Feeds:
Yazılar
Yorumlar

– Aralık sonunda havalar biraz soğur gibi olmuştu, kar yağar diye ümitlendik ama olmadı. Bu ara yer yer 20 dereceyi gördük. Geçen sene bu zamanlarda kar yağıyordu.

– Yılbaşı hediyelerim yüzünden squishy çalışmalarına ara verdim. Çünkü hepsi faaliyet içeriyor ve ilk heves olduğundan elimden bırakamıyorum. İtiraf edeyim; anneannemle dedemin gönderdikleri hediyeleri yılbaşını beklemeden açtım. 🙈 Annem çok şaşkın çünkü bebekliğimden beri sabırla beklediğim hediye konusu iki senedir dırdıra vırvıra dönüştü. “Ay bekleyemeyeceğim!”, “Açsam ne olur?”, “Yılbaşına kaç gün kaldı?” diye diye annemi bıktırdım, o da hediyeleri açmamın hepimizin ruh sağlığı açısından daha iyi olacağına kanaat getirdi.

– Anneannemle dedemin hediyesi olan ‘Sew Cool’ dikiş makinesi ve keçe kalıpları görünce havaya zıpladım! Başladım dikmeye… Dikiş makinasının yanında bu kalıplardan da ayrıca bir paket almışlar. Böylece kendi peluş oyuncağımı yapabilir hale geldim. Sadece oyuncak değil, çanta, defter kabı vb. de yapılabilir. Oyuncağın tanıtım videosu burada. (8+)

– Babaannemle dedem yılbaşı için istediğim hediyeyi seçebileceğimi söylemişlerdi. Aklımda 3 boyutlu çizim kalemi ‘3D Doodler Pen’ vardı. Efe için hediyemizi alırken bunu da bulduk ve hemen paketlettik. Setin içinde şablonlar mevcut, isterseniz onları kullanarak isterseniz aklınızdan geçen başka bir şeyi 3 boyutlu olarak çizebiliyorsunuz. Fikir verici videolar için buraya tıklayabilirsiniz. (8+)

– Annemle babamın hediyesi ise ‘Scotland Yard’ adlı strateji oyunu oldu. Bu tür oyunları çok sevdiğimi düşünürsek isabetli bir seçim. Oyunculardan biri Bay X, diğerleri ajan oluyor. Bay X, Londra sokaklarında taksi, otobüs ve metro kullanarak kaçıyor fakat bu hamleleri gizli yapıyor. Arada bir görünüp tekrar kayboluyor. Ajanlar da kullandığı ulaşım aracına bakarak nerede olabileceğini tahmin etmeye çalışıyor. Oyun sürekli olarak hamle düşünme, bir sonraki hamleyi hesaplama, oradan gittiyse buradadır, şuradan gidip buraya da ulaşmış olabilir gibi planlamayla geçiyor. Bayıldım! (8+)

– Natgeo’da ‘Origins’ belgeseli başladı. Belgesel dediğime bakmayın, sinema filmi kıvamında. Kaydedip akşam yemeğimizi yerken izliyoruz. Denk gelirseniz mutlaka bakın derim.

– Çarşamba sinemasında annemle ‘Kubo ve Sihirli Telleri’ni izledik. Kubo ve annesi Japonya’nın bir köyünde yaşamaktadırlar. Kubo, origamiden yaptığı şekilleri gitarının tellerini tıngırdatarak canlandırmak gibi özel bir güce sahiptir. Gündüzleri bu gösteriyle para kazanıp geceleri annesinin yanına giderek mağarada saklanmaktadır. Bir gün Kubo hava kararmadan mağaraya yetişemez. Böylece Ay Kral ve teyzeleriyle tanışır ve macera başlar. Bir tür kendini bulma hikayesi.. Çok beğendik. Müzikleri de harika.

– Başka bir gün de ‘Ayı Kardeşler 2 – Büyülü Kış’ı izledim. ‘Kurtarma Operasyonu’nun devamı olan filmde; Kristal Tepeler’de gizemli bir hayvan dolaşmaya başlayınca ödül avcıları hayvanın peşine düşer. Kavgalı olan Ayı Kardeşler ve Oduncu Vick ya aynı tarafta olup ödül avcılarıyla mücadele edecek ya da kavgaya devam edeceklerdir. Duygusal bir filmdi. Bir balık burcu olarak yine gözyaşlarımı tutamadım.

– 3. sınıfta derste işlemek üzere bize ‘The Twits’i aldırmışlardı fakat ne olduysa kitabı elimize bile almadan sene bitti. Belki 4. sınıfta okuturlar düşüncesiyle kitabı kitaplığıma yerleştirdik, öyle de kaldı. Baktık sınıfta okutacakları yok, ben yatmadan önce okuyup bitirdim. Roald Dahl’ın diğer öyküleri gibi çok matrak ama bu sanki daha bir çatlak gibi. 😂 İlk kez 1980’de yayımlanan hikayedeki kahramanlarımız olan Twit çifti biraz acayip. Adamın sakalında yemek artıkları var, kadının bir gözü camdan vb. Aslında bunlar eskiden normal insanlardır ama kötü düşüncelerle dolu oldukları için görünüşleri de yıllar geçtikçe kötüleşir. Twitler birbirlerine iğrenç şakalar yaparak günlerini geçirirken bir gün Bayan Twit kocasına solucanlı spagetti yedirir. Bunun üzerine Bay Twit intikam dolu bir plan hazırlar. Bu noktadan sonra yaşanan tüm acayip şeyler çiftimizin sonunu getirir. Harika illüstrasyonlar yine Quentin Blake’e ait. Kitabın sonunda ‘James and The Giant Peach’in ilk birkaç sayfası var. Başka kitaplar hakkında fikir sahibi olmak için güzel fikir.. (8+, Puffin Books, £5.99)

– App Store’da ‘Twit or Miss’ diye aratırsanız karşınıza bir oyun çıkacak. Oyunda Twitler karşılıklı olarak masada oturuyor. Bayan Twit uyuyor, Bay Twit sandviç yiyor. Sandviçinden fırlayan yiyecekler Bayan Twit’i uyandırıyor. Sizin göreviniz fırlayan yiyeceklerin Bayan Twit’e çarpmasını önlemek. Oyun ücretsiz, reklam yok, uygulama içi satın alma yok. 6-11 yaşa uygun ama annem benden fazla oynuyor. 🙈

‘House of Twits’ ise Twitler’in evindeki odalar içinde kitapta yaşananlara paralel mini oyunlar sunuyor. Reklam yok, uygulama içi satın alma yok. (6-11 yaş, 8,99 TL)

– Roald Dahl’dan bu kadar bahsetmişken yazıyı güzel bir sözüyle noktalıyorum.

If you have good thoughts, they will shine out of your face like sunbeams and you will always look lovely.

Reklamlar

Güle güle 2017!

Yılbaşına yaklaşırken hediye alışverişlerimizi tamamladık, bu sırada bir Bingo da ben kaptım. Son günlerde sürekli bingo/tombala oynar olduk. Yeni yıla da böyle gireceğiz gibi görünüyor.

Hepinize oyunlarda hep galip geleceğiniz, sağlıklı ve mutlu bir yıl diliyorum! 😘

Tek gündemim squishy

– Squishy çılgınlığı devam ediyor! Her gün eve gelir gelmez Youtube videoları izleyip yeni squishy’ler yapıyorum. Akrilik boyayı saç köpüğü ile karıştırınca ‘puffy paint’ elde ediliyor. Sünger bu boya ile boyanınca sertleşmiyor ve üzerine basıldıktan sonra yavaş kalkma etkisi oluyor. Bir de hafızalı sünger siparişi verdik, o gelince daha da yavaş kalkan squishy’ler yapacağım.

– Bu aralar İngilizce derslerinde ‘Rabbit Proof Fence’ adlı kitap/film üzerinde çalışıyoruz. Hikaye gerçek hayattan alınmış ve 1930’lu yıllarda Avustralya’da geçiyor. Avustralya’nın yerli halkı olan Aborjinleri tamamen ortadan kaldırıp tek renk insanlardan oluşan toplum yaratmak amacıyla çocukları köle olarak alan bir organizasyon, bu organizasyonun başında da Mr. Neville var. Mr. Neville’in yaptırdığı araştırmaya göre bir beyaz ve bir melez evlenince bu evlilikten doğan çocuk beyaz insana daha çok benziyor. Daha sonra o çocuk da bir beyazla evlendiriliyor ve bir nesilden sonra doğan çocuklar tamamen beyaz insana benziyor ve yerli ırktan iz taşımıyor. Mr. Neville bu şekilde Avustralya’yı tamamen Aborjinler’den temizlemek istiyor. Hikayenin devamında yerli halkın yaşadıkları bölgelerden kaçırılan melez çocuklardan Molly, Daisy ve Gracie’nin kamptan kaçarak kurtulma mücadelesini öğreniyoruz. Zorluklarla dolu bu kaçış yaklaşık 2.000 km sürüyor. 2002’de kitabın film uyarlaması yapılmış. Türkçe’ye ‘Çit’ olarak çevrilmiş. Çok etkileyici.. Mutlaka okuyun/izleyin!

– Temiz kıyafet almak için çekmecemi açtığımda her şeyin incelikle düzenlenmiş olduğunu gördüm. Eskiden aşağıdan yukarı doğru katlı biçimde duran t-shirtler, çamaşırlar, pantolonlar, her şey çekmecelere daha farklı yerleştirilmiş. Böylece hiçbir şey üst üste konduğu için altta/arkada kalmıyor, yukarıdan bakınca her şeyi görüyorsunuz. Annem bu düzen şeklini Tuba’dan duymuş. Önce “Uğraşamam!” demiş. Sonra t-shirt çekmecemle başlamış. Sonucu görünce bütün çekmecelerimi, dolaplarımı bu şekilde katlayarak yerleştirmiş. Metodu Marie Condo’dan öğrendik. Şurada komik bir videosu da var.

– Ne zamandır Sude’yle bizi buluştursunlar diye annelerimize yalvarıyorduk. Sonunda hepimize uyan bir gün bulundu ve birlikte Kidzania‘ya gittik. İçeride de Cansu’yla karşılaştık. Yılbaşı öncesi olduğu için çekiliş vb. değişik şeyler de vardı. Çok güzel vakit geçirdik.

– Annemle dayımın küçükken oynadıkları ‘Şans Yolu’ diye bir oyun varmış. Anneannemler geçen gelişlerinde getirmişler. Annem oyunu çıkardı ve sürekli bunu oynar olduk. Hayata atılıyoruz, büyüyoruz, evleniyoruz, çocuk sahibi oluyoruz ve attığımız zarlarla/yaptığımız seçimlerle emekli olduktan sonra elimizde kalana göre hayatımızı değerlendiriyoruz. (8+)

– 2017’nin son sinema keyfinde annemle Ferdinand‘ı izledik. Sahibi Nina ve ailesi ile bir çiftlikte yaşayan Ferdinand, kocaman ve güçlü olmasına rağmen pamuk gibi bir kalbe sahiptir. Bir gün yanlışlıkta pazarda olay çıkarınca başka bir çiftliğe gönderilir ve boğa güreşleri için yetiştirilmeye çalışılır. Ferdinand ya ölecektir ya matadoru öldürecektir. Başka çaresi olmadığını öğrendiğinde kaçmaya karar verir… Çok güzel ve duygusal bir filmdi, yine gözyaşlarımı tutamadım.

– Celal Dedem’in hediyesi olan ‘Dünyaya Yön Verenler’ serisinden Aziz Sancar‘ın öyküsünü bir çırpıda okumuştum ama buraya yazmayı unutmuşum. İlk Nobel ödülünü alan Türk olarak göğsümüzü kabartan Aziz Sancar’ın hayat hikayesi ve başarıları bu çizgi romanda özetlenmiş. Her Türk çocuğunun mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Serinin diğer kitaplarında Da Vinci, Einstein, Newton gibi dünyaya yön veren başka bilim insanlarına da yer verilmiş. (8+, Karakarga Junior, 18 TL)

‘Benim Adım Jack’, çocuk gelişimi uzmanı bir öğretmen olan Susanne Gervay tarafından yazılmış. Jack, okulda mutlu olan normal bir öğrenciyken bir gün sınıf arkadaşı ona “Popo Kafa!” der. Zamanla okuldaki tüm çocuklar Jack’e aynı şekilde seslenmeye başlayınca Jack kötü günler geçirmeye başlar. ‘Benim Adım Jack’, okuldaki zorbalıklar ve bunlarla nasıl baş edileceği üzerine eğlenceli bir serinin ilk kitabı. (8+, Martı Yayınları, 14 TL)

Viyana ve Noel pazarları turuna devam

– Viyana’daki ikinci sabahımızda çok methedilen Ulrich’e gittik ama yer bulamadık. Biz de kahvaltımızı Der Mann‘da yaptık ve güneşli bir pazar sabahına yakışacak şekilde yürüyüşe çıkıp parka gittik. 🤗

– Daha sonra Hundertwasserhaus‘u ziyaret ettik. Ben bu rengarenk binayı çok sevdim. Bu sıradan apartmanın cephesi Avusturyalı sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından tasarlanmış.

– Sonra merkeze indik ve yürüyerek şehri gezmeye devam ettik. Kärtner Str. ve Graben‘de dolaştık. Kahve molası için Demel‘e gittik. Burası kraliçenin pastacısıymış, birbirinden güzel pastalar arasında seçim yapmakta zor oldu.

– Öğleden sonra Rathausplatz‘da kurulan ve Viyana’daki Noel pazarlarının en büyüğü olan Wiener Weihnachtstraum‘a gittik. Burayı heyecanla bekliyordum çünkü buz pateni pisti ve çocuklar için kurulmuş olan büyük bir eğlence parkı vardı. Bu pazarın en büyük pazar oluşu sebebiyle stand kiraları yüksekmiş. Dolayısıyla her şey diğer pazarlara göre pahalıymış. Ben yine dayanamadım ve hatıra olacak bir şeyler aldım. Oyuncakların jetonları da TL olarak düşününce pahalıydı ama olsun buraya geldiysek eğlenmeliydik. Aynı şeylere ikişer üçer kez bindim. Çok ama çok eğlendim. İyi ki buraya gelmişiz. Best day ever!

– Akşam yemeği için Plachutta‘ya gittik. Bildiğimiz yahni olan ‘tafelspitz’ sipariş ettik. Son gecemiz olduğu için tekrar şinitzel tercih edenler de oldu. Cansu ilk kez burada sebzeli bir yemek bulduğu için o da biz de ekstra mutluyduk.

– Otelimize doğru yürürken yine Stephansdom‘un önünden geçtik. Bu sefer içeriye girdik. Noel zamanı kiliselerde korolar oluyor fakat biz hiç o saatlere denk gelmediğimiz için görememiştik, bu sefer de göremedik. Bir rivayete göre Beethoven bu kilisenin çan kulesine baktığında kuşların uçuşunu görüp çan sesini duymadığı için sağır olduğunu ilk kez burada fark etmiş. Kilisenin içi de dışı da görkemliydi. Çıkmadan birer mum dikip dilekte bulunduk.

– Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra otelden ayrıldık.

–  Böylece bir seyahatin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Evet, bu mevsimde Viyana soğuktu ama havaya uygun giyinince soğuğu dert olmadı, buraya ve Noel’e özgü birçok şey deneyimleyebildik. Kısacık zamana çok şey sığdırmaya çalışsak da eksikler kaldı tabii. Artık onlar da bir dahaki sefere… Fröhliche Weihnachten Wien! 🎄🎅🏼⛄️

Ela Süper Viyana’dan bildiriyor

– Bizimkiler 6 sene önce bensiz ilk Viyana’ya gittiklerinde, şehre beni getirdikleri zaman neler yapacağımızı az çok belirlemişler. Seyahat amacımız Noel pazarlarını gezmek olunca biraz Viyana klasikleri, biraz da Noel ruhu çerçevesinde yapacaklarımızı planladık. Cansular da bizimle birlikteydi. Dolayısıyla hem biz çocukları mutlu edecek, hem de yorulmadan şehri tanımamızı sağlayacak bir gezi programımız vardı. (Bu arada benden size tavsiye; Noel zamanı Avrupa’daki hangi büyük kente giderseniz gidin uçağınızı, otelinizi ve restoran rezervasyonlarınızı çok önceden halledin.)

– Gider gitmez otele eşyaları bırakıp kendimizi Figlmüller‘e attık. Kurt gibi acıkmışız, bir güzel karnımızı doyurduk.

– Yemekten sonra ışıklı Viyana sokaklarında yürüdük ve Stephansdom yanında kurulmuş olan Weihnachtsmarkt am Stephansplatz‘ı gezdik.

– Kohlmarkt Str.‘ den yürüyüp Hofburg Sarayı önünde, Michaeler Meydanı‘nda kurulmuş olan K.u.K Weihnachtsmarkt‘a gittik. Oradan Kahramanlar Meydanı‘na çıktık. Maria-Theresien-Meydanı’nda kurulmuş olan Weihnachtsdorf Maria-Theresien-Platz‘ı dolaştık. Sonra da otelimize yakın bir cafede kahve içip çok gecikmeden yattık… Ki ertesi güne dinlenmiş olarak başlayalım.

– Ertesi sabah kahvaltı için otelimize yakın bir mahalle fırını olan Felzl‘a gittik. Otelde yemeyip güzel kahvaltıcıları deneyimleme planımız vardı fakat şehir o kadar kalabalıktı ki gittiğimizde boş olan bir yer bulamadık. O saatten sonra rezervasyon da almıyorlardı çünkü zaten dolulardı. İyi ki Felzl‘a denk gelmişiz. Fırından taze çıkan kruvasan, yoğurtlu ve meyveli granola, taze portakal suyu ve süt ile karnımı doyurdum.

– Kahvaltıdan sonra ilk durağımız Schönbrunn Sarayı oldu. Sarayın bahçesinde Viyana’nın en büyük Noel pazarlarından biri kuruluyor: Kultur und Weihnachtsmarkt & Neujahrsmarkt Schloss Schönbrunn. Biz de pazarı gezdik ve Cansu’yla çocuklar için ayrılmış alanlarda oyun oynadık. Burada normalde çocuklara sarayı gezdiren turlar oluyor ama biz günü farklı şekilde geçirmeyi tercih ettik. Labirente girecektik fakat kışın kapalıymış.

– Sırada Burggarten‘daki Schmetterlingshaus vardı. Dışarısı buz gibiyken burası sıcak ve nemliydi. İlk önce kelebekleri göremedik ve moralimiz bozuldu. Sonra etrafı taramaya başladık. Birbirinden güzel kelebekleri gizlendikleri yerlerde bulduk. Kelebeklerin kozalarından çıkışını, kanatlarını esnetip ilk kez uçmalarını izledik. Büyüleyiciydi!

– Epey yürümüştük, hem dinlenmek hem de bir şeyler yiyip içmek için bizimkilerin favori mekanlarından biri olan WEIN&CO.‘ya gittik. Bu arada Cansu yemek konusunda seçici olduğu için gittiğimiz yerlerde pek bir şey yemiyor. Kalktıktan sonra onun seveceği şeyler bulacağı başka bir yere gidiyoruz. Ben orada bir posta da Cansu’nun yediğinden yiyorum. Ne yapayım bütün gün yürüyünce insan acıkıyor. 🙈

– Sırada Riesenrad vardı. Bunun için Prater‘a gittik. Işıklandırılmış şehri bir de tepeden gördük. Tabii gitmişken Wintermarkt am Riesenradplatz‘ı da gezdik. Burada Cansu’nun aklı dönen salıncakta kaldı ama hava çok soğuk olduğu için annesinden izin çıkmadı.

– Akşam yemeğini İtalyan restoranı Da Capo‘da yedik. Tatlı için Cafe Sacher‘e yürüdük ve Sachertorte’lerimizi mideye indirdik.

– Sonra otelimize geçtik. Günün bu kısmını sabırsızlıkla bekliyordum çünkü yatmadan bilardo oynuyoruz.

Bugünlük benden bu kadar! Yarın yeni yerler ve yeni havadislerle görüşmek üzere.. 👋🏻

Squishy dolu günler

– Squishy’lerim geldi fakat sürekli “Şunu da alalım, bu son!” diye diye siparişlerin ardı arkası kesilmez oldu. Ne yapayım o kadar çok çeşit var ve hepsi o kadar sevimli ki dayanamıyorum. Bir de her gün okuldan gelip heyecanla posta kutusuna bakmak adetim oldu. Aldıklarımız yetmedi, Youtube’daki videoları izleyip kendi squishy’lerimi yapmaya başladım.

– Şu sıralar akşam yemeklerinde Grundig ve Mehmet Gürs’ün ‘Ruhun Doysun’ adlı programını izliyoruz. Programın amacı; doğaya saygının ve bilinçli tüketimin öneminin altını çizmek. Program şimdilik sadece Youtube’da. Buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.

– Bazen teneffüste dışarı çıkmıyoruz ve sınıfta oyun oynuyoruz. Derslerde işlediğimiz konularda pratik yapabildiğimiz oyunlardan çok keyif alıyoruz. mathplayground.com‘da kesirler, çarpma/bölme, geometri vb. konularda oyunlar var.

– iPad’e MindSnacks‘in ‘Learn German’ aplikasyonunu yükledik. Okuldan gelince oynuyorum. Almanca öğrenmeye başlayanlar için eğlenceli hem de öğretici bir vakit geçirme aracı… Uygulama ücretsiz fakat dersleri arttırmak için ekstra satın alma yapmak gerekiyor. (4+, 22,99 TL)

– Cumartesi Lara bizi evine davet etti. Voleyboldan çıkar çıkmaz gittik. Bunu duyan Emre de bize katıldı. Biraz evde takıldık, sonra Tepe Nautilus‘e geçtik. Ayı Paddington 2’yi izleriz diye düşünmüştük ama bilet kalmamış. Keşke evden çıkmadan kontrol etseydik diye hayıflandık. Sinema olmayınca parka gittik. Biraz da parkta oynayıp eve döndük.

– Pazar da Derin’le buluştuk. Hava yine aralık ayı için fazlasıyla ılıktı. Biraz ZorluPark‘ta biraz da Funloft‘ta oynadık, deliler gibi eğlendik.

– Sınıfta birbirimizden kitap ödünç almaya devam ediyoruz. Bu sefer Liz Pichon’un bol ödüllü Tom Gates serisinin 8. kitabı ‘Evet! Hayır. (Belki…)’yi aldım. Seri bizim sınıfta erkekler arasında popüler. Saftirik gibi haylaz bir oğlan çocuğunun maceraları olarak özetlenebilir. Düz okunan bir seri değil; bolca grafikten, çizimden ve karalamalardan oluşuyor. Bu kitapta annesi Tom’un çizgi romanlarını satmaya karar veriyor. Tom bununla uğraşmak zorundayken bir de okuldaki Girişimcilik Günü için fikir üretmesi gerekiyor. Tom’u daha yakından tanımak isterseniz burada videoları var. (8-12 Yaş, Tudem Yayınları, 30 TL)

– Annem bir ara Judy Moody serisinin ilk kitabını almış ve sonra unutmuş, kitap koyduğu yerde kalmış. (Maalesef böyle şeyler bizde çok oluyor… Sağdan soldan hiç giyilmemiş ayakkabılar, hiç okunmamış kitaplar çıkıyor. Sonra “Aaa! Tamamen unutmuşum!”) Bulup da bana verince, kitabı çok sevdim ve başladık serinin diğer kitaplarını almaya. Soyadından da anlaşılacağı üzere Judy’nin havası sık sık değişiyor. Başından geçen olayların neredeyse tamamı yazar Megan McDonald ve dört ablasının yaşadıklarından esinlenerek yaratılmış. Megan küçüklen tıpkı Judy gibiymiş. Çizer Peter H. Reynolds da Nokta‘dan tanıdık ve bu seriyi de harika resmetmiş. Serinin ilk kitabında Judy’yi 3. sınıfa başlama stresi sarıyor; sıra değişimi, yanına kimin oturacağı vs. Her kitapta işlenen farklı konuda Judy’nin huysuzlukları, değişen modları ve maceralarını okuyoruz. Judy’nin bir de websitesi var, ayrıca kardeşi Stink de ünlü olup kendi maceralarını yaşamaya başladı. (7-9 Yaş Artemis Yayınları, 15 TL)

– Aralık ayına girmek demek, yılbaşı ağacını kurmak demek! Bu sene ağacımızı kırmızı, beyaz ve gümüş renkleriyle süsledik. Bence şimdiye kadarki en güzel ağaç bu oldu. (Gerçi her sene aynı şeyi söylüyorum…)

– Yılbaşı heyecanı dört bir yanımızı sardı. Annemin ısrarları doğrultusunda Noel pazarlarını gezmek üzere yarın Viyana’ya gidiyoruz. Evet babacım, soğuk olacak ama bence çok eğleneceğiz! 🤗

Kasım ayında ilkbaharı yaşarken

– Hafta başında bizimkiler Budapeşte’ye gitti. Anneannemle dedem bizdeydi, beni okula gönderip/karşılama, Bilsem’e ve Eczacıbaşı’na götürme görevlerini seve seve üstlendiler. Yemeklerimi güzel yedim, ödevler zaten tamam, geç de yatmadığım için aferinleri topladım. Anneme alışveriş çılgınlığı yaşamayacağıma dair söz vermiştim. Biraz kırtasiye malzemesi, birkaç da Hatchimals Colleggtables aldırdım. O kadar olur artık…

– Bu aralar bir de Squishy çılgınlığı başladı. Yeni para tuzağımız bunlar olacak. İlk siparişlerimizi Aliexpress’den verdik. Heyecanla bekliyorum.

– Artık iyi bir de voleybol izleyicisiyim. Babamla birlikte Eczacıbaşı-Vakıfbank maçına gittik. Yine çekişmeli bir maç sonunda gülen taraf biz olduk.

– Yael’in kardeşini ziyarete gitmeden önce Tunçlar’a uğradık. Kasım ayında olmamıza rağmen havalar güzel gidiyor. Biz çocuklar oyun oynarken büyükler sohbet ettiler. Sonra da Hayretler’e geçtik.

– İris çok tatlı, sanki oyuncak bebek gibiydi. Annem kucağında gezdirirken uyudu. Hemen yatağına koyduk, uyanmasın diye biraz salladık. Biz Yael’le oyun oynadık, uyanınca biraz daha sevdik kendisini. 💕

– Bodrum’dan Eylül geldi, bende bir bayram havası! Günü Kidzania‘da geçirdik. Birbirimizi çok özlemişiz. Bir daha yaza kadar görüşemeyeceğiz gibi..

– Kidzania sonrası bize fanatik taraftar Mert geldi. Birlikte maç izledik. 2-0 kazanınca Mert de biz de mutlu olduk.

– Pazar günü ne yapsak diye düşünürken, Zeynep bize gelmek istemiş. Dünyalar benim oldu. Ömer-Zeynep-ben güzel bir üçlüyüz. Hiç sorun çıkmadan saatlerce takılabiliyoruz. Hava hala balkonda oturabilecek kadar ılık olunca anneler balkonda, çocuklar evde ve herkesin keyfi yerindeydi.

– Annemle çarşamba sinemasında ‘Balerin ve Afacan Mucit’i izledik. Filmde yetimhanede büyüyen iki çocuğun hayallerinin peşinden koşmaları anlatılıyor. İlham verici, tatlı bir film..

– Sınıf arkadaşlarım bu aralar ‘Küçük Cadı Şeroks’u okuyorlar. Ama ben daha önce okuduğum için öğretmenim tekrar okumama gerek olmadığını söyledi.

– Ben de Derin’den ‘Çubuk Köpek – Pizza Peşinde’yi ödünç aldım. Tom Watson’ın köpeklerin maceralarını kendi komik çizimleriyle anlattığı seride, sokakta yaşayan tuhaf isimli 5 köpeği tanıyoruz. Çubuk Köpek hayatta en çok yemeğe önem veriyor ve insanlar bütün yemekleri kendilerine sakladıkları için onlardan hoşlanmıyor. Serinin bu kitabında köpekler yeni bir lezzet keşfediyorlar: Pizza! Tabii pizzaya ulaşma yolunda başlarına birçok şey geliyor. (9-12 Yaş, Pena Yayınları, 22 TL)

– Aslı Eti’nin ‘Unutma Beni’ adlı kitabını çok sevmiştim. Bir sonrakini kitabını bekliyordum. Annem kitapçıda yeni çıkanlar arasında ‘Dünyanın On Dört Günü’nü görünce hemen almış. Kahramanımız Dünya, uzak bir köyde yaşamaktadır. Köyde güneş söner, yıldızlar görülmez olur. Sonra bir gün zaman durur. Dünya köyün en küçüğü olmasına rağmen durumu çözmeye çalışır ve on dört gün boyunca bunun için uğraşır. Siz de Dünya gibi yapın, dileklerinizin peşinde koşmaktan asla vazgeçmeyin. (9+, Kırmızı Kedi Yayınevi, 10 TL)

%d blogcu bunu beğendi: