklara ödev verilmemesini istediği için okulumuzun normalde hazırladığı kitapçıklardan bu sefer vermediler. Bence kötü oldu. Çünkü erken kalktığımda ev çalışmalarıyla oyalanmaya alışmıştım. İki gün iyiydi de sonra sıkıldım. “Bari ödev verselerdi… Ben şimdi sabahları ne yapıcam?” diye söylenirken Tuba yarıyıl tatili kitaplarından alabileceğimizi söyledi. Onlar Tudem Yayınları’nın kitabını almışlar ama biz Tudem’i bulamayınca Sözün Özü Yayınları‘nın çıkardığı kitabı aldık. Sabahları uyanıp da yapacak şey bulamadığımda Türkçe, Matematik ve Hayat Bilgisi sorularını çözdüm. Tamamen gönüllü olarak kalkıştığım bir iş olduğu için annem beni soru çözmeye zorlamadı. Kitabın çoğunu bitirdim, kalan soruları başka zaman çözmek üzere bıraktım. (2. Sınıf Yarıyıl Tatil Kitabı, Sözün Özü Yayınları, 7 TL)

– İki haftalık sürede, tatil kitabımız olan ‘Meraklı Karınca Cimcim’in Serüvenleri’ni bitirebildim. Bir de Göknil Genç’in yazdığı ‘Değirmenci ile Baykuş’ adlı kısa hikayeyi okudum. Bir adada tek başına yaşayan ama yalnızlığından memnun olan yaşlı bir değirmenci varmış. Soğuk geçeceği belli olan kış mevsiminin başında yaralı bir baykuş bulmuş. Değirmenci, baykuşun iyileşmesi için merhem hazırlayıp onu evine almış. Bahar gelince, iyileşen baykuşun gitme zamanı da gelmiş. Değirmenci çok üzülmüş ama sonbaharın gelişiyle birlikte onu güzel bir sürpriz bekliyormuş… (2-5 yaş, Can Çocuk Yayınları, 12 TL)

Read Full Post »

Bu hafta bayram dolayısıyla okullar tatil olunca, ben de evde ailemle birlikte keyifli birkaç gün geçirmiş oldum. Bayramda bizimkiler Lizbon-Porto seyahatine çıktılar. İzmir’den anneannemle dedem benimle kalmak için geldiler. Çok iyi bir ev sahibi olacağıma ve onları hiç üzmeyeceğime dair annemle babama söz verdim.

Her gün için bir programımız vardı: Uzun zamandır beklediğim ‘Küçük Prens’ gösterime girer girmez sinemaya koştuk, Kidzania’da koca bir gün geçirdik, Akasya’nın önüne kurulan şişme oyuncaklarda eğlendik, tiyatro izledik, en sevdiğim şeylerden biri olan kırtasiye alışverişini yaptık, Pinkberry yedik, Playland’e iki kez gittik. Bir gün babaannem, dedem, halam, eniştem ve Efe bize bayram ziyaretine geldiler, başka bir gün de Mathilde ve dayım. Annemle babam burada değillerdi ama aile saadetini de bayram coşkusunu da sonuna kadar yaşadım diyebilirim…

IMG_2696.JPG

IMG_2711.JPG

IMG_2516.JPG

IMG_3694.PNG

Umarım siz de sevdiklerinizle birlikte güzel bir bayram geçirmişsinizdir… 🙂

Read Full Post »

Uzun bir tatilden sonra İstanbul temposuna ve yeni okul yılına adapte olmak amacıyla okullar açılmadan bir hafta önce evimize döndük. Okuldan istenen malzemeleri aldık, uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla görüştüm ve babaannemle dedemi çok özlediğim için gidip birkaç gün onlarda kaldım.

IMG_2396.JPG

Dersler başlamadan eşyalarımı dolabıma yerleştirmek üzere okula gittik. İşte bu yılki sınıfım:

IMG_2499.JPG

Bizim okulumuz erken açılıp erken kapanıyor. Bu yılki açılış tarihimiz 7 Eylül. Yarın sabah erkenden okulda olacağız. Umarım hepimiz için başarılarla dolu bir yıl olur!

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: