Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Teknoloji’ Category

– Bu aralar dünyada çok popüler iki şey var: Biri fidget spinner, diğeri Ed Sheeran‘ın şarkısı Shape of You. Fidget spinner modası nerden çıktı bilmiyorum ama bizim evde olan bir şeydi. Babam almış, elinde çevirip duruyordu. Yine de kendi fidget spinner’ım olsun istediğim için bir tane de ‘glow in the dark’ özellikli olanından aldık. Shape of You da aşırı popüler oldu. Her yerde çalıyor, sürekli dinliyoruz. Ayrıca Singing Dentist’in bir yorumu var ki beni çok güldürüyor. İzlemediyseniz buraya tıklayıp bakabilirsiniz.

– Bir de ev yapımı oyun hamuruna taktım. Yeni bir şey değil aslında ama annem uğraşmak istemediği için biz hiç yapmamıştık. Sınıf arkadaşlarım konuyu tekrar gündeme getirince, ben de girdim mutfağa. İnternette bir sürü tarif var. Siz de henüz yapmadıysanız deneyin derim. Hem yapması çok kolay, hem de güzel saklanırsa uzun süre kurumuyor.

– Okulda su hakkında çalışmalar yapıyoruz. Suyu boşa harcamamanın önemi, kuraklık, ileride çıkabilecek su savaşları vs. ile ilgili konuşuyoruz ve poster hazırlıyoruz. Bir de buraya tıklarsanız izleyebileceğiniz videodaki çocuk şarkısını ezberledik. Bu süreçte şarkıyı o kadar çok dinledim ve söyledim ki evdekiler de “Water, water, water, water…” diye dolaşıyordu. Durumdan bizde kalan Arzu da nasibini aldı. Okulculuk oyunumuzda şarkıyı ona da öğrettim.

– Heyecanla beklediğim bir film vardı: Lego Batman. Gösterime girdiği cuma okuldan döner dönmez gitmek istiyordum fakat cumaları resim okulum olduğundan gidemedim. Bu yüzden biraz ağlamış olabilirim. Annem de cumartesi sabahı ilk seansa gidebileceğimizi söyledi. Sabah Arzu’yu uğurlayıp erkenden sinemaya gittik. Filmi çok matrak bulduk ve aşırı beğendik. Gerçi ben dublajlı olmamasını tercih ederdim ama bu haliyle de başarılıydı. Biz sinemadayken Lara ve Banu aradı, Akasya‘ya geliyorlarmış. “Görüşelim mi?” diye sordular. Film bitince buluştuk ve öğleden sonrayı da birlikte geçirdik.

– Ertesi gün Elif’in Zorlu Funloft‘ta doğumgünü partisi vardı. Deli gibi eğlendik, hepimiz ter içinde kaldık. Bir türlü ayrılmak bilmedik. Parti bitti, biz ekstra krediler yükleyip oynamaya devam ettik. Cumartesi üstü pazar tam benlik iki gün oldu. 🙂

– Hafta içi Turkcell‘in Zeka Küpü projesi kapsamında öğrencilere dağıttığı temel maker ve kodlama kitiyle epey vakit geçirdim. Böyle bir şey düşünmeleri ve bizleri geleceğin dili olan kodlama ile tanıştırmayı amaçlamaları çok güzel bir düşünce. Kitten çıkan malzemelerle kendi robotumu yaptım fakat yapmakla kaldım. Çünkü robotumu kodlayabileceğim program sadece android tabanlı ve bizdeki bütün aletler IOS. Programı IOS işletim sistemiyle çalışan bir tablete yükleyemediğim için benim robotum deli danalar gibi dolaşmakla kaldı. Halbuki onu önüne engel çıktığında yönünü değiştirecek ya da belli bir rotada gidecek şekilde kodlayabilirdim. Heyecanla programın IOS uyumlu halini bekliyorum.

– Annemin sömestr öncesi sipariş ettiği ama kargodaki yoğunluktan ötürü gecikince Uludağ’a giderken yanımıza alamadığımız Four in a Row adlı oyunu da bol bol oynadık. Amaç tatilde Arda’yla beni oyalamaktı ama olmadı. Portatif olduğu için her yere taşıyabiliyoruz, Arda’yla bir dahaki buluşmamızda oynarız artık. Oyunun amacı; rakipten önce 4 pulu yan yana, üst üste ya da çarpraz olacak şekilde sıralamak ve aynı zamanda rakibin bunu başarmasını engellemek. Online olarak oynamak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

– Bu hafta sonu da cumartesiyi halamlarla dolayısıyla bir sürü kedi köpekle geçirdim. Pazar da Ayşe Bade’yle Kidzania‘ya gittik. Kim bilir kaçıncı gidişim ama yine çok eğlendim. Bu hafta sonunun neşesi de geçen hafta sonunu aratmadı.

– Kütüphaneme Sakar Cadı Vini serisinden 3 kitap daha ekledik; Vini’nin Zaman Yolculuğu, Vini Ormanda ve Vini Altın Arıyor. Serinin diğer kitaplarındaki gibi bunlarda da Vini’nin birbirinden komik dört macerası anlatılıyor. (8-12 Yaş, İş Bankası Kültür Yayınları, 10 TL)

Reklamlar

Read Full Post »

– Bu sene tatil sezonunun resmi açılışını Nuh’un Gemisi‘nde yaptık. Haziran ayında olmamıza rağmen İstanbul’da hava hafif serin olduğu için yazın geldiğini Kıbrıs’ta anladık diyebilirim. Cansu’yla aramız çok iyiydi. Kaydıraklar sabah ve öğleden sonra ikişer saatliğine açıktı. Günde dört saat boyunca bir an bile ara vermeden kaydık. Yine de pilimiz bitmedi. Kaydıraklar kapanınca da plaja gittik. Harika vakit geçirdim.

– Kıbrıs dönüşü dedemin koşu programına dahil olduk ve bu sayede Güral Sapanca‘da bir hafta sonu geçirdik. Doğrusu dedem kadar sportif olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Bizimki daha çok ye-iç-yat şeklindeydi. Sapanca tatilinden aklımızda kalan ve ara sıra gündeme getirip güldüğümüz olay yemek sırasında fıskiyelerin açılmasıydı. Eniştemin şu cümlesi tarihe geçti: “Efe koş, fıskiyeler!” 🙂 Aslında amacı henüz banyo yapıp temiz kıyafetler giyerek yemeğe inen Efe’nin ıslanmasını önlemek üzere yanına çağırmaktı. Ama Efe bu cümleyi fıskıyelere koşması gerektiği şeklinde anlayınca olanlar oldu. Ben de anında eğlenceye katıldım tabii… Sırılsıklam olsak da acayip eğlendik!

– Sapanca’dan döndükten sonra annemle babam bir haftalığına Yunanistan’a gittiler. Ben ilk 3-4 günü halamlarda, diğer günleri dedemlerde geçirdim. Keyifler tıkırındaydı. Birbirimize fotoğraf ve video gönderip durduk. Bu haftanın en önemli olayı ise uzun zamandır sallanan sağ ön dişimin düşmesi oldu. Süt dişim düşmeden arkadan yeni diş geldiği için kendisi hemen yerine geçerek boşluğu doldurdu.

– Annemle babam Yunanistan’dan döndükten sonra Hillside’a gidene kadar bir haftamız vardı. Bu süre zarfında kelebeklerim kozadan çıktı, Ayşe Bade bize geldi, Apple Store’daki iMovie eğitimine katıldım, saçımı kestirdim ve bol bol bizimkilerle oyun oynadım.


– Hillside’da geçirdiğimiz hafta yine çok güzeldi. Babam eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Böylece ben de Alp ile tanışmış oldum. Birlikte çok eğlendik. Junior Club’da her gün birbirinden güzel etkinlikler vardı ama bir tanesine bile katılmadım. Hillside’da harika bir deniz var; yüzmek, atlamak, balıkları izlemek çok zevkli. Bu yüzden sahilden bir yere ayrılamıyorum. Çocukların bir hafta boyunca hazırlanıp sergiledikleri bir gösteri var. Ona da katılmak istemedim. Ama akşamki şovların hiçbirini kaçırmadım. Bu sene şemsiye/şezlong rezervasyonu için yeni bir uygulama başlatmışlar. 7’de bile gitsek bir ya da iki tane boş şemsiye bulabiliyorduk. Sabahın köründe kalkan biri olarak duruma el koydum ve gözümü açtığım gibi plaja gidip yer tuttum. Bu seneyle ilgili bir diğer yenilik Arzu’nun Hillside’da işe başlamasıydı. Çocukla çocuk olabilen insanlardan olduğu için onu çok seviyorum. Gün içinde fırsat buldukça, mesaisi bittikten sonra da hep bizimleydi.

– Hillside’dan dönünce soluğu Ayvalık’ta aldık. Ayşe Bade ile birlikte kalacağımız için çok heyecanlıydık. Bir de o kadar yaramazlık yapmasaydık anne-babalarımız için de güzel bir tatil olabilirdi. Bu arada alt ön iki dişimin yanındakiler de Ayvalık’ta düştü.

– Ayvalık’tan otobüse atladığımız gibi Foça‘ya geçtik. Bu benim ilk şehirlerarası otobüs yolculuğumdu. Gerçi Ayvalık ve Foça çok yakın olduğundan fazla uzun bir yolculuk olmadı. Anneannemle dedem yaz başından beri yolumuzu gözlüyorlardı. Biz de onları çok özlemiştik. Foça’ya gider gitmez artık iyice aşağı sarkan sol ön dişim de düştü.

– İzmir’deki ilk hafta sonumuzda havaalanında babamla buluşup Çeşme‘ye geçtik. Bu sefer aquapark’a daha çok gidelim diye Ilıca Otel’de kaldık ama aquapark çok kalabalık, havuz suyu da pis olunca sadece bir kez kısa bir süreliğine gittik. Bir gün Zeynep ve Ömer’e, bir gün de Arda’ya uğrayarak klasik Çeşme turumuzu tamamlamış olduk. Annemle ben Foça’ya dönerken babamı İstanbul’a uğurladık.


– Bir sonraki hafta sonu babam yanımıza Foça’ya geldi. Boyozlu kahvaltılar, balıkçıda rakı tokuşturmalar, Mambo Beach’de iskeleden atlamalar ve dondurmalı akşam yürüyüşleriyle klasik Foça hafta sonunu babama da yaşatmış olduk. Babamı tekrar İstanbul’a uğurladıktan sonra anneannemin doğum gününe kadar Foça’da kaldık. Bu arada üstten bir diş daha düşürdüm. Anneannemle dedeme her şey için teşekkür ederek yaz tatilimizin son durağı olan Bodrum’a geçtik.

– Bir şehirlerarası otobüs yolculuğu da İzmir-Bodrum arası yaptık. Bu da çok kısa sürdü. Babam İstanbul’dan geldi, buluştuk ve birkaç gün de halamlarla birlikte geçirdik. Efe’yle keyfimize diyecek yoktu. Sallanan son dişimi de Bodrum’da düşürdüm.


– Ege sahillerinde diş döke döke geçirdiğim yaz tatilini bugün itibariyle noktalayıp evimize döndük. Şimdi yeni okul dönemi için hazırlık zamanı…

Read Full Post »

 – Bu haftanın bombası Snapchat oldu! Hayatımıza girişiyle birlikte abuk sabuk ama bizi gülmekten öldüren video ve fotoğraflar çeker olduk. 🙂

– Şu an tam 6 dişim sallanıyor. Bunların hepsi aynı anda mı düşecek acaba? Tam bir nineye benzeyeceğim. 🙂

– Bu hafta ‘Kokosnuss Ormandaki Hazine’yi okudum. Bu küçük ejderha ile daha önce okula başlama macerası sayesinde tanışmıştım. Serinin bu kitabında; Kokosnuss arkadaşlarıyla oynarken üzerinde garip resimler olan bir deri parçası buluyor. Bunun bir define haritası olduğunu düşünüp işaretleri takip ederek hep birlikte ormanın içine giriyorlar. Böylece daha başka haritalar ve yeni hayvanlarla karşılaşacakları bir maceraya başlamış oluyorlar. (5-8 yaş, ABM Yayınevi, 15 TL) 

Kokosnuss serisinde 10’dan fazla kitap var. Hepsi de büyük puntolarla yazılmış, bol resimli hikayeler. Özellikle 1. ve 2. sınıf öğrencileri için okuması rahat ve keyifli bir seri… Kitapçılarda orijinal dilinde yani Almanca olarak basılmış olarak da mevcut. Bir de 2014 yapımı ‘Sevimli Ejderha Kokonat/Der Kleine Drache Kokosnuss’ adında animasyonu var.

– Bugün okuldan bizi Ayşe Bade’nin babası aldı. Birlikte Kidzania‘ya gittik. Defalarca gitmeme rağmen hiç sıkılmadım, burada hala çok güzel vakit geçiriyorum.


– Yarın iki günlüğüne Eskişehir‘e gideceğiz. Dönüşte görüşmek üzere…

Read Full Post »

– Güzel bir bahar havasında Cansu’nun anne ve babası bizi çiftliğe davet ettiler. Cansu’nun aile büyükleri ve ikiz kuzenleri de vardı. Biz çocuklar etrafta koşturup oyun oynadık. Sonrasında yediğimiz kebaplar ise bir harikaydı!

– Güneşin tadına vardık bir kere… Okuldan döndükten sonra da her fırsatta kendimizi dışarı attık.

– Geçen seneki gibi bu sene de okul pikniğimiz Cumhuriyet Köyü‘nde oldu. Hepimiz evden yiyecekler getirip paylaştık. Sonra da çeşitli oyunlar oynadık.

– Hafta  sonları Hamleys‘de oyuncak tanıtımları oluyor. Akasya’daysak uğrayıp bakıyoruz. Bu sefer Brickadoo markasının tanıtımı vardı. Brickadoo sayesinde tuğla, mala ve harç ile gerçek inşaat yapma şansı bulduk. Malzemeler doğalmış ve su ile yıkandığında harç çözüldüğü için tekrar tekrar oynanabiliyormuş. Benim yaş grubum için biraz basit kalır sanırım, 4-5 yaş civarı olanların daha çok ilgisini çekebilir.

– Benim asıl ilgimi çeken ‘hoverboard’ tanıtımı oldu. Binen kişinin denge sağlaması ve vücut hareketleriyle yön vermesi gereken bu şarjlı kaykaylar, son günlerde birçok yerde karşıma çıkmaya başladı. Macro’ya giriyoruz hoverboard, D&R’a giriyoruz hoverboard… Deneye deneye rahatlıkla kullanır hale geldim. Artık karşıma çıkarsa daha fazla deneyim için biniyorum çünkü bu ürün ailemden veto yedi. Nedeni bol bol koşup oynamanın ve hareket etmenin vücudum için daha iyi olmasıymış. Eğer almayı düşünüyorsanız bilindik bir marka olmasına dikkat edin, CE/ROHS belgelerini ve satış sonrası destek olayını mutlaka sorun.

– Evde vakit geçiriyorsak babamla savaşmak beni acayip eğlendiriyor. Ben ona ok atıyorum, o bana Nerf‘le karşılık veriyor. Kurşunlar bana gelmesin diye ıskaladığının farkındayım ama ben hiç acımıyorum. Attım mı alnının ortasından vuruyorum! Baba olmak zor iş… 🙂


– Çarşambaları okuldan sonra sinema keyfimiz devam ediyor. Son olarak annemle Heidi‘yi izledik. Yine gözyaşlarımı tutamadım.

– Hafta sonu adresimiz ise Caddebostan Sahili oldu. Çimlere yayılıp keyif yaptık, biraz da voleybol oynadık.

– Bir kitapçı ziyaretinde karşıma ‘Sakız Sardunya Eğlence Günlüğü’ çıkınca hemen almak istedim. İçinde oyunlar, bulmacalar, yazı ve resim çalışmaları olması hoşuma gitti. Fakat daha ilk sayfalarda karşılaştığım bir soruyu çözemeyince bu kitaptan önce ‘Sakız Sardunya’ adında başka bir kitabı almış olmam gerektiğini fark ettim. Şimdi ilk fırsatta onu alıp okuyacağım. (7-12 Yaş, Doğan Egmont, 15 TL)

 

Read Full Post »

– Yedinci yaşımı doldurmamla üst ön dişlerim sallanmaya başladı. Diş çıkarma konusunda standart zamanlamalar olmamakla birlikte, ben arkadaşlarıma göre bir miktar gerideyim.

– Ve bahar geldi! Caddebostan’a giderken yanımıza değişik hava koşullarına göre giyebileceğimiz ceket, rüzgarlık, yelek vs. alıyoruz ama onları giymek yerine üstümüzdekileri çıkarır hale geldik. Bir de yeni bisikletimle o kadar hızlıyım ki annemle babam bana yetişmeye çalışırken iyice sıcaklıyorlar. Eskiden yanımda hızlı bir tempoyla yürümeleri yeterliydi ama artık koşmaları gerekiyor! Biz de şöyle yapıyoruz; ben bisiklet sürerken babam yanımda koşuyor. Annem yürüyerek arkamızdan geliyor. Dönüşte onu yakalayıp birlikte arabaya gidiyoruz. (Bu vesileyle hediyem için anneannemle dedeme teşekkür ederim. 😘) 

– Minecraft’a olan düşkünlüğüm iyice arttı. Aşağıda gördüğünüz şekilde saatler geçiyor, farkında olmuyorum. Hal böyle olunca, annemle babam duruma el koydular. Söylediklerine göre ‘tadında bırakamıyormuşum’. Zaten hafta içi oynayamıyordum. Artık hafta sonu da tercihimi yapıp (televizyonda çizgi film ya da iPad’de Minecraft) bir-iki saatimi ekran karşısında geçiriyorum. Bizimkiler aslında yasaklamalardan hoşlanmazlar ama dediklerine göre ben kendimi kontrol edemediğim için buna mecbur kalmışlar. Biraz üzüldüm ama düşününce gerçek hayattan soyutlanmaya başladığımı fark ettim ve durumu kabullendim.

– Gucigu’mla ne zamandır okul dışında buluşma planları yapıyorduk. Baktık hafta sonu olmuyor, cuma okul çıkışı buluştuk. Biraz parkta oynadık, sonra da Akasya’ya gittik. Arzu doğum günüm için istediğim bir hediyeyi seçebileceğimi söyledi. Ben de Minecraft oyuncağı seçtim. 🙂

– Cuma-pazar yine her fırsatta ya Rüzgar bizde, ya ben onlardayım. ‘Bilim Çocuk’ dergisinin mart sayısından çıkan ‘Dörtdönerler İş Başında’ adlı oyun son zamanlardaki favorim olmuştu. Rüzgar’la da oynadık ama onu pek sarmadı. Zaten her fırsatta bizimkilerle oynadığımız için bir şey demedim. Oyunda kutucuklara ayrılmış ve numaralandırılmış bir alan, her alan için bir kart ve her kartta bir görev var. Oyunun başında çektiğimiz kartlara bakıp kafamızda bir plan çizerek, dörtdönerler ile (Drone’un Türkçe karşılığı dörtdönermiş, öğrenmiş olduk..) mümkün olan en kısa zamanda görevleri tamamlamaya çalışıyoruz.

– Selim ve İnci’yi yeni taşındıkları evlerinde ziyaret etmemiz en çok bana yaradı çünkü köpeklerle haşır neşir olmayı çok seviyorum. Bu seferki arkadaşlarım bir Alman Kurdu, bir de Labrador’du.

– Öniz ve Serdar bizi Heybeliada’daki favori mekanları olan Mavi Restaurant‘ta ağırladılar. Ben yine ablalık görevimi başarıyla yerine getirdim. Bade’ye mamasını annesi yediremedi, babası yediremedi, dayısı yediremedi ama ben yedirdim! Acayip gururluyum, herkese anlatıp duruyorum.


– Sınıfça okuduğumuz kitap Behiç Ak’ın sevilen eseri ‘Güneşi Bile Tamir Eden Adam’dı. Tamirci Kadir Bey her şeyi ama her şeyi, kırık kalpleri bile tamir edebilen biridir. Birinin ne zaman bir şeyi bozulsa hemen tamir ettiği için adada hiç kimse yeni bir şey alamamakta, yıllar önce aldıkları ama hala iş gören eşyalarıyla yaşamaktadır. Bu bazı satıcıların işine gelmeyince halkı ikna edip Kadir Bey’i tatile göndermeye karar verirler. Kadir Bey gidince yepyeni eşyalar almak için halkın eline fırsat geçer fakat yeni alacakları eşyaların daha kalitesiz ama daha pahalı, üstelik de yaşanmışlığa sahip olmadıklarını fark ederler. Kitap günümüzün aşırı tüketim çılgınlığına komik bir yaklaşımda bulunuyor ama söylediklerinde de doğruluk payı var… Ben çok sevdim. (7-9 Yaş, Günışığı Kitaplığı, 15 TL)

– Kitaplığıma eklediğimiz kitap ise ‘Kulaktan Kulağa’ oldu. Filiz Özdem’in yazdığı hikayede; ormandaki kuşların benim çok sevdiğim kulaktan kulağa oyununu oynadığına tanık oluyoruz. Bu sayede Türkiye’de yaşayan kuş türlerini de öğreniyoruz. Kitabın arka kapağındaki cepte kuş türleri hakkında bilgilendirici kartlar var. Amatör kuş gözlemcileri için güzel bir kaynak olmuş. (3-8 Yaş, Yapı Kredi Yayınları, 19 TL)

Read Full Post »

– Son günlere Minecraft damgasını vurdu diyebilirim. Rüzgar’la hafta sonlarımız ayrılmaz ikili şeklinde geçip giderken, beraber geçirdiğimiz saatlerin çoğunda Minecraft oynar olunca, ben de oyunu iPad’ime yüklemek istedim. Annemle babam oyunun bağımlılık yarattığını düşünmelerine rağmen, ısrarlarıma dayanamayıp App Store şifresini giriverdiler. Çok fazla oynamayacağıma dair söz verdim tabii ki… (18,99 TL)

Söz verdim vermesine de, tutmak o kadar kolay olmadı. Oyun resmen insanı ele geçiriyor. (İstatistikler, dünyada 40 milyondan fazla kişinin Minecraft oynadığını gösteriyor.) Farklı materyallerle eşyalar yapıyorum; evlerim ve odalarım var. Bunları düşmanlardan korumaya çalışıyorum. Oyunun modlarına göre çok fazla detay söz konusu, açıkçası ben o kadar derinlere inmiyorum. Rüzgar’la birbirimizin iPad’lerine bağlanıp yanyana oturup Minecraft oynuyoruz. Bir de yaratıklar var. En sevdiğim ise Creeper! Bu yaratıklardan kaçıp inşa ettiklerimizi korumamız gerekiyor.

Her şey çok zevkli ama biz Rüzgar’la inanılmaz eğlenen ve sürekli kıkırdayan bir ikili iken Minecraft işin içine girince saatlerca yanyana koltukta oturup ekrana bakar olduk. Bu kısım annem tarafından tepki gördü. İlk golü buradan yedim diyebilirim. Sonra İpad’i elimden düşürmez olunca sadece hafta sonu Minecraft oynamama izin verilir oldu. Çaresiz kabul ettim, hiç yoktan iyidir…

– Geçen sene bayıla bayıla izlediğim Masterchef Junior‘ın yeni sezonu başladı. Home&Entertainment kanalında yayınlanıyor. Saatleri bana uymadığı için kaydedip ertesi akşam yemeğimizi yerken izliyoruz. Sadece ben değil, bizimkilerin de hayranlıkla izlediği bir program bu… Çocuklar inanılmaz yetenekli. Benim de amacım mutfakta onlar kadar iyi olabilmek! Bu yüzden mümkün oldukça mutfağa girmeye çalışıyorum.

–  Mutfakla bu kadar ilgili olunca insanın hayran olduğu şefler de oluyor. Benim için Arda Türkmen bunlardan biri… Akasya’ya geleceğini öğrenince koşa koşa onunla tanışmaya gittim. Tam ayrılırken yakaladım da birlikte fotoğraf çektirme şansımız oldu. 🙂

FullSizeRender

– Şubat ayında olabilecek en ılık havayı görünce Oya, Rüzgar ve ben parkta buluşup oynadık. (Tabii sonra da eve çıkıp Minecraft!)

– Sınıfça okuduğumuz kitap Kokosnuss serisinden ‘Küçük Ejderha Kokosnuss Okula Başlıyor’ oldu. Yavru ‘ateş ejderhası’ Kokosnuss için o gün büyük gündür çünkü okula başlamaktadır. İlk tanıştığı arkadaşı bir ‘obur ejderha’ olur. Fakat obur ejderhaları okula almıyorlardır, Oskar sadece gözetlemek için oradadır. Halbuki Oskar, okula gitmeyi çok istemektedir. Ailesi karşı çıksa da Oskar, öğretmenleri Kornelius’tan izin alıp derslere girer, böylece biz de maceralarına tanık oluruz. (5-8 yaş, ABM Yayınevi, 15 TL)

(Okulda ilk gün hakkındaki çocuk kitapları önerilerim için buraya tıklayabilirsiniz.)

Read Full Post »

Televizyon ve iPad ile geçirdiğim zamanı sınırlayan bir annem var. Hafta içi okuldan geldikten sonra televizyon hiç açılmaz. Hafta sonu da evdeysek belki bir, belki bir buçuk saat izleme fırsatı bulabilirim. Nedeni niçini uzun uzun konuşulabilir ama annemin bana anlattıklarından aklımda kalanlar kısaca şöyle:

– Okuldan geldikten sonra uyuyana kadar yaklaşık dört saatim var. Bu süreyi parka giderek, ailecek bir şeyler yaparak, dinlenerek, kendi kendime oyun oynayarak, ödevlerimi yaparak ya da kitap okuyarak geçirmem benim için daha iyi olur.

– Televizyonun tek taraflı iletişimi beni aptallaştırır ve koltuğa mahkum ederek hareketsizleştirir. Oysa içimde harcanmayı bekleyen koca bir enerji var.

Ben bunları kabullendim, daha fazla televizyon izlemek gibi bir talebim de yok ama o dünyanın çok eğlenceli olduğunu da kabul etmek lazım. Yaş itibariyle henüz “Tamam bir saattir izliyorum, artık kapatmalıyım.” şeklinde bir olgunluk gösteremiyorum. Annem süreyi hatırlatıyor, ben de izlediğim şey bitince kapatıyorum.

Anneme “Niye uğraşıyorsun? Boşver… Seyretse ne olur?” diye soranlar oluyor. Televizyonun ve tabletin çocuk bakıcısı olarak kullanılmaya başlandığı günümüzde bu sorunun cevabını Yankı Yazgan çok güzel açıklamış.

Evlerine yorgun argın ulaşmış, kendi anne-babalarından daha fazla kazanan, ama onlardan fazla çalışıp yıpranan, kendinden ve hayatından bir türlü memnun olmayan anne-babaların çocuklarına yetecek solukları kalmadığında bu rahatlatıcıyı vermekten başka çareleri de kalmıyordu.

….

Her ne kadar bir çok araştırma bulgusu (özellikle okul öncesi çağda) ekran başında geçen her dakikanın dikkat, öğrenme ve kendini kontrol becerisinden bir puan eksilttiğini, dil ve esnek düşünme becerilerine pek bir katkısı olmadığını ortaya koymuş olsa da, azıcık ucundan verilecek tablet zamanlarının 2 yaşından büyüklerde ölçülü bir zararı olduğunu söyleyebilirim. İki yaşının altında “toksik” olduğu konusunda ciddi bir görüş birliği var; ben bu yaş sınırını 3 olarak görüyorum.

Çocuklara ilişkin her özgürlük düzenlemesinde düzenleme ile yok etme arasındaki sınırı geçip geçmediğimizi nasıl anlayabiliriz? Benim ölçütüm, düzenlemenin kimi “rahat” ettirdiği. Anne-baba uygulamadan pek rahat ediyorsa, çocuğu gözettiğinden emin olmak gerekiyor. Anne-babanın rahat etmesinden rahatsız olmuyorum, ancak deneyimlere baktığımda, kendi rahatımıza giden durumları çocuğa özgürlük ya da disiplin adına dayatmadığımızdan emin olmak lazım!

Yazının devamı ve çocukların medya kullanımını düzenlemek adına bazı ilkeler için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu arada Steve Jobs ve diğer teknoloji şirketlerinin CEO’larının da kendi çocuklarının teknoloji kullanımlarına sınırlama getirdikleri biliniyor. Konuyla ilgili The New York Times’da çıkan bir yazı vardı.

Peki teknoloji anneleri ve babaları çocukları için en uygun sınırları nasıl belirliyorlar? Genel olarak bu sınırlamalar yaşa göre yapılıyor.

10 yaşın altındaki çocuklar bağımlı olmaya en elverişli olanlar. Bu yüzden bu aileler hafta içi hiçbir şekilde teknoloji cihazlarının kullanımına izin vermeyerek sınırı çiziyor. Hafta sonları ise iPad ve akıllı telefon kullanımı için 30 dakika ile iki saat arası değişen izin süreleri var. 10 ila 14 yaş arasındaki çocukların ise okul akşamları bilgisayar kullanmalarına izin veriliyor, ancak sadece ödev yapmak için.

Makalenin orijinali için buraya, Türkçe’si için buraya tıklayabilirsiniz.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: